YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
3 Eylül 2014, Çarşamba
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Suriye’de İnsanlar Soğuktan/Açlıktan Ölüyor. ACİL Giysi, battaniye, gıda, ilaç yardımı çağrısı
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "hizb tahrir" için arama sonuçları    (Toplam 40 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Teğmenden itiraf: Hizbuttahrir´e girdim ama istihbarat için

İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi, Hizbuttahrir örgütüne girdiğini kabul etti ancak bunun istihbarat toplamak amaçlı olduğunu iddia etti. Çelebi´nin, bu örgütle ilgili aldığı notların emekli bankacı Neriman Aydın´da bulunmasına yönelik yaptığı savunma ise komikti: ´Din konusunda yüksek bilgileri olduğu için Cumhuriyet konusunda tehdit olabilecek bir unsurun olup olmadığını kontrol etmeleri için CD ve notları Neriman Aydın´a ben bıraktım.´ Hizbuttahrir´in, Ergenekon Terör Örgütü´nce yönlendirilmeye çalışıldığı iddia edilen taşeron örgütlerden biri olduğu ortaya çıkmıştı. Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin ek klasörleri, örgütün ülkeyi kaosa sürüklemek için başvurduğu yöntemleri çarpıcı biçimde ortaya koyuyordu. Belgelere göre Ergenekon´un, irtica yanlılarının arttığı izlenimi vermek, belli kesimlerde korku ve paniğe sebep olmak için ´Hizbuttahrir´ örgütünü kullandığı belirtiliyordu. İddialara göre bunun için Karargah Evleri yapılanmasında rol alan Teğmen Mehmet Ali Çelebi ve diğer arkadaşları, Ergenekon örgütünün direktifleri doğrultusunda dinci Hizbuttahrir örgütüne sızmaya ve böylelikle dincileri terör eylemlerine kışkırtmaya çalışmaktaydı. Bu iddiaları doğrulayacak şekilde örgüt de, ilginç protestolara da imza atmaktaydı. Örgüt, 28 Şubat döneminin aczmendilerini hatırlatacak şekilde 2005 Eylül´ünde İstanbul Fatih ve Ankara Hacıbayram camilerinde cuma namazı sonrası gerçekleştirdiği protesto haberlerine konu olmuştu. Cami önlerinde cübbeyle gerçekleştirdikleri ´hilafet isteriz´ gösterileriyle kamuoyu gündemine gelmeye çalışan örgüt, cami cemaatini de kışkırtarak güvenlik güçlerini tahrik etmişti. Ergenekon bağlantısı iddiaları üzerine açıklama yapan Hizbuttahrir örgütü, Teğmen Çelebi´nin kendi aralarına sızma girişiminde bulunduğu iddiasını doğrulamış, ancak Ergenekon örgütünün girişiminin başarıya ulaşmadığını iddia etmişti.

Teğmenden itiraf: Hizbuttahrir´e girdim ama istihbarat için

İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi, Hizbuttahrir örgütüne girdiğini kabul etti ancak bunun istihbarat toplamak amaçlı olduğunu iddia etti. Çelebi´nin, bu örgütle ilgili aldığı notların emekli bankacı Neriman Aydın´da bulunmasına yönelik yaptığı savunma ise komikti: ´Din konusunda yüksek bilgileri olduğu için Cumhuriyet konusunda tehdit olabilecek bir unsurun olup olmadığını kontrol etmeleri için CD ve notları Neriman Aydın´a ben bıraktım.´ Hizbuttahrir´in, Ergenekon Terör Örgütü´nce yönlendirilmeye çalışıldığı iddia edilen taşeron örgütlerden biri olduğu ortaya çıkmıştı. Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin ek klasörleri, örgütün ülkeyi kaosa sürüklemek için başvurduğu yöntemleri çarpıcı biçimde ortaya koyuyordu. Belgelere göre Ergenekon´un, irtica yanlılarının arttığı izlenimi vermek, belli kesimlerde korku ve paniğe sebep olmak için ´Hizbuttahrir´ örgütünü kullandığı belirtiliyordu. İddialara göre bunun için Karargah Evleri yapılanmasında rol alan Teğmen Mehmet Ali Çelebi ve diğer arkadaşları, Ergenekon örgütünün direktifleri doğrultusunda dinci Hizbuttahrir örgütüne sızmaya ve böylelikle dincileri terör eylemlerine kışkırtmaya çalışmaktaydı. Bu iddiaları doğrulayacak şekilde örgüt de, ilginç protestolara da imza atmaktaydı. Örgüt, 28 Şubat döneminin aczmendilerini hatırlatacak şekilde 2005 Eylül´ünde İstanbul Fatih ve Ankara Hacıbayram camilerinde cuma namazı sonrası gerçekleştirdiği protesto haberlerine konu olmuştu. Cami önlerinde cübbeyle gerçekleştirdikleri ´hilafet isteriz´ gösterileriyle kamuoyu gündemine gelmeye çalışan örgüt, cami cemaatini de kışkırtarak güvenlik güçlerini tahrik etmişti. Ergenekon bağlantısı iddiaları üzerine açıklama yapan Hizbuttahrir örgütü, Teğmen Çelebi´nin kendi aralarına sızma girişiminde bulunduğu iddiasını doğrulamış, ancak Ergenekon örgütünün girişiminin başarıya ulaşmadığını iddia etmişti.

İkinci Ergenekon davasının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde dün görülen 82. duruşmasında savunmasına devam eden Mehmet Ali Çelebi, iddianamede teğmenlerin örgüt yöneticisi ve generallerin de örgüt üyesi olarak gösterildiğini belirtti. Ergenekon örgütü adına tutuklu sanıklar Kemal ve Neriman Aydın kardeşlerin talimatı üzerine Hizbuttahrir örgütünün üyeleri ile irtibata geçtiği iddiasının kendine yapılan bir iftira olduğunu söyledi. Hizbuttahrir örgütü hakkında bilgi toplamak için tutuksuz sanık Süleyman Solmaz ile irtibata geçtiği iddialarına yönelik ise şu açıklamalarda bulundu: Konu ile ilgili komutanlarımı bilgilendirecektim. Olgunlaşmasını bekledim. Arkasında kimler vardır tespit etmek istedim. Bundan subay arkadaşlarımın bilgisi var, gizli olsa arkadaşlarıma bilgi verir miydim? Benim aldığım bazı notlar ve Hizbuttahrir ile ilgili CD´lerin neden Neriman Aydın´ın evinde bulunduğu soruluyor. Benim yoğun helikopter eğitimlerim vardı. Din konusunda yüksek bilgileri olduğu için Cumhuriyet konusunda tehdit olabilecek bir unsurun olup olmadığını kontrol etmeleri için CD ve notları Neriman Aydın´a ben bıraktım.´

Ergenekon, taşeron örgütleri amaçları doğrultusunda kullanmaya çalıştı

İkinci Ergenekon iddianamesinde Karargah Evleri´yle ilgili bazı resmi soruşturma bilgileri de ortaya çıkmıştı. İkinci iddianameye göre, yapılanmada görevli teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, Kemal ve Neriman Aydın´ın talimatıyla terör örgütü Hizbuttahrir´e sızarak örgütü yönlendirmeye çalışmış. Kemal ve Neriman Aydın´ın, Durmuş Ali Özoğul´a bağlı olarak, Hamza Demir ve Ercüment Ovalı´nın da yardımıyla TSK ve harp okullarına sızma ve örgütlenme faaliyetlerine doğrudan katıldıkları iddia ediliyor. Harp okullarına önceden yerleştirdikleri elemanlar vasıtasıyla, irtibata geçtikleri askeri öğrencileri kendi evlerine veya bu amaçla kiraladıkları evlere getirdikleri, öğrencilere Ergenekon´un fikri ve ideolojik altyapısını aşıladıkları belirtiliyor. Teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, kendi arkadaşlarının da örgüte katılımını sağlamakla görevlendirilmiş. Örgüt kendi içinde yapılan görüşmelerin dinlenmemesi için de Mehmet Ali Çelebi tarafından temin edilen ´özel hat´ı kullanmış. Ayrıca Çelebi ve Çalıkuşu, bazı Hizbuttahrir üyeleriyle irtibata geçerek örgütün gizli toplantılarına katılmış. Örgütle alakalı tüm bilgi ve raporları Kemal ve Neriman Aydın´a ulaştırmış.

Amirallere Suikast davasında da teğmenlerin Hizbuttahrir bağlantıları geçiyor

Amirallere Suikast İddianamesi´nde, şüphelilerin evinde ele geçen dokümanlar ve delillerden yola çıkan Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Süleyman Pehlivan, Ergenekon´un bir birimi olan Karargah Evleri ile suikast iddiası soruşturmasına dahil olan teğmenlerin korkunç bağlantılarını ortaya koymuştu. Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Metin Ataç ile dönemin Donanma Komutanı şimdiki Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit´e yönelik suikast iddianamesinde teğmenlerin ´Karargah Evleri´ örgütlenmesine ait evlerde kalabilmeleri için Hizbuttahrir örgütünden referanslı olmaları gerektiği belirtiliyor. Örgüt evlerinde kalabilmek için, Hizbul Tahrir İsmail Yıldız referansı, Hizbul Tahrir İ.Y. referansı, U.A. Hizbul Tahrir ... referansı şeklindeki notlardan yola çıkan savcılar, Karargah Evleri örgütlenmesinin yasa dışı Hizbutahrir örgütüyle irtibatlı olduğu görüşünü dile getirdiler.

Aydın kardeşler Ergenekon´un TSK´ya sızmasında görevli

Ergenekon davası sanıklarından Neriman Aydın ile kardeşi Kemal Aydın´ın adı 1´nci, 2´nci, 3´ncü ve 4´ncü Ergenekon iddianamelerinde 331 yerde geçiyor. 4´ncü iddianame olan Poyrazköy iddianamesinin 8´nci sayfasında kardeşlerle ilgili şu satırlar yeralıyor: .. C.Başsavcılığımızca düzenlenen önceki iddianamelerde ERGENEKON YAPILANMASI NEDEN BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR başlığı altında ayrıntılı açıklamalar yapıldığından, bu konuda yeniden açıklama yapılmayacaktır. ERGENEKON Silahlı Terör Örgütünün, yaşamsal değerde önem verdiği TSK içerisindeki faaliyetlerinin bir kısmını Karargah Evleri ismi altında gizli hücre yapılanması ile yürüttüğü tespit edilmiştir. Bu kapsamda sanıklar Neriman AYDIN ve Kemal AYDIN´ ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve askeri okullardaki örgütlenme faaliyetlerinden sorumlu oldukları, bu amaçla açtıkları evlerde örgüte eleman kazandırmak için çalışmalar yaptıkları, bir yandan da örgüte kazandırdıkları askeri kişileri Hizbuttahrir terör örgütüne sızdırdıkları, .. Karargah Evleri yapılanmasını ilk olarak MİT ortaya çıkarmıştı. MİT´in, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderdiği 330 sayfalık raporda, ´Karargah Evleri Projesi´nin tüm detaylarına yer verilmişti. Ergenekon sanıklarının, Harp Okulu öğrencileri ve genç teğmenlerle karargah evlerinde temas kurduğu ileri sürülüyor. Yine etki altına alınan askeri öğrenci ve teğmenlerin, Hizbuttahrir gibi yasadışı örgütlere sızılmasında kullanıldığı da iddia edilmişti. Neriman ve Kemal Aydın kardeşler ise askeri öğrencilere ve teğmenlere eğitim verdiği, onların kurmay subay olmaları için çalışmalar yaptıkları öne sürülmüştü. ( Zaman)

Hizbuttahrir kullanılacak taşeron örgütlerden biri: Dost unsurlar

Ergenekon sanığı Albay Dursun Çiçek´e ait ´Islak imzalı´ kontrgerilla planı belgesi ile Ergenekon sanığı Levent Bektaş´ta ele geçen ´Gündemlerim´ belgesinde ´kulllanılacak dost unsurlar´a yer veriliyordu. Albay Çiçek imzalı skandal planın “Medya Faaliyetleri” bölümünde “İskender Evrenesoğlu, Ömer Öngüt gibi hazırda beklettiğimiz elemanlara medyatik eylemler ve söylemler yaptırılacak” deniliyor. ´Gündemlerim´ isimli belgede ise “Deniz Kutluk´a, İskender Evrenesoğlu konusu çok önemli bu konuda haberler var dikkat edelim zamanı henüz gelmedi deşifre olursa kendi sonu olur. Avukat Çulhaoğlu´nu uyaralım” deniliyor. “Gündemlerim2” isimli belgede ise ´Dost Unsurlar´ın nasıl ve kimler tarafından kontrol edileceği de isim isim anlatılıyor. İşte o liste: “Evrenosoğlu (Deniz Kutluk), Dostluk kardeşlik (E. Kora. A.G.), Haydar Baş (Abdullah Ağar), Hzb tahrir (Hizbuttahrir) (S.O., T.M., C.K., H.G., Ö.M., M.E., Astsby. Y.Ç.)..., Abdullah Ağar´a yardımcı olacaklar: V.S., B.T., G.Ç., S.T., E.A...., Hakikat Vakfı yazı işleri müdürü İsmail Yavuz (Ö.K. Paşa ile irtibatlı) F. Paşa S. Erenoğlu´nu vazifelendirdi. Ö. Paşa bu konuda vazifeli... Dostluk Kardeşlik Grubu´nun liderliğini İrtica Eylem Planı´nda bekletilen ´Dost Unsur´ Ömer Öngüt yapıyor.

HİZBUTTAHRİR HİZBULERGENEKON

Savcı Zekeriya Öz Hizbuttahrir bağlantısını yakalamıştı

İkinci Ergenekon iddianamesinde Karargah Evleri´yle Hizbuttahrir örgütü arasındaki bağlantılardan bahsediliyordu. İddianameye göre, yapılanmada görevli teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, Kemal ve Neriman Aydın´ın talimatıyla terör örgütü Hizbuttahrir´e sızarak örgütü yönlendirmeye çalışmış. Kemal ve Neriman Aydın´ın, Durmuş Ali Özoğul´a bağlı olarak, Hamza Demir ve Ercüment Ovalı´nın da yardımıyla TSK ve harp okullarına sızma ve örgütlenme faaliyetlerine doğrudan katıldıkları iddia ediliyor. Harp okullarına önceden yerleştirdikleri elemanlar vasıtasıyla, irtibata geçtikleri askeri öğrencileri kendi evlerine veya bu amaçla kiraladıkları evlere getirdikleri, öğrencilere Ergenekon´un fikri ve ideolojik altyapısını aşıladıkları belirtiliyor. Teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, kendi arkadaşlarının da örgüte katılımını sağlamakla görevlendirilmiş. Örgüt kendi içinde yapılan görüşmelerin dinlenmemesi için de Mehmet Ali Çelebi tarafından temin edilen ´özel hat´ı kullanmış. Ayrıca Çelebi ve Çalıkuşu, bazı Hizbuttahrir üyeleriyle irtibata geçerek örgütün gizli toplantılarına katılmış. Örgütle alakalı tüm bilgi ve raporları Kemal ve Neriman Aydın´a ulaştırmış.

İrtica görüntüsü amacıyla Hizbuttahrir kullanılmış

Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin ek klasörleri, örgütün ülkeyi kaosa sürüklemek için başvurduğu yöntemleri çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Ergenekon, irtica yanlılarının arttığı izlenimi vermek, belli kesimlerde korku ve paniğe sebep olmak için ´Hizbuttahrir´ örgütünü kullanmış. Sanık Neriman Aydın´ın evinde bulunan kitap ve dokümanlar, Ergenekon´un bu örgütü uzun süredir izlediğini ve yönlendirdiğini gösteriyor. Aydın´ın ajandasında Hizbuttahrir üyelerinin kişisel bilgilerinin yanı sıra nerede nasıl buluştuklarına dair istihbari veriler de yer alıyor. Hizbuttahrirciler Müslümanları bir halife etrafında tutmayı amaçlıyor. Örgüt, Ürdün, Suriye, Sudan, Kuveyt, Malezya, Özbekistan´ın yanı sıra İngiltere, Almanya ve Danimarka gibi Avrupa ülkelerinde de faaliyet gösteriyor. 28 Şubat´ta devlet kurumları ve askeri birimlere gönderdikleri bildirilerle gündeme gelen Hizbuttahrir, ilginç protestolara da imza attı. 2005 Eylül´ünde İstanbul Fatih ve Ankara Hacıbayram camilerinde cuma namazı sonrası gerçekleştirdiği protesto ile ´irtica´ haberlerine konu olmuştu. Cami önlerinde cübbeyle gerçekleştirdikleri kanunsuz gösterilerle kamuoyu gündemine gelmeye çalışan örgüt, cami cemaatini de kışkırtarak güvenlik güçlerini tahrik etmişti. Örgütün içine sızdırdığı kişiyle Hizbuttahrir´i yakından izleyen Neriman Aydın´ın evinden örgütün yayınladığı kitap ve belgelerin yanı sıra CD ve dokümanlar da çıktı. Bu bilgi ve belgeleri Ergenekon´a taşıyan isim ise soruşturma kapsamında tutuklanan teğmenlerden Mehmet Ali Çelebi. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı yaptığı soruşturmada örgüt üyesi Kurtça Bektaş, Mahmut Oğuz, Süleyman Solmaz, Rıfat Yıldırım, Rıza Demir gibi isimlerle ilişki kurduğu görülen Mehmet Ali Çelebi´nin bu kişilerle buluştuğunda birtakım yönlendirmelerde bulunduğu görülüyor. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Hizbuttahrircilerle yakın irtibat halinde bulunan Çelebi, örgütün düzenlediği haftalık ve aylık toplantılara katılarak bilgi akışını sağlamış. Aydın´ın evinde ele geçirilen ve üst kısmında Hizbuttahrir olarak etiketlenen defterde şunlar yazıyor: Süleyman, Ulus kiler çarşı girişindeki Turkcell telefoncu Rıza arkadaşı. Keçiören sanatoryum konuşma yerleri. Her hafta toplantı yapılıyor, ayda bir büyük toplantı. Aşama aşama hazırlık. CD´ler kalabalık ortamda izleyin.

Hizbuttahrircilerle Ergenekoncuların telefon görüşmeleri

Hizbuttahrir operasyonunda yakalanan zanlıların Ergenekon tutuklu sanıklarıyla telefon görüşmeleri yaptıkları tespit edilmişti. Zanlıların silahlı eylem için çalışma başlattıkları ileri sürüldü. Örgütün İstanbul´daki eylem sorumlusunun, İstanbul temsilcisi ve aynı zamanda Köklü Değişim Dergisi sorumlusu olan Haluk Özdoğan olduğu tespit edildi. Operasyonda gözaltına alınan Hizbuttahrir militanı Sedat T.´nin Ergenekon tutuklusu emekli Binbaşı Fikret Emek ile çok sayıda telefon görüşmesi yaptığı belirlendi. Zanlılardan Uğur K. ve İsmail G.´nin de bazı Ergenekon zanlılarıyla ilişkileri ortaya çıktı. Ergenekon sanıkları Fikret Emek ve SESAR Başkanı İsmail Yıldız´ın telefon fihristinden Hizbuttahrir bağlantılı şahısların telefonları da çıktı. İki sanığın Hizbuttahrir üyesi Kirami K., Uğur K., İsmail G., Sedat T. ve Mustafa Türker G.´ye ait İstanbul Avrupa yakasında bulunan telefon numaralarıyla irtibata geçtiği öne sürüldü. Ergenekon soruşturması kapsamında, Karargah Evleri yöneticisi oldukları iddiasıyla Ankara´da tutuklanan Kemal Aydın ve Neriman Aydın´ın evlerinde yapılan aramalarda Hizbuttahrir örgütüne ait belgeler ele geçirilmişti. Aydın ile irtibatlı olan teğmenler Mehmet Ali Çelebi, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar, Önder Koç, Yaşar Tozkoparan ve Noyan Çalıkuşu´nun Hizbuttahrir üyesi Süleyman Solmaz ile tanışarak örgütü yönlendirmeye çalıştıkları öne sürülmüştü.

Hizbuttahrir de Karargah Evleri sızmasını doğruladı

İkinci Ergenekon iddianamesinde ismi geçen Hizbuttahrir örgütü, Doğu Perinçek´in başkanı olduğu İşçi Partisi´nin TSK´ya sızmak için kullandığı çok gizli Karargah Evleri oluşumu içinde yeralan davanın tutuklu sanığı muvazzaf teğmen Mehmet Ali Çelebi´nin kendi aralarına sızma girişiminde bulunduğu iddiasını doğruladı ancak ETÖ´nün sızma girişiminin başarıya ulaşmadığını iddia etti. Örgüte ait olduğu söylenen Köklü Değişim isimli derginin Mayıs 2009 sayısında Hakkı Eren imzasıyla Vehim Ve Gerçeklik Arasında Ergenekon Hizbuttahrir İlişkisi başlıklı bir makale yayınlandı. Makalede Hizbuttahrir ile Ergenekon arasındaki ilişki bir yandan yalanlandı. Ancak yalanlama yapılırken Ergenekon sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi´nin teması hatırlatılarak ´her iki yapılanmanın en alt kesimindeki isimlerin´ görüşmesinin örgütsel irtibat anlamı taşımayacağı savunuldu. Yazıda Hizbuttahrir üyesi olduğu ileri sürülen Süleyman Solmaz ile Teğmen Mehmet Ali Çelebi´nin temasına dikkat çekilerek, İfade tutanaklarına göre Teğmen Çelebi kendisini muhasebeci olarak tanışmış ve kimliğini gizlemiştir. O zaman Süleyman Solmaz´ın Ergenekon ile direk bir ilişkisi hiçbir zaman mevcut olmamıştır. İfade tutanaklarına göre Solmaz ve Çelebi 2-3 görüşme yapmışlardır. Her iki yapılanmanın en alt kesiminde yer alan iki kişinin ikişer kez görüşmeleri sonucunda Ergenekon Hizbuttahrir´i nasıl yönlendirebilir. Bunun aklen izahı mümkün mü? deniyor. Solmaz´ın Hizbuttahrir ile bağlantısının Mahmut Oğuz ile olduğuna dikkat çekilen yazıda Yani Teğmen sızma girişiminde eğer olumlu sonuçlar alsa idi ilk ulaşacağı ve bağlantı kuracağı kişi Mahmut Oğuz olurdu. Fakat her ikisi birbirlerini tanımamaktadır. O zaman bu nasıl bir sızma girişimidir ve bunu amaçlayan Ergenekon amacına ulaşabilmiş midir?

Ergenekon sanığı Okkır Hizbuttahrir´i yönlendirdi

Öte yandan söz konusu makalede Ergenekon´da tahliye olduktan sonra hayatını kaybeden Kuddusi Okkır´ın Hizbuttahrir´i yönlendirdiği iddialarına tam olarak cevap verilmedi. İkinci iddianamenin ek delilleri arasında yer verilen bir belgeye göre, örgütün 2005´te Fatih Camii´nde gerçekleştirdiği Ya hilafet,Ya Şehadet! adlı eylemi de Okkır organize etti. Hizbuttahrir´in Fatih Camii´ndeki eyleminin fotoğraflarına ikinci iddianamenin ek delilleri arasında yer veren savcılar, gösteriye katıldığı tespit edilen örgüt üyelerinden Mustafa Türker Güven´in telefon numarasının Kuddusi Okkır´ın, diğer örgüt üyesi Sedat Temiz´in numarasının da Emekli Binbaşı Fikret Emek´in cep telefonunda kayıtlı olduğunu tespit etti. Savcılar, Ergenekon sanıkları ile Hizbuttahrir üyeleri arasındaki telefon trafiğinin şemasını da çıkarttı. İddianamede Ergenekon´un naylon terör örgütlerini kullanma amacına işaret eden savcılar, Okkır´ın, Ergenekon adına Hizbuttahrir´i yönlendirdiğini ve Fatih Camii´ndeki gösteriyi organize ettiğini ileri sürdü.

Çelebi´nin çapraz sorgusu

30 Eylül 2010: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki Ergenekon davasında tutuklu sanık Teğmen Mehmet Ali Çelebi´nin çapraz sorgusuna devam edildi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Hamza Demir´in, size özel telefon hattı alabilecek birisi olduğu anlaşılıyor. Hamza Demir ile ne zaman ve nasıl tanıştınız? diye sordu. Bunun üzerine Çelebi, Ben özel hat olmadığını maddi olarak ispatladım. Önce hattın nasıl özel hat olduğunu açıklayın ki ben de ona göre sorunuza cevap vereyim. diyerek Pekgüzel´in sözlerine tepki gösterdi. Savcı Pekgüzel´in, Konuşmalarınızda ´özel hat´ diye kendiniz söylüyorsunuz. sözleri üzerine Çelebi, Tamam, ben yanlış bir kelime kullanmış olabilirim, ancak bu neyi değiştirir? dedi. Savcı Pekgüzel´in, Sanıklardan Kemal Aydın´ın arkadaşı olan Hamza Demir ile olan ilişkisini sorması üzerine Çelebi, önce Haziran ayı. diye cevap verdi ve ardından da, Kemal beyin tutuklanmasından sonra bir ilişkim olmadı. dedi. Bunun üzerine savcı Pekgüzel, 9 Şubat 2009 tarihli bir telefon kaydında Çelebi´nin, sanıklardan Kemal Aydın ile yaptığı bir telefon konuşmasında, Hamza ağabey ile Neriman teyzeme brifing veriyoruz. dediğini hatırlattı. Çelebi, bu açıklamanın üzerine belki önceden tanıyor olabileceğini söyledi. Ardından da Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, ´Haziran ayı´ dediniz ama yaptığınız telefon konuşması, sadece isim duyma konuşması değil. Şubat ayındaki konuşmanızda tanıştığınız, hatta yakın olduğunuz görülüyor. dedi. Bunun üzerine de Çelebi, Tamam, tanışma tarihini yanlış hatırlıyor olabilirim ama bunu nasıl bir örgütsel bağlantı olarak görebilirsiniz? diye konuşarak kendisini savunmaya çalıştı. Sanık Çelebi, Hamza Demir ile sanıklardan Kemal Aydın vasıtasıyla Ankara´da Konur Sokak´ta Salon Burç´ta tanıştıklarını söyledi.

´Hizbuttahrir´e sızma nedenim cumhuriyeti savunmak mürtecilere zarar vermek´

Tahliye edilen tutuksuz sanık taksi şoförü Süleyman Solmaz´ın Hizbut Tahrir Terör Örgütü´ne sızma iddialarıyla ilgili sorusu üzerine Çelebi, Amacım Cumhuriyet´i savunmak adına faaliyette bulunmak. Kanunun pençesinden kurtulamayacak şekilde adalete teslim etmek. Bu nedenle Süleyman Solmaz´dan örgütün CD ve kitaplarını aldım. Süleyman Solmaz kandırılmış bir Türk genci. Onun arkasındaki mürtecilere maksimum zararı vermek için 2 ay bekledim. Ayrıca gizli olsa teğmen arkadaşlarıma konuya açmazdım. diye açıklamada bulundu. Savcı Taşkın, Neriman Aydın´a ´Harbiye kaybediliyor´ demişsiniz. Harbiye nasıl kaybediliyor? diye sordu. Çelebi şu yanıtı verdi: En ufak bir sapma bir tahribat gösterir. Atatürk´ün ölümünden sonra millet olarak genel bir tahribat yaşadık. Kaybedilmeye biz izin vermeyiz zaten. Atatürk ilkelerinden ödüler vere vere bu hale geldik. Bizim burada tutulmamız zaten felaket uçurumunu zaten ispatlıyor. Çelebi, savcıların sorularına, Bu sorduklarınızın terör içeriği nedir? Burada sosyal hayatım yargılanmasın. Masumiyet karinesini size hatırlatıyorum. Somut bir şey ortaya koymadan suçsuzluğumu ispat etmemi istiyorsunuz. diye tepki gösterdi. ( Cihan)

Aydın kardeşlerle görüşmesinden üstleri de haberdarmış

01 Ekim 2010: Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın, sanık Çelebi´den, Neriman ve Kemal Aydın ile ilişkisinden üstlerinin bilgi sahibi olduğuna ilişkin sözlerine açıklık getirmesini istedi. Çelebi, Bildirmek zorunlu değildir ama teamüller gereği ´Aile dostluğumuz başladı, bilgi sahibi olunmasını arz ederim´ diye rapor ettim. Not alınmıştır mutlaka, cevap verilmedi. Hiçbir sorun olmadığı, diplomamı genelkurmay başkanından alarak mezun olmamdan belli oluyor. diye konuştu. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel tutuklu sanık Neriman Aydın´ın, tutuklu sanık Durmuş Ali Özoğlu ile bir telefon görüşmesinde, Çelebi çok önemli bilgiler verdi. Çok kötü şeyler oluyor diyor. Çok dehşet bir şey, rezalet bir şey. dediğini belirterek rezaletin ne olduğunu sordu. Sanık, İlgili cemaatin sızmaya çalıştığını söyledim. Savcı Nihat Taşkın´ın, Neriman Aydın´a söyleyeceğinize komutanlarınıza söylesenize! sözleri üzerine, Askeri istihbaratın gözünden kaçması mümkün değildir. Zaten biliyorlardır. ifadelerini kullandı. ( Zaman)

Abdullah Harun

(28 Eylül 2010), son güncel.: (01 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Hizbuttahrir ile Ergenekon bağlantısında yeni kanıtlar

Hizbut Tahrir sızmayı doğruladı

Ergenekon-Hizbuttahrir bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Karargah Evleri soruşturması ve askerlerce savsaklanması

İkinci Ergenekon iddianamesinde ara

Tüm Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2301    yazdır/print


 

Ergenekon-Hizbullah bağlantıları

JİTEM´i kurduğunu itiraf eden emekli Albay Arif Doğan Taraf´a konuştu: Rahmetli Hüseyin Velioğlu´nu tanırdım. Hizbulkontra var olan bir şeydir.

JİTEM Albayı: Hizbulkontra tabii ki var

JİTEM´i kurduğunu itiraf eden emekli Albay Arif Doğan Taraf´a konuştu: Rahmetli Hüseyin Velioğlu´nu tanırdım. Hizbulkontra var olan bir şeydir.

Şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybeden eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis´in ölümüyle ilgili çarpıcı iddialarda bulunan ve “JİTEM var, ben kurdum. Yok diyene hodri meydan” sözleriyle yanıt veren emekli Albay Arif Doğan´dan gündemi sarsacak yeni açıklamalar geldi. İstanbul Beykoz´da meydana gelen çatışmada öldürülen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nu yakından tanıdığını söyleyen Albay Doğan, devlet tarafından PKK´ya karşı kullanılan Hizbul-kontra için “Evet, böyle bir örgüt vardı” dedi.

Ben var diyorsam var

Ergenekon Davası´nda tutuksuz olarak yargılanan JİTEM kurucusu emekli Albay Arif Doğan´la önceki gün yarım kalan röportajımıza dün kaldığımız yerden devam ettik. Taraf´a “A´dan Z´ye her şeyi anlatacağım” diyen Albay Doğan, Güneydoğu´da bir dönem kanlı eylemler yapan Hizbullah ve lideri Hüseyin Velioğlu´na ilişkin olarak çarpıcı bir gerçeği açıkladı. Hizbullah´ın devlet tarafında kurulduğu ve desteklendiği yönündeki iddiaları doğrulayan Doğan, “Ben bir ipucu vereyim. Hizbullah´ı değil de Güneydoğu illerinde Hizbul-kontrayı araştırın. O zaman ne olduğunu anlarsınız” dedi. Albay Doğan, “Hizbul-kontra var mıydı” sorusu üzerine ise sinirlenerek şunları söyledi: “Ya benimle dalga mı geçiyorsunuz. Ben Hizbul-kontra var diyorsam. Var olan bir şeydir.”

Hüseyin Velioğlu´nu iyi tanırım

Beykoz´da çıkan çatışmada öldürülen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nu tanıyıp tanımadığı yönündeki soruya,”Hüseyin Velioğlu´nu tanırım. Kavacık´taki evde öldürdüler. Evi savaş alanına çevirdiler. Hüseyin Velioğlu sağ olsa ona ellerini uzatanların g...ne elini sokardı. Anladınız mı beni” yanıtı veren Doğan, şöyle devam etti: “Hüseyin Velioğlu´nu iyi tanırım. Rahmetli Temel Cingöz (Dev-Sol tarafından öldürülen tuğgeneral) ile benim aramda çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Emniyetin arşivinde vardır o fotoğraf. Ama foto montajdır. Fakat kendisini tanırım.”

Susurlukçularla devlet sırrı konuştum

Albay Arif Doğan daha önce Habertürk gazetesine de söylediği “Abdullah Çatlı´nın kendisini Hüseyin Kocadağ ve dönemin DYP milletvekili Sedat Bucak ile ziyaret ettiğini” de doğruladı. O dönem Çatlı´yı Mehmet Özbay olarak tanıdığını söyleyen Albay Arif Doğan, “Abdullah Çatlı, Sedat Bucak ve Hüseyin Kocadağ´ın sizden bir talebi oldu mu” sorusuna, “Oldu tabi. Ama bunu size niye söyleyeyim. Dünyada bunları benden alabilecek güç yok. Size söylersem siz zarar görürsün. Devlet sırrı konuştum ben. Onu niye söyleyeyim” diye yanıt verdi. O dönemde alay komutanı olduğunu söyleyen Arif Doğan “Yalova Termal´e geldiler bir gece kaldılar. Mehmet Özbay, Hüseyin Kocadağ ve milletvekili vardı. Sedat´ı çok iyi tanımam ama babasını iyi tanırdım. Kazadan sonra Mehmet Özbay´ın Abdullah Çatlı olduğunu öğrendim ve gurur duydum, kimseyi de ilgilendirmez” dedi.

Çatlı en son Ağar´la görüştü

Yalova´daki buluşmadan sonra bu kişilerin İzmir´e doğru hareket ettiğini ve daha sonra dönüş yolunda ünlü Susurluk kazasının meydana geldiğini söyleyen emekli Doğan, “Siz Çatlı ise görüşen son devlet görevlisi misiniz” sorusu üzerine “Hayır Mehmet Ağar konuştu en son” yanıtı verdi. Albay Arif Doğan, Sedat Bucak, Abdullah Çatlı ve Hüseyin Kocadağ´ın İzmir´de Ağar ile buluştuğunu öne sürdü.

Ölüm üçgeni ve Hizbul-kontra

1990´lı yıllarda özellikle Batman, Diyarbakır ve Bingöl hattı adeta bir “faili meçhul cinayetler üçgeni” olarak anılmaya başlandı. PKK´ya yakın olarak görülen HEP, Demokrasi Partisi (DEP) üyeleri, Özgür Gündem gazetesinde çalışan gazeteciler, kısacası PKK´ya sempati duyduğu düşünülen herkes bu faili meçhul kasırganın hedefi durumundaydı. Bölgede bu harekete, “Hizbullah” veya “Hizbul- Kontra” adı verilmişti. Albay Arif Doğan´ın “tanıyorum” dediği Hüseyin Velioğlu ise doğduğu Batman´da uzun yıllar Hizbullah liderliğini yaptı. Velioğlu´nun Batman Sıkıyönetim Komutanlığı´nın başında bulunan Temel Cingöz tarafından desteklendiği öne sürüldü. ( Taraf)

Hizbulvahşet

PKK´ya karşı mücadele etmesi amacıyla Kontrgerillacılar tarafından güçlendirilen ve silahlandırılan Güneydoğu´daki sapık dinci grup Hizbullah örgütü, ilerleyen yıllarda toplumca tanınmış müslümanlara karşı bir dizi vahşi cinayete, katlettiklerini gömdüğü mezarevlere imza attı. Güneydoğu´da Hizbulkontra ya da Hizbulvahşet olarak da adlandırılan örgütün Ergenekon sanıklarıyla bağlantısı da Ergenekon soruşturması sürecinde ortaya çıkmıştı.

Ergenekon Hizbullah ilişkileri

2. Ergenekon iddianamesi

İkinci Ergenekon iddianamesinin 4. bölümünde Ergenekon Terör Örgütü´nün PKK, Hizbullah, DHKP-C ve Hizbuttahrir örgütü ile ilişkileri anlatılıyor. Bu bölümde, çoğunluğu cezaevinde bulunan terör örgütü üyesi gizli tanıkların ifadelerine yer veriliyor. İlk iddianamede numaralandırılan gizli tanıklara bu kez imdat ve kıskanç gibi kod adlarının verildiği görülüyor. Bu bölümde örgütün siyaset dünyasına yön verilmesi faaliyetleri başlığı altında yürütülen çalışmalara değiniliyor. ( İkinci iddianamedeki Hizbullah ile ilgili sayfalar)

Ümraniye ile Hizbullah bombaları aynı kafileden

2. Ergenekon İddianamesi´nde Ümraniye´de ele geçirilen ve soruşturmanın başlamasını sağlayan el bombaları ile ilgili dikkat çekici bilgiler yer alıyor. Yapılan kriminal inceleme sonucu sözkonusu bombalarla aynı kafile ve stok numaralı bombaların kullanıldığı 18 ayrı olay tespit edildi. Bunlar arasında Hizbullah operasyonunda ele geçirilen ile Cumhuriyet Gazetesi´ne yapılan saldırıda kullanılan el bombaları da bulunuyor. Ümraniye ve Eskişehir ilinde ele geçirilen toplam 39 adet el bombası hakkında Kriminal Polis laboratuarları, Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi tarafından düzenlenen Bomba İrtibat Raporlarında özetle bu el bombaları ile aynı/yakın kafile ve stok numaralı bombaların kullanıldığı 18 olayın tespit edildiği, bunlardan 7 sinin şiddet içerikli eylemlerde kullanıldığı belirtildi. Bu olaylardan bazıları şunları: İstanbul Şişli ilçesindeki Cumhuriyet Gazetesi ön bahçesine 10.05.2006 günü 1 adet el bombası atılmış, el bombası patlamamıştır. Bu olayda elde edilen 1 adet el bombasının fünye grubunda M 204 A2 MKE 173-9-85 seri numarası yazdığı, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 2 adedinin fünye grubunda M 204 A2 MKE 169-5-85 seri numarası yazdığı, her iki olayda elde edilen el bombalarının numaralarının benzerlik gösterdiği bildirilmiştir. Şırnak ilinde 18.03.1999 tarihinde il genelinde Hizbullah/İlim Terör Örgütüne yönelik yapılan operasyonlar neticesinde İhsan Tekin, İsmail Tekin ve Haci Demir isimli şahsın ikametinde yapılan aramada toplam 6 adet el bombası elde edilmiştir. Bu olayda elde edilen 6 adet el bombasından 1 adedinin MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 seri numaralı olduğu, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 1 adedinin MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 seri numaralı olduğu belirtilmiştir.

Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıkan gerçekler: PKK ve Hizbullah´a silah Jandarma´dan

Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) iddianamesi ile gündeme gelen naylon terör örgütü kavramını destekleyen çok önemli bir belge ortaya çıkmıştı. Belgeye göre kriminal inceleme sonucu PKK ve Hizbullah´a yönelik operasyonlarda ele geçirilen silahlar jandarma envanterinde kayıtlıydı. Türkiye´nin puslu yıllarına ait tüyler ürperten olay, 2000 yılında Hizbullah´ın askeri kanat sorumlusu Abdullah Gül´ün Cizre´deki evine düzenlenen operasyonla başladı. Evde Bixi, Diktiriyof, Kanas ve Kaleşnikof marka 99 adet uzun namlulu silah bulundu. Ergenekon´un kurduğu iddia edilen Hizbullah´a yönelik 2001´deki bir başka operasyonda da, 4 Bixi, 43 Kaleşnikof, 13 RPG-7 roketatar ve 4 lav silahı daha ele geçirildi. Ancak incelemede ilk şok yaşandı. Silahlar jandarma envanterine kayıtlıydı. İkinci şok ise kriminal incelemede ortaya çıktı. Silahlar sabıkalıydı. Kayıtlara PKK saldırısı olarak geçen köy baskınları, araç tarama gibi katliamlarda kullanılmıştı. Dönemin Şırnak Alay Komutanı ise Levent Ersöz´dü. Silahlar teslim edildi ve konu kapatıldı. Ergenekon´un kilit sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile birlikte davanın diğer sanıkları Arif Doğan, Atilla Uğur ve Cemal Temizöz de aynı dönem bölgede görev yapmıştı. Ergenekon´un gizli bir tanığı da, Albay Temizöz´ün emriyle Hizbullah´a silah götürdüklerini ifade etmişti.

Temizöz davasında yargılanan korucular yakaladıkları bazı kişileri sorgulaması için Hizbullah´a teslim etmiş

Güneydoğu´daki çok sayıda faili meçhulleri konu alan Binbaşı Cemal Temizöz davasında, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´na ifade veren ismi açıklanmayan bir tanığın ifadesinde, 1990´lı yıllarda terör örgütüne yataklık ettikleri iddiasıyla bazı kişilerin belediye başkanı olan Kamil Atağ tarafından alınarak, sorgulanmak üzere Hizbullah´a teslim edildiğini söylediği öğrenildi. Hizbullah üyelerinin bu kişileri eğitim amaçlı olarak kullandıkları Kuştepe köyünde sorguladıktan sonra öldürdüklerini ifadesinde iddia eden tanık, cesetlerin yerlerini gösterebileceğini yetkililere iletmişti.

Hizbullah liderinin Tuğgeneral Cingöz´le ilişkisi

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu tanık olduğu şok edici bir gerçeği açıklamıştı. Hizbullah´ı gerçekten Ergenekon mu yönlendiriyordu, bilmiyorum. Ancak Ergenekon´un naylon terör örgütleri kurma gibi bir stratejisi var. Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nun Cem Ersever´le ilişkisi zaten biliniyor. Hizbullah ile bu güçlerin ilişkisinin tanığıyım. Ben Hatay Emniyet Müdürü´yken, İl Alay Komutanlığı´na Vicdan Başaran´ın atanması nedeniyle Adana Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz, kente geldi. Üçümüz yemeğe gittik. Yemek sırasında uzun boylu birisi hep ayakta duruyordu. Koruma zannettim. Ben de Temel Paşa, bu arkadaş neden ayakta duruyor, o da yemek yesin dedim. Temel Cingöz de Gel otur Hüseyin dedi. Tabii Hizbullah operasyonundan sonra o adamın Hüseyin Velioğlu olduğunu öğrendik. Velioğlu´nun Beykoz´daki operasyonda öldürüldüğüne inanmıyorum. Neden? Hüseyin Velioğlu´nun bir özelliği dikkatimi çekmişti; polis veya asker çağırdığında hemen önünü ilikliyor, çok saygılı davranıyordu. Böyle birisinin polise ateş açacağına inanmıyorum. O çatışma mizansendi. Büyük olasılıkla başka yerde öldürüldü; oraya getirildi. Bir de imkanı yok Velioğlu´nun o kadar kısa sürede örgütün arşivini ve bütün parasını İstanbul´a taşımasına. Burada önemli bir şey daha var; Ergenekon Hizbullah´ı kullanırken hemen medyada koruma duvarı oluşturuyor. Mesela ben Hizbullah´la ilgili bir açıklama yaptığımda hemen hedef olurum. Ama bir yazar bu örgüt aleyhine 4-5 kitap yazmıştır, ama asla hedef olmamıştır. Aksine Hizbullah Basın Bürosu denen bir yer başkalarıyla ilgili tehdit açıklamalarını bu yazara gönderiyor.

(28 Eylül 2010, 17:36)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon-Hizbullah bağlantıları

Hizbullah (Hizbulkontra) örgütüyle ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2300    yazdır/print


 

Günlükteki cinayet notuna garip savunma

İkinci Ergenekon davasının dün görülen 79. duruşmasında sanık Neriman Aydın´ın çapraz sorgusu yapıldı. Hakim Sedat Haşıloğlu´nun, günlüğünde ´Necip Hablemitoğlu´nun yakın arkadaşı tarafından öldürüldüğü´ şeklinde bir notu olduğunu belirterek, bununla ilgili açıklama yapmasını istediği Aydın, ´Günlüğümde şahsıma ait notlardır. Bunu açıklayamam´ dedi. Aydın, Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili bilgisi olmadığını dile getirdi.

Günlükteki cinayet notuna garip savunma

İkinci Ergenekon davasının dün görülen 79. duruşmasında sanık Neriman Aydın´ın çapraz sorgusu yapıldı. Hakim Sedat Haşıloğlu´nun, günlüğünde ´Necip Hablemitoğlu´nun yakın arkadaşı tarafından öldürüldüğü´ şeklinde bir notu olduğunu belirterek, bununla ilgili açıklama yapmasını istediği Aydın, ´Günlüğümde şahsıma ait notlardır. Bunu açıklayamam´ dedi. Aydın, Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili bilgisi olmadığını dile getirdi.

Dün yapılan ikinci ´Ergenekon´ davasında Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, çapraz sorguda savcıların sorularını yanıtlamayacağını belirten tutuklu sanık Neriman Aydın´a soru yöneltmedi. Bazı tutuklu sanıkların avukatı Kürşat Veli Eren ise Aydın´a, Hücre tipi yapılanmayı biliyor musunuz, evinizi karargah olarak kullandınız mı, evinizde dehliz var mı? sorularını yöneltti. Aydın da Bunlar ne biçim sorular? Evim benim kutsal mekanım. 80 yaşındaki annemle yaşıyorum diyerek tepki gösterdi. Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğu´nun sorusu üzerine de Aydın, Veli Küçük, Muzaffer Tekin ve Oktay Yıldırım ile hiç karşılaşmadığını dile getirdi. Haşıloğlu´nun, ´Necip Hablemitoğlu´nun yakın arkadaşı tarafından öldürüldüğü´ şeklinde bir notu (2´nci Ergenekon iddianamesi 1568, 1637 ve 1845. sayfalar) olduğunu belirterek, bununla ilgili açıklama yapmasını istediği Neriman Aydın, ´Günlüğümde şahsıma ait notlardır. Bunu açıklayamam´ dedi. Aydın, Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili bilgisi olmadığını dile getirdi. ( Habervaktim)

Aydın kardeşler Ergenekon´un TSK´ya sızmasında görevli

Ergenekon davası sanıklarından Neriman Aydın ile kardeşi Kemal Aydın´ın adı 1´nci, 2´nci, 3´ncü ve 4´ncü Ergenekon iddianamelerinde 331 yerde geçiyor. 4´ncü iddianame olan Poyrazköy iddianamesinin 8´nci sayfasında kardeşlerle ilgili şu satırlar yeralıyor: .. C.Başsavcılığımızca düzenlenen önceki iddianamelerde ERGENEKON YAPILANMASI NEDEN BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR başlığı altında ayrıntılı açıklamalar yapıldığından, bu konuda yeniden açıklama yapılmayacaktır. ERGENEKON Silahlı Terör Örgütünün, yaşamsal değerde önem verdiği TSK içerisindeki faaliyetlerinin bir kısmını Karargah Evleri ismi altında gizli hücre yapılanması ile yürüttüğü tespit edilmiştir. Bu kapsamda sanıklar Neriman AYDIN ve Kemal AYDIN´ ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve askeri okullardaki örgütlenme faaliyetlerinden sorumlu oldukları, bu amaçla açtıkları evlerde örgüte eleman kazandırmak için çalışmalar yaptıkları, bir yandan da örgüte kazandırdıkları askeri kişileri Hizbuttahrir terör örgütüne sızdırdıkları, ..

(04 Eylül 2010, 16:18)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon iddianamelerinde Neriman Aydın

İkinci Ergenekon iddianamesinde ara

Tüm Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2212    yazdır/print


 

Avcı boşluklar bırakıp çekildi ama tabiat boşluk kabul etmiyor

Eskişehir Emniyet Müdürü Havefi Avcı, yazdığı kitabında sadece duyumlarına dayanarak şok iddialarda bulunarak Türkiye´yi sarstı ve emekliliğini isteyerek bir kenara çekildi. O tartışmaları başlatıp kenara çekildi ancak delil getirmeden suçladığı kişi ve kesimlerden gelen tepkiler giderek yükseliyor. Sadece geçmişte yaptığı işlere bakarak kendisine inanılmasını beklediği anlaşılan Avcı bugüne kadar sadece NTV´de yayına katıldı. Ancak sorulması gereken çok kritik sorular olmasına rağmen hiçbiri sorulmadı. Avcı´ya anlaşıldığı kadarıyla görmeyi duymayı istemediği soruları yöneltenlerden biri de Bugün gazetesinden Adem Yavuz Arslan. ´Hanefi Avcı´yla röpörtaj yapmak istedim ama konuşmak istemedi. Ben de kitaptan aldığım notları, kafama takılanları buradan soruyorum´ diyen Arslan´a göre, ´Avcı´nın kitabında bariz bir ´dinlenilme takıntısı´ hissediliyor. Hâlbuki sistemi en iyi Avcı biliyor. Mahkeme kararı olmaksızın ne daire iç yazışma yapabilir ne de TİB bir iletişim tespitine izin verebilir. Kaldı ki Avcı da biliyordur; İDB, 2006´dan bu yana aralarında usulsüz dinleme iddialarının da ele alındığı 6 farklı çalışma alanında 23 kez inceleme ve denetim geçirdi. Bu yönüyle de dış denetime açık tek istihbarat kuruluşudur. Fakat hiçbirinde dinleme ile ilgili bir kusur ya da hata çıkmadı.´

Avcı boşluklar bırakıp çekildi ama tabiat boşluk kabul etmiyor

Eskişehir Emniyet Müdürü Havefi Avcı, yazdığı kitabında sadece duyumlarına dayanarak şok iddialarda bulunarak Türkiye´yi sarstı ve emekliliğini isteyerek bir kenara çekildi. O tartışmaları başlatıp kenara çekildi ancak delil getirmeden suçladığı kişi ve kesimlerden gelen tepkiler giderek yükseliyor. Sadece geçmişte yaptığı işlere bakarak kendisine inanılmasını beklediği anlaşılan Avcı bugüne kadar sadece NTV´de yayına katıldı. Ancak sorulması gereken çok kritik sorular olmasına rağmen hiçbiri sorulmadı. Avcı´ya anlaşıldığı kadarıyla görmeyi duymayı istemediği soruları yöneltenlerden biri de Bugün gazetesinden Adem Yavuz Arslan. ´Hanefi Avcı´yla röpörtaj yapmak istedim ama konuşmak istemedi. Ben de kitaptan aldığım notları, kafama takılanları buradan soruyorum´ diyen Arslan´a göre, ´Avcı´nın kitabında bariz bir ´dinlenilme takıntısı´ hissediliyor. Hâlbuki sistemi en iyi Avcı biliyor. Mahkeme kararı olmaksızın ne daire iç yazışma yapabilir ne de TİB bir iletişim tespitine izin verebilir. Kaldı ki Avcı da biliyordur; İDB, 2006´dan bu yana aralarında usulsüz dinleme iddialarının da ele alındığı 6 farklı çalışma alanında 23 kez inceleme ve denetim geçirdi. Bu yönüyle de dış denetime açık tek istihbarat kuruluşudur. Fakat hiçbirinde dinleme ile ilgili bir kusur ya da hata çıkmadı.´

Hanefi Avcı´nın ´Haliçte yaşayan Simonlar´ kitabı normal olarak çok ses getirdi. Çünkü kitabın yazarı sembol olmuş bir isim. İçindeki iddialar da hayli ciddi. Fakat kitap hak ettiği gibi tartışılamadı. Bir kesim ´Yaşasın Cemaat´e çakacak bir malzeme çıktı´ deyip üzerine atladı. ´Gülen Örgütü´ adını koyup ´savcı arayışına´ da girdiler. Hatta yarın YARSAV üyeleri ya da HSYK´nın ´Ergenekon sanıkları ile fotoğrafları çıkan bazı üyeleri´ basın toplantısı düzenleyip ´Bakın biz bu yüzden Ergenekon savcılarını görevden almak istiyoruz´ derse hiç şaşırmayın. Öteki kesim de ´Avcı´ya yakışmadı´ deyip kitaptaki iddiaları irdelemedi. Oysa kitabı detaylı irdelemek ve Avcı´nın ne yapmaya çalıştığını anlamak şart. Kitabın detaylarına girmeden bir durum tespiti yapalım. Avcı´nın iddiaları (mektup hariç) daha önce defalarca gündeme gelen, Perinçek ve arkadaşlarının sürekli işlediği bir konu. Zaten Avcı da kitabında F tipi liste çalışmalarına tepkili (sf 421) Ergenekon´dan tutuklanan Adil Serdar Saçan´ın da bir dönem Fethullahçı olmakla itham edildiğini düşünürseniz listelerin ne kadar sağlıklı olduğunu görürsünüz. Yani bu soruşturmadan bir şey çıkmasa da önümüzdeki yıllarda yine, yeniden ´F tipi listelere´ rastlayabiliriz.

Hesaplaşma ve hesap sorma

Peki, kitapta Avcı ne demeye çalışıyor? Kitabın genelinde bir ´hesaplaşma ve hesap sorma´ havası hissediliyor. Ya şu ana kadar ortaya çıkmayan birtakım şeylerden endişeli ya da yaşananlardan dolayı intikam alma niyeti görülüyor. Çelişkileri de düşündürücü. Şöyle ki; NTV´ye konuşurken ´Kitabı 2009 Mart´ta yazmaya başladım, 8 ay önce de yayınevine verdim´ diyor. Fakat aynı yayında ´Yasa dışı dinlemeler ve komplolar ile ilgili şikâyetlerime cevap alamayınca kitabı yazdım´ diyor. Oysa dilekçeleri bu yılın ocak ayına ait. Hem ´Kitabı gizli yazdım´ diyor hem de ´cemaatten ileri gelenlerle konuştum sonra yazdım´ şeklinde konuşuyor. Tarih ve içerik yanlışlıkları da cabası. Mesela A. İlhan Güner´in ´Danıştay ile Ergenekonu bağlamadığı için görevden alındığını´ iddia ediyor fakat Güner´in görevden alındığı 6 Şubat 2006´da daha Ergenekon başlamamıştı. Avcı, cemaatin illegal dinlemeleri İDB´de yaptığını söylüyor. ´Oraya baskın yapılsın, bulunur´ diyor. Sonra da ´Çok geç kalındı artık bir şey bulunamaz´ diyor. IMEI numarası üzerinden dinleme yapıldığını bunun yasal olmadığını anlatıyor ama bu sistemi kuran da kendisi. Kitabı basan Angora Yayıncılık´ın ortaklarından Cahit Akçam dikkat çekici bir isim. THKP/C davasından ceza aldı, 80 sonrası yurtdışına çıktı. Bugün Avcı ile yolunun kesişmesi ilginç. Avcı´nın kitabı hazırlarken bir medya grubunun üç üst düzey yöneticisi ile yakın temasta olduğu da biliniyor. 2008 Şubatı´nda Ergenekon savcılarına örgütün varlığına dair tezleri destekleyen bir ifade vermişti. Fakat kitabın ikinci kısmında Ergenekon´u boşa çıkartan bir üslup var. Mesela birinci bölümde Tuncay Güney için ´Söyledikleri uydurma olamaz, doğru olma ihtimali yüksek´ derken ikinci bölümde ´Akla mantığa aykırı şeyler söylüyor´ diyor.

İstihbarat Daire 23 kez denetlendi ama bir suç unsuru çıkmadı

Avcı´nın kitabında bariz bir ´dinlenilme takıntısı´ hissediliyor. Hâlbuki sistemi en iyi Avcı biliyor. Mahkeme kararı olmaksızın ne daire iç yazışma yapabilir ne de TİB bir iletişim tespitine izin verebilir. Kaldı ki Avcı da biliyordur; İDB, 2006´dan bu yana aralarında usulsüz dinleme iddialarının da ele alındığı 6 farklı çalışma alanında 23 kez inceleme ve denetim geçirdi. Bu yönüyle de dış denetime açık tek istihbarat kuruluşudur. Fakat hiçbirinde dinleme ile ilgili bir kusur ya da hata çıkmadı.

Bunlar da benim sorularım

Hanefi Avcı´yla röportaj yapmak istedim ama konuşmak istemedi. Ben de kitaptan aldığım notları, kafama takılanları buradan soruyorum.

Emin Arslan´a komplo?

´Emin Ağabey´ dediğiniz Emin Arslan´ın (sf 436) Habip Kanat ile yakın ilişkide olduğu hem görüntülü kayıt altında hem teknik takipte çıkıyor. Üstelik Arslan´ın oğlu Habip Kanat´ın şirketinin ortakları arasında. Arslan, KOM dairesine Kanat´ı muhbir olarak kullandığına dair tek bir rapor, bilgi ve detay sunmuş mudur, Kanat üzerinden operasyon yaptırmış mıdır? Mehmet Eymür´ün 1997´de MİT Müsteşarlığı´na yazdığı dilekçede Emin Arslan ve Hanefi Avcı´nın görevli oldukları dönemde Mehmet Ağar´ın yönlendirmesiyle sahte pasaport, silah ve kimlik gibi konularda illegal faaliyetleri sevk ettiklerini ihbar etmişti. Emin Arslan´ın Korkut Eken´le olan ilişkisine ne diyorsunuz? Mehmet Eymür´ün dilekçesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Kitapta Emin Arslan´ın Habip Kanat´a karşı uyarılması gerektiğini söylüyorsunuz. Peki, o zaman siz niye Emine Erdoğan´ı uyarmadınız?

Gizli telefon numarası kime ait ve o şahıs kim?

Hanefi Avcı´nın ´ayarlarını bozan´ hadise kitapta açıkça görüleceği şekliyle başkası adına aldığı telefonun dinlenilmesi (sf 480). Burada önemli olan o numarayı kim kullanıyor ve Avcı ile arasındaki ilişki ne?

Ceyhan Ünlü ve Tuğrul Çakır kimdir ve sizle ilgileri nedir?

Balyoz´daki onlarca delili ne yapacağız?

552 ve 553´üncü sayfalardan itibaren Balyoz´un ´saçma sapan´ işler olduğunu söylüyorsunuz. Oysa Balyoz´la ilgili askeri savcılık raporu, TÜBİTAK raporu gibi bir yığın delil var. Hatta İlker Başbuğ´un ıslak imzalı ´seminer sonuç raporu´ var. Bu kadar delil varken ´bunlar saçma sapan şeyler´ demek hadisenin üzerini örtme girişimi sayılmaz mı?

Gülcü ve Uzunkaya olayı

Mustafa Gülcü ve Celal Uzunkaya´nın açığa alınmasına neden olan İrfan Erbarıştıran´ı nereden tanıyorsunuz? Sizin tabirle ´işgüzar´ dediğiniz Erbarıştıran ile Uzunkaya´nın neden görüştüğü hakkında bilginiz var mı? Uzunkaya´nın Erbarıştıran´ı haber elemanı olarak kullandığı iddialarına ilişkin, bir rapor var mı, Uzunkaya herhangi bir yetkili makama bir rapor sunmuş mudur?

Hüseyin Namal ile bir araya geldiniz mi?

Hüseyin Namal´ın ´komploya uğramadan sağ salim Konya´ya dönebildiğini´ söylüyorsunuz. (sf.480) Hüseyin Namal´ı daha önceden tanıyor musunuz, daire başkanı olduktan sonra görüştünüz mü ve Eskişehir´de sizi ziyaret etti mi? Söz konusu talimatları yazması yönünde bir telkininiz oldu mu?

Büyükanıt da mı cemaatçi?

Cemaatle sorunlu olan emniyetçilerin davasında sürekli savcı Mehmet Berk´in olduğunu ve bunun tesadüf olmayacağını ( sf 526) söylüyorsunuz. Savcı Berk´in istediği dosyayı alamayacağını, dosya dağıtma işini başsavcının yaptığını biliyorsunuz. Şemdinli Cemaatin ilk operasyonu (sf 527) diyorsunuz. Bu mantığa göre kitabevine bomba atan astsubay da cemaatçi. Kaldı ki ´Sabri Abi´ dediğiniz ve görevden alınmasını cemaate bağladığınız Sabri Uzun´la ilgili Yaşar Büyükanıt ´Savcı ve istihbarat müdürünün alınmasını istedim´ demişti. Bu durumda Büyükanıt da mı cemaatin adamı?

Ergenekon bombaları?

Ergenekon kazılarında tüfek ve tabanca bulunmadığını, LAW ve roket çıktığını, çıkanların da seri numaraları olmadığını (sf 530) söylüyorsunuz. Fakat Kafes İddianamesi´nde LAW silahları ile el bombalarının Jandarma´ya ve KKK´ya ait olduğu belgeleriyle ortaya konmuş. Ayrıca 3. Ergenekon İddianamesinde o güne kadar çıkan mühimmatın dökümü var. Yani tüfek yok, tabanca yok söyleminiz eksik. İllegal işlerde kullanılan bombaların seri numarasının silinmesi normal değil midir?

Naylon terör örgütü

531. sayfada ´Ergenekon´un diğer terör örgütlerini yönettiği iddiasının muğlâk olduğunu´ söylüyorsunuz. Naylon terör örgütü kurup yönetme Ergenekon´un kendi belgelerinde çıkan bir ifade. Kaldı ki Kemal Aydın´ın cunta hücresindeki teğmen M.A.Ç muhasebeci kılığında Hizbuttahrir örgütüne sızdı. Toplanan istihbarat da Neriman Aydın´ın ikametinde çıktı. Bu tip durumlar ´naylon terör örgütü´ iddiasını araştırmaya değer bulmaz mı?

Danıştay olayı

Ankara 11. ACM ve İstanbul 13. ACM, Yargıtay 9. Ceza Dairesi ´iki olay arasında fili ve hukuki bağ olduğuna´ karar verdi. Alparslan Arslan ile Salih Kurter arasındaki bağa dikkat çekiyorsunuz. Fakat Arslan´ın Cumhuriyet´in bombalanması, Danıştay saldırısı gibi eylemlerden önce ve sonrasında Kurter´i bir kez aradığı (11 Mayıs 2006 saat 16:35, 8 sn) 338. Sayfada ´Ergenekon´dan yargılananlar hakkında çok şey bildiğimi söyleyemem´ diyorsunuz ve sonrasında ´Bu kesin cemaatin işi´ diyorsunuz. Çelişkili değil mi?

Hrant Dink olayı

Diyorsunuz ki Hrant Dink olayında soruşturacak bir şey yok. 540. sf. Kafes Operasyonu´nda Hrant Dink Operasyonu ifadesi geçiyor. Altında üst düzey komutanların imzası ve parafı var. Bu iddiayı mahkeme ciddiye alıp dava açtı. Kaldı ki Dink cinayetinde Yasin Hayal´in cezaevi ilişkileri ve MİT´in bu konuda bilgisi sorgulanmamış. Valilikte Dink´le konuşan MİT mensubu irdelenmemiş.

Levent Türkmen olayı

Levent Türkmen´in sahte uyuşturucu operasyonu ile yakalanması olayını cemaate bağlıyorsunuz (sf 544). Fakat Türkmen´in beraber olduğu N.L. isimli bayan hakkında uyuşturucu davası açılmış. Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi N.L´yi suçlu bulmuş. İhbarı Türkmen´in ailesinden birisi yapmış olamaz mı?

Arınç´ın izlenmesi ve kozmik oda

ÖKK ekiplerinin 6 aydır Bülent Arınç´ın evinin bulunduğu sokağa geldikleri teknik analizle tespit edildi. Özel oto kiralama bilgileri ortada. Arınç´ın adresinin olduğu bir not var ve bu not subayın ağzından alındı. Yani ortada şüpheli bir şey varken ÖKK aramasını da cemaate bağlamanız biraz tuhaf değil mi?

585. sayfada görevden alınan Ankara Emniyet Müdürü Orhan Özdemir olayı ile ilgili ´Olayın ne olduğunu bilmiyorum ama´ deyip bunu da cemaate mal etmişsiniz. Neye dayandırıyorsunuz?

İstanbul´daki ilginç görüşme

Avcı kitabı yayınlandıktan sonra 21 Ağustos günü İstanbul´da MİT´in üst düzey bir ismiyle buluştu mu? Bu buluşmasının gündemle bir ilgisi var mıydı?

Avcı´nın adı dosyaya mı giriyor?Avcı´nın adı üç ayrı dosyada önümüze çıkıyor. Uyuşturucudan tutuklanan Abdulkadir Ekincioğlu, faili meçhulden tutuklu Kamil Atağ ve Ergenekon´dan Albay Zahit Engin´in ifadelerinde ilginç bir şekilde Avcı´nın adı var. PKK itirafçısı Süleyman Üğer´e yönelik operasyonda Avcı´ya yönelik ilginç ithamlar kayıtlara geçmişti. Bu bilgiler ışığında ´Avcı ön almaya mı çalışıyor´ sorusu mantıklı hale geliyor.

Peki, bütün bu sorular ve ilginç ayrıntılar Avcı´nın bu kitabı neden yazdığını açıklamaya yetiyor mu? Maalesef hayır. Avcı´nın son bir yılında dikkat çeken ´gri sahalar´ var. Belki bu gri alanlar aydınlanırsa Avcı´nın bu kitabı neden yazdığı da anlaşılabilir. Aksi durumda pireye kızıp yorganı yakmak gibi bir durumla karşı karşıyayız demektir.

Ergenekon´da ifade verecek

Yazdığı Haliç´te Yaşayan Simonlar kitabıyla tartışmalara neden olan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, kendi talebi üzerine merkeze alındı. Hanefi Avcı´nın kitabı piyasaya çıktığı gün İçişleri Bakanlığı, hakkında soruşturma başlattı. Daha sonra ise savcılık, kitapta yer alan iddiların araştırılması için harekete geçti ve soruşturma açtı. Hanefi Avcı, katıldığı bir televizyon programında görevinden merkeze atanmak için İçişleri Bakanlığı´na başvurduğunu açıkladı. Televizyon yayınından kısa bir süre sonra, Avcı ile ilgili kararname Başbakanlık´a sevk edildi ve onaylandı. Avcı 1. Ergenekon davasında da kitabındaki iddialar nedeniyle tanık olarak ifadeye çağrıldı. ( Adem Yavuz Arslan / Bugün)

(30 Ağustos 2010 14:03)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Hanefi Avcı´nın iddiaları konulu manşetlerimiz

NTV´ye çıkan Avcı´ya sorulmayan sorular

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2188    yazdır/print


 

Hizbulkontra´nın en derin cinayeti aydınlatıldı

PKK´ya karşı mücadele etmesi amacıyla Kontrgerillacılar tarafından güçlendirilen ve silahlandırılan Güneydoğu´daki sapık dinci grup Hizbullah örgütü, ilerleyen yıllarda toplumca tanınmış müslümanlara karşı bir dizi vahşi cinayete, katlettiklerini gömdüğü mezarevlere imza attı. Güneydoğu´da Hizbulkontra ya da Hizbulvahşet olarak da adlandırılan örgütün yalanladığı en derin cinayet, Elazığ´da bir hücre evine yapılan baskınla aydınlatıldı. Ele geçirilen video kasette müslüman toplumda çok saygın bir yere sahip olan Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım, örgüt bayrağı altında sorgulanıyor. Ergenekon soruşturması sürecinde örgütün Ergenekon sanıklarıyla bağlantısı da ortaya çıkmıştı.

Hizbulkontra´nın en derin cinayeti aydınlatıldı

PKK´ya karşı mücadele etmesi amacıyla Kontrgerillacılar tarafından güçlendirilen ve silahlandırılan Güneydoğu´daki sapık dinci grup Hizbullah örgütü, ilerleyen yıllarda toplumca tanınmış müslümanlara karşı bir dizi vahşi cinayete, katlettiklerini gömdüğü mezarevlere imza attı. Güneydoğu´da Hizbulkontra ya da Hizbulvahşet olarak da adlandırılan örgütün yalanladığı en derin cinayet, Elazığ´da bir hücre evine yapılan baskınla aydınlatıldı. Ele geçirilen video kasette müslüman toplumda çok saygın bir yere sahip olan Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım, örgüt bayrağı altında sorgulanıyor. Ergenekon soruşturması sürecinde örgütün Ergenekon sanıklarıyla bağlantısı da ortaya çıkmıştı.

Hizbullah´ın ısrarla reddettiği en karanlık cinayetlerinden biri daha aydınlandı. Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım´ın Hizbullah tarafından yapılan sorgu kaseti ve son mektubu Elazığ´da örgüte ait bir hücre evine yapılan baskında ele geçirildi. 1999 yılında Hüseyin Velioğlu´nun öldürülmesinden sonra örgüte yönelik en büyük operasyon olan 27 Nisan 2009 baskını Hizbullah´ın sahiplenmekten korktuğu en büyük eylemini ortaya çıkardı. Elazığ´da bir hücre evde yapılan aramada örgütün reddettiği Zehra Vakfı lideri İzzettin Yıldırım cinayetinin video görüntüsü ele geçirildi. Cinayetin, günler süren işkence sonrasında kamera karşısında yapılan itirafın ardından geldiği görülüyor.

İşkence altında onlarca tekrar

´Hizbullah´ yazısının bulunduğu bir bayrağın önünde tutulan Yıldırım, 12 dakika 20 saniye boyunca kendisinden okunmasını istediği bir metni onlarca defa kamera karşısında okuyor. Yıldırım, işkenceci Hizbullah militanlarının ´Tamam oldu´ demesine kadar devam eden kamera kaydında kendini tanıttıktan sonra Hizbullah´ın elinde tutuklu olduğunu söylüyor.Görüntülerde kendisine dikte edilen metni okuyan Yıldırım “yaklaşık 30 yıldır MİT´e çalıştığını ve bu sürede bildiği tanıdığı tüm MİT mensuplarını da Hizbullah´a söylediğini” anlatıyor.

Örgüt, cinayeti üstlenmekten korkmuştu

Hüseyin Velioğlu´ndan sonra örgütün liderliğine geçen İsa Altsoy ´un yazdığı “Kendi Dilinden Hizbullah” adlı kitapta cinayeti polisin işlediği savunulmuştu. Altsoy kitapta İzzettin Hoca´nın Cemaat´ evine kendisinin geldiğini belirterek Beykoz baskını esnasında evdeki militanların hocayı evde bırakarak kaçtığını ifade ediyor. Altsoy kitapta militanların eve tekrar dönmeye çalıştığını ileri sürerek operasyon nedeniyle bunu başaramadıklarını ve hocadan da bir daha haber alamadıklarını iddia ediyordu.Video görüntüsü ile birlikte hücre evinde Yıldırım´ın 2 sayfalık vasiyeti de bulundu. Vasiyet Yıldırım´ın işkence gördüğünü kesinleştiriyor. Yıldırım vasiyetnamesinde, “Ben hayatım boyunca İslam´dan başka bir sistem peşine düşmemişim. Ben devlete, MİT´e yanaşmamışım onlara muhbirlik yapmamışım. Bu hususla Allah´ın huzuruna ak yüzle gideceğime inanıyorum” yazıyor. 29 Kasım 1999´da Fatih´ten kaçırılan İzzettin Yıldırım´ın naaşı, Hizbullah´ın lideri Hüseyin Velioğlu´nun da öldürüldüğü 17 Ocak 2000´deki baskınlarda Ümraniye´de bir hücre evinde bulunmuştu. Yıldırım, örgütün diğer infazlarda uyguladığı domuz bağı yöntemiyle katledilmişti. Yıldırım´ın Fatih Cami´sindeki cenazesine onbinlerce kişi katılmıştı. ( Star)

Hizbullah terör örgütü

Örgütün ilk kurucuları büyük şehirlerde üniversite okuyan dinci militanlardı. Bunlar bölgeye dönüp, Batman, Diyarbakır gibi merkezlerde açtıkları kitabevleri etrafında örgütlenmeye başladı. Hedef kitle olarak yoksul ve işsiz gençleri seçtiler. Silah yoluyla bağımsız dinci bir Kürt devleti kurmak isteyen militanlar, buna rağmen uzun bir süre silahlı eylem yapmadılar. Hizbullah, 1991 sonunda PKK´nın bu örgütü kendine engel görüp bazı yöneticilerine saldırmasıyla gündeme geldi. Hizbullah da PKK eylemlerine misilleme yaptı. Güneydoğu, uzun bir süre PKK - Hizbullah çatışmasına sahne oldu. Yaptığı silahlı eylemlerle kamuoyunun gündemine gelmeye başlayan Hizbullah örgütüne yönelik en büyük darbe, İstanbul polisi tarafından 17 Ocak 2000´de indirildi. Esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan, tarikatlara yakın işadamlarını bulmak amacıyla geniş çaplı bir araştırma başlatıldı.

Devletin zirvesine sunulan Hizbullah raporu

Polis, aralarında Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım´ın da bulunduğu işadamlarının kaçırılmadan önce cep telefonlarıyla yaptıkları görüşme ve mesajları inceledi. Bu isimlerden oto galerisi sahibi Mehmet Şehit Avcı´ya ait kredi kartından Anadolu yakasında yaklaşık 1.5 milyar liralık harcama yapıldığı belirlendi ve Kanlıca Kaptanlar Mahallesi Mühendis Çıkmazı Sokak´taki bir eve baskın düzenlendi. Polisin örgüt üyeleriyle girdiği ve televizyonlar tarafından naklen yayınlanan 4.5 saatlik operasyon sonucunda evde bulunan Hizbullah örgütü lideri Hüseyin Velioğlu ölü, örgütün Marmara ve Ege sorumlusu Edip Gümüş ve askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar sağ olarak ele geçirildi. Evde yapılan aramada, üç kaleşnikof silah ve mermileri, G-3 mermileri, iki adet 9 milimetre çapında tabanca ve mermileri, bir MP-5 otomatik tabanca, TNT kalıpları, örgüt yayınları, cep telefonları, bilgisayarlar ve disketleri ele geçirildi.

Türkiye´yi sarsan Mezar Evler

Bunların arasında İslamcı yazar Konca Kuriş ve Malki cinayeti davası sanığı Mehmet Sümbül´ün sorgulandığı video kasetler, kayıp 11 işadamının da aralarında bulunduğu yüz kişilik kaçırılacak insan listesi de bulundu. Beykoz´daki Hizbullah villasının eski sahibi Mehmet Altan, evi yılbaşından beş gün önce kendisini Mustafa Demir diye tanıtan bir kişiye 211 milyar lira karşılığında sattığını söyledi. Operasyondan iki gün sonra Edip Gümüş´ün ifadesi doğrultusunda Üsküdar Hasippaşa Caddesi 2. Çıkmaz Sokak 26 numaraya yapılan operasyonla da Hizbullah´ın, eşi görülmemiş bir toplu mezar vahşetine giriştiği ortaya çıktı. Evin kazılan her köşesinden toprağa gömülmüş cesetler çıktı. Elleri ve ayakları bağlı olan ve cenin pozisyonunda gömülen on cesetten bazılarının kafatasında beton çivisi bulunduğu, kol ve bacaklarının kırıldığı ve kesildiği, maktullerin işkenceye maruz kaldıkları belirlendi. Yapılan baskınlarda örgütün Ankara sorumlusu Mehmet Yaşar kod adlı Selman İpek´le Recep kod adlı örgüt üyesi Burhan Özlük de yakalandı. Yakalananların ifadeleri doğrultusunda Etimesgut´ta bir gecekondu olan evin bodrum katında yapılan kazılarda İstanbul´daki gibi elleri arkadan bağlı ve çıplak gömülmüş üç ceset bulundu. Türkiye genelinde sürdürülen operasyonlar çerçevesinde 21 Ocak 2000´de Konya´da düzenlenen operasyonda da toplu mezar bulundu. Meram ilçesindeki bir evin bodrum katında, biri kadın üç cesede ulaşıldı.

Hizbullah-PKK/KADEK çatışması

Yapılan operasyonlarda bulunan cesetler üzerindeki incelemeler ve ele geçirilen dokümanlardan örgüt üyelerinin kaçırdıkları kişileri önce işkenceyle sorguladıkları saptandı. Kurbanların ağız ve burunlarının bantlandığı, el ve ayaklarının bağlandığı iplerin boyunlarında düğümlendiği, demir tellerle birbirlerine bağlanıp asma kilitle kilitlendikleri, henüz ölmeden toprağa gömüldükleri ve vahşetin videoya kaydedildiği belirlendi. 21 Ocak 1999´da ise Hizbullah´ın devlet içine kadar sızdığı anlaşıldı. Hizbullahçı olduğu öne sürülen Başbakanlık´ta idari ve mali işlerde görevli Abdussamet Yıldız, bir operasyonla görev başında gözaltına alındı. Necmettin Erbakan´ın başbakanlığı döneminde Başbakanlık´ta göreve başlayan Yıldız´ın, devletin hassas kayıtlarına ulaşabilecek pozisyondaki kritik görevinin bilgisayar operatörlüğü olduğu tespit edildi.

Dehşet kasetlerini bilim adamları inceledi

Örgüt evlerinde ele geçirilen ve vahşeti ortaya döken sorgu kasetleri, siyasiler arasında da şok yarattı. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan´ın koalisyon ortaklarını bilgilendirmek için verdiği görüntülü brifing, liderlere zor anlar yaşattı. Başbakanlık Konutu´nda Başbakan yardımcıları Devlet Bahçeli, Hüsamettin Özkan ve ANAP lideri Mesut Yılmaz, örgütün telle boğma, boğaz kesme ve bıçakla işkence sahnelerini içeren üç sorgu kasetini izlemeye ancak 10 dakika dayanabildiler. Liderler, görüntüleri izledikten sonra yaptıkları değerlendirmede, kasetlerin bilim adamlarının da yer aldığı bir uzmanlar heyeti tarafından incelenmesine ve dava aşamasına kadar kamuoyuna açıklanmamasına karar verdiler. Hizbullah´ın mezar evleri bu kadarla sınırlı kalmadı. Örgütün İstanbul´daki ikinci mezarevi, 28 Ocak 2000´de Kartal´da ortaya çıkarıldı. Kartal Çavuşoğlu Mahallesi Samanyolu Caddesi Görkemli Sokak 12 numaralı villa tipi evde yapılan aramada dokuz ceset bulundu.

2. Ergenekon iddianamesinde Ergenekon´un PKK ve Hizbullah´la ilişkileri anlatılıyor

İkinci Ergenekon iddianamesinin 4. bölümünde Ergenekon Terör Örgütü´nün PKK, Hizbullah, DHKP-C ve Hizbu´t Tahrir örgütü ile ilişkileri anlatılıyor. Bu bölümde, çoğunluğu cezaevinde bulunan terör örgütü üyesi gizli tanıkların ifadelerine yer veriliyor. İlk iddianamede numaralandırılan gizli tanıklara bu kez imdat ve kıskanç gibi kod adlarının verildiği görülüyor. Bu bölümde örgütün siyaset dünyasına yön verilmesi faaliyetleri başlığı altında yürütülen çalışmalara değiniliyor. ( İkinci iddianamedeki Hizbullah ile ilgili sayfalar)

Ümraniye ile Hizbullah bombaları aynı kafileden

2. Ergenekon İddianamesi´nde Ümraniye´de ele geçirilen ve soruşturmanın başlamasını sağlayan el bombaları ile ilgili dikkat çekici bilgiler yer alıyor. Yapılan kriminal inceleme sonucu sözkonusu bombalarla aynı kafile ve stok numaralı bombaların kullanıldığı 18 ayrı olay tespit edildi. Bunlar arasında Hizbullah operasyonunda ele geçirilen ile Cumhuriyet Gazetesi´ne yapılan saldırıda kullanılan el bombaları da bulunuyor. Ümraniye ve Eskişehir ilinde ele geçirilen toplam 39 adet el bombası hakkında Kriminal Polis laboratuarları, Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi tarafından düzenlenen Bomba İrtibat Raporlarında özetle bu el bombaları ile aynı/yakın kafile ve stok numaralı bombaların kullanıldığı 18 olayın tespit edildiği, bunlardan 7 sinin şiddet içerikli eylemlerde kullanıldığı belirtildi. Bu olaylardan bazıları şunları: İstanbul Şişli ilçesindeki Cumhuriyet Gazetesi ön bahçesine 10.05.2006 günü 1 adet el bombası atılmış, el bombası patlamamıştır. Bu olayda elde edilen 1 adet el bombasının fünye grubunda M 204 A2 MKE 173-9-85 seri numarası yazdığı, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 2 adedinin fünye grubunda M 204 A2 MKE 169-5-85 seri numarası yazdığı, her iki olayda elde edilen el bombalarının numaralarının benzerlik gösterdiği bildirilmiştir. Şırnak ilinde 18.03.1999 tarihinde il genelinde Hizbullah/İlim Terör Örgütüne yönelik yapılan operasyonlar neticesinde İhsan Tekin, İsmail Tekin ve Haci Demir isimli şahsın ikametinde yapılan aramada toplam 6 adet el bombası elde edilmiştir. Bu olayda elde edilen 6 adet el bombasından 1 adedinin MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 seri numaralı olduğu, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 1 adedinin MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 seri numaralı olduğu belirtilmiştir.

Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıkan gerçekler: PKK ve Hizbullah´a silah Jandarma´dan

Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) iddianamesi ile gündeme gelen naylon terör örgütü kavramını destekleyen çok önemli bir belge ortaya çıkmıştı. Belgeye göre kriminal inceleme sonucu PKK ve Hizbullah´a yönelik operasyonlarda ele geçirilen silahlar jandarma envanterinde kayıtlıydı. Türkiye´nin puslu yıllarına ait tüyler ürperten olay, 2000 yılında Hizbullah´ın askeri kanat sorumlusu Abdullah Gül´ün Cizre´deki evine düzenlenen operasyonla başladı. Evde Bixi, Diktiriyof, Kanas ve Kaleşnikof marka 99 adet uzun namlulu silah bulundu. Ergenekon´un kurduğu iddia edilen Hizbullah´a yönelik 2001´deki bir başka operasyonda da, 4 Bixi, 43 Kaleşnikof, 13 RPG-7 roketatar ve 4 lav silahı daha ele geçirildi. Ancak incelemede ilk şok yaşandı. Silahlar jandarma envanterine kayıtlıydı. İkinci şok ise kriminal incelemede ortaya çıktı. Silahlar sabıkalıydı. Kayıtlara PKK saldırısı olarak geçen köy baskınları, araç tarama gibi katliamlarda kullanılmıştı. Dönemin Şırnak Alay Komutanı ise Levent Ersöz´dü. Silahlar teslim edildi ve konu kapatıldı. Ergenekon´un kilit sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile birlikte davanın diğer sanıkları Arif Doğan, Atilla Uğur ve Cemal Temizöz de aynı dönem bölgede görev yapmıştı. Ergenekon´un gizli bir tanığı da, Albay Temizöz´ün emriyle Hizbullah´a silah götürdüklerini ifade etmişti.

Temizöz davasında yargılanan korucular yakaladıkları bazı kişileri sorgulaması için Hizbullah´a teslim etmiş

Güneydoğu´daki çok sayıda faili meçhulleri konu alan Binbaşı Cemal Temizöz davasında, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´na ifade veren ismi açıklanmayan bir tanığın ifadesinde, 1990´lı yıllarda terör örgütüne yataklık ettikleri iddiasıyla bazı kişilerin belediye başkanı olan Kamil Atağ tarafından alınarak, sorgulanmak üzere Hizbullah´a teslim edildiğini söylediği öğrenildi. Hizbullah üyelerinin bu kişileri eğitim amaçlı olarak kullandıkları Kuştepe köyünde sorguladıktan sonra öldürdüklerini ifadesinde iddia eden tanık, cesetlerin yerlerini gösterebileceğini yetkililere iletmişti.

Hizbullah liderinin Tuğgeneral Cingöz´le ilişkisi

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu tanık olduğu şok edici bir gerçeği açıklamıştı. Hizbullah´ı gerçekten Ergenekon mu yönlendiriyordu, bilmiyorum. Ancak Ergenekon´un naylon terör örgütleri kurma gibi bir stratejisi var. Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nun Cem Ersever´le ilişkisi zaten biliniyor. Hizbullah ile bu güçlerin ilişkisinin tanığıyım. Ben Hatay Emniyet Müdürü´yken, İl Alay Komutanlığı´na Vicdan Başaran´ın atanması nedeniyle Adana Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz, kente geldi. Üçümüz yemeğe gittik. Yemek sırasında uzun boylu birisi hep ayakta duruyordu. Koruma zannettim. Ben de Temel Paşa, bu arkadaş neden ayakta duruyor, o da yemek yesin dedim. Temel Cingöz de Gel otur Hüseyin dedi. Tabii Hizbullah operasyonundan sonra o adamın Hüseyin Velioğlu olduğunu öğrendik. Velioğlu´nun Beykoz´daki operasyonda öldürüldüğüne inanmıyorum. Neden? Hüseyin Velioğlu´nun bir özelliği dikkatimi çekmişti; polis veya asker çağırdığında hemen önünü ilikliyor, çok saygılı davranıyordu. Böyle birisinin polise ateş açacağına inanmıyorum. O çatışma mizansendi. Büyük olasılıkla başka yerde öldürüldü; oraya getirildi. Bir de imkanı yok Velioğlu´nun o kadar kısa sürede örgütün arşivini ve bütün parasını İstanbul´a taşımasına. Burada önemli bir şey daha var; Ergenekon Hizbullah´ı kullanırken hemen medyada koruma duvarı oluşturuyor. Mesela ben Hizbullah´la ilgili bir açıklama yaptığımda hemen hedef olurum. Ama bir yazar bu örgüt aleyhine 4-5 kitap yazmıştır, ama asla hedef olmamıştır. Aksine Hizbullah Basın Bürosu denen bir yer başkalarıyla ilgili tehdit açıklamalarını bu yazara gönderiyor.

TRT Yıldırım´ın örgüt tarafından sorgulanması görüntülerini yayınladı

26 Mart 2010: Öldürülen Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım cinayetini TRT Haber´de ekrana gelen Büyük Takip programı aydınlattı. Hizbullah´ın inkar ettiği ve polis öldürdü dediği cinayetin kayıp videosunu TRT yayınladı. Hizbullah yıllardır inkar etse, Hizbullah´ın Lideri, İzzettin Yıldırım´ı polis öldürdü diye kitap yazsa da ortaya çıkan videoda, Hizbullah Bayrağı altında İzzettin Yıldırım´a Hizbullah beni yakaladı, ben MİT ajanıyım dedirtiliyor. Yıldırım´ın işkence altında alındığı belli olan videosu Elazığ´da bir Hizbullah Baskını´nda ele geçirildi. Ayrıca Yıldırım´ın son vasiyet mektubunu da TRT yayınladı. Yıldırım´ın cesedinin görüntülerinde ise vücudu domuz bağı nedeniyle iki büklüm kas katı biçimde görülüyor. ( Aktifhaber)

Hizbullah davasında gerekçeli kararı tamamlandı

30 Mart 2010: Terör örgütü Hizbullah´ın lideri Hüseyin Velioğlu´nun 17 Ocak 2000´de İstanbul Beykoz´da çıkan çatışmada ölü ele geçirilmesinin ardından başlatılan operasyonlarda yakalananları kapsayan ve aralarında üst düzey sorumlularının da aralarında bulunduğu 31 sanıklı Hizbullah Ana Davasının gerekçeli kararı tamamlandı. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi´nce hazırlanan ve kitaplaştırılacak olan bin 180 sayfalık kararda, aralarında yazar Konca Kuriş ve eski DEP milletvekili Mehmet Sincar´ın öldürülmesi eylemlerinin de bulunduğu 188 adam öldürme ve 84 yaralama olayları detaylı bir şekilde yer aldı.

31 sanıklı 9 yıl süren dava ve 1180 sayfa gerekçeli karar

Giriş bölümünde terörün tanımı ve etkilerinin anlatıldığı kararda, terörün anlaşılmasında dikkat edilmesi gereken önemli bir hususun, terörün tamamen dış etkilere bağlanıp kolaycılığa kaçılması olduğu vurgulandı. Kararda, Terör, mevcut veya istismara açık bir zeminin olmadığı yerlerde yaşama imkanı bulamaz. Dolayısıyla bir yerde yaygın olarak terör mevcut ise, orada gerçekten bir şeylerin de yanlış gittiğini kabul ve tespit etmek gerekir. Sosyal yapının zayıf düşmesi veya buna ait belirtileri taşıması, terörün arz ettiği tehlike açısından önemlidir. Bir vücut ne kadar sağlıklı olursa, o kadar dirençli ve mikroplara karşı dayanıklılığı ve bağışıklılığı yüksek olur. Terörü yorumlarken, sadece iç dinamikleri ele alıp, dış dinamikleri dikkate almamak başka bir hata olur denildi. Kararda ayrıca, Ülkemizde çok sık telaffuz edilen dış güçler, yabancı mihraklar, düşman ülkeler gibi yaklaşımlar toplumda olumsuz etkilere neden olmakta, dış mihrakların olduğundan fazla güçlü olduğu düşüncesi oluşmakta, iç barışı ciddi bir şekilde tehdit eden bu durum karşısında, dış güçlerin varlığına dayandırılan olaylar, kamuoyunu dış güçlere karşı daha etkili tavır alınması yönünde beklentilere itmekte, böyle bir yaklaşım devlet tarafından ortaya konmadığı taktirde de inandırıcılık ve otoriteye güven duygusu zayıflamakta, devletin güçsüz ve aciz kaldığı imajı uyanmaktadır ifadesine yer verildi. Toplum içindeki insanları gruplaşmalara iten sorunların çözülebilmesi için öncelikle sorun olan kavramlara netlik kazandırılması gerektiği ifade edilen kararda, Terörist bizim insanımız, hedef aldığı kitle bizim insanımız ve faaliyet gösterdiği yer bizim sınırlarımızın içi olduğuna göre, çözümü de büyük ölçüde aynı topraklar içerisinde aranacaktır denildi.

PKK´nın eylemleri etkili oldu

Kararda, terör örgütü PKK´nın silahlı eylemlerinin, terör örgütü Hizbullah´ın silahlı eylemlere kalkışmasında etkili olduğu belirtilerek, Güneydoğu´da PKK´nın silahlı propagandayı çok etkili bir yöntem olarak kullanması ve buna bağlı olarak oluşturduğu etki alanı, bölgede var olan radikal İslami hareketlerin silahlı eylemlere kalkışmasında etkisi de ayrıca tartışılmalıdır görüşü dile getirildi.

Örgütün İran bağlantısı

Terör örgütü Hizbullah´ın zaman zaman adından dolayı Lübnan´da faaliyet gösteren Şii-Hizbullah örgütü ile karıştırıldığı vurgulanan kararda, dosyadaki belgelere göre örgütün Lübnan´daki örgütle bir ilgisinin tespit edilemediği kaydedildi. Örgütün yabancı ülkelerden İran ile bir dönem bağının olduğu ifade edilen kararda, Sanıklardan Edip Gümüş 3 defa İran´a giderek bir villada kaldığını, orada Hüseyin Velioğlu ile görüştüğünü belirtmiştir. Ancak örgütün İran istihbaratının bizzat yönlendirmesi sonucu herhangi bir eylem yapıp yapmadığı tespit edilememiştir denildi. Kararda, ayrıca Hizbullah´ın örgütlenme şemasının, İran istihbarat servisine bağlı PASDAR-Devrim Muhafızları ile büyük benzerlik gösterdiği de ifade edildi. Örgütün önemli ölçüde yurt dışı örgütlenme faaliyetlerine rastlanılmadığı belirtilen kararda, şu ifadelere yer verildi: İsa Altsoy´un Müslüman ülkelerdeki radikal İslami cemaat liderleri ile görüşmeler yaptığı görülmektedir. Avrupa´da örgütlenmeye çalışmışlardır. Son dönemlerde örgütün tabanının çökmesi, maddi sıkıntılar içine girilmesi, örgüt tarafından geçimleri sağlanan ve önemli görevler yürüten örgüt mensuplarının çalışmak zorunda kalmaları, bu nedenlerle yakalanmamak amacıyla yurt dışına kaçma girişiminde bulundukları tespit edilmiştir dedi.

Hizbullah´ın şifreleri

Gerekçeli kararda, örgüt üyeleri arasında yapılan telefon konuşmalarında şifre kullanıldığı da dile getirilerek, Dosya içerisinde bulunan örgütsel doküman incelendiğinde bazı şahıslarla ilgili konuşmalarda isim yerine ´fasulye´, ´bulgur´, ´pirinç´ denildiği görülmektedir. ´Fiyatlarımız ucuzdur´ baskın yapıldığı, ´parasını peşin vereceğim´ ise şahsın yakalandığı şeklinde şifreler kullanılmıştır. Ayrıca buna ilişkin örnek de verilmiştir; Yusuf yakalandı: ´Bulgur gönderin parasını peşin vereceğim´; semt sorumlularından iki kişi yakalandı: ´iki torba nohut gönderin fiyatımız ucuzdur´ şeklinde örgütsel doküman içerisinde şifrelerin kimin tarafından kullanılacağı ne anlama geldiği, nasıl kullanılacağına dair örneklere kadar elemanlara gönderildiği anlaşılmaktadır denildi. Kararda, ayrıca örgüt üyelerinin buluşacağı yerlerde çeşitli şifre ve işaretle anlaştığı da yer alıyor.

Kuriş ve Sincar cinayetleri

Kararda, yazar Konca Kuriş ve eski DEP milletvekili Mehmet Sincar´ın öldürülmesi eylemleri de anlatıldı. Batman´da Eylül 1993 tarihinde Sincar´ın öldürülmesi eyleminin talimatını sanık Musa Özer´in verdiği, eylem sorumlusunun Sinan Yakut, tetikçilerin de Rıfat Demir ile Hüseyin kod adlı şahıs olduğu belirtildi. Batman´a geldiği haberi alınan milletvekili Sincar´ın çarşı içinde vurulduğu anlatıldı. Yazar Konca Kuriş´in ise Temmuz 1998´da Mersin´de evinin önünde silah zoruyla kaçırıldığı, aynı ildeki bir hücre evinde bir süre tutulduktan sonra örgüte ait bir otomobil ile Konya´ya götürüldüğü belirtildi. Kuriş´in cesedi, Meram ilçesindeki bir evde bulundu. Aynı evde 3 ayrı ceset daha bulunmuştu.

16 müebbet

Yaklaşık 9 yıl süren Hizbullah Ana Davasında sanıklar Edip Gümüş, Cemal Tutar, Fuat Balcı, Abdulkerim Kaya, Mehmet Varol, Mustafa İpek, Mahmut Demir, Kemal Gülşen, Sinan Yakut, Şeyhmus Kinay, Yusuf Beğiç, Mehmet Veysi Özel, Rifat Demir, Mehmet Beşir Acar, Mehmet Tahir Ak ve Mehmet Garip Özer´i, ´Türkiye Cumhuriyeti Devleti´nin mevcut anayasal düzenini silah zoruyla yıkarak, yerine şer´i esaslara dayalı İslam devleti kurmayı amaçlamak suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkeme diğer sanıklar Mehmet Feysel Bozkuş ve Yunus Avcı´ya 14, Fahrettin Özdemir, Mehmet Ezme, İsmail Kınay ve Abdulvahap Ekinci´ye 10, Mehmet Sudan´a 12, Mehmet Nuri Karabulut ile Gazi Kavan´a 6 yıl 3 ay ve Abdulkuddus Yersiz´e 1 yıl 6 ay hapis cezası vermişti. Hakkında yakalama emri bulunan sanıklardan Ejder Arpa ve Cihan Yıldız´ın dava dosyasının ayrılmasına, Fahrettin Duman ve Fehmi Gürsol´un da beraatlarına karar verilmişti. Yargılamanın devam ettiği 2004 yılında ölen sanık Turan Arı´nın da davasının düşürülmesi de kararlaştırılmıştı.

(17 Şubat 2010, 10:13), son güncel.: (30 Mart 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

İşte Yıldırım´ın örgüt tarafından sorgulanmasına ait o videolar

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1501    yazdır/print


 

Ergenekon kardeşliği: Karargah için Hizbut-Tahrir referansı

´Amirallere suikast girişimi´ iddianamesinde teğmenlerin, Ergenekon´un TSK´ya sızmak amacıyla ´Karargâh Evleri´ olarak isimlendirdikleri hücre yapılarına girebilmeleri için Hizbut-Tahrir örgütünden ´referanslı´ olmaları gerektiği ortaya çıktı.

Ergenekon kardeşliği: Karargah için Hizbut-Tahrir referansı

´Amirallere suikast girişimi´ iddianamesinde teğmenlerin, Ergenekon´un TSK´ya sızmak amacıyla ´Karargâh Evleri´ olarak isimlendirdikleri hücre yapılarına girebilmeleri için Hizbut-Tahrir örgütünden ´referanslı´ olmaları gerektiği ortaya çıktı.

Amirallere Suikast İddianamesi´nde, şüphelilerin evinde ele geçen dokümanlar ve delillerden yola çıkan Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Süleyman Pehlivan, Ergenekon´un bir birimi olan Karargah Evleri ile suikast iddiası soruşturmasına dahil olan teğmenlerin korkunç bağlantılarını ortaya koydu. Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Metin Ataç ile dönemin Donanma Komutanı şimdiki Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit´e yönelik suikast iddianamesinde teğmenlerin Karargah Evleri´nde kalabilmeleri için Hizbut-Tahrir örgütünden referanslı olmaları gerektiği belirtiliyor. Örgüt evlerinde kalabilmek için, Hizbul Tahrir İsmail Yıldız referansı, Hizbul Tahrir İ.Y. referansı, U.A. Hizbul Tahrir ... referansı şeklindeki notlardan yola çıkan savcılar, Karargah Evleri örgütlenmesinin yasa dışı Hizbut-Tahrir örgütüyle irtibatlı olduğu görüşünü dile getirdiler.

Fişleme şantaj baskı

Şüpheliler Alper Erdoğan, Burak Düzalan, Yakut Aksoy ve Tarık Ayabakan tarafından kullanılan Kocaeli´nin Değirmendere ilçesindeki Karargah Evi´nde bulunan flash bellekteki dosyada 61 kişinin fişlendiği kaydedildi. İddianameye göre; Deniz Lisesi, Deniz Harp Okulu, Deniz Astsubay Yüksekokulu´nda okuyan öğrencilerin ve teğmenlerin özel hayatlarına ilişkin arşivlemeyi şantaj ve baskı amacıyla yapıldı.

Hedef AK Parti

Şüpheli Sezgin Demirel´in kaldığı evde ele geçirilen bilgi ve belgelerde AK Parti´nin hükümetin eleştirildiği haber ve makalelerin teğmenlere okutulmasının istendiği ortaya çıktı. İddianameye göre; 10 Numaralı DVD´de İlhan Selçuk, Emin Çölaşan, (Pazar günü İzmir´de başlıklı yazı), Erol Manisalı, Mustafa Balbay ve birçok köşe yazarının Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün Köşk´e çıkması ile ilgili yazılar, AK Parti, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´ın adlarının geçtiği birçok köşe yazılarının bulunduğu belirlendi. RTE diz çökmüş adındaki video kaydında 1990 yılında çekilen ve Afganistan eski Devlet Başkanı Gulbettin Hikmetyar ile Başbakan Erdoğan´ın yan yana oturmuş fotoğrafları yer alıyor.

Uyuşturucu PKK´dan

Amirallere suikast iddianamesindeki bir başka ilginç gelişme ise şüpheli subayların PKK ile irtibatı. İddiaya göre önce uyuşturucuya alıştırılan teğmenlere fahiş fiyattan uyuşturucu satılarak yüksek miktarlarda kazançlar elde ediliyor. Uyuşturucu temini, pazarlaması ve saklanması gibi işlerin sorumluluğunu yapan Ülkü Öztürk´ün PKK ile irtibatının bulunduğu, bu işlerde PKK´lı olan akrabası E.K´yi kullandığı belirtildi. İddianame´de; Karargah Evleri´nin uyuşturucu sorumlusu Öztürk diğer subaylar Fatih Göktaş, Burak Amaç, Sinan Efe Noyan´ın Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda uyuşturucu kullandıkları ve sattıkları halde Karargah Evleri organizasyonu ile ilişkili olan üst rütbeli subaylarca korunduğu ve örtbas edildiği belirtildi. ( Yenişafak)

(08 Şubat 2010, 11:14)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Karargah Evleri soruşturması ve askerlerce savsaklanması

Amirallere suikast planı manşetlerimiz

Ergenekon-Hizbuttahrir bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1464    yazdır/print


 

Flaş!!! Amirallere Suikast iddianamesi kabul edildi

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, amirallere suikast planı iddianamesini kabul etti. İddianamede sanıkların 40´ar yıla kadar hapsi istenirken, dava Poyrazköy ile birleştirilmedi. İddianameyi kabul eden mahkeme, 9 sanığın tutukluluk halinin devamına da karar verdi. İlk duruşma 7 Mayıs´ta yapılacak ve iddianamenin Poyrazköy davası ile birleştirilmesi bu ilk duruşmada görüşülecek. Suikast davasının Poyrazköy ve Ergenekon davalarıyla birleştirilmesine ilerleyen süreçte kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü davaların içeriği ve sanıklar birbiriyle sıkı irtibatlı ve sonuçta hepsi Ergenekon Terör Örgütü´nden kaynaklanan davalar.

FLAŞ!!! Amirallere Suikast iddianamesi kabul edildi

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, amirallere suikast planı iddianamesini kabul etti. İddianamede sanıkların 40´ar yıla kadar hapsi istenirken, dava Poyrazköy ile birleştirilmedi. İddianameyi kabul eden mahkeme, 9 sanığın tutukluluk halinin devamına da karar verdi. İlk duruşma 7 Mayıs´ta yapılacak ve iddianamenin Poyrazköy davası ile birleştirilmesi bu ilk duruşmada görüşülecek. Suikast davasının Poyrazköy ve Ergenekon davalarıyla birleştirilmesine ilerleyen süreçte kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü davaların içeriği ve sanıklar birbiriyle sıkı irtibatlı ve sonuçta hepsi Ergenekon Terör Örgütü´nden kaynaklanan davalar.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, amirallere suikast planı iddianamesini kabul etti. İddianamede sanıkların 40´ar yıla kadar hapsi istenirken, dava tahminlerin aksine Poyrazköy ile birleştirilmedi. İddianameyi hazırlayan savcılar davaların birleştirilmesini talep etmişlerdi. İddianameyi kabul eden mahkeme, 9 sanığın tutukluluk halinin devamına da karar verdi. İlk duruşma 7 Mayıs´ta yapılacak ve iddianamenin Poyrazköy davası ile birleştirilmesi bu ilk duruşmada görüşülecek. İddianamede 9´u tutuklu 19 şüpheliyi kapsıyor ve iddianamenin 16 delil klasörü var. 19 şüpheli, ´Terör örgütüne üyelik´ ve ´Patlayıcı Madde bulundurmak´ ile suçlanıyor. Soruşturmayı Savcı Süleyman Pehlivan yürütüyordu.

Soruşturma ihbar maili ile başladı

Deniz Kuvvetleri´nde görevli iki amirale suikast düzenleneceği iddiasıyla ilgili 21 Temmuz 2009 tarihinde başlatılan ve daha sonra Ergenekon kapsamına alındığı öğrenilen soruşturma tamamlanarak iddianamesi mahkemeye sunuldu. Sanıkların evlerinde Ergenekon örgütüne ait belgeler el geçirilmiş ve sanıkların Ergenekon tutuklusu emekli Deniz Binbaşı Levent Bektaş´la bağlantısı tespit edilmişti. Soruşturmada şu ana kadar 9 subay tutuklanmıştı.

İhbar mailinin ayrıntıları

İstanbul ve Gölcük´te Temmuz ayında eşzamanlı olarak başlatılan operasyonda tutuklanan teğmen ve albayları yine bir teğmenin ihbar ettiği ortaya çıkmıştı. İstanbul Emniyet´ine gelen bir ihbar e-postası, Ben de bir teğmenim. Bir yapılanma var. Bu yapılanmadan duyduğum rahatsızlığı dile getireceğim. Artık birilerinin buna dur demesi lazım. şeklinde sözlerle başlıyor. e-postada daha sonra üç teğmenin de ismi tek tek sayılıyor. Teğmenlerin Bahçelievler´de gözaltına alınan ve muhtemelen torbacı denilen uyuşturucu satıcısından çeşitli uyuşturucu maddeleri alarak alem yaptıklarına dikkat çekiliyor. Teğmenlerin ev adreslerini açık şekilde yazıp söz konusu mekana kadın getirerek fuhuş yaptıkları ileri sürülüyor. Mektup, Bu durumu hazmedemiyorum. Birilerinin buna dur demesi lazım. sözleriyle sona eriyordu. Suikast düzenlenecek amirallerin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç ile Donanma Komutanı Eşref Uğur Yiğit olduğu öğrenilmişti.

´Amirallere suikast girişimi´ iddianamesinin özeti

İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca ´Amirallere suikast girişimi´ iddialarına ilişkin hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede, ´Ergenekon terör örgütü´nün, ´Hayati derecede önem verdiği Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmak amacıyla ´karargah evleri´ olarak isimlendirdikleri hücre yapıları oluşturdukları, başında asker kökenli üyelerin bulunduğu, bu yapının öncelikle askeri lise ve harp okullarına kendi yetiştirdikleri kişileri yerleştirmeye çalıştıkları´ öne sürüldü.

Karargah Evleri, suikast iddianamesinde önemli bir yere sahip

İddianamenin, ´Soruşturma kapsamında elde edilen delil ve belgelerin incelenmesi sonucu tespit olunan örgütsel yapı ile ilgili bulgular´ başlıklı bölümünde, ´Soruşturma, şüphelilerin ihbar mektubunda belirtilen evlerde uyuşturucu ve seks partileri düzenledikleri, temin ettikleri uyuşturucu maddeleri muvazzaf subay ve askeri öğrencilere verdiklerine dair iddialar üzerine başlatılmış ise de yapılan aramalarda ele geçen belge, doküman ve malzemeler (patlayıcı madde, mermi vs) birlikte değerlendirildiğinde, şüphelilerin daha önce Cumhuriyet Başsavcılığınca çeşitli dönemlerdeki iddianamelere konu edilen ´Ergenekon isimli terör örgütü´nün faaliyeti kapsamında oluşturulan ´Karargah Evleri´ biriminde yer aldıklarının anlaşıldığı´ iddia edildi.

Ergenekon örgütünün ağırlığı askerlerden oluşuyor

´Ergenekon´ örgütüne yönelik yapılan soruşturmada çeşitli şüphelilerden ele geçirilen ´Devletin yeniden yapılandırılması için öneriler (master plan ön çalışması)´ isimli dokümanda, ´Terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) sızma ve TSK içerisinde faaliyetlerinin hedeflendiği ve bu hedefin gerçekleştirilmesi için gerekli çalışma yapılması gerektiği´nin belirtildiği kaydedilen iddianamede, şöyle denildi: ´Ergenekon silahlı terör örgütünün hedeflerine ulaşma uğrunda TSK bünyesine sızma konusuna büyük önem verdiği ve örgütün içinde askeri yapılanmanın gerçekleştirilmesinin çok önemli yeri olduğu, örgüt dokümanlarında yedi gizli birimden beşinin başında asker bulunduğunun belirtilmesi de bunu açıkça ortaya koymaktadır. Örgütün hayati derecede önem verdiği TSK´ya sızmak amacıyla ´Karargah Evleri´ olarak isimlendirdikleri hücre yapıları oluşturdukları, başında asker kökenli üyelerin bulunduğu, bu yapının öncelikle askeri lise ve harp okullarına kendilerinin yetiştirdikleri kişileri yerleştirmeye çalıştıkları, bu şahıslar vasıtasıyla harp okulu öğrencilerine ve subaylara ulaştıkları ve onlarla irtibata geçerek örgüte sempatizan veya mensup olarak kazandırmaya çalıştıkları tespit edilmiştir.´

İşçi Partisi´nde ele geçirilen belge

İşçi Partisi (İP) Genel Merkezinde yapılan aramada MİT Müsteşarlığınca düzenlenen ´Çok Gizli Kopya´ ibareli ´İP Karargah Evleri´ yapılanmasının şematize edildiği belge ele geçirildiği hatırlatılan iddianamede, bu belge incelendiğinde şu değerlendirmeye varıldığı ifade edildi: ´Ergenekon silahlı terör örgütünün sivil yapılanmasında yer alan Teori, Tasarım ve Planlama Daire Başkanlığı içerisinde görevli bulunan İşçi Partisi Genel Başkanı sanık Doğu Perinçek´in, bu gizli yapılanmanın metotları ve geliştirilmesini nasıl yaptığını ayrıntılı bir biçimde ortaya koymaktadır. Zira MİT Müsteşarlığınca yapılan çalışmalar sonucunda gizli olarak hazırlanan ve bilgi için gizli olarak askeri makamlara gönderilen bu gizli belgenin İP Genel Merkezinde Perinçek´in odasında bulunması, örgütün TSK´ya sızma girişimlerinin ulaştığı ürkütücü boyutu açıkça göstermektedir.´

´Perinçek Başkanımızın emirleri şeklindedir´

Şüpheliler Alperen Erdoğan, Burak Düzalan, Yakut Aksay ve Tarık Ayabakan tarafından kullanılan Kocaeli´ndeki adreste yapılan aramada ele geçirilen klasördeki ´Bildiriler/Bültenler Klasöründeki Nisan Bülteni´ isimli belgede ´Karargah Evleri´ oluşumuyla ilgili örgütsel hiyerarşi silsilesinde örgütün üst birimlerince hazırlanan ve örgüt üyelerine intikal ettirilen talimatların bulunduğunun görüldüğü aktarılan iddianamede, söz konusu belgenin ikinci alt başlığında ´Perinçek Başkanımızın emirleri şeklindedir´ ibarelerinin bulunduğu belirtildi.

Ergenekon Terör Örgütü, TSK´ya sızmak için çok sıkı önlemler almış

İddianamede, şunlara yer verildi: ´(Klasördeki bir belgede, ´Moraller ve motivasyon zirvede tutulsun, bu konuda her şey organize edilsin. İçerdekilere ve ailelerine yardımlar aksatılmasın, ihtiyaca göre aidatlar arttırılsın. Güvenlik, E.A. ve diğer emekliler, hainleri bulmada aktif kullanılsın. Levent Bektaş´ın ekiplerinin yerine yeni ekipler kurulsun. Yeni timlerin oluşturulmasını Mücahit Erakyol Albay organize etsin. Poyrazköy´de kalan malzemeler korunaklı bölgelere dağıtılsın. Karargahın emri olmadan hiçbir operasyonel eylem yapılmayacak. Bu konuda son emir yetkisi Levent Bektaş´ındır. Genç subayların fikri alt yapıları ve ideolojilerinin sağlam temellere oturabilmesi için eğitim ve kamp çalışmaları yapılsın, bu bağlamda doküman ve materyallerin ulaştırılma kanalları kontrol edilsin. Yayınlar kesinlikle takip edilip çözümlemesi yapılmalı. Genç teğmenler arasında taban çalışmaları için Ataman Yıldırım´ın ekibi yeniden harekete geçirilecek. İnternet yoğun bir şekilde propaganda faaliyetleri için kullanılacak. Devrimci Karargahtaki çekirdek kadronun evleri ile aydınlanma ve yeni adam kazanma evleri birbirinden ayrılacak, irtibatları kesilecek. Devrim fikrinin genç subaylar arasında geniş tabana yayılması için yeni projeler geliştirilecek. Emirlerin iletiminde köprü elamanlar kullanılacak. Deşifre olanlar derhal görevden alınacak. Karargah dışı görevler verilecek) ifadeleri yer alıyor.´

Suikastçilerden ele geçen belgeler Ergenekon sanıklarından ele geçenlerle aynı

İddianamede, klasördeki ´Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme´ belgesinde ise ´Ergenekon´ isimli terör örgütünün ana dokümanlarından olan ´Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi İstanbul/29 Ekim 1999´ isimli belge olduğunun anlaşıldığı, belgenin Veli Küçük, Doğu Perinçek, İşçi Partisi İstanbul İl Örgütü binasında Tuncay Güney´den elde edilen dokümanla aynı olduğunun anlaşıldığı bildirildi.

Fişleme çalışmasında öğrencileri ayrıntılı şekilde kategorize etmişler

Klasördeki ´Burak´tan gelen Harp Okulu´ isimli belgede 208 kişinin isminin soyadı ve karşılarında bu kişilerle ilgili değerlendirmelere yer verildiği görüldüğünün belirtildiği iddianamede, bu değerlendirmelerin örgütsel bir yapı ve tanımlamayı gösterdiği kaydedildi. İddianamede, ´Albay´ isimli belgede, Kuleli Askeri Lisesinde görev yapan bir kısım görevlinin özel hayatları hakkında bilgi ve değerlendirmelerin yazılı olduğunun görüldüğü, bilgilerin toplanması ve arşivlenmesinin örgütün amacı doğrultusunda hedef olarak belirlenen kişiler hakkında gelecekte gerektiğinde kullanılmak maksadıyla yapıldığının anlaşıldığı kaydedildi. Aramada ele geçirilen diğer bir belge olan ´lise´ belgesinde ´referans listesinden´, ´alevi dostlarımızdan´, ´milliyetçi çevreden´ ifadelerinin yazıldığı, ´ülküden gelen´ isimli belgede ise 61 kişinin ad ve soyadları, ´milliyetçi çevreden´, ´tanrı inancının olmadığı´, ´ulusalcı düşüncede olduğu´, ´babası ve kendisi rotary ile alakalı´, ´Hizbul Tahrir-I.Y. referansı´, ´uyuşturucu kullanır´, ´Şıh´ gibi ifadelerin yer aldığının görüldüğü belirtildi. İddianamede, şunlar kaydedildi: ´Klasördeki bir belgede, ´2008-2009 dönemi içerisinde yapılan faaliyetler sonucu 2009-2010 dönemi faaliyet programında görev alabilecek teğmenler ile Deniz Harp Okulu, Deniz Lisesi, Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulunda öğrenim gören askeri öğrencilere ait liste aşağıdaki gibidir´ ifadeleri yer alarak 34 teğmen hakkında kişisel özellikleri, ailevi ve sosyal durumları, mesleki yetenek ve özellikleri, etnik kökenleri, siyasi ve fiziki görüşleri, örgütle olan irtibat derece ve örgütsel konumları, almış olduğu örgütsel görevler hakkında detaylı değerlendirme notlarının bulunduğu görülmüştür. ´Harp Okulu son sınıfa geçecek olan öğrenciler arasında Harp Okulundaki 2009-2010 faaliyetlerini yönlendirecek olan askeri öğrenciler hakkındaki değerlendirmeler aşağıdaki gibidir´ yazılı belgede, 17 kişi hakkında bilgiler verilmiştir.´ İddianamede, ´Evler ve görevler´ başlıklı belgede ise 12 ayrı eve ait adresin ve bu evlerde kalacak kişilerin isimlerinin mevcut olduğu, bu evlerde kalacak bazı şahıslara ait isimlerin kodlandığı, söz konusu yapılanmanın ´Karargah Evleri´ kapsamında gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı ifade edildi.

´Eruygur´ isimli belge

´Eruygur´ isimli belgede de ´Eruygur Paşa ile Eğitim Komutanlığında yapılan toplantıda karargahımızı ilgilendiren emirler´ ifadelerinin yer aldığının görüldüğü aktarılan iddianamede, ´Panzehir77´ isimli belgenin de ´Panzehir-Etnik/Bölücü Operasyonların tasfiyesi Kürt hareketi ve Türk-Kürt kardeşliği-İstanbul 1 Mayıs 2000 tarihli Amaç ve Kapsam, Emperyalizmin Etnik/Ayrılıkçı Terör Savaşı, Kuzey Irak ve Kukla Kürt Devleti, Demokratik Cumhuriyet Programı, Kürt Ayrılıkçılığı Üzerine İktidar hesapları, Abdullah Öcalan faktörü´ başlıklarından oluştuğunun görüldüğü aktarıldı.

Emir ve talimatlar Perinçek´ten

İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca ´Amirallere suikast girişimi´ iddialarına ilişkin hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede, şüphelilere emir ve talimatların, daha önce hakkında ´Ergenekon terör örgütüne üye olmak´ suçundan kamu davası açılan İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından verilerek, örgüt tabanına aktarıldığının anlaşıldığı öne sürüldü.

Suikastçi teğmenlere operasyonu başlatan ihbar maili

İddianamede, şüphelilerin evlerinde ve bilgisayarlarında yapılan aramalarda ele geçirilen belge ve dokümanlara ayrıntılı olarak yer verildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Elektronik Şube Müdürlüğüne 15 Temmuz 2009´da bir elektronik ihbar maili geldiği kaydedilen iddianamede, mailde, uyuşturucu ve borç bataklığına düştüğünü ifade eden bir deniz subayının, ´Deniz Lisesinden Deniz Harp Okuluna, oradan teğmenliğe uzanan bahriyelilerin önünü kesen uyuşturucu bataklığından bahsettiği´ aktarıldı. İddianameye göre, deniz subayının ihbar mailinde şu ifadeler yer aldı: ´Bu karanlık organizasyonu ve örgütsel bağlarını, amaçlarını, uyuşturucunun nereden temin edildiğini, bu organizasyonun liderlerini, hangi özel mekanlarda nasıl seks partileri verildiğini, geniş organizeyi kimlerin himaye ve desteğiyle ne amaçla devam ettirildiğini bana da kurulmuş olan bu korkunç tuzakları ihbar ediyorum. Yıllardır içinde bulunduğum bu bataklığın farklı amaçları olan bir ihanet çemberi olduğunu anlamış bulunuyorum. Yapıyı deşifre etmek, lanet yapıyı çökertmek istiyorum. Uyuşturucu ve fuhuş işini birlikte yürüten bu lanet yapıyı kuranlar uyuşturucu trafiğini özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içerisinde olmak üzere Kuleli Askeri Lisesi ve diğer askeri liselerden de arkadaşları vasıtasıyla devam ettirmektedirler. Organize olarak çalışan bu yapı, uyuşturucu üzerinden bir yandan kazanç temin ederken bir yandan da kendi çıkarları doğrultusunda taraftar toplamak ve kendilerine rakip gördüğü kişileri de egale etmek için kullanıyorlar. Bir Türk askerine yakışmayacak şekilde her türlü pisliğe bulaşmış olan karanlık kişilerle irtibatlı olan bu kişiler, özel mekanlarda uyuşturucu ve seks partileri düzenlemektedir. Seksi de bir tuzak ve şantaj malzemesi olarak kullanmaktadırlar.´

Genç teğmenleri bağlamak için uyuşturucu ve seks

İhbar mailini gönderen ve deniz subayı olduğunu iddia eden kişi, Ülkü Öztürk, Sinan Efe Noyan ve Uğur Kayar´ın uyuşturucu trafiğinin kilit noktasında ve organizatörü konumunda olduğunu öne sürdü. Bu kişilerin uyuşturucuyu temin ederek kendi kurdukları ekipleriyle satışını sağladıkları iddia edilen mailde, Öztürk, Noyan ve Kayar´ın kiraladıkları evlerde sivillerin de katıldığı seks ve uyuşturucu partisi düzenledikleri ileri sürüldü. Bu kişilerin partiler ve örgütsel faaliyetler için kullandıkları kendilerine bağlı çok sayıda evleri bulunduğuna dikkat çekilen ihbar mailinde, ´Bu partiler sayesinde uyuşturucu bağımlısı yaptıkları şahıslar, bu uyuşturucu organizasyonunun potansiyel müşterisi durumundadır. Değişik kanallardan temin ettikleri uyuşturucuları bağımlı yaptıkları kişilere daha pahalıya satarak ciddi bir gelir elde etmektedirler. Teğmen Ülkü Öztürk´ün uyuşturucu işinde PKK ile de irtibatı vardır. Bu işlerini akrabası da olan PKK´lı E.K. ile gerçekleştirmektedir. Bu uyuşturucu organizasyonunda lider konumunda olan Öztürk ve bazı teğmenlerin uyuşturucu kullandıkları ve sattıkları bilindiği halde bu organizeyi koruyan ve himaye eden üst rütbeli subaylarca örtbas edilmektedir. Bu subayların başında Ülkü Öztürk ve Sezgin Demirel ile sıkı irtibatlı olan Yarbay Ali Tatar, Yüzbaşı C. Ş. ve Yüzbaşı D.İ. gelmektedir´ denildi. İhbar mailinde, ayrıca son zamanlarda Ülkü Öztürk´ün uyuşturucu ağını Kuleli Askeri Lisesine taşıdığı, Muharrem Dinçer, İsmail Kahyaoğlu, Eren Şentürk´ün Üsküdar´daki bir adreste uyuşturucu partileri vererek kendi çevrelerinde uyuşturucu pazarladığı iddia edildi. Uyuşturucu deposu olarak kullanılan ve partiler düzenlendiği iddia edilen adreslerin bildirildiği ihbar mailinde, Ülkü Öztürk ve arkadaşlarının uyuşturucuları Kocaeli ve İstanbul´daki 4 evde sakladığı ve buradan piyasaya satış yaptıkları anlatıldı. Kocaeli´ndeki evde saklanan uyuşturucunun isteyen teğmenlere pazarlandığı ileri sürülen ihbar mailinde, Kadıköy´de bulunan başka bir adreste ise uyuşturucu partileri düzenlendiği, buraya kız arkadaşlarıyla gelenlerin sardıkları otları içtikten sonra kızlarla ilişkiye girdikleri, bu partilere gelen kişi sayısının ise 10-15 kişi arasında olduğunu kaydedildi. Uyuşturucu partilerinin düzenlendiği eve getirilen kişilerin uyuşturucuya alıştırıldıktan sonra uyuşturucu satmaya başladığına yer verilen ihbar mailinde, uyuşturucu satışından oluşan alacak verecek kayıtlarının bilgisayarda tutulduğu vurgulandı.

İhbar mailinin ardından 11 adrese operasyon yapılmış

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin l7 Temmuz 2009 tarihinde aldığı karar doğrultusunda 11 adres ve bu adresleri kullanan kişilerin üst ve eşyalarında suç delillerinin tespiti ile delillere el konulması amacıyla arama yapıldığına dikkat çekilen iddianamede, şüpheliler Faruk Akın ve Sinan Efe Noyan tarafından kullanılan Kocaeli Merkez Mahallesi´nde kullanılan evin mutfak bölümünde buzdolabının motor kısmına saklanmış askeri amaçlar için fabrikasyon olarak üretilen yüksek güçlü patlayıcılar ele geçirildiği öne sürüldü. İddianamede, terör ve organize suç örgütlerince illegal yollarla elde edilen bu tür patlayıcı maddelerin el yapımı bombalarda ana patlayıcı madde olarak kullanılabileceği, patlayıcı maddenin canlılar üzerinde öldürücü ve yaralayıcı, cansızlar üzerinde yakıcı ve tahrip edici özelliğe sahip olduğunun anlaşıldığı vurgulandı.

Özel mermiler ve suikast talimatı

İddianamede, evdeki buzdolabının mutfak kısmında ayrıca bulunan 100 adet mermiden 50´sinin yasak nitelikte mermilerden oluştuğu, 5 adedi üzerinde yapılan deneme atışları neticesinde bu mermilerin patladıklarının tespit edildiğinin anlaşıldığı vurgulandı. İddianamede, mermilerin bulunduğu poşette katlanmış vaziyette bulunan ve üzerinde ´Alb. Tayfun Duman´dan gelecek fizibiliteye göre Uğur ve Metin Paşa´ya yapılacak operasyonun detay ve tarihlerini Levent Bektaş, Orhan Yücel Albay üzerinden iletecek. Size teslim edilen malzemeleri korunaklı bir yerde tutunuz´ ibarelerinin yazılı olduğu kaydedildi. İddianamede, ayrıca aynı evde terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan tarafından yazılan bir kitap ile Kürtçe kaleme alınan kitapların bulunduğu vurgulandı. Evde bulunarak el konulan bilgisayarın hard diskinin de incelendiği ifade edilen iddianamede, hard diskte şifreli dosyaların tespit edildiği, bu dosyalarda çeşitli konulardan bahsedildiği belirtildi. Şüphelilerden Alperen Erdoğan, Yakut Aksoy, Tarık Ayabakan ve Burak Düzalan´ın kullandıkları öne sürülen Kocaeli´ndeki Yüzbaşılar Mahallesi´nde bulunan evde ise çok sayıda CD ve doküman ile terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan´ın kaleme aldığı kitabın bulunduğu ifade edilen iddianamede, aramada uyuşturucu madde ve ecstacy hapların ele geçirildiği kaydedildi.

Doğu Perinçek´e ilişkin flash bellek

Şüphelilerin kaldığı evde bulunan flash belleğin incelendiği ifade edilen iddianamede, flash bellekteki ´Nİ 22´ isimli word belgesinde, ´Doğu Perinçek Başkanımızın Emirleri´ başlığı altında bir dokümanın bulunduğu hatırlatıldı. İddianamede, aynı belgede Aydın Ortabaşı´nın mezun ettiği kız öğrencilerin yapının sivil tabanına daha hızlı bir şekilde kazandırılması için organizasyonların yapılmasını istediği belirtilerek, ´Devrimci teğmenlerin yeteneklerini artırıcı eğitimlerden geçirilecek, emir ve görevler yeteneklerine göre verilecek. Yandaş medya ve onları yönlendirenler kahraman komutanlarımızı kuşatmışlardır. Devrimci subaylar komutanlarımıza yeniden dinamizm kazandıracak eylemleri hayata geçirecektir´ denildiği vurgulandı. Şüphelilere ´emir ve talimatların daha önce hakkında ´Ergenekon isimli terör örgütüne üye olmak´ suçundan kamu davası açılan Doğu Perinçek tarafından verilerek örgüt tabanına aktarıldığının anlaşıldığı´ vurgulanan iddianamede, flash bellekteki belgelerle ilgili şunlar kaydedildi:

Devrimci Karargah bildirileri teğmenlerde

´Bildiriler/Bültenler/Klasöründe yer alan Nisan bülteni isimli word belgesinin ´Devrimci Karargah 1 Nolu bildiri´ başlıklı belgenin, ´Devrimci Karargaha bağlı Şehit Ongan Müfrezesi, T.C Ordusunun 1. Ordu Karargahına yönelik bir havan saldırısında bulunmuştur...´ ibareleri ile başlayıp ´...zulüm perdesini yırtmak için Devrimci Karargah altında toplanalım ve kendimize ve insanlığa layık bir yaşamı kendi elimizle kuralım´ cümleleriyle son bulan belge olduğu tespit edilmiştir. ´Devrimci Karargah 2 Nolu bildiri´ isimli word belgesinin ´Devrimci Karargah olarak, 7 Ağustos 2008 tarihinde İstanbul Selimiye´de bulunan 1. Ordu Karargahını havan topuyla vurduk´ cümlesiyle başlayıp, ´Selam olsun bizden önce geçene, selam olsun bizden önce düşene´ cümlesiyle son bulan belge olduğu tespit edilmiştir. ´Devrimci Karargah 3 nolu Bildiri´ isimli word belgesinin ´Yoldaşlar, Devrimci Sol, artık bir Devrimci Karargah bileşeni olma kararı almıştır. Devrimci Solun bu kararı, dağınıklığı ve eylemsizliği statüko haline getiren Türkiye Devrimci Hareketinin bu gününe bir müdahaledir´ cümleleriyle başlayıp, ´Yaşasın devrim ve sosyalizm, yaşasın devrimci karargah, yaşasın Türkiye ve Kürdistan devrimleri´ şeklinde sona erdiği görülmüştür. ´Devrimci Karargah 4 Nolu Bildiri´ isimli word belgesinin ´Devrimci Karargah´a bağlı bir savaşçı grubumuz AKP İstanbul İI Merkezine yönelik bir sabotaj eylemi düzenlemiştir. Devrimci Karargah bu saldırısıyla...´ cümlesiyle başlayıp, ´Yaşasın Türkiye ve Kürdistan haklarının bağımsızlık demokrasi ve sosyalizm mücadelesi, kahrolsun emperyalizm, kahrolsun TC oligarşisi´ cümleleriyle son bulduğu görülmüştür. ´Devrimci Karargah 5 not isimli word belgesinde Devrimci Karargah´a bağlı bir savaşçı timi, Siyonist Finans kuruluşu Bank Pozitif´in 4. Levent´deki şubesini bombalayarak tahrip etmiştir´ cümlesiyle başlayıp ´Kahrolsun Siyonizm, Yıkılsın İsrail, Kahrolsun Emperyalizm cümleleriyle son bulduğu görülmüştür. ´HPG Ana Karargah Komutanlığına´ isimli word belgesinin, ´Yoldaşlar, TC´nin hareketimize yönelik saldırısının, Kürt Özgürlük Hareketine karşı savaş hazırlıklarını artan bir hızla yoğunlaştırdığı bir döneme denk gelmesi bir tesadüf değildir´ şeklinde başlayıp ´Yaşasın devrim ve sosyalizm, yaşasın Türk ve Kürt halklarının mücadele birliği! Devrimci Karargah 29 Nisan 2009´ şeklinde sona erdiği görülmüştür.´

İddianamede ayrıca, ele geçirilen flash bellekte bulunan bazı belgelerde çok sayıda kişinin isimlerinin karşısında ´şıh´, ´hırsız´,´keş´,´karı-kız düşkünü´, ´homoseksüel´, ´komünist´, ´tarikatçı´, ´sapık´, ´milliyetçi çevreden´, ´PKK´, ´alevi dostlarımızdan´ şeklinde ibarelerin bulunduğu vurgulandı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca ´Amirallere suikast girişimi´ iddialarına ilişkin hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede yer alan ve şüphelilerden ele geçirilen bir belgede, üç aşamalı emir komuta zincirinin başında İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek´in bulunduğu ileri sürüldü. İddianamede, Alperen Erdoğan, Yakut Aksoy, Tarık Ayabakan ve Burak Düzalan´ın kullandıkları Kocaeli´deki Yüzbaşılar Mahallesi´nde bulunan evde ele geçirilen flash bellekte, ´Başkandan gelen emirler doğrultusunda görevlendirmeler´ başlığı ile bir belgenin bulunduğu belirtildi.

Ergenekon sanıklarıyla diğer bağlantılar

Belgede Orhan Yücel ve ekibinin, mühimmat ve malzemelerin sevk ve idaresini yapacağı, ´devrimci teğmenler´in TSK içinde tabana yayılma ve bilgilendirme işlerinin ise Ataman Yıldırım ve ekibince yürütüleceğinin ifade edildiği belirtilen iddianamede, bu emir ve talimatların yanı sıra şüphelilerin evinde ´Ergenekon terör örgütü´ ana dokümanlarından olan ve Doğu Perinçek ile Muzaffer Tekin´in de aralarında bulunduğu bazı sanıklardan ele geçirilen ´Lobi´ adlı belgenin ele geçirildiği vurgulandı. ´Ergenekon´ davası sanıklarından ele geçirilen ´Ulusal Medya 2001´ belgesinin de şüphelilerin evinden çıktığına işaret edilen iddianamede, ´Eruygur´ adlı belgede, ´Eruygur Paşa ile Eğitim Komutanlığında yapılan toplantıda karargahımızı ilgilendiren emirler... Toplantıya katılanlar: Şener Eruygur, K.S, F.L, Levent Görgeç, L.E., D.C, T.E.´ ifadelerinin bulunduğu vurgulandı.

Ergenekon davası örgüte büyük zarar vermekte

İddianamede yer alan belgenin ´durum değerlendirmesi´ bölümünde, ´Devam eden dava, yapılarımıza önü alınamaz zararlar vermektedir. Birimlerimize dönük saldırılar Silivri´yi her geçen gün daha zor duruma sokmaktadır´ denildiği kaydedildi. İddianamede, ´Silivri´nin geleceği, komutanlıkça görevlendirilen birimlere verilen emirlerin ve faaliyetlerin başarıya ulaşmasına bağlıdır. Çözülmelerin olmaması için emir komuta zinciri önem arz etmektedir. Projelerin sevk ve idaresi üst kuruldan onaylandıktan sonra 3 aşamalı emir komuta zinciri ile hayata geçirilecektir´ denilen belgede, emir komuta zincirinin, ´Proje Planlayıcısının Emirleri > Köprü Eleman > Projeyi gerçekleştirecek karargah. Doğu Perinçek (Silivri)> kurye > Ali Tatar > Karargah Teğmenleri (Mahir). Doğu Perinçek > kurye > L. E. > Ali Tatar > Ülkü Oztürk. Doğu Perinçek > kurye > Levent Görgeç > Ali Tatar > Ali Seyhur Güçlü´ şeklinde sıralandığı ileri sürüldü.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca ´Amirallere suikast girişimi´ iddialarına ilişkin hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede, iddia olunan ´Ergenekon terör örgütü´ içinde bulunan ´Karargah Evleri´ yapılanmasında yer alan sanıkların bir kısmının muvazzaf teğmenler, harp okulu, deniz lisesi ve deniz astsubay yüksek okulu öğrencilerini siyasi, felsefi, dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına ve sağlık bilgilerine göre hukuka aykırı şekilde kaydettikleri öne sürüldü. İddianamenin hukuki değerlendirmelerinin yapıldığı bölümünde ilk sırada yer alan sanık Faruk Akın´ın, gelen ihbar mailinde Kocaeli´nde sanık Sinan Efe Noyan ile birlikte kaldığı adresin uyuşturucu deposu olarak kullanıldığı, şüphelilerin uyuşturucu madde ticareti yaptıklarının belirlendiği ileri sürüldü. İddianamede, örgütçe tayin edilen ve tasarlanan evde kalan Akın´ın, örgütsel faaliyetlerde ´Yusuf´ kod adını kullandığı, ´2008-2009 faaliyet raporu´ isimli belgenin hazırlanmasında yer alarak suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydettiği, örgütün amaç ve stratejisi doğrultusunda patlayıcı madde ve mermi bulundurduğuna dikkat çekildi. Sanık Tarık Ayabakan´ın Kocaeli´nin Değirmendere ilçesi Yüzbaşılar Mahallesi İstiklal Caddesi üzerindeki adresinde yapılan aramalarda ele geçirilen suç unsurlarına da yer verildi. İddianamede, Ayabakan´ın ´silahlı terör örgütü niteliğindeki Ergenekon örgütü içinde yer alan ´Karargah Evleri´ yapılanmasında yer aldığı, ikamet ettiği evde yapılan aramada, uyuşturucu madde niteliğindeki maddeler ile kişilerin siyasi, felsefi, dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına ve sağlık bilgilerine dair bilgilerin hukuka aykırı şekilde kaydedildiğine dair belgelerin ele geçirildiği kaydedildi.

İddianamede, İstanbul Adli Tıp Kurumu Kimya İhtisas Dairesinin raporunda, sanıklar Tarık Ayabakan, Alperen Erdoğan, Burak Düzalan, Yakut Aksoy ve Ülkü Öztürk´den alınan kan ve idrar örneklerinde uyuşturucu maddelerin bulunmadığı ifade edildi. Sanık Ülkü Öztürk´ün ise ihbar mektubunda uyuşturucu trafiğinin organizatörü konumunda olduğu, temin ettiği uyuşturucu maddelerin dağıtımını sağladığı, kiraladığı evlerde uyuşturucu ve seks partileri düzenlediği, Kadıköy Rasim Paşa Mahallesi´ndeki adresi uyuşturucu madde deposu olarak kullandığı, bu evde uyuşturucu partileri düzenlediğinin iddia edildiği belirtilen iddianamede, bu evde yapılan aramada çeşitli dokümanlar ile CD hard disk, cep telefonu ve kartları, notebook bilgisayar elde edildiği anlatıldı.

İddianamede ifadelerine yer verilen Öztürk´ün, yaklaşık 5 yıl önce harp okulundayken bir kez esrar denediğini ancak daha sonra kullanmadığını, halen uyuşturucu madde kullanmadığını, uyuşturucu madde temin ve satma gibi bir suçlamayı kesinlikle kabul etmediğini söylediği belirtildi. Sanıklardan ele geçen ´Görevlendirme´ isimli word belgesinin ´Başkandan gelen emirler doğrultusunda yapılan görevlendirmeler´ başlığını taşıyıp, ´Karargah Evleri´ yapılanmasında yapılan-yapılacak örgütsel faaliyetlerle ilgili emir ve talimatlar içerdiği ileri sürüldü. Bu belgede Öztürk´ün ´Ülkü, maddelerden sağlanacak para kaynaklarını artırmak için yeni satış kanalları oluşturacak. Bu konuda gerekli bağlantıları sağlayacak´ şeklinde isminin geçtiği kaydedildi.

´Karargah Evleri´ yapılanması

İddianamede, ´Ülkü´den gelen´, ´görevlendirme´, ´düşen bir devrim şehidinin ardından´, ´Eruygur´, ´2008-2009 sonuç raporu´ ve ´evler ve görevler´ başlıklı belgelerin incelenmesi sonucu Öztürk´ün ´Karargah Evleri´ örgütlenmesinde örgüt üyesi olarak yer aldığı, örgütsel faaliyetlerinde ´Orhan´ kod ismini kullandığı, örgütsel amaçla kullanacak evlerin tutulması, hangi evde kimlerin kalacağının tespiti hususunda görev aldığı ileri sürüldü. Ayrıca, muvazzaf teğmenler, harp okulu, deniz lisesi, deniz astsubay yüksek okulu öğrencilerinin siyasi, felsefi, dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına ve sağlık bilgilerine dair bilgileri hukuka aykırı şekilde kaydettiği iddia edildi. ´Evler ve Görevler´ başlıklı word belgesinde ´Karargah Evleri yapılanması´ kapsamında hangi görevlinin hangi evde kalacağına dair listenin bulunduğunun tespit edildiği vurgulanan iddianamede, bu listede sanık Halit Mehlet Ergül´ün ´11. Rakıcı´ olarak kodlandırılan Değirmendere´deki apartmanda Tarık Ayabakan ve Yakut Aksoy ile birlikte kalacağının belirtildiği, şüphelinin bu belgede ´Halit Mehmet Ergül (Serkan)´ şeklinde adının geçtiği dile getirildi. Barbaros Mercan´ın da ´Karargah Evleri´ örgütlenmesi içinde örgüt üyesi olarak yer aldığı, örgütçe tayin edilen ve tasarlanan evde kaldığı, örgütün amaç ve stratejisi doğrultusunda patlayıcı madde ve mermi bulundurduğu kanaatine varıldığı anlatıldı. İddianamede, sanık Ali Seyhur Güçlü´nün de ´Karargah Evleri´ örgütlenmesinde örgüt üyesi olarak yer aldığı, örgütsel faaliyetlerinde ´Can´ kod ismini kullandığı, örgütsel planlama doğrultusunda tutulan evde kaldığı kaydedildi.

Vatan gazetesi internet yöneticisi Aylin Duruoğlu´nun tahliye kampanyası

Bir word belgesinde ´Başkandan gelen emirler doğrultusunda yapılan görevlendirmeler´ başlığını taşıyıp, ´Karargah Evleri´ yapılanmasında yapılan-yapılacak örgütsel faaliyetlerle ilgili emir ve talimatlar içerdiği, bu belgede ´Aylin Duruoğlu´nun tahliye kampanyasına genç teğmenlerin destek vermesini Sezgin Demirel organize edecek´ şeklinde geçtiği belirtilen iddianamede, sanık Sezgin Demirel´in örgütsel hiyerarşi içinde alınan kararların uygulanması hususunda görevlendirildiği kaydedildi.

Sanık Fatih Göktaş´ın ifadesinde uyuşturucu madde kullanmadığını, kesinlikle uyuşturucu vermediğini ve devretmediğini söylediği anlatılan iddianamede, ´2008-2009 sonuç raporu´, ´Burak´tan gelen harp okulu´, ´toplantı kararları-mayıs´, ´evler ve görevler´ isimli belgelerin incelenmesi neticesinde bu sanığın ´Karargah Evleri´ yapılanması içinde harp okulu sorumlusu olarak görev üstlendiği, bu örgütlenme kapsamında evlerin tutulması ve bu evlerde kalacak şahısların tespitinde aktif rol aldığı iddia edildi. Burak Amaç´ın da ´Karargah Evleri´ örgütlenmesinde örgüt üyesi olduğu, örgütsel faaliyetler kapsamında tutulacak evlerden sorumlu olduğu, ´Karargah Evleri´ birimi içinde harp okulu ve deniz lisesi sorumlusu olarak görevlendirildiği öne sürüldü. İddianamede, Koray Kemiksiz´in silahlı terör örgütü niteliğindeki ´Ergenekon´ adlı örgüt içinde yer alan ´Karargah Evleri´ örgütlenmesinde örgüt üyesi olarak yer aldığı, ´Tolga´ kod adını kullandığı, örgütçe belirlenen evde kaldığı, muvazzaf teğmenler, harp okulu öğrencileri, deniz lisesi öğrencileri, deniz astsubay yüksek okulu öğrencilerinin siyasi, felsefi, dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına ve sağlık bilgilerine dair bilgilerini hukuka aykırı şekilde kaydettiği, eyleminin bütün halinde ´terör örgütüne üye olmak ve aynı suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı bir şekilde kaydetmek´ suçlarını oluşturduğu kanaatine varıldığı kaydedildi.

Soruşturma başlatılmasına esas alınan 15 Temmuz 2009 tarihli ihbar mektubunda bir kısım askeri personelin uyuşturucu madde kullandıkları, uyuşturucu ve seks partileri düzenledikleri, uyuşturucu maddelerin ´Samet Et´ adlı kasap dükkanının sahibi Levent Çakın´dan temin edildiğinin öne sürüldüğü aktarılan iddianamede, yapılan aramalar, ele geçirilen belgeler ve tüm dosya kapsamına göre şüpheli Levent Çakın´ın az sayıda ve 6136 sayılı yasa kapsamında mermi bulundurmak, TCK´nın 188/3. maddesi kapsamında uyuşturucu madde temin etmek suçunu işlediği kanaatine varıldığı belirtildi. İddianamede, şüpheli Mehmet Orhan Yücel´in de soruşturma kapsamında şüpheliler Faruk Akın ve Sinan Efe Noyan tarafından kullanılan ikametgahta ele geçirilen patlayıcı madde, mermiler ve not içeriği ile ´Görevlendirme´ adlı word belgesi içeriği ve tüm dosya kapsamına göre silahlı terör örgütü niteliğindeki ´Ergenekon´ örgütüne mensup olduğu kanaatine varıldığı kaydedildi. ( Zaman)

(05 Şubat 2010, 13:58)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Amirallere suikast planı manşetlerimiz

Karargah Evleri soruşturması ve askerlerce savsaklanması

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1459    yazdır/print


 

Poyrazköy´den Ergenekon şeması çıktı

Poyrazköy cephaneliğinden tutuklanan Levent Bektaş´ın CD´sine gizlenmiş dosyaların şifreleri çözülüyor. Kafes Planı ile birlikte ele geçirilen ‘Gündemlerim’ belgesinden, cunta ekibi ile Ergenekon bağlantısını gösteren deliller çıktı. Dosyada komutanlara şantaj da var. Komutanları kafeslemek için önlerine, hazırlanan iğrenç şantaj dosyalarının konulması planlanmış.

24.11.2009 10:55 Poyrazköy cephaneliğinden tutuklanan Levent Bektaş´ın CD´sine gizlenmiş dosyaların şifreleri çözülüyor. Kafes Planı ile birlikte ele geçirilen ´Gündemlerim´ belgesinden, cunta ekibi ile Ergenekon bağlantısını gösteren deliller çıktı. Dosyada komutanlara şantaj da var. Komutanları kafeslemek için önlerine, hazırlanan iğrenç şantaj dosyalarının konulması planlanmış.

Poyrazköy Cephaneliği ile ilgili soruşturma kapsamında tutuklanan emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın ofisinden ele geçirilen film CD´sinin arkasına özel bir program kullanılarak yerleştirilen gizli belgeler deşifre oldukça, Ergenekon yapılanması ile Poyrazköy cephaneliği kapsamında soruşturulan Deniz Kuvvetleri içinde örgütlenmiş cuntanın bağlantıları da bir bir ortaya çıkmaya başladı. Bektaş´ın CD´sinden Kafes Eylem Planı´nın yanında bazı önemli belgeler de çıktı. “Gündemlerim” ve “Gündemlerim2” başlıklı belgelerde birbirinden ilginç notlar ve üst düzey subaylarla ilgili çok özel notlar yer alıyor.

Üç Ergenekon tutuklusuyla bağlantı: Serdar Öztürk, Levent Göktaş´a versin

“Gündemlerim” isimli klasörde Ergenekon yapılanması ile Poyrazköy Cuntası´nın bağlantılarını gösteren notlar bulundu. Bu notlardan en dikkat çekeni ise Poyrazköy cephaneliği kullanılarak yapılacak suikastleri yönlendirdiği iddia edilen Ergenekon tutuklusu emekli Albay Levent Göktaş´la ilgili. Notta “Dilek Bozkaya´nın elindekilerin Av. Serdar Öztürk üzerinden L. Göktaş´a gönderilmesi” deniliyor. Göktaş gibi Avukat Serdar Öztürk ile Dilek Bozkaya da Ergenekon kapsamında tutuklu.

Doğu Perinçek´in izleri: Fabrikatör ve Aydınlık

Bir notta, Fabrikatörle görüşüldü. Aydınlık gelecek hareketi daha aktif hale gelmeli. ifadeleri yer alıyor. Ergenekon iddianamesinin eklerinde yer alan ve eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür´ün hazırladığı belirtilen raporda ´Fabrikatör´ün Ergenekon´un en önemli sanıklarından Doğu Perinçek olduğu iddiası yer alıyordu. ( Zaman)

İhbar gitmiş, tüm izleri temizleyin

Bir başka notta ise “Kadir sağdıç, müdürlüğe Tokatköy konusunda ihbar mektubu gitmiş. İzler var mı kontrol edilsin” deniliyor. Tokatköy, Poyrazköy cephaneliğinin bulunduğu bölge olarak biliniyor. Poyrazköy cephaneliği, emniyete giden bir ihbar mektubunun ardından bölgede yapılan kazılarla ele geçirilmişti. Bir başka notta da “Fabrikatörle görüşüldü Aydınlık gelecek hareketi daha aktif hale gelmeli” deniliyor. ´Fabrikatör´ takma adı Ergenekon sanığı Doğu Perinçek için kullanılıyor.

Müze işini başkan takip ediyor

´Gündemlerim2´ isimli belgede ise “Koç müzesinde ziyaretçi patlaması olmalı. Sıkıntı çıkmasın Bşk takip ediyor” notu dikkat çekiyor. Poyrazköy cuntasının Kafes Planı´nda, “Koç Müzesi´ndeki denizaltıya yerleştirdiği bombaları yoğun öğrenci grubu ziyareti sırasında havaya uçurma ve 300-350 çocuğu katlederek hükümeti zor durumda bırakma” planı daha önce ortaya çıkmıştı. Kanlı plan, denizaltıda görevli emekli bir astsubayın bombaları tesadüfen bulması sonucu başarısız olmuştu.

Albay Varımlı Örnek´i rahat bırakmasın

Geçtiğimiz günlerde 10. kattaki evinin penceresinden atlayarak intihar ettiği iddia edilen Albay Belgütay Varımlı ile ilgili de notlara rastlandı. ´Gündemlerim2´ isimli belgede “Belgütay Varımlı ile konuşmasının içeriğini değiştirmesi için görüşelim Özden Paşayı rahat bırakmasın” ve “Darbe günlükleri halledilmeli” şeklinde notlara rastlandı. Belgelerde Özden Örnek ve eşinden alındığı iddia edilen bilgilere de yer veriliyor.

Komutanlara şantaj için dosyalar var

´Gündemlerim´ ve ´Gündemlerim2´ isimli belgelerde, üst düzey komutanların özel hayatlarıyla ilgili çok sayıda not da var. Notlarda komutanların aile hayatları, sevgilileri ya da çocuklarının özel hayatıyla ilgili bilgiler ve bazı komutanlar ve eşleri ile ilgili görüntüler olduğu anlatılıyor. Ele geçirilen bu bilgi ve görüntülerle komutanların uyarıldığı örgütün amaçları doğrultusunda çalışmaları için şantaj yapıldığı da anlatılıyor. ( Star)

Erdal Paşayı kafeslemek için Alevilerle karısını karşı karşıya getirelim

Emniyet güçlerince Bektaş´a ait olduğu belirtilen Gündemlerim 2 isimli belgede, Ergenekon kapsamında gözaltına alınan eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şenel ile ilgili Erdal Paşa´nın karısı ile Alevi dostlarımızı akademide karşı karşıya getirelim. ´Erdal Paşa karısını dövüyor´ diye dedikodu yayalım ifadesinin yer aldığı iddia edildi.

Feyyaz Öğütçü bizi zorda bırakırsa önüne dosyaları koyalım

İddialara göre, Bektaş´ın dosyasında şantaj yapılacağı belirtilen kişilerden biri de eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü Notlarda Feyyaz Paşa bizi zorda bırakırsa karısının erkek arkadaşlarını, kendi partnerlerini ve Nevnihal´in uyuşturucu dosyalarını önüne koyalım denildiği öne sürüldü. ( Zaman)

Tüm yollar Ergenekon´a çıkıyor: Levent Bektaş´taki ile Dursun Çiçek´in eylem planlarının benzerliği

Dursun Çiçek´in belgesinde ´Evrenosoğlu zamanı gelince kullanılacak´ deniyor. Bektaş´ın ´Gündemlerim´ belgesinde ise ´Evrenosoğlu´nu dikkatli ol diye uyaralım´ notu var. ´Gündemlerim´ isimli belgede yer alan bir not ile Albay Dursun Çiçek imzalı ´İrtica ile Mücadele Eylem Planı´nın örtüşmesi de dikkat çekiyor. Albay Çiçek imzalı skandal planın “Medya Faaliyetleri” bölümünde “İskender Evrenesoğlu, Ömer Öngüt gibi hazırda beklettiğimiz elemanlara medyatik eylemler ve söylemler yaptırılacak” deniliyor. ´Gündemlerim´ isimli belgede ise “Deniz Kutluk´a, İskender Evrenesoğlu konusu çok önemli bu konuda haberler var dikkat edelim zamanı henüz gelmedi deşifre olursa kendi sonu olur. Avukat Çulhaoğlu´nu uyaralım” deniliyor. “Gündemlerim2” isimli belgede ise ´Dost Unsurlar´ın nasıl ve kimler tarafından kontrol edileceği de isim isim anlatılıyor. İşte o liste: “Evrenosoğlu (Deniz Kutluk), Dostluk kardeşlik (E. Kora. A.G.), Haydar Baş (Abdullah Ağar), Hzb tahrir (Hizbuttahrir) (S.O., T.M., C.K., H.G., Ö.M., M.E., Astsby. Y.Ç.)..., Abdullah Ağar´a yardımcı olacaklar: V.S., B.T., G.Ç., S.T., E.A...., Hakikat Vakfı yazı işleri müdürü İsmail Yavuz (Ö.K. Paşa ile irtibatlı) F. Paşa S. Erenoğlu´nu vazifelendirdi. Ö. Paşa bu konuda vazifeli... Dostluk Kardeşlik Grubu´nun liderliğini İrtica Eylem Planı´nda bekletilen ´Dost Unsur´ Ömer Öngüt yapıyor. ( Star)

Bu da Ergenekon´un fuhuş çetesi

26 Kasım 2009: Cunta´nın Deniz Kuvvetleri´nde görevli iki kadın sivil memurla birçok subaya şantaj amaçlı fuhuş tuzağı kurduğu ileri sürülüyor...Deniz Kuvvetleri´ndeki cunta yapılanmasının oluşturduğu fuhuş timi sayesinde bir çok subayı ve generali kontrol altına aldığı iddia edildi. Kafes Operasyonu Eylem Planını bilgisayarında şifrelenmiş halde bulunan emekli Deniz Binbaşı Levent Bektaş ile Ergenekon sanığı emekli Deniz Albay İlyas Çınar´dan çıkan notların birbiriyle örtüştüğü görüldü. Cuntanın Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan Dilek B. ve Zuhal A. isimli Deniz Kuvvetleri´nde görevli kadın sivil memurlar aracılığı ile bir çok subaya fuhuş tuzağı kurduğu belirlendi. İki sivil bayan memurun ismi, Çınar ve Bektaş´ın notlarında askeri şahısların kontrol ettikleri yönünde tutulan notlarda yer aldı.

Kadın düşkünü, Dilek´in kontrolünde

İlyas Çınar´dan çıkan notlar, kışlaya ses kayıt cihazıyla girerken yakalanan Dilek B.´nin birçok subay ile irtibatını gözler önüne serdi. 3. Ergenekon iddianamesinin sanığı olan Çınar´dan çıkan dilekim.xls isimli dosyada Dz.Alb.D.B. için Kadın Düşkünü, ama Dilek´in kontrolünde, Dz.Albay D.Ö. için Bize çok yakın, Deniz Albaylar Ş.F, K.Ö., M.N. A., T.D. ve D.S için ise Ekipten şeklinde notların düşüldüğü görüldü.

Foto astsubayla irtibatlı kızlar

Çınar´ın bilgisayarından ele geçirilen kızlar.xls isimli belgede ise Dz.Bnb.C.C.E´ye ait olduğu iddia edilen mobil telefon numarası verilerek onunla irtibat kuracak aralarında Dilek B. ve Zuhal A´nın da olduğu 10 kızın ismi ve karşılarında cep telefon numaraları yer aldı. Belgenin en sonunda Bu konuda A.Ş.S´den detaylı bilgi alınabilir şeklinde not düşüldüğü görüldü. A.Ş.S´nin Deniz Foto Astsubay olarak görev yapan bir asker olduğu öne sürülürken, Dz.Bnb. C.C.E.´nin listede ismi geçen kızlarla irtibatlığı olduğu bu kızları Ergenekon örgütü atına menfaat temin etmek için istihbaratta kullanılmak üzere organize bir şekilde fuhuş amaçlı kullanıldığı iddia edildi. Şantaj amaçlı çekilen ve Ergenekon iddianamesinin delilleri arasına giren bir çok fotoğrafın söz konusu askeri personel ve kızların aracılığı ile çekildiği ileri sürüldü.

Poyrazköy´den de aynı isimler çıktı

Ergenekon sanığı İlyas Çınar´dan çıkan Dilek B. ve Zuhal A´nın ismi Poyrazköy soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Levent Bektaş´tan da çıktı. Kafes Operasyonu Eylem Planı şifrelenmiş olarak bilgisayarından çıkan Bektaş´ın aynı bilgisiyarında yer alan NOT 1 isimli belgede ise şu 2 not dikkat çekti: t Dilek B´nin elindekilerin Av. Serdar Öztürk üzerinden L. Göktaş´a gönderilmesi. tAydın Ortabaşı´nın yürüttüğü örgencileri projelendir. Diğer bağlantılar önemli. (Zuhal A´nın grubuna dahil etmek gibi vs) Dosyası İncelenecek.

Fatih´in ekibinden Zuhal´in kontrolünde

Üçüncü iddianameye giren ve emekli Deniz Albay İlyas Çınar´a ait bilgisayarda bulunan masaj. xls isimli belgede ise bayan sivil memur Zuhal A. ile onunla irtibatlı olduğu ileri sürülen Fatih ve Kemalettin isimli bir şahıslara ait cep telefonları bulunurken, belgede Fatih´in ekibinden Cevat A. Bozbıyık´ta Zuhal´in kontrolünde ve Kemalettin Alb.Zorlubaş´la direkt temasta şeklinde notlar yer aldı.

Kritik görevdeler

Ayrıca aynı belgenin altında Dilek B.´nin telefonlarının yer aldığı ve karşısında “Serdar (AVKT) Avukat bize yakın, Mustafa Levent´le sıkı irtibatı var şeklinde notların düşüldüğü görüldü. Nottaki avukat Serdar´ın Ergenekon sanığı Serdar Öztürk, Mustafa Levent´in ise yine Ergenekon sanığı olan Levent Göktaş olduğu belirtildi. Belgede Dilek B. ve Zuhal A´nın irtibatlı olduğu görülen isimlerin tamamının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda üst düzey kritik görevlerde yer aldıkları tespit edildi.

Şantaj malzemesi toplandı

Cuntanın Zuhal A. ve Dilek B. gibi kadın sivil memurları fuhuş amaçlı kullandığı şantaj ve tehdit yoluyla örgüt faaliyetlerini gerçekleştirmek amacı ile Deniz Kuvvetleri içerisinden örgüte yeni elemanlar kazandırdığı iddia edildi.

İfadeleri alındı

Örgüte mensup şahısların bu şekilde kontrol altında tutulduğu iddia edilirken, ele geçen belgelere göre Ergenekon sanığı avukat Serdar Öztürk´ün, Dilek B. ile irtibatlı olarak fuhuş yoluyla şantaj malzemesi topladığı ileri sürüldü. Ergenekon savcıları tarafından Dilek B. ve Zuhal A´nın ifadeleri alındı. Belgelerde yer alan ifadeler bu iki isme tek tek soruldu. Zuhal A. ve Dilek B. ile irtibatlı olduğu belirtilen Fatih´in Kafes Operasyonu Eylem Planı´nı organize eden Danışma Kurulu´ndaki Tuğamiral M.F.İ. olduğu belirtildi.

Emekli oldu

M.F.´nin terfi yolunda kendisine rakip olarak gördüğü Kurmay Albay Zafer Beşir´i amirallik yarışında diskalifiye ederek kendisinin amiral olması için Dilek B. aracılığı komplo kurduğu iddia edildi. Yaşananlar üzerine Beşir emekli olurken, askeri tesislere ses kayıt cihazıyla girmekten dolayı hakkında dava açılan Dilek B. ise mahkemede Zafer Beşir´in kendisine cinsel tacizde bulunduğunu iddia etmişti.

Eryaman dikkat çekmiş

Albay Çınar´dan ele geçen ve 3. iddianamede yer alan NOTLAR.doc isimli belgede ise DEĞERLENDİR başlığı altında şu 2 notun düşüldüğü görüldü: Eryaman: Azeri´ye söylensin Eryaman dikkat çekmiş. Orası çok sık kullanılmamalı. Zuhal: Fatih´ten alacaklarını çabuk alsın zaman daralıyor. Bu kadar da yavaşlık olmamalı daha hızlı hareket edelim adamlar durumu çakabilir. ( Bugün)

(24 Kasım 2009, 10:55), son güncel.: (26 Kasım 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Poyrazköy´de araziye gömülü bulunan silahlar

Kafes Eylem Planı manşetlerimiz

Savcılar Ergenekon ´İdharı´nın peşinde

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1153    yazdır/print


 

Kaos Planı ile Ergenekon arasındaki bağlantılar güçleniyor

Muvazzaf bir subay tarafından Ergenekon savcılarına gönderilen ihbar mektubunda ´Kaos Planı´nı hazırlayan ekipte yer aldığı ileri sürülen isimlerden biri de Tümgeneral Mustafa Bakıcı. Tümgeneralin adı daha önce Ergenekon davası sanığı ve Karargah Evleri örgütlenmesinde yer alan genç teğmenlere yaptığı moral ziyaretiyle gündeme gelmişti.

Kaos Planı ile Ergenekon arasındaki bağlantılar güçleniyor

Muvazzaf bir subay tarafından Ergenekon savcılarına gönderilen ihbar mektubunda ´Kaos Planı´nı hazırlayan ekipte yer aldığı ileri sürülen isimlerden biri de Tümgeneral Mustafa Bakıcı. Tümgeneralin adı daha önce Ergenekon davası sanığı ve Karargah Evleri örgütlenmesinde yer alan genç teğmenlere yaptığı moral ziyaretiyle gündeme gelmişti.

Tümgeneralin adı daha önce Ergenekon davası sanığı genç teğmenlere yaptığı moral ziyaretiyle gündeme gelmişti. Soruşturmada adları Karargah Evleri´nde geçen teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı´ndaki ifadelerinde bu ziyaretten bahsetmişti. İki teğmen gözaltına alınmaları üzerine o dönem tuğgeneral rütbesinde olan Mustafa Bakıcı´nın kendilerini ziyaret ettiğini anlatmıştı. Teğmenler görüşmede Bakıcı´nın kendilerine Genelkurmay Başkanı´nın size selamı var. (Kemal ve Neriman) Aydın kardeşleri tanırım, iyi insanlardır, onlarla görüşmenizde sakınca yok. dediğini aktarmıştı.

Ergenekon örgütü Karargah Evleri yapılanmasıyla TSK´ya sızdı

MİT´in, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderdiği 330 sayfalık raporda, ´Karargah Evleri Projesi´nin tüm detaylarına yer verilmişti. Ergenekon sanıklarının, Harp Okulu öğrencileri ve genç teğmenlerle karargah evlerinde temas kurduğu ileri sürülüyor. Yine etki altına alınan askeri öğrenci ve teğmenlerin, Hizbuttahrir gibi yasadışı örgütlere sızılmasında kullanıldığı da iddia edilmişti. Neriman ve Kemal Aydın kardeşler ise askeri öğrencilere ve teğmenlere eğitim verdiği, onların kurmay subay olmaları için çalışmalar yaptıkları öne sürülmüştü. ( Zaman)

´Karargah Evleri´nin Karargah´a da sızdığı Kaos Planı´yla ortaya çıktı. Genelkurmay aylardır bu gizli yapılanmayı soruşturuyormuş gibi yapıp dosyayı rafa kaldırdı

Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz´ün yürüttüğü Ergenekon soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan sivillerin de katıldığı TSK içindeki ´Karargah Evleri´ oluşumunun aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay´a bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay´a ´Durum ne, soruşturma ne aşamada?´ diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz´ün adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve olmaya da devam ediyor.

Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı?

Askeri soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alınmış diğerinin de adi bir suç çetesine üyeliği tespit edilince sivil mahkeme tarafından tutuklanıp cezaevine gönderilmişti. Her defasında dikkat çeken ayrıntı ise, bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil makamlar olması oldu. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını savsaklandığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde herhangi bir şey yapılmıyorsa? Son Kaos Planı olayına Karargah´taki üst düzey komutanların da bulaştığı ortaya çıktı. İşte ´Islak İmza´ skandalı zaten kamuoyunda yaygın olan bu kanaati doğrulamış oldu. Genelkurmayın Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp hala görevde tutmaya devam etmesi de kamuoyundaki bu kanıyı pekiştirmişti. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?.. Bu soruların cevabı sanıyoruz ´Islak İmza´ ile biraz daha aydınlanmış oldu.

Kaos Planı Ergenekon kapsamında soruşturuluyor. Ergenekon savcıları, darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürmesi planlanmış ve hala varlığını sürdüren İdhar´ın (yığınağın, kadrolaşmanın) izini sürüyor.

Karargah Evleri cuntasal yapılanmasının askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?

Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, ´Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org.ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır´ ifadesi dikkat çekmişti.

Herşeyi 2009´a göre ayarladık

Tutuklu sanık emekli Albay Hasan Atilla Uğur´un 9 Ocak 2008´de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.´nın “Her şey 2009´a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur´un “Her şeyi. Paşam, hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği, iddianamede ´2009 yılı içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde oldukları´ değerlendirmesiyle yer aldı.

Alparslan Arslan da darbe bekliyordu

Bir Ergenekon eylemi olan Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan´ın da yakalandığında ´Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar´ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan´ın cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan´ın Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım. dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki bir duruşmada da ´Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım.´ diye bağırmıştı. 2007 yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink´in avukatı Fethiye Çetin de ´Hrant´ı öldürenler 2009´da yapılması planlanan darbeyle serbest kalmayı düşünüyorlardı´ şeklinde bir açıklama yapmıştı.

İlhan Selçuk´tan Eruygur´a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum

Darbe bekleyen sadece o değildi Ergenekon´un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay´ın darbe günlüklerindeki 16 Ocak 2004 tarihli notta, İlhan Selçuk´un, Şener Eruygur´a Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı.

Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak

Veli Küçük, 2003´te Alman National Zeitung gazetesine Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak demişti.

Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart´ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak

Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın´ın konuşmalarında, TSK´da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart´ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.

Belge İşçi Partisi´nde bulundu

Kamuoyunun gündemine İsmail Küçükkaya´nın Akşam´daki haberiyle gelen Karargah Evleri, Ergenekon Soruşturması´na Doğu Perinçek ile girdi. 23 Mart´ta gözaltında ifadesine başvurulan Perinçek´e yöneltilen sorulardan bir tanesi de Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile buluşmasıydı. İşçi Partisi (İP) yeni bir oluşum içine girmiş, buna göre evler kurulmuştu. Bu oluşuma Karargah Evleri adı verilmişti. Bu evlere zaman zaman Alevi kökenli subaylar ve askeri öğrenciler geliyordu. Bir de Erzincanlı Balaban aşireti mensupları ile buluşmalar sağlanıyordu. Bu oluşumun Doğu Perinçek´e sorulmasının nedeni ise İP genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir CD´ydi. İP´in dördüncü katında bulunan CD açıldığında içinden Çok Gizli damgalı, beş sayfalık bir belge çıkmıştı. Bu MİT´in Genelkurmay Başkanlığı´na gönderdiği, Konu: İP/Karargah Evleri başlıklı belgeydi.

İşçi Partisi ve Alevi kesimin yanı sıra bazı TSK mensupları ve memurların da katılımıyla, emperyalistlerle Cumhuriyet karşıtları, yıkıcıları ile mücadele amacıyla bir harekat başlatıldığı yönünde hassas kaynaktan bilgiler intikal etmiştir. Yürütülecek bu çalışmalarda hiçbir kurum ve oluşumun zarar görmemesi için ´Karargah Evleri´ adı altında çekirdek kadroların oluşturulmasının öngörüldüğü alınan bilgilerdendir. Bilgisiyle başlayan beş sayfalık yazı, oluşumun tüm şemasını ortaya koyuyor. Oluşumun en tepe noktasında İbrahim Aslan yazılı. Aslan´a bağlı olarak, İ. Yaşar Salihoğlu-Türkiyem Topluluğu ve Askeri Kesim-Albay Cengiz Köylü isimleri var. Askeri kesim de iki gruba ayrılmış: Birinci grup, Harp Akademisi başlığını taşıyor. Burada yine Albay Cengiz Köylü ismi ile karşılaşıyoruz. Alb. Köylü´nün dışında Alb. Yavuz Göker, Alb. Turan Toker, Fırat Kaymakçıoğlu, Hasan Günay Aktaş, Osman Şen, Mahmut Melih Başdemir, Y. Selim Özmen, Rıza Okur ile ismi tespit edilemeyen Turan soyadlı bir kişi ile soyadı bilinmeyen Kemal adında birisinin isimleri geçiyor. Askeri Kesim başlığının altındaki ikinci bölüm ise Hava Harp Okulu´na ayrılmış. Burada da yine soyadı tespit edilemeyen Binbaşı Bülent var. Bnb. Bülent isminin altında oluşumla ilişkileri bulunan öğrenciler sıralanıyor: Ozan Nizam, Gökhan Gülşen, Cihan Akyol, Alper Özkan, Emre Yılmaz, Çağdaş Doğan, Onur Sönmez, İbrahim Polat. Hava Harp Okulu´ndaki örgütlenme sırf bu isimlerle sınırlı değil. Destek sağlayanlar bölümünde ise; Alb. Sinan Kesici, Dr. Rıza Kurna var. Hemen altında ise TSK´da görev yapan sivil memurlara sıra gelmiş; Gönül Temiz, Nesime Akbulut tespit edilen iki isim.

Ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı var?

Karargah Evleri soruşturmasını inanılmaz şekilde birbirlerini aklamak amacıyla evrak sahteciliği yaptıkları ortaya çıkan ve bu sebeple haklarında Yunak Cumhuriyet Başsavcılığı´nca suç duyurusu yapılan, bu suç duyurusu dikkate alınmazsa resen soruşturma başlatılacağı belirtilen askeri savcılar yürütüyor. Bu sahteciliği yapan savcılardan Mehmet Çelik ise kısa süre önce görevden alınmıştı. Soruşturmayı yürütmesine göz yumulan askeri Savcı Üçok´un son marifeti ise tutuklanmasına yol açan adi bir çete suçuna katılması oldu. Askeri savcıların yürüttüğü Karargah Evleri operasyonundaki tuhaflıklar “Aynı suçtan muvazzaf subayları tutuklayan Ergenekon savcılarının önü mü kesilmek isteniyor” sorusunu gündeme getirmişti. İşçi Partisi´nin TSK´ya sızma projesi olarak bilinen ´Karargah Evleri´ ile ilgili soruşturmanın TSK ayağında başlangıcından beri tuhaf gelişmeler yaşanıyor. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz´ün MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay´a ´Durum ne, soruşturma ne aşamada?´ diye sorması üzerine soruşturma başlatmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri savcılığın soruşturmanın başlangıcından beri gösterdiği tuhaflıklar giderek artmış, adeta canlı yayında takip ettiğimiz ve soruşturmanın üstünün örtülmek istendiği izlenimini giderek netleştiren ayrıntıların sayısı 10´a ulaşmıştı. Islak İmza skandalının ve ihbar mektubunun ortaya çıkması, bu izlenimin ne kadar gerçekçi olduğunu somut şekilde teyit etmiş oldu. ´Biz personelimizi böyle koruruz´ diyen bir askeri savcılığın Karargah Evleri gibi Islak İmza konusunu da soruşturmayacağı, soruşturmayı zamana yayarak üstünü örtmeye çalışacağı artık bir iddia olmaktan öteye geçiyor.

Planın Ergenekon´la bağlantısı çok açık

: Planı kim sızdırdı diyorlar? Orası apaçık belli... Plan, 12 Haziran tarihinde Ergenekon sanığı olan Albay Levent Göktaş´ın avukatı emekli asker avukat Serdar Öztürk´ün ofisindeki aramada çıktı. Ki kendisi de şimdi bir Ergenekon sanığı... Plan, Ergenekon´a sızdırıldı, oradan da yargıya ulaştı. Biraz kafa yoranlar, içinde hükümete ve cemaatlere karşı tamamı yasadışı komplolar, provokatif eylemler, yalan ve çarpıtma planları bulunan bir belgenin Ergenekon´un elinde ne aradığını da kolaylıkla anlayabilirler. CHP Lideri zamanlamanın tesadüf olamayacağını iddia ederek ima yoluyla bir şeyler söylemeye çalışıyor. Peki, böyle bir planın Ergenekon´da çıkması tesadüf mü? Aynı amaç, aynı eylem, aynı hedef birliğinin bundan daha açık delili olabilir mi? Bir muhalefet liderinin biraz demokrasi derdi varsa önce bu soruyu sorması gerekmez mi?

(30 Ekim 2009, 12:45)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Mustafa Karaalioğlu, Star

´AKP ve Gülen´i Bitirme Planı´ manşetlerimiz

Askerlerin soruşturmalara müdahalesi

Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları

Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması

Şemdinli Davası´nın askerlerce örtbas edilmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1078    yazdır/print


 

2. İhbar Mektubu: Bilgi Destek Planı

AK Parti hükümetini yıkmak için hazırlandığı belirtilen ´İrticayla Mücadele Eylem Planı´nın orijinal belgesiyle birlikte Ergenekon savcılarına gönderilen eklerde yer alan ´Bilgi Destek Planı´ da ortaya çıktı. Korgeneral Nusret Taşdeler´in adını taşıyan Eylül 2007 tarihli beş sayfalık belgede 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrası Türkiye´nin durumuyla ilgili tespitler ve değerlendirmeler yer alıyor. Son sayfasında ´Genelkurmay Başkanı´nın emriyle´ ibaresi bulunan belgede, 22 Temmuz seçimlerinin ´Türkiye´nin ılımlı İslam´a dönüştürülmesi gayretleri bakımından milat olduğu´ öne sürülürken, Türk Silahlı Kuvvetleri´ne (TSK) duyulan güvenin de azaldığı vurgulanıyor. ´Bilgi Destek Planı´ baştan aşağıya askerin siyasetle uğraştığını, TSK yöneticilerinin halkından önemli oranda oy almış bir partiye, diğer bir deyişle askerin tüm tepkisine karşın ona oy vermeye devam eden halka karşı üniformasıyla siyaset yapmaya çalıştığını ispatlıyor. Kuşkusuz bu durum yeni değil. Askerin siyasetin dışında olduğu bir durum söz konusu değil zaten uzun yıllardır Türkiye´de. Ama günümüzdeki fark, bunu delillendiren inkar edilemez belgelerin, yine asker içindeki TSK´nın çirkin siyaset bezirganlığına tepki gösteren sağduyulu kişilerce dışarıya sızdırılıyor olması. Üniformasını çıkarmadan siyaset yapmaya çalışanlar, o üniformayı siyasete alet etmeye kalkışanlar 2002 sonundan beri giderek mevzi kaybediyor, deşifre oluyorlar. Görünüşe göre de bu süreç daha da hızlanarak devam edecek. Ergenekon davasıyla da ortaya çıktığı gibi Doğu Perinçek´in Komünist Maocu İşçi Partisi TSK´ya sızmak için ´Karargah Evleri´ yapılanmasına gidiyor ama bu yapılanmanın askeri savcılıkça yapılması gereken soruşturması artık inkar edilemez işaretlerle örtbas edilmeye çalışılıyor. Diğer taraftan yine Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıktığı gibi PKK örgütüyle TSK´daki bazı subaylar arasında ilişkiler saptanıyor, üst düzey subaylar suikastlerle öldürülüyor. Ama bunlarla mücadele etmeyen üniformalı siyasetçiler halkın seçtiği siyasi partiyle veya cemaatlerle veya TV dizileriyle nasıl mücadele edeceğini belirleyen üst düzeyde harekat planları yapmakla ciddi ciddi uğraşıyor, onları eleştirmek ise TSK düşmanlığı oluyor.

Kendi halkını düşman gören Cunta´dan bir Kontrgerilla Belgesi daha

AK Parti hükümetini yıkmak için hazırlandığı belirtilen ´İrticayla Mücadele Eylem Planı´nın orijinal belgesiyle birlikte Ergenekon savcılarına gönderilen eklerde yer alan ´Bilgi Destek Planı´ da ortaya çıktı. Korgeneral Nusret Taşdeler´in adını taşıyan Eylül 2007 tarihli beş sayfalık belgede 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrası Türkiye´nin durumuyla ilgili tespitler ve değerlendirmeler yer alıyor. Son sayfasında ´Genelkurmay Başkanı´nın emriyle´ ibaresi bulunan belgede, 22 Temmuz seçimlerinin ´Türkiye´nin ılımlı İslam´a dönüştürülmesi gayretleri bakımından milat olduğu´ öne sürülürken, Türk Silahlı Kuvvetleri´ne (TSK) duyulan güvenin de azaldığı vurgulanıyor. ´Bilgi Destek Planı´ baştan aşağıya askerin siyasetle uğraştığını, TSK yöneticilerinin halkından önemli oranda oy almış bir partiye, diğer bir deyişle askerin tüm tepkisine karşın ona oy vermeye devam eden halka karşı üniformasıyla siyaset yapmaya çalıştığını ispatlıyor. Kuşkusuz bu durum yeni değil. Askerin siyasetin dışında olduğu bir durum söz konusu değil zaten uzun yıllardır Türkiye´de. Ama günümüzdeki fark, bunu delillendiren inkar edilemez belgelerin, yine asker içindeki TSK´nın çirkin siyaset bezirganlığına tepki gösteren sağduyulu kişilerce dışarıya sızdırılıyor olması. Üniformasını çıkarmadan siyaset yapmaya çalışanlar, o üniformayı siyasete alet etmeye kalkışanlar 2002 sonundan beri giderek mevzi kaybediyor, deşifre oluyorlar. Görünüşe göre de bu süreç daha da hızlanarak devam edecek. Ergenekon davasıyla da ortaya çıktığı gibi Doğu Perinçek´in Komünist Maocu İşçi Partisi TSK´ya sızmak için ´Karargah Evleri´ yapılanmasına gidiyor ama bu yapılanmanın askeri savcılıkça yapılması gereken soruşturması artık inkar edilemez işaretlerle örtbas edilmeye çalışılıyor. Diğer taraftan yine Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıktığı gibi PKK örgütüyle TSK´daki bazı subaylar arasında ilişkiler saptanıyor, üst düzey subaylar suikastlerle öldürülüyor. Ama bunlarla mücadele etmeyen üniformalı siyasetçiler halkın seçtiği siyasi partiyle veya cemaatlerle veya TV dizileriyle nasıl mücadele edeceğini belirleyen üst düzeyde harekat planları yapmakla ciddi ciddi uğraşıyor, onları eleştirmek ise TSK düşmanlığı oluyor.

Ergenekon savcılarında olan belgenin tam metni şöyle:

Genel Durum: a. İSLAMİ GELİŞMELER:

1) Seçimler sonunda milliyetçilik söylemleri ve politikalarının darbe aldığını kabul etmek gerekmektedir. Seçim sonuçları ılımlı İslam´ın bir zaferi olarak kabul görmektedir. Batının İslam karşıtlığının bu kadar yaygın olduğu bir dönemde, İslamist-İslamcı olarak niteledikleri bir hükümeti bu derece desteklemeleri özellikle dikkat çekicidir.

2) Batı tarafından radikal İslam ile mücadele vasıtası ılımlı İslam olarak seçilmiştir. Bu amaçla, özellikle ABD basın yayın organlarında Müslüman Kardeşler ve Hizbul Tahrir´in terörist olmadıkları hatta Vahabiler´in bile eskisi kadar şiddet uygulamadıkları yolunda yazılar yayımlanmakta, bu şekilde, terör örgütleri dahi ılımlı İslam saflarına çekilmeye çalışılmaktadır.

3) The Economist dergisi; yıllar boyu İslam´ı dışarıda tutan Türkiye´nin 10 yıldan fazla bir denemeden sonra, İslam´ın uysallaşmış bir şeklinin dönüşüne izin vererek, AKP gibi ılımlı bir partinin yükselmesine müsaade ettiğini ve demokrasisini güçlendirdiğini savunmakta ve İslam dünyasının bu durumdan ders çıkarmasını ve örnek almasını tavsiye etmektedir. Benzer tavsiyeler özellikle İslam dünyasındaki basın ve yayın organlarında da yer almaktadır.

4) Tepkiler, bu tavsiyenin tutulduğunu göstermektedir. Çeşitli yazar ve basın-yayın organları, AKP politikalarının İslam ile demokrasinin bir arada yaşayabileceğini gösterdiğini ileri sürerek “Türkiye seçimlerinden çıkarılacak en önemli ders: Demokrasi, milliyetçilik, laiklik, cumhuriyetçilik, anayasalcılık, istikrar, refah ve İslam´ın, ortak bir süreç içinde birleşmesinin mümkün olmasıdır” yorumunu getirirken, HAMAS, olaya başka bir açıdan yaklaşarak, “AKP´nin kazandığı zafer, insanların İslamı ideallere geri dönüşlerinin bir göstergisi” olduğunu ileri sürmektedir. Başka bir görüş de 22 Temmuz seçimlerinde Avrupa ile ekonomik entegrasyonunu sağlamaya çalışan Türkiye´nin siyasi ve sosyal yönden Asya´yı tercih ettiği yolundadır. Türkiye´nin üstlendiği bu ´İslami Demokrasi´ modelinin daha da yaygınlaşmasının, ülkemizin özellikle Batı ile ilişkilerinin ne şekilde etkileyeceği önem arz etmektedir.

5) Türkiye´de ılımlı İslam´ı gerçekleştirmek isteyenler amaçlarına ulaşmışlar, Türkiye, Müslüman ülkeler için ´bir model´ olarak görülmeye başlanmıştır. Bu eğilimi ve ´İslami Demokrasi´ bağlamında kazanılmış olan ivmeyi, halen gelmiş olduğu noktadan çevirmenin son derece zor olduğu açıktır.

6) 22 Temmuz seçimlerinin bu nedenle Türkiye´nin ılımlı İslam´a dönüştürülmesi gayretleri bakımından bir milat olduğu ve 22 Temmuz´da kazanılmış olan başarının verdiği cesaretle AKP´yi ve destekçilerini daha fütursuz ve cüretkar davranmaya yöneltebilecek din eksenli yeni bir dönemin ötesinde cumhuriyetin ve milletimizin temel değerlerlerinin aşındırılmasına yönelik bir süreci başlatma tehlikesini ortaya çıkardığını da söylemek mümkündür.

7) Nitekim gerek içerde ve gerekse dışarıda Türkiye´nin giderek daha fazla din kıskacına alındığına dikkat çekilerek, mevcut hükümetin bundan sonra esas olarak kendi tabanından gelecek aşırı isteklerle uğraşacağı ve asıl krizlerin AKP´nin kendi içinde kaynaklanacağı dile getirilmektedir. Seçimlerden hemen sonraki ´sivil anayasa´ ve ´Atatürkçülüğe anayasada yer olup olmadığı´ tartışmaları, yeni anayasanın türbana kilitlenmesi, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarının yargı denetimine açılması bu sancılı dönemin ve sürecin ilk işaretlerini vermektedir.

8) 22 Temmuz seçimleri, ayrıca ılımlı İslam´ın kazançları ile bitti denilen Büyük Ortadoğu Projesi´nin tekrar canlanmasını sağlamış, Türkiye´ye biçilen ´yeni Osmanlı´ rolünün yeniden gündeme getirilmesine yol açmıştır. Ulu önder Atatürk´ün özverili, planlı ve bilinçli gayretleri sonucu cumhuriyetin kurulması ile birlikte başlayan ´Çağdaşlaşma, Aydınlanma ve Kültürel Değişim Süreci´, mevcut iktidar ve irticai kesimlerinin işbirliği sonucu, çeşitli uzman ve bilim adamları tarafından Iılımlı İslam, Yeni Osmanlıcılık ve Kültürel Geri Dönüşüm Süreci´ veya ´Karşı Devrim Süreci´ olarak ifade edilen bir hareketle durdurulmuş ve etkisiz kılınmış. Cumhuriyet´in değerleri ve kazanımları hedef alınmaya başlanmıştır.

9) Başbakan´a yapılan bütün telkinlere rağmen Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bu durumu parti içi dengelerin ve partinin prestijinin korunmasının bir gereği olarak görmek mümkün olsa da Gül´ün cumhurbaşkanlığının yaratacağı sıkıntıları sineye çekmeye ve göğüslemeye de hazır oldukları şeklinde anlamak gerekmektedir.

10) İç ve dış tepkiler, Gül´ün cumhurbaşkanlığının parlamenter demokrasinin normal bir uygulaması olduğu yönündedir. Kamoyu ve medya türbanı benimsemiş görülmekte. Cumhurbaşkanı, türban ve diğer hassas konularda başlangıçta dikkatli davranmış ise de yavaş yavaş türbanın davetler, karşılama, uğurlama törenleri vs. ile resmi mahaller ile günlük yaşama girmeye başladığı görülmektedir. Zaten bir müddetten beri esas kamusal alan olan TBMM´de yapılan çeşitli toplantılarda türbanlı ve hatta çarşaflı hanımlar boy göstermektedir.

b. DEMOKRATİK TÜRKİYE PARTİSİ (DTP) İLE İLGİLİ HUSUSLAR:

1) DTP´nin TBMM´ye girmesi, Türkiye demokrasisi için bir talihsizliktir. PKK´yı kardeş ve hatta ´kendileri´ ilan eden, terörist başının yaşam koşullarını TBMM´ye taşıyacaklarını açıklayan bu kişilerin; geçmişten ders almadıkları, amaçlarının kendilerinden öncekiler gibi demokratik bir platformda görüşlerini dile getirmek değil devletle kavga etmek olduğu daha ilk günden anlaşılmıştır.

2) DTP´nin kendi içinde ve DTP-İmralı-Güneydoğu-Kandil-K.Irak denkleminde, istismara müsait önemli fikir ayrılıklarından kaynaklanan çatırdamalar olduğu görülmektedir.

3) İç ve dış kamuoyunda DTP´nin meclise girmesinin ´Kürt sorununun çözülmesi´ bakımından önemli bir fırsat olduğu yolunda görüşler çoğalmaktadır. Diyarbakır Sur Belediye Başkanı´nın görevden alınmasına Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi´nin gösterdiği tepkiden, Avrupa Birliği (AB)´nin Kürtlerin hamiliğine devam edeceği anlaşılmaktadır. Ayrıca kasım ayında yayımlanacak AB İlerleme Raporu öncesi DTP´nin taleplerini arttırarak kriz ve gerginlik yaratmaya çalışacağı ve bu süretle Türkiye üzerindeki AB baskısını artırmayı hedefleyeceği tahmin edilmektedir.

c. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ (TSK)´NE DESTEK:

1) TSK´nın işbirliği yapabileceği kurum ve kuruluşlar azalmaktadır. Basın, iş dünyası, sendikalar, üniversitelerin bir kısmı, Sivil Toplum Örgütleri (STÖ), hatta kamuoyunun bir kısmı artık TSK´nın yanında değildir. Buna rağmen yeni anayasa taslağının temel felsefesine ve özellikle de laikliğin aşındırılmasına bazı STÖ´lerin gösterdikleri tepkilerden istifade ile, görüşleri TSK ile örtüşen konularda işbirliği yapayapılabilme imkanları aranmalıdır.

2) Dini ağırlıklı TV kanallarında ve yazılı basında asker, şehit ve gaziler ile programlar düzenlenmekte, şehit aileleri ve gazilere iftar yemekleri verilmekte, evlerine ramazan paketleri gönderilmektedir. Burada verilmeye çalışılan mesaj ´Peygamberler ocağı´ olan ordunun halkın ordusu olduğu ancak Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıklarından oluşan komuta kademesinin halkın ordusu olmadığıdır. Aynı bağlamda Uzman çavuş ve onbaşılar ile astsubaylar, yani gayri memnun zümrenin üzerine gidilmekte, bunların problemleri abartılı bir şekilde kamuoyunun dikkatine getirilmektedir. TSK´da gayri memnun bir zümre yaratılmaya çalışılmakta veya mevcut gayri memnunlar istismar edilmektedir. Ayrıca emekli veya muvazzaf TSK mensuplarının karıştığı olaylar TSK´nın tamamına mal edilmeye çalışılmakta, alınan ifadeler, nerede ise soruşturmaları naklen yayın ile takip edilir hale getirilmektedir.

ç. YENİ DÖNEMDE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ:

1) Yeni dönemde TSK´nın da yeni politikalar belirlemesi gerekmektedir.

2) Her şeyden önce, yeni şartlar ortaya çıkaran ve yeni tedbir ve uygulamalar gerektiren bir dönem içinde olduğumuzu kabul etmek gerekmektedir. AKP´nin TSK´nın temel konulardaki hassasiyetlerini hatta itirazlarını dahi dikkate almadığı, kendi bildiği yolda yürümeye devam ettiği görülmektedir.

3) Esas mesele, ılımlı İslam veya demok-ratik İslam olarak nitelendirilen yeni devlet düzeni içinde cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı TSK´nın, kendisine nasıl bir yer bulabileceği ve burada nasıl barınabileceğidir.

4) TSK´nın TBMM tarafından kurallara uygun olarak seçilmiş ve gerçek niyeti bu olmasa da, devletin anayasada belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkacağını açıkça deklere etmiş bir Cumhurbaşkanı´na karşı çıkmak için geçerli bir gerekçesi ve desteği bulunmamaktadır. Bu nedenle, devlet sisteminin işlemesine, devlet terbiyemiz gereği, mani olmamak gerektiği düşünülmektedir. Ancak seçim sonrasının seçimden daha fazla önem arz ettiği açıktır. Kriz veya gerginlik yaşanıp yaşanmayacağını cumhurbaşkanının ve hükümetin davranışları belirleyecektir.

5) TSK´nin halihazırda siyasi gelişmeleri etkileme veya yönlendirme imkanının ne olduğu, daha doğrusu, bu imkanın kalıp kalmadığının belirlenmesi de önem taşımaktadır.

6) Türbana gösterilecek tepki, alt kademeler için de bir emsal teşkil edecektir. Gösterilen tepkinin uzun vadede uygulama imkanı olan tutarlı bir politika olması önemlidir. Gösterilecek tepkinin, her ne olursa olsun, kendi manevra sahamızı daraltmayacak ve meteakip girişimlerde elimizi bağlamayacak düzeyde kalması önem arz etmektedir. Esasen, TSK´nın bugüne kadar devletin niteliklerinin korunması konusunda gösterdiği titizliğe aynen devam etmesi izlenebilecek en tutarlı politika olacaktır. TSK, esasen söylenebilecek her şeyi söylemiş söylediklerinin arkasında durduğunu ilan etmiştir. Bundan sonraki tepkilerini davranışları ile göstermesi doğaldır.

7) Bir diğer önemli konu da, TSK tarafından izlenecek politikanın, başta Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) olmak üzere siyasi bir partinin politikaları ile çakışmaması, bir diğer deyişle TSK üzerinde veya arkasına sığınarak muhalefet veya politika yapılmasına imkan verilmemesidir.

(8) TSK´nın bir ´imaj düzeltmesi´ yapması ve kendisi hakkında kamuoyunda yanlış intiba yaratmaya yönelik çabaları etkisiz kılması gerekli görülmektedir. Bu amaçla hazırlanmış olan Bilgi Destek Planı EK-A´dadır.

(9) DTP ve yandaşlarının yaşadığı sıkıntıların istismar edilmesi ve AB´den gelecek desteğin önünün kesilmesi için;

(a) DTP´nin, kendi ifadeleri ve davranışları nedeni ile TSK tarafından terörist olarak görüldüğünü ve herhangi bir şekilde muhatap kabul edilmeyeceğini üst düzey bir açıklama ile ilan etmek.

(b) Terörü bu şekilde destekledikleri müddetçe demokratik olarak herhangi bir ilerleme sağlayamayacaklarını ve bu suretle esas olarak temsil ettiklerini iddia ettikleri kişilere zarar verecekleri mesajını yaymak.

(c) Bu suretle “bugüne kadar ki kazanımlardan taviz vermeyin, yumuşamayın” diyen Kandil ile “terörden bir fayda gelmez, teröristleri desteklemeyin vazgeçin” diyen başta AB olmak üzere Kandil karşıtı çevrelerin arasında sıkışıp kalmalarına yol açmak,

(ç) Irak´ın kuzeyindeki desteği kesmek için bölge halkını terörle mücadele bağlamında ´rahatsız etmek´, bu suretle de PKK´ya yardım ettikleri ve destek sağladıkları müddetçe bu rahatsızlığın devam edeceği mesajını vermek,

(d) PKK´nın eylemlerinin, işadamlarının bölgede yatırım yapmamalarına yol açması, iş makinelerini, yolları, köprüleri tahrip ederek bölgeye hizmet götürülmesine mani olması gibi sonuçları ile bölge halkına daha da zarar verdiği gibi söylemlerin yaygınlaştırılarak bölge halkının teröristlere sağladığı desteğin azaltılmasına çalışılabileceği düşünülmektedir.

d. SONUÇ:

(1) 22 Temmuz seçimleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti için devletin temel nitelikleri açısından bir dönüm noktasıdır. Türkiye, demokrasi ile İslam´ın bir arada yaşayabileceğini ispat etmiş bir ´ılımlı İslam´ devleti olarak tanımlanmaktadır. Hükümet de, iç kamuoyu, AB ve Avrupa´nın da desteği ile elde ettiği kazançlarını pekiştirmeye kararlı görünmektedir. Bu eğilimi ve ´İslami demokrasi´ bağlamında kazanılmış olan bir ivmeyi, halen gelmiş olduğu noktadan geri çevirmek son derece zordur.

(2) Gelinen noktada, hükümetin tutumundan çok fazla taviz vermeyeceği ve kendi tabanının beklentilerini karşılamak için sınırları zorlayacağı anlaşılmaktadır. TSK´nin bu gelişmeleri etkilemeye ne derece muktedir olduğu ayrıca düşünülmelidir.

(3) TSK´yı destekleyebilecek kesimler son derece azalmıştır. Tam tersine basın, iş dünyası, ticaret odaları, sendikalar, üniversite camiasının bir kısmı TSK´nın karşısındadır. Hatta halkı da TSK´ya karşı çıkarmaya yönelik çabalar artmaktadır. Bütün bunların içinden karakteri sağlam, devletimizin temel niteliklerine bağlı kişi veya kişilerin ve fikirleri paralellik gösteren STÖ´lerin desteklerini sağlamak ve beraber çalışma imkanlarını araştırmak gerekmektedir.

(4) TSK´nın ´imaj tazelemesine´ büyük kitlelerin ortak meselelerini kullanarak başlamak gerekmektedir. Bu nedenle de, öncelikle PKK ve DTP üzerine alenen ve kamuoyu oluşturacak şekilde ve yukarıda maruz temalar çerçevesinde gidilmelidir. Aynı kapsamda ele alınması gereken bir diğer konu da din ve türbandır. TSK´nın dine karşı olmadığı çeşitli vesilelerle ve şekillerde gündeme getirilmeli, baş örtüsü ile türban farklılığı vurgulanarak bu konudaki yanlış anlamaların ve TSK aleyhinde oluşmaya başlayan kanaatin önü kesilmelidir.

(5) Türkiye´deki güvenlik, siyaset, ekonomi ve sosyal hayatla ilgili gelişmelerde AB ve ABD´nin önemli rol oynadığı şüphesizdir. Her ikisi ile de duygusallıktan uzak, gerçekçi ve birebir bir diyalog kurulmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

Özellikle de seçimlerden sonra AKP´nin gerçek yüzünün görülmeye başlaması ile AB çevrelerinde hükümete karşı oluşmaya başlayan tavır istismar edilmelidir.

(6) Diğer ülkelerle ilgili olarak takip edilecek politikalar ayrı bir çalışma ile sunulacaktır.

Arz/Rica ederim

GENELKURMAY BAŞKANI EMRİYLE Nusret TAŞDELER Korgeneral, Hrk.Bşk. EKLER EK-A (Bilgi Destek Planı) EK-B (Özel Dağıtım Planı) DAĞITIM: Gereği Özel Dağıtım Planı ( Radikal)

ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ HALEN FAAL.. BİR AYAĞI SİVİLLERİN İÇİNDE BİR AYAĞI ASKERLERİN.. BAŞBAKANIN RESMİ TELEFON GÖRÜŞMESİNİ GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE KENDİ MEDYA ORGANLARI OLAN AYDINLIK´TA YAYINLAYARAK SAVUNMADAN SALDIRIYA GEÇTİKLERİNİ GÖSTERDİLER..

Ergenekon savcıları örgütün henüz ortaya çıkartılamamış kadrolarının izini sürüyor

2 yıldır sürdürülen soruşturma kapsamında yapılan operasyonlarda Ergenekon Terör Örgütünün birçok elemanı ortaya çıkartılmış ve yakalanmış olsa da çökmediği ve faaliyetlerini sürdürdüğü iddiaları zaten daha önce medyaya da yansımıştı. Ergenekon savcılarının, darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürmesi planlanmış ve hala varlığını sürdüren İdhar´ın (yığınağın, kadrolaşmanın) izini sürdüğü öğrenilmişti. Ergenekon iddianamesinde, darbe slaytlarında, ´Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanın) yapılması öngörülmüştür. Genelkurmay Bşk. ÖZKÖK tarafından girişim önlendiğine göre, hareketi devam ettirmek üzere yapılan kadrolaşma bugün devam etmektedir. Çünkü Org. ÖZKÖK herhangi bir tasfiye yapmamıştır´ ifadesi dikkat çekmişti.

Albay Atilla Uğur, ´Herşeyi 2009´a göre ayarladık´

Başbakanın resmi telefon görüşmesini yasadışı şekilde gizlice kaydedip kısa süre önce Aydınlık´ta yayınlayarak varlığını devam ettirdiğini ve atağa bile geçtiğini ortaya koyan Ergenekon örgütünde, gizli dinlemeleri yapanlardan şu an tutuklu yargılanan emekli Albay Hasan Atilla Uğur´un 9 Ocak 2008´de A. A. ile yaptığı telefon konuşmasında da özetle A. A.´nın “Her şey 2009´a göre biz ayarladık...” dediği, Uğur´un “Her şeyi. Paşam, hiç merak etme gelince konuşacağız” dediği, iddianamede “2009 yılı içerisinde elde edilen darbe planları ile ilgili bir beklenti içerisinde oldukları” değerlendirmesiyle yer alıyordu.

Alparslan Arslan da darbe bekliyordu

Bir Ergenekon eylemi olan Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan´ın da yakalandığında ´Yakında darbe olacak, beni kurtaracaklar´ dediği gündeme gelmişti. Ergenekon iddianamelerinde Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan´ın cinayeti işledikten sonra yakalansa da yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığının altı çizilmişti. Arslan´ın Danıştay saldırısının hemen ardından yakalanması üzerine polise Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım. dediği belirtilmişti. Arslan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki bir duruşmada da ´Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım.´ diye bağırmıştı. 2007 yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink´in avukatı Fethiye Çetin de ´Hrant´ı öldürenler 2009´da yapılması planlanan darbeyle serbest kalmayı düşünüyorlardı´ şeklinde bir açıklama yapmıştı.

İlhan Selçuk´tan Eruygur´a: Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum

Darbe bekleyen sadece o değildi Ergenekon´un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. Mustafa Balbay´ın darbe günlüklerindeki 16 Ocak 2004 tarihli notta, İlhan Selçuk´un, Şener Eruygur´a Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı.

Veli Küçük: Yakın gelecekte darbe olacak

Veli Küçük, 2003´te Alman National Zeitung gazetesine Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak demişti.

Alemdaroğlu-Sayın: 2008 Mart´ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacak

Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayın´ın konuşmalarında, TSK´da emir-komuta zinciri dışında 2008 Mart´ında 1960 darbesi gibi bir darbe yapılacağı ifadelerinin geçtiği iddianameye girmişti.

TSK´nın ´Karargah Evleri´ sessizliği, son askeri ´Şura´da Ergenekon soruşturmasında sorgulanan ya da adı geçen subayların terfi alması, Ergenekon´un asker ayağının hala faal olduğunu gösteriyor

Kamuoyunun gündemine ilk kez Savcı Zekeriya Öz´ün yürüttüğü Ergenekon soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi genel merkezinde yapılan aramada ele geçirilen bir belgeyle gelen, dışarıdan sivillerin de katıldığı TSK içindeki ´Karargah Evleri´ oluşumunun aslında çok daha önce 2005 yılında MİT tarafından Genelkurmay´a bildirildiği ortaya çıkmıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz konuya dahil olur olmaz bu yönde soruşturmayı genişletmiş ve MİT tarafından konuyla ilgili dosya verildiğini öğrendiği Genelkurmay´a “Durum ne, soruşturma ne aşamada?” diye sorması üzerine o zamana kadar herhangi bir soruşturma başlatılmadığı ortaya çıkmıştı. Savcı Öz´ün adeta dürtmesiyle başlatılmak zorunda kaldığı anlaşılan askeri soruşturma ise başlangıcından günümüze iki yıldır tuhaf gelişmelere sahne oldu ve olmaya da devam ediyor.

Ergenekon sanığı subaylar genelkurmayca korunuyor

Askeri soruşturmayı yürüten iki askeri savcının birbirlerini aklamak için evrak sahteciliği yaptığı ortaya çıkmıştı. Haklarında başka iddialar da bulunan bu savcılardan biri kısa süre önce görevden alındı diğeri de adi bir çete üyeliği suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi. Dikkat çekici olan ise bu koğuşturmayı yapanların askeri makamlar değil sivil makamlar olması.. Kamuoyunda askerlerin Karargah Evleri soruşturmasını savsakladığı kanısı hakim. Ama niçin savsaklanıyor? Soruşturma niçin karartılmaya çalışılıyor? Yoksa örgütlenme çok yaygın ve derinlere iniyor da bu sebeple sessizce bir temizlik operasyonu yürütülüyor mu? Bu iyimser bakış.. Ama ya tersi doğru ise, ya bu oluşuma karşı asker içinde herhangi bir şey yapılmıyorsa?.. Kamuoyunda yaygın kanaat işte bu, yani asker oluşuma karşı değil aksine onları koruyup kolluyor. Genelkurmayın Ergenekon ve Temizöz soruşturmalarına konu olan subaylara sahip çıkıp hala görevde tutmaya devam etmesi de bu kanıyı pekiştiriyor. Karargah Evleri, ordu içinde gücünü korumaya çalışan bir cuntasal yapılanma mı ve askeri darbe tehlikesi devam ediyor mu?..

Terörle mücadele diyerek sivil toplumla mücadele edenlere karşı sessizlik sürüyor

Türkiye´de yaşanmakta olan kanunsuzluklara askeri yetkililerin doğrudan ya da dolaylı destek çıkması olaylarının Batı´da yaşanması durumunda o yetkililerin hemen görevden alınacağından kuşku duyulmuyor. Örneğin İspanya. Bundan daha basit bir skandal da Savunma Bakanı sivil otoriteye başkaldıran Genelkurmay Başkanını derhal görevden almaktan çekinmedi. Türkiye´de bunun ne zaman gerçekleşeceği merak ediliyor. Terörle mücadele ile sivil toplumla mücadeleyi birbirine karıştırdığı açık olan askeri yetkililere sessiz kalınıyor. Kamuoyunda tepkiler giderek artarken, ´Genelkurmay ne yapmaya çalışıyor´, ´Hükümet ne zaman bu kanunsuzluklara ses çıkaracak´ soruları soruluyor.

Kamuoyunda tepkiler giderek artarken Genelkurmay ne yapmaya çalışıyor?

Ergenekon kapsamında Zir Vadisi´nde bulunan mühimmat nedeniyle hakkında askeri savcılıkça dava açılan Yarbay Mustafa Dönmez, Genelkurmay Askeri Mahkemesi´nde hakim karşısına çıkmıştı. Dönmez, hakim Binbaşı Cemil Çelik´in, ajandasında yer alan özel yaşamına ilişkin bilgileri sorması üzerine tepki göstermişti. Dönmez, evlilik dışı ilişki yaşadığını ortaya koyan kadın isimlerinin sorulması üzerine, “Duygu ve düşünceme kalmış şeyleri yargılayamazsınız. Bunlar hayallerimdi. Bu sorunun sorulmasını doğru bulmuyorum” dedi. Hakim Binbaşı Cemil Çelik, ismi geçen kadınların askeri savcılıkta Dönmez´le ilişki yaşadıklarını doğruladığını ifade etmesi üzerine de Konunun dışındadır. demişti. Mustafa Dönmez, Mühendis Binbaşı Fatma Dönmez ile evli... Gayri meşru ilişki yaşadığı Genelkurmay Askeri Mahkemesi´nde askeri hakim tarafından dile getirilen Mustafa Dönmez hala yarbayken, eşi başörtülü olduğu gerekçesiyle birçok asker Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri´nden ihraç ediliyor. (Vakit)

Genelkurmay, terfi ettiremediği ´Komplo Belgesi´ yazarı Albay Dursun Çiçek´ten adeta özür dilemişti

Suç işleyenler ya da soruşturulanlar hala görevde tutuluyor hatta terfi bile alıyor

Yarbay Dönmez gibi Albay Temizöz ve Albay Dursun Çiçek de hala görevde tutuluyor, soruşturulan diğer bazı şüpheli subaylar da terfi alıyor

Diyarbakır´da görülen faili meçhuller davasında 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi ile tutuklu yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz´ün bu ağır suçlamalara rağmen 6 aydır açığa alınmadığı ve hala görevde tutulduğu ortaya çıkmıştı. Davanın müdahil avukatlarından Tahir Elçi´nin sözleri oldukça çarpıcıydı. Hakkında ceza soruşturması başlatılan bir şahsın; üstelik tutuklu olarak yargılanırken hala açığa alınmamış olmasının izah edilemeyeceğini kaydeden Elçi şu ifadeleri kullandı: ´Hakkında bu derece ağır bir iddiada bulunularak, böylesine kapsamlı bir iddianame hazırlanarak kamu davası açılmış ve hala görevinin başında olan başka bir devlet memuru yok. Düşünün ki bu şahıs hakkında onlarca cinayet iddiası var. 9 kez müebbet hapisle yargılanıyor. Hala görevinin başında olması soruşturmanın selameti açısından son derece sakıncalıdır. Ayrıca birlikte yargılandığı sanıklar açısından da sakıncalıdır. Gizli tanıklar Tükenmezkalem ve Sokaklambası´nın ifadelerini neden geri çektiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Genelkurmay´ın hala bu personeli görevi başında tutması bir mesaj olarak da algılanabilir.´ Genelkurmay´ın tavır koyduğu açık ve ilk kez de olmuyor. Ergenekon soruşturmasına karşı da tavır koyan askerlerin bu faydasız direnme çabası kamuoyunun dikkatinden kaçmıyor ve ´Genelkurmay ne yapmak istiyor, sivil yasaları ve mahkemeleri neden ciddiye almıyor, kimin emrinde, sivil otoritenin emri altına girmek istemiyor mu, Ergenekon tipi örgütlenmelerin kanun dışı infazlarını, faili meçhulleri, terörle terör çıkararak mücadele etmeyi, gerillayla kontrgerilla olarak mücadele edenlerin bir taraftan uyuşturucu silah kaçakçılığı ve diğer karanlık ticarete de el atarak kişisel çıkar elde etmeye yönelmelerini de onaylıyor mu, onaylamıyorsa neden sivil yargılamalara doğrudan veya dolaylı müdahale ediyor?..´ sorularını sorduruyor.

ŞOK!!! KONTRGERİLLA BELGESİNİ HAZIRLAYAN GENERAL BAŞBAKAN ERDOĞAN´IN ASKERİ DANIŞMANI ÇIKTI

30 Ekim 2009: 22 Temmuz seçimlerinin hemen ardından dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt´ın emri ile hazırlandığı iddia edilen Bilgi Destek Planı dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı Orgeneral Nusret Taşdeler´in imzasını taşıyor. Taşdeler´in bu belgeyi hazırladığı dönemde Başbakan Erdoğan´ın askeri danışmanı olması ise olayı bir başka boyuta taşıyor. 2009 Ağustos´unda 8 korgeneral arasından sıyrılarak orgeneralliğe terfi eden ve Harp Akademileri Komutanı olan Taşdeler, Ağustos 2007- Ağustos 2008 döneminde Başbakan Erdoğan´ın askeri danışmanı olarak görev yaptı. Bu dönemde Başbakan Erdoğan´ın askeri konularda Genelkurmay Başkanı´ndan sonra en çok yararlandığı isim olan Taşdeler, 2007´deki tarihi Erdoğan-Bush görüşmesinde dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Ergin Saygun ile birlikte hazır bulundu. Başbakan ABD Dışişleri Bakanı Rice ile görüşürken de Taşdeler oradaydı.

Kritik dönemlerde Erdoğan´ın yanında

Nusret Taşdeler´in askeri danışman olarak görev yaptığı dönemde hükümet, sınır ötesi operasyon için Türkiye Büyük Millet Meclisi´nden yetki aldı. Tezkerenin kabul edilmesinden önce 7 Ekim 2007 tarihinde 13 asker pusuya düşürülerek şehit edildi. Tezkerenin Meclis´ten geçmesinin ardından hükümetin operasyon için kararsız kaldığı günlerde Dağlıca Taburu´na yapılan saldırı ortalığı karıştırmış, 12 asker şehit olmuştu. Şubat 2008´de yıllar sonra ilk kez Kuzey Irak´a sınır ötesi operasyon gerçekleştirildi. Güneş Harekatı olarak adlandırılan sınır ötesi harekatın plan ve koordinasyonundan sorumlu isim de Nusret Taşdeler´den başkası değildi. Skandal Bilgi Destek Planı´nı Ergenekon savcılarına gönderen subay, ordu içindeki cuntanın Dağlıca ve Aktütün saldırılarında da parmağı olduğunu iddia etmişti.

Askeri danışmanı kim belirliyor?

Başbakan´ın askeri danışmanını Başbakanlık değil Genelkurmay Başkanlığı belirliyor. Teamüllere göre korgeneral rütbesindeki Genelkurmay Harekat Başkanı, Başbakan´ın da askeri danışmanı oluyor. Nusret Taşdeler´den önce Erdoğan´ın askeri danışmanlığını yapan Bekir Kalyoncu da Genelkurmay Harekat Başkanı´ydı. Başbakan´ın askeri danışmanı ile rutin bir görüşme trafiği yok ancak Başbakan istediği zaman askeri danışmanından faydalanıyor. Nusret Taşdeler, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök döneminde boş bırakılan orgeneral kadrosuna atama yapılarak terfi ettirilmişti. ( Bugün)

(27 Ekim 2009, 14:55), son güncel.: (30 Ekim 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

´AKP ve Gülen´i Bitirme Planı´ manşetlerimiz

Askerlerin soruşturmalara müdahalesi

Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları

Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması

Şemdinli Davası´nın askerlerce örtbas edilmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1066    yazdır/print


 

Hizbut Tahrir üyelerine Ankara´da dava açıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ´Yasadışı Hizbuttahrir terör örgütünün yönetici ve üyesi olduğu´ iddia edilen 13 kişi hakkında dava açtı. Hizbuttahrir, Ergenekon Terör Örgütü´nce yönlendirilmeye çalışıldığı iddia edilen örgütlerden birisiydi.

Hizbut Tahrir üyelerine Ankara´da dava açıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ´Yasadışı Hizbuttahrir terör örgütünün yönetici ve üyesi olduğu´ iddia edilen 13 kişi hakkında dava açtı. Hizbuttahrir, Ergenekon Terör Örgütü´nce yönlendirilmeye çalışıldığı iddia edilen örgütlerden birisiydi.

Terör ve organize suçlara bakmakla görevli Başsavcıvekilliği tarafından hazırlanan iddianamede, şüphelilerden Süleyman Uğurlu, Ercan Tekinbaş ve Serkan Kaya´nın örgütün yöneticisi oldukları öne sürülerek, 10´ar yıldan 15´er yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları istendi. İddianamede, örgütün üyesi oldukları gerekçesiyle, Kazım Yıldırım, Yakup Özdemir, Murat Seven, Sefa Karslı, Mümin Seçim, Murat Kalkan, Mehmet Ali Özdil, Hakkı Eren, Celil Cengiz ve Ali Dikici´nin ise 5´er yıldan 10´ar yıla kadar mahkumiyetleri talep edildi. Şüphelilerin, çeşitli zamanlarda, ´Halkın hassas olduğu dini konuları istismar mahiyetinde protesto etmek ve dini bayramları kutlamak amacıyla´ Ankara´nın değişik yerlerinde, ´Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti´ imzalı bildiri dağıttıkları ifade edildi.

İddianamede, şüphelilerin, bürokratik kesimle ilgili çeşitli yayın organlarına bildiri gönderdikleri, ayrıca bazı internet siteleri aracılığıyla örgütün propagandasını yaptıkları ileri sürüldü. Şüphelilerin, internet üzerinden şifreli biçimde haberleştikleri kaydedilen iddianamede, şüphelilerin ev aramalarında bulunan doküman ve malzemelere de yer verildi. Sanık Süleyman Uğurlu´nun ikamet ve üst aramasında bulunan USB belleklerdeki bazı görüntüler de iddianameye girdi. Görüntülerin birinde, Anıtkabir ve civarının uydu görüntüsünün altında, ´Size kim gelir de toplanmış saflarınızı dağıtmayı ve cemaatinizi ayırmayı isteye emrederse onu öldürün´ yazısı dikkati çekti. İddianamenin, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildiği öğrenildi. ( Zaman)

(13 Ekim 2009, 11:40)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon-Hizbuttahrir bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1016    yazdır/print


 

2004´te Vali Hikmet Tan´a düzenlenen saldırıda ´Ergenekon´ iddiası

Eski Van Valisi Hikmet Tan´a yönelik 2004 yılında gerçekleştirilen bombalı saldırıyla ilgili PKK üyesi olmakla suçlanıp müebbet hapis cezasına çarptırılan 3 sanığın avukatı Dincel Aslan, ´olayda Hizbut Tahrir - Ergenekon bağlantısı olduğu´ iddiasıyla ilk yargılamayı yapan Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi´ne yeniden yargılama talebinde bulundu. Avukat Aslan´ın daha önce yaptığı temyiz başvurusu yargıtayca reddilmişti. Avukat Aslan dilekçesinde, ´Eski Van Valisi Hikmet Tan´ın olaydan sonra çeşitli televizyon kanallarına yaptığı konuşmada kendisine yönelik olayda Ergenekon ve JİTEM´den şüphelendiğini söylemiştir. Konuşmasının devamında ´Eğer mahkemeler ve savcılar tarafından ifadem alınmak isterlerse seve seve ifade vereceğim´ demiştir´ açıklamalarına da yer verdi. Dilekçenin devamında, ´Sayın Tan´ın DEP milletvekilleri ile Van Valiliğinde görüşmesi dolayısı ile Van´daki askeri makamlar tarafından tehdit edilmesinin hemen akabinde suikast olayının meydana gelmesi anlamlıdır ve çeşitli televizyonlara vermiş olduğu beyanda bu hususu dile getirmiştir. Suikast girişiminden hemen sonra olay mahallinde bulunan bir takım vatandaşların Hizbut Tahrir işaretini yapıp, slogan atılması olayını araştırmak gerekir. En son ülkenin çeşitli yerlerinde yapılan operasyonlarda Hizbut Tahrir-Ergenekon örgütlerinin bağlantılarına rastlanmıştır´ ifadeleri yer aldı.

2004´te Vali Hikmet Tan´a düzenlenen saldırıda ´Ergenekon´ iddiası

Eski Van Valisi Hikmet Tan´a yönelik 2004 yılında gerçekleştirilen bombalı saldırıyla ilgili PKK üyesi olmakla suçlanıp müebbet hapis cezasına çarptırılan 3 sanığın avukatı Dincel Aslan, ´olayda Hizbut Tahrir - Ergenekon bağlantısı olduğu´ iddiasıyla ilk yargılamayı yapan Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi´ne yeniden yargılama talebinde bulundu. Avukat Aslan´ın daha önce yaptığı temyiz başvurusu yargıtayca reddilmişti. Avukat Aslan dilekçesinde, ´Eski Van Valisi Hikmet Tan´ın olaydan sonra çeşitli televizyon kanallarına yaptığı konuşmada kendisine yönelik olayda Ergenekon ve JİTEM´den şüphelendiğini söylemiştir. Konuşmasının devamında ´Eğer mahkemeler ve savcılar tarafından ifadem alınmak isterlerse seve seve ifade vereceğim´ demiştir´ açıklamalarına da yer verdi. Dilekçenin devamında, ´Sayın Tan´ın DEP milletvekilleri ile Van Valiliğinde görüşmesi dolayısı ile Van´daki askeri makamlar tarafından tehdit edilmesinin hemen akabinde suikast olayının meydana gelmesi anlamlıdır ve çeşitli televizyonlara vermiş olduğu beyanda bu hususu dile getirmiştir. Suikast girişiminden hemen sonra olay mahallinde bulunan bir takım vatandaşların Hizbut Tahrir işaretini yapıp, slogan atılması olayını araştırmak gerekir. En son ülkenin çeşitli yerlerinde yapılan operasyonlarda Hizbut Tahrir-Ergenekon örgütlerinin bağlantılarına rastlanmıştır´ ifadeleri yer aldı.

Avukat Dincel Aslan, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mehmet Ekinci´ye yeniden yargılama talebine ilişkin 2 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçesinde müvekkillerinin müebbet hapis cezasına çarptırıldığını ve temyiz başvurularının Yargıtayca reddedildiğini belirten Aslan, Mahkemenizin 2009/79 esas sayılı dosyada yargılanan Mahmut Toy isimli sanık, yargılamanın yenilenmesini isteyen müvekkillerimi tanımadığını belirtmiştir. Müvekkillerim de bütün aşamalarda Sanık Mahmut Toy´u tanımadıklarını belirtmişlerdir dedi. Saldırıda kullanılan aracın Mahmut Toy tarafından Mehmet Şirin Akan´da satın alındığının tespit edildiğine yer verilen dilekçede, Mahmut Toy´un kullandığı telefon numarası ile müvekkillerimin kullanmış oldukları telefonlar arasında herhangi bir görüşmenin yapılmadığı anlaşılmaktadır cümlesine yer verildi. Eski Van Valisi Hikmet Tan´ın çeşitli televizyon kanallarına yaptığı konuşmaların da yargılanmanın yenilenmesi isteminde önemli etken olduğu vurgulanan dilekçede, şu ifadeler yer aldı:

Eski Van Valisi Hikmet Tan´ın olaydan sonra çeşitli televizyon kanallarına yaptığı konuşmada kendisine yönelik olayda Ergenekon ve JİTEM´den şüphelendiğini söylemiştir. Konuşmasının devamında ´Eğer mahkemeler ve savcılar tarafından ifadem alınmak isterlerse seve seve ifade vereceğim´ demiştir. Sayın Tan´ın DEP milletvekilleri ile Van Valiliğinde görüşmesi dolayısı ile Van´daki askeri makamlar tarafından tehdit edilmesinin hemen akabinde suikast olayının meydana gelmesi anlamlıdır ve çeşitli televizyonlara vermiş olduğu beyanda bu hususu dile getirmiştir. Suikast girişiminden hemen sonra olay mahallinde bulunan bir takım vatandaşların Hizbut Tahrir işaretini yapıp, slogan atılması olayını araştırmak gerekir. En son ülkenin çeşitli yerlerinde yapılan operasyonlarda Hizbut Tahrir-Ergenekon örgütlerinin bağlantılarına rastlanmıştır. Dilekçede, ayrıca yargılanmanın yenilenmesi istemlerinin kabul edilmesi ve eski Van Valisi Hikmet Tan´ın tanık olarak dinlenmesi için müzekkere yazılması talep edildi.

Olayın geçmişi

Eski Van Valisi Hikmet Tan´a 2 Temmuz 2004´te bombalı saldırı düzenlenmiş, saldırıda 5 kişi yaşamını yitirmişti. Makam aracı büyük zarar gören Vali Tan, saldırıdan şans eseri yara almadan kurtulmuştu. Olayın ardından saldırıyla ilgili Faruk Taştan, Mehmet Kırdağ, Ahmet Örek ve Erkan İnan tutuklanmıştı. Van F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan 4 sanığın yargılandığı davanın karar duruşması 25 Mart´ta Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülmüştü. Sanıklardan Mehmet Kırdağ, Faruk Taştan ve Ahmet Örek, Terör örgütü PKK mensubu olarak devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırma amacına yönelik vehamet arz eden silahlı eylemde bulunmak suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmış, diğer sanık Erkan İnan ise terör örgütü üyesi olmak suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmıştı. ( Radikal)

Vali Tan: Bana yapılan suikastta Ergenekon´dan şüpheleniyorum

Eski Van Valisi Hikmet Tan´dan kendisine yapılan suikast ile ilgili dört yıl sonra çarpıcı açıklamalar gelmişti. Tan, 5 vatandaşın ölümüyle sonuçlanan patlamada Ergenekon terör örgütünün parmağının olabileceğini söylemişti. O dönem halkla bütünleşme adına yaptıkları açılımlar nedeniyle hem PKK´nın hem de bölgede görevli üst düzey askeri yetkililerin tepkisini çektiğini belirten eski vali, bu durumun bir çelişki olduğunu ifade etti. Tahliye olan 4 eski DEP´li milletvekilinin valilikte kabul edilmesinin hemen ardından gerçekleşen saldırının zamanlamasına dikkat çeken Tan, Suikast konusunda Ergenekon´dan şüphelenmediğimi söylesem yalan olur. dedi.

Emekli Vali Hikmet Tan, Van´daki bombalı saldırıdan 4 saniye farkla kurtulmuştu. Olayla ilgili 3 PKK mensubu yakalanmış ve hapis cezasına mahkum edilmişti. Ancak Tan´ın şüpheleri bitmiş değil. Zaman´a konuşan eski Vali, zihnindeki soru işaretlerini şöyle özetlemişti: Ergenekon´la ilgili dava kapsamında ortaya çıkan bilgilerden sonra kafamda, ´Bana yönelik suikastı Ergenekon yaptı´ şeklinde bir düşünce oluşmadı, desem yalan olur. Çünkü Ergenekon´un faaliyetleri çok daha eskilere gidiyor. Elimde somut bir bilgi ve belge olmadığı için kesin konuşamıyorum. Ama yargılanacak olan iki generalle ilgili henüz iddianame hazırlanmadı. Bence kritik noktaların çıkacağı o iddianameyi gördükten sonra daha net bir değerlendirme yapabiliriz. Şırnak´ta doğduğunu, bölgeyi iyi tanıdığı için Kürt kökenli vatandaşlarla iyi bir diyalog kurduğunu anlatan Hikmet Tan, sırf vatandaşlarla konuşabilmek için Kürtçe öğrendiğini söyledi. Van´da OHAL uygulamalarının menfi sonuçlarını ortadan kaldırdığını dile getiren Tan, bu tavırlarıyla bazı kesimlerin tepkisini çektiğini belirtti: Devletle milleti barıştırdım, 20 yıl sonra ilk kez HADEP dışında bir parti Van´da belediyeyi kazandı. PKK´ya destek azalınca bizi sorumlu gördüler. Nevruz kutlamalarına her seferinde izin verdim, on binlerce insan kutladı. Ama bana dönemin bölge asayiş komutanlığı ´Neden izin veriyorsun?´ diye sordu. ´Bu adam Kürt´ dediler. Biz bölge insanını kucakladık, onlar potansiyel suçlu gördü.

Suikast girişimi öncesi ilginç süreç

Hikmet Tan, suikast öncesinde yaşadığı bazı ilginç olayları da ilk kez kamuoyuna açıkladı. Buna göre, saldırıdan iki hafta önce, cezaevinden tahliye olan eski DEP´liler Van´da miting yaptı. Tan, miting alanını şehir içine aldı. DEP´liler ertesi sabah Vali Tan´ı ziyaret etmek istedikleri mesajını gönderdi. Talepleri kabul gördü ve valilikte yaklaşık yarım saatlik bir sohbet gerçekleşti. DEP´liler miting izni veren ve kendilerini kabul eden Tan´a teşekkür etti. Görüşme bittikten 5 dakika sonra telefonu çalan Tan, karşısında dönemin Asayiş Bölge Komutanı Korgeneral Erdal Ceylanoğlu´nu buldu. Ceylanoğlu, sert bir üslupla, Siz terörizmi benimseyen, terör oldukları belli olan ve bundan ceza alan bu insanlara nasıl miting izni verirsiniz? diyordu. Vali Tan, Devletin valisi olarak ne yapmam gerektiğinin takdir yetkisi bana aittir. Bunlar Türk vatandaşıdır, eski vekildir. Benim görüşmemden daha doğal bir şey olamaz. karşılığını verdi.Vali Tan, bu olaydan 3 ay önce Nevruz kutlamaları çerçevesinde yine bir anlaşmazlık yaşandığına dikkat çekti. Korgeneral´in karşı çıkmasına rağmen Nevruz´a izin verdiğini ve kutlamaların büyük bir katılımla, olaysız yapıldığını kaydetti. Eski DEP´lileri kabulünden 2 hafta sonra (2 Temmuz 2004) Vali Tan´a yönelik suikast girişiminde bulunuldu. Olaydan PKK sorumlu tutuldu; ama terör örgütü eylemi üstlenmedi. DEHAP ve eski DEP milletvekilleri olayı kınadı.Suikast sonrası valiye ´geçmiş olsun´a giden ilk isimlerden biri halen DTP Muş Milletvekili olarak görev yapan Nuri Yaman´dı. Yaman, Tan´la Ceylanoğlu arasındaki telefon konuşmasını doğruladı: İyi araştırılsa, suikastın bir ucu Ergenekon´a dayanacaktır. Yoğun istihbaratın bulunduğu bir ilde bu olayın kimler vasıtasıyla yapıldığı rahatlıkla ortaya çıkar.

(15 Eylül 2009, 15:55)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=952    yazdır/print


 

İP´li İlsever: Alçak gönüllüyüm Kontrgerillayı en iyi ben bilirim

Ergenekon davasının dün görülen 107. duruşmasında sanıklardan İşçi Partili Ferit İlsever savunmasını yapmaya devam etti. Çapraz sorguda savcıların sorularına cevap veren İlsever, Savcı Taşkın´ın, ´Kontrgerilla ile Ergenekon arasında bağlantı var mı?´ sorusu üzerine ´2001´de Mehmet Eymür´ün tezgahıyla kurulduğu söylenen Ergenekon terör örgütü ile kontrgerillanın hiçbir alakası yoktur´ diyerek kavramları ve gerçekleri çarpıttı. Dinciler yaptı gibi gösterilerek dinci kesimin lekelenmeye çalışıldığı ve AK Parti hükümetinin düşürülmek istenmesinde kullanılan Danıştay saldırısının çok cüretkar bir kontrgerilla eylemi olduğu, Ergenekon örgütünün yaptığı tüm eylemlere bakıldığında aslında toplumda kaos çıkarmak için Ergenekon´un çeşitli terör örgütlerine eylemler düzenlettiği veya bizzat düzenlediği, Yarbay Mustafa Dönmez ve Binbaşı Fikret Emek´ten ele geçirilen bombaların çeşitli terör ve bombalama eylemlerinde izlerinin tespit edildiği, PKK düzenledi süsü verilmiş bir çok eylemin aslında Ergenekon örgütünün eylemi olduğunu gösteren delillerin ortaya çıkmış olduğu, İşçi Partisi ´nce TSK´ya sızmak için kullanılan çok gizli Karargah Evleri yapılanmasında rol alan Teğmen Mehmet Ali Çelebi ve diğer arkadaşlarının Ergenekon örgütünün direktifleri doğrultusunda dinci Hizbuttahrir örgütüne sızmaya çalıştığı ve böylelikle dincileri terör eylemlerine kışkırtmaya çalışmayı planladığı gibi ve bu kapsamda söylenebilecek diğer gerçekleri gözlerden kaçırmaya çalışarak Ergenekon Terör Örgütü´nü aklamaya çalıştı.

İP´li İlsever: Alçak gönüllüyüm Kontrgerillayı en iyi ben bilirim

Ergenekon davasının dün görülen 107. duruşmasında sanıklardan İşçi Partili Ferit İlsever savunmasını yapmaya devam etti. Çapraz sorguda savcıların sorularına cevap veren İlsever, Savcı Taşkın´ın, ´Kontrgerilla ile Ergenekon arasında bağlantı var mı?´ sorusu üzerine ´2001´de Mehmet Eymür´ün tezgahıyla kurulduğu söylenen Ergenekon terör örgütü ile kontrgerillanın hiçbir alakası yoktur´ diyerek kavramları ve gerçekleri çarpıttı. Dinciler yaptı gibi gösterilerek dinci kesimin lekelenmeye çalışıldığı ve AK Parti hükümetinin düşürülmek istenmesinde kullanılan Danıştay saldırısının çok cüretkar bir kontrgerilla eylemi olduğu, Ergenekon örgütünün yaptığı tüm eylemlere bakıldığında aslında toplumda kaos çıkarmak için Ergenekon´un çeşitli terör örgütlerine eylemler düzenlettiği veya bizzat düzenlediği, Yarbay Mustafa Dönmez ve Binbaşı Fikret Emek´ten ele geçirilen bombaların çeşitli terör ve bombalama eylemlerinde izlerinin tespit edildiği, PKK düzenledi süsü verilmiş bir çok eylemin aslında Ergenekon örgütünün eylemi olduğunu gösteren delillerin ortaya çıkmış olduğu, İşçi Partisi´nce TSK´ya sızmak için kullanılan çok gizli Karargah Evleri yapılanmasında rol alan Teğmen Mehmet Ali Çelebi ve diğer arkadaşlarının Ergenekon örgütünün direktifleri doğrultusunda dinci Hizbuttahrir örgütüne sızmaya çalıştığı ve böylelikle dincileri terör eylemlerine kışkırtmaya çalışmayı planladığı gibi ve bu kapsamda söylenebilecek diğer gerçekleri gözlerden kaçırmaya çalışarak Ergenekon Terör Örgütü´nü aklamaya çalıştı.

´Kontrgerillanın kitabını yazdım. Alçak gönüllü olmaya gerek yok. Türkiye´de bunu en iyi bilen kişi benim. Kontrgerilla ile Göztepe´de Ziverbey Köşkü´nde tanıştım. Burada ´anayasa, babayasa yoktur´ söylemleriyle karşılaştım. Bu nutuklar o tarihte oraya giren herkese çekildi. 1972´den beri bu örgütün peşindeyim, onlar da benim peşimde. Kontrgerilla, Türkiye´yi, Kemalist anlayışı yok etmeye çalışan bir örgüttür. Türkiye´nin 1952´de NATO´ya girmesiyle bu bela başımıza geldi. Kamuoyuna, ´Sovyetler Birliği Türkiye´yi tehdit ediyor, savunma hattı kuruldu, batıdan da destek geliyor´ şeklinde sunuldu. Sol ve solcu akımlara karşı oluşturuldu. Ziverbey´de kurulan örgütün adı ´Seferberlik Tetkik Kurulu´ydu. 12 Eylül´den sonra kontrgerilla olarak yerleşti. Memduh Ünlütürk de Ziverbey Köşkü´nün başındaki kişiydi.´ Taşkın´ın, ´Erol Mütercimler 5 Ocak 1997´de Aydınlık Dergisi´nde yayınlanan bir röportajında, ´12 Eylül´de Ergenekon adlı kontrgerilla örgütü kuruldu´ diyor. Siz, kontrgerilla ile Ergenekon arasında bağlantı kurmadınız mı?´ sorusu üzerine İlsever, ´Erol Mütercimler´in bu görüşü yüzde 50 doğrudur, yüzde 50 yanlıştır. Mütercimler´i herkes tanıyor. Söyledikleri ilginçtir. İnanmak başka bir şey. Hadi ´inandım´ diyelim, ne olacak? Bu tezi savunan ikinci bir kişi yok´ diye konuştu. ´2001´de Mehmet Eymür´ün tezgahıyla kurulduğu söylenen Ergenekon terör örgütü ile kontrgerillanın hiçbir alakası yoktur´ diyen İlsever, ´2001´deki tertipçilerin, 1979´larda Ergenekon dediği düzenin yurtseverler, devrimciler ve ulusalcılara yafta olarak yapıştırıldığını´ savundu.

İlsever: Ergenekon ile Kontrgerilla arasında fiili bağ yok

Ergenekon ile kontrgerilla arasında fiili bağ bulunmadığını yineleyen İlsever, ´1970-80´lerdeki kontrgerilla gitmiş, 2002´de yurtseverleri tutuklamak için bir örgüt imal edilmiş ve birçok suç yapıştırılmıştır´ dedi.

İlsever´in çarpıttığı ve gözlerden kaçırdığı gerçekler

ABD´nin öncülüğünde Özel Harp Dairesi içinde kurulan örgüte verilen genel ad olan ´Kontrgerilla´ aslında bir yöntemin adı: Düşman hareket yapıyormuş süsü verilen ve toplumun nefretini çekerek o harekete sempati duymasını önlemek için terör hareketleri düzenlemek yani ´kontr-gerilla´. Ergenekon Terör Örgütü´nün suçlandığı eylemler içerisinde en önemlisi olarak gösterilen Danıştay Saldırısı olayı kontrgerilla yöntemine en çarpıcı örneklerden biriydi. Dinciler yaptı süsü verilerek toplumun dincilerden nefret etmesini sağlamak ve dinci dedikleri AK Parti hükümetini düşürmek için tezgahladıkları en cüretkar kontrgerilla eylemlerinden biriydi. Evet başlangıçta ABD desteğiyle kurulan örgüt o dönem en büyük düşman gördükleri solculara karşı, Türkiye´yi komünizmin egemenliğine ve Rusya´ya kaptırmamak için kullanıldı. Ziverbey´de işkence tezgahlarından solcular geçirildi. Toplumun solculardan nefret etmesini sağlamak için sağcı hareketler de kullanılarak gençler arasında karşılıklı çatışmalar başlatıldı. Gençler çok kanlı bir çatışma ortamına ustaca yönlendirildiler. Çok çarpıcıdır ki öğleden önce sağcıyı vuran silah öğleden sonra solcuyu vurdu. Terör olaylarının tırmandırılmasıyla 12 Eylül darbesine giden süreç başlatıldı. Ve bu süreçte dinci kesimi de ustaca kullandılar. Tıpkı ABD gemilerini protesto eden solculara milliyetçi muhafazakar güçlerin saldırtıldığı ´Kanlı Pazar´ olayında olduğu gibi. Bunlar bir gerçek. Ancak 12 Eylül sonrası durum değişti. Sol hareketler tehlike olmaktan çıkınca kontrgerillacı güçlerin yeni hedefi Müslümanlar oldu. Dinci hareketin yükselmesini önlemek ve topluma çirkin göstermek için toplumda önde gelen laik kişilere suikastler düzenlediler. Türkiye´deki müslümanları ve ABD´nin en büyük düşmanı İran´ı hedef gösterdiler. 12 Eylül´den önce Kontrgerilla´ya şiddetle karşı olan solcular ise bu dönemde sessiz kalmayı ve hatta Ergenekon örgütlenmesinde olduğu gibi ona maşalık yapmayı tercih ettiler. Ergenekon davası halen görülmekte. Suçlamalar da elde edilen deliller de çok ciddi. Başlangıçta dinci bir saldırı olarak lanse edilen Danıştay Saldırısı´nın arkasındaki gerçekler ortaya çıktı ve çıkmaya da devam ediyor. Dinciler yaptı süsü verilen bu Ergenekon eylemi, apaçık ve birinci sınıf bir kontrgerilla eylemi. X-ray cihazına yakalanmayan glock silahının temininden olayın gerçekleştirildiği gün kameraların arızalanmasına ve olay sonrası hükümetin ve dincilerin suçlanarak bakanların cenaze töreninde protesto edilmesine ve darp edilmesine kadar tüm aşamalar bir kontrgerilla eylemiydi. Ergenekon Terör Örgütü´nün Kontrgerilla´nın tam olarak kendisi olmadığına biz de inanıyoruz ve buna dair görüşlerimizi sitemizin ilgili sayfalarında belirttik. Ancak Ergenekon örgütü de kontrgerilla yöntemlerini kullanmış ve ona maşalık etmiş bir örgüt. Bu kesin..

Abdullah Harun

(28 Ağustos 2009, 12:05)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=918    yazdır/print


 

Hizbuttahrir ile Ergenekon bağlantısında yeni kanıtlar

Türkiye´de aynı anda gerçekleştirilen operasyonlarda yakalanan 200´e yakın yasadışı Hizbuttahrir örgütü militanı ile ilgili soruşturma çalışmaları sürüyor. Örgütten 3 şahsın Ergenekon sanıklarından binbaşı Fikret Emek ile irtibat halinde olduğu ortaya çıktı. Operasyonda gözaltına alınan Hizbuttahrir militanı Sedat T.´nin Ergenekon tutuklusu emekli Binbaşı Fikret Emek ile çok sayıda telefon görüşmesi yaptığı belirlendi. Zanlılardan Uğur K. ve İsmail G.´nin de bazı Ergenekon zanlılarıyla ilişkileri ortaya çıktı. Ergenekon sanıkları Fikret Emek ve SESAR Başkanı İsmail Yıldız´ın telefon fihristinden Hizbuttahrir bağlantılı şahısların telefonları da çıktı. İki sanığın Hizbuttahrir üyesi Kirami K., Uğur K., İsmail G., Sedat T. ve Mustafa Türker G.´ye ait İstanbul Avrupa yakasında bulunan telefon numalarıyla irtibata geçtiği öne sürüldü. Ergenekon soruşturması kapsamında, Karargah Evleri yöneticisi oldukları iddiasıyla Ankara´da tutuklanan Kemal Aydın ve Neriman Aydın´ın evlerinde yapılan aramalarda Hizbuttahrir örgütüne ait belgeler ele geçirilmişti. Aydın ile irtibatlı olan teğmenler Mehmet Ali Çelebi, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar, Önder Koç, Yaşar Tozkoparan ve Noyan Çalıkuşu´nun Hizbuttahrir üyesi Süleyman Solmaz ile tanışarak örgütü yönlendirmeye çalıştıkları öne sürülmüştü.

Hizbuttahrir ile Ergenekon bağlantısında yeni kanıtlar

Türkiye´de aynı anda gerçekleştirilen operasyonlarda yakalanan 200´e yakın yasadışı Hizbuttahrir örgütü militanı ile ilgili soruşturma çalışmaları sürüyor. Örgütten 3 şahsın Ergenekon sanıklarından binbaşı Fikret Emek ile irtibat halinde olduğu ortaya çıktı. Operasyonda gözaltına alınan Hizbuttahrir militanı Sedat T.´nin Ergenekon tutuklusu emekli Binbaşı Fikret Emek ile çok sayıda telefon görüşmesi yaptığı belirlendi. Zanlılardan Uğur K. ve İsmail G.´nin de bazı Ergenekon zanlılarıyla ilişkileri ortaya çıktı. Ergenekon sanıkları Fikret Emek ve SESAR Başkanı İsmail Yıldız´ın telefon fihristinden Hizbuttahrir bağlantılı şahısların telefonları da çıktı. İki sanığın Hizbuttahrir üyesi Kirami K., Uğur K., İsmail G., Sedat T. ve Mustafa Türker G.´ye ait İstanbul Avrupa yakasında bulunan telefon numalarıyla irtibata geçtiği öne sürüldü. Ergenekon soruşturması kapsamında, Karargah Evleri yöneticisi oldukları iddiasıyla Ankara´da tutuklanan Kemal Aydın ve Neriman Aydın´ın evlerinde yapılan aramalarda Hizbuttahrir örgütüne ait belgeler ele geçirilmişti. Aydın ile irtibatlı olan teğmenler Mehmet Ali Çelebi, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar, Önder Koç, Yaşar Tozkoparan ve Noyan Çalıkuşu´nun Hizbuttahrir üyesi Süleyman Solmaz ile tanışarak örgütü yönlendirmeye çalıştıkları öne sürülmüştü.

Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT´in ortak çalışmasıyla gerçekleştirilen Hizbut Tahrir operasyonuna ilişkin yeni bilgiler ortaya çıktı. Operasyonun İstanbul ayağını yürüten Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü´nden verilen bilgilere göre 21 ilde gerçekleştirilen operasyon kapsamında toplam 165 kişinin gözaltına alındığı, İstanbul´da ise 20 kişinin yakalandığı açıklandı. Operasyonlarda çok bir adet kaleşnikof tüfek ile birlikte çok sayıda silah ele geçirildi.

İstanbul´daki operasyon, 2005 yılında Fatih Camii´nde düzenlenen gösterinin ardından daha etkili bir hareket ortaya koymak için Esenler´deki Hakkı Başar Kapalı Spor Salonu´nda gösteri yapılmasını organize eden kişilere yönelik gerçekleştirildi. 26 Temmuz 2009´da yapılması planlanan bu gösteride hilafet çağrıları yapılacağı ve provokatif eylemler ortaya çıkabileceği gerekçesiyle harekete geçen polis, bir süredir takip altında tuttuğu kişilere operasyon düzenledi. İstanbul´da ağırlıklı olarak Bahçelievler´de olmak üzere, Bağcılar, Pendik ve Fatih´te çok sayıda adrese yapılan operasyonlarla gözaltına alınan 20 şüpheli sorgulanmak üzere Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü´ne götürüldü. 3 günlük sorgu işleminin ardından şüpheliler bu sabah saatlerinde İstanbul Adliyesi´ne sevk edildi. Operasyonla ilgili bilgi veren Terörle Mücadele Şubesi yetkilileri baskın yapılan adreslerde bir adet kaleşnikof tüfek, 2 adet tabanca, 4 adet tüfek, 5 adet kurusıkı tabanca, 2 adet aydınlatma fişeği, 157 adet mermi, 1 adet kama, 540 adet üzerinde Tek ümmet hilafet tek devlet yazılı tişört, 1634 adet hilafet bayrağı, 29 adet hilafet devleti haritası, bol miktarda örgüt içerikli CD, kitap ve döküman ele geçirildi. Adliyeye sevk edilen şüpheliler arasında örgütün İstanbul sorumlusu olduğu ileri sürülen H. Ö.nün de yer aldığı belirtildi.

Polis ve MİT´in operasyonunda İstanbul´da yakalanan 3 şüphelinin Ergenekon soruşturmasında tutuklanan bazı kişilerle irtibatlı oldukları iddia edildi. Soruşturmada gözaltına alınarak ifadesi alınan Sedat Temiz, Uğur Kankur ve İsmail Gürbüz´ün tutuklanan bazı Ergenekon sanıklarıyla irtibatlarının tespit edildiği ileri sürüldü. Buna göre Sedat Temiz´in, şu anda cezaevinde bulunan Ergenekon tutuklusu Fikret Emek ile telefonla görüşmeleri bulunduğu tespit edildi. Diğer 2 şüphelinin irtibatları bulunduğu ve bunların araştırıldığı belirtildi. Öte yandan operasyonda gözaltına alınan örgüt üyeleriyle birlikte Köklü değişim isimli dergilerin bulunduğu ve bu derginin yayın organları olduğunun tahmin edildiği belirtildi. Polisin, operasyon kapsamında ele geçirilen silahlara ilişkin kapsamlı bir çalışma yaptığı ve önceki operasyonlarda silahı bulunmayan örgütün silahlanmasının eylem hazırlığı olarak değerlendirildiği belirtildi. ( Sabah)

HİZBUTTAHRİR HİZBULERGENEKON ÇIKTI!

Karargah Evleri´ni soruşturan Savcı Zekeriya Öz Hizbuttahrir bağlantısını yakalamıştı

20 Temmuz´da davası görülmeye başlanan ikinci Ergenekon iddianamesinde Karargah Evleri´yle Hizbuttahrir örgütü arasındaki bağlantılardan bahsediliyordu. İddianameye göre, yapılanmada görevli teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, Kemal ve Neriman Aydın´ın talimatıyla terör örgütü Hizbuttahrir´e sızarak örgütü yönlendirmeye çalışmış. Kemal ve Neriman Aydın´ın, Durmuş Ali Özoğul´a bağlı olarak, Hamza Demir ve Ercüment Ovalı´nın da yardımıyla TSK ve harp okullarına sızma ve örgütlenme faaliyetlerine doğrudan katıldıkları iddia ediliyor. Harp okullarına önceden yerleştirdikleri elemanlar vasıtasıyla, irtibata geçtikleri askeri öğrencileri kendi evlerine veya bu amaçla kiraladıkları evlere getirdikleri, öğrencilere Ergenekon´un fikri ve ideolojik altyapısını aşıladıkları belirtiliyor. Teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, kendi arkadaşlarının da örgüte katılımını sağlamakla görevlendirilmiş. Örgüt kendi içinde yapılan görüşmelerin dinlenmemesi için de Mehmet Ali Çelebi tarafından temin edilen ´özel hat´ı kullanmış. Ayrıca Çelebi ve Çalıkuşu, bazı Hizbuttahrir üyeleriyle irtibata geçerek örgütün gizli toplantılarına katılmış. Örgütle alakalı tüm bilgi ve raporları Kemal ve Neriman Aydın´a ulaştırmış.

Ergenekon, irtica görüntüsü vermek amacıyla Hizbuttahrir´i kullanmış

Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin ek klasörleri, örgütün ülkeyi kaosa sürüklemek için başvurduğu yöntemleri çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Ergenekon, irtica yanlılarının arttığı izlenimi vermek, belli kesimlerde korku ve paniğe sebep olmak için ´Hizbuttahrir´ örgütünü kullanmış. Sanık Neriman Aydın´ın evinde bulunan kitap ve dokümanlar, Ergenekon´un bu örgütü uzun süredir izlediğini ve yönlendirdiğini gösteriyor. Aydın´ın ajandasında Hizbuttahrir üyelerinin kişisel bilgilerinin yanı sıra nerede nasıl buluştuklarına dair istihbari veriler de yer alıyor. Hizbuttahrirciler Müslümanları bir halife etrafında tutmayı amaçlıyor. Örgüt, Ürdün, Suriye, Sudan, Kuveyt, Malezya, Özbekistan´ın yanı sıra İngiltere, Almanya ve Danimarka gibi Avrupa ülkelerinde de faaliyet gösteriyor. 28 Şubat´ta devlet kurumları ve askeri birimlere gönderdikleri bildirilerle gündeme gelen Hizbuttahrir, ilginç protestolara da imza attı. 2005 Eylül´ünde İstanbul Fatih ve Ankara Hacıbayram camilerinde cuma namazı sonrası gerçekleştirdiği protesto ile ´irtica´ haberlerine konu olmuştu. Cami önlerinde cübbeyle gerçekleştirdikleri kanunsuz gösterilerle kamuoyu gündemine gelmeye çalışan örgüt, cami cemaatini de kışkırtarak güvenlik güçlerini tahrik etmişti. Örgütün içine sızdırdığı kişiyle Hizbut Tahrir´i yakından izleyen Neriman Aydın´ın evinden örgütün yayınladığı kitap ve belgelerin yanı sıra CD ve dokümanlar da çıktı. Bu bilgi ve belgeleri Ergenekon´a taşıyan isim ise soruşturma kapsamında tutuklanan teğmenlerden Mehmet Ali Çelebi. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı yaptığı soruşturmada örgüt üyesi Kurtça Bektaş, Mahmut Oğuz, Süleyman Solmaz, Rıfat Yıldırım, Rıza Demir gibi isimlerle ilişki kurduğu görülen Mehmet Ali Çelebi´nin bu kişilerle buluştuğunda birtakım yönlendirmelerde bulunduğu görülüyor. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Hizbuttahrircilerle yakın irtibat halinde bulunan Çelebi, örgütün düzenlediği haftalık ve aylık toplantılara katılarak bilgi akışını sağlamış. Aydın´ın evinde ele geçirilen ve üst kısmında Hizbut Tahrir olarak etiketlenen defterde şunlar yazıyor: Süleyman, Ulus kiler çarşı girişindeki Turkcell telefoncu Rıza arkadaşı. Keçiören sanatoryum konuşma yerleri. Her hafta toplantı yapılıyor, ayda bir büyük toplantı. Aşama aşama hazırlık. CD´ler kalabalık ortamda izleyin.

28 Temmuz 2009: Hizbuttahrir´i İsrail´den yönetmiş

Ankara Emniyet Müdürlüğü koordinasyonunda 20 ilde düzenlenen baskınlarda 165 kişi gözaltına alınmıştı. İstanbul´da gözaltına alınan 18 kişiden 11´i dün çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Diğer illerde ise 37 kişi cezaevine gönderildi. Ankara merkezli olarak 20 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan Hizbuttahrir örgütünün elebaşısı Cemalettin B.´nin, Türkiye´de tutuklu bulunduğu cezaevinden çıktıktan sonra İsrail´e gittiği ve örgütü bu ülkeden yönlendirdiği belirlendi. Yakalanan zanlılardan önceki gün ve dün mahkemeye çıkarılan 48 kişi tutuklandı. Ankara Emniyeti, Hizbuttahrir örgütüne yönelik kapsamlı bir operasyon yürütüyor. 20 ilde 165 kişi gözaltına alınırken, örgütün liderlerinden Süleyman U.´nun evinde bir Kalaşnikof ile 240 mermi bulundu. Operasyon örgütün geçtiğimiz pazar günü İstanbul´da yapacağı provokasyonu da önledi. Alınan bilgilere göre, Hizbuttahrir üyeleri İstanbul sokaklarında ´Tek devlet hilafet´ yazılı tişörtler giyerek eylem yapacaktı. Polis, bu planı deşifre ederken, örgütün bağlantılarını da ortaya çıkardı. Hizbuttahrir´in elebaşısı Cemalettin B.´nin, cezaevinden çıktıktan sonra gittiği İsrail´den örgütü yönlendirdiği belirlendi. Hizbuttahrir operasyonunda gözaltına alınan zanlılar, yakalandıkları illerde hakim karşısına çıkarıldı. Ankara´da önceki gün adliyeye çıkarılırken 10 zanlıdan 9´u, Konya´da ise gözaltındaki 9 kişiden 6´sı tutuklandı. Dün ise İstanbul´da 11, Kocaeli´nde 9, Erzurum´da 5, Adana´da 5 ve Siirt´te 3 kişi çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

Hizbuttahrir soruşturmasını yürüten TEM polisi ile MİT´in örgütün bağlantılarıyla ilgili ilginç bilgilere ulaştığı da ortaya çıktı. 20 ilde operasyon düzenlenen örgütün İsrail´den gelen e-mailler yoluyla yönlendirildiği anlaşıldı. Yönlendiren kişinin ise daha önce Türkiye´de tutuklanarak cezaevine konulan örgütün elebaşısı Cemalettin B. olduğu saptandı. MİT ve polisin araştırmasında Cemalettin B.´nin özellikle Ankara´da gözaltına alınan Süleyman U. ile yakın ilişki içinde olduğu belirtiliyor. Örgütün, evlerin posta kutularına dağıttığı bildirileri de yine Cemalettin B.´nin hazırladığı Hizbuttahrir soruşturmasında ortaya çıkarıldı. Cemalettin B.´nin posta kutularına dağıtılacak bildirileri de yine e-posta yoluyla Hizbuttahrircilere gönderdiği anlaşıldı. Hizbuttahrir soruşturmasında polis şimdi Cemalettin B.´nin İsrail bağlantısı üzerine yoğunlaştı. Örgütün elebaşısının cezaevinden çıktıktan sonra İsrail´e gittiği ve bu ülkeye yerleştiği öğrenildi. İsrail devletinin ise Hizbuttahrir faaliyetleri nedeniyle Cemalettin B.´ye bugüne kadar herhangi bir yasal işlem yapmadığı öne sürülüyor. MİT ve polisin ortak yürüttüğü operasyonda bir Kaleşnikof marka tüfek, 2 tabanca, 4 pompalı tüfek, 5 kurusıkı tabanca ve bir aydınlatma fişeği ile Kaleşnikof marka tüfeğe ait 240 mermi ele geçirilmişti. Operasyonda çok sayıda örgütsel dokümanın yanı sıra 550 adet de üzerine ´Tek devlet hilafet´ yazılı tişörtler bulunmuştu. 26 Temmuz´da Esenler´de ´Uluslararası Hilafet Toplantısı´ düzenlemeyi planlayan zanlıların YAŞ toplantısı öncesinde provokasyon planladıkları da iddia edildi.

Ergenekon sanıklarıyla telefon görüşmesi yapmışlar

Hizbuttahrir operasyonunda yakalanan zanlıların Ergenekon tutuklu sanıklarıyla telefon görüşmeleri yaptıkları tespit edildi. Zanlıların silahlı eylem için çalışma başlattıkları ileri sürüldü. Örgütün İstanbul´daki eylem sorumlusunun, İstanbul temsilcisi ve aynı zamanda Köklü Değişim Dergisi sorumlusu olan Haluk Özdoğan olduğu tespit edildi. Operasyonda gözaltına alınan Hizbuttahrir militanı Sedat T.´nin Ergenekon tutuklusu emekli Binbaşı Fikret Emek ile çok sayıda telefon görüşmesi yaptığı belirlendi. Zanlılardan Uğur K. ve İsmail G.´nin de bazı Ergenekon zanlılarıyla ilişkileri ortaya çıktı. Ergenekon sanıkları Fikret Emek ve SESAR Başkanı İsmail Yıldız´ın telefon fihristinden Hizbuttahrir bağlantılı şahısların telefonları da çıktı. İki sanığın Hizbuttahrir üyesi Kirami K., Uğur K., İsmail G., Sedat T. ve Mustafa Türker G.´ye ait İstanbul Avrupa yakasında bulunan telefon numalarıyla irtibata geçtiği öne sürüldü. Ergenekon soruşturması kapsamında, Karargah Evleri yöneticisi oldukları iddiasıyla Ankara´da tutuklanan Kemal Aydın ve Neriman Aydın´ın evlerinde yapılan aramalarda Hizbuttahrir örgütüne ait belgeler ele geçirilmişti. Aydın ile irtibatlı olan teğmenler Mehmet Ali Çelebi, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar, Önder Koç, Yaşar Tozkoparan ve Noyan Çalıkuşu´nun Hizbuttahrir üyesi Süleyman Solmaz ile tanışarak örgütü yönlendirmeye çalıştıkları öne sürülmüştü.

(27 Temmuz 2009), son güncel.: (28 Temmuz 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon-Hizbuttahrir bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=842    yazdır/print


 

Hizbut Tahrir sızmayı doğruladı

İkinci Ergenekon iddianamesinde ismi geçen Hizbut Tahrir örgütü, Doğu perinçek´in başkanı olduğu İşçi Partisi´nin TSK´ya sızmak için kullandığı çok gizli Karargah Evleri oluşumu içinde yeralan davanın tutuklu sanığı muvazzaf teğmen Mehmet Ali Çelebi´nin kendi aralarına sızma girişiminde bulunduğu iddiasını doğruladı ancak ETÖ´nün sızma girişiminin başarıya ulaşmadığını iddia etti.

Hizbut Tahrir, Karargah Evleri sızmasını doğruladı

İkinci Ergenekon iddianamesinde ismi geçen Hizbut Tahrir örgütü, Doğu perinçek´in başkanı olduğu İşçi Partisi´nin TSK´ya sızmak için kullandığı çok gizli Karargah Evleri oluşumu içinde yeralan davanın tutuklu sanığı muvazzaf teğmen Mehmet Ali Çelebi´nin kendi aralarına sızma girişiminde bulunduğu iddiasını doğruladı ancak ETÖ´nün sızma girişiminin başarıya ulaşmadığını iddia etti.

Örgüte ait olduğu söylenen Köklü Değişim isimli derginin Mayıs 2009 sayısında Hakkı Eren imzasıyla Vehim Ve Gerçeklik Arasında Ergenekon Hizbut Tahrir İlişkisi başlıklı bir makale yayınlandı. Makalede Hizbut Tahrir ile Ergenekon arasındaki ilişki bir yandan yalanlandı. Ancak yalanlama yapılırken Ergenekon sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi´nin teması hatırlatılarak ´her iki yapılanmanın en alt kesimindeki isimlerin´ görüşmesinin örgütsel irtibat anlamı taşımayacağı savunuldu. Yazıda Hizbut Tahrir üyesi olduğu ileri sürülen Süleyman Solmaz ile Teğmen Mehmet Ali Çelebi´nin temasına dikkat çekilerek, İfade tutanaklarına göre Teğmen Çelebi kendisini muhasebeci olarak tanışmış ve kimliğini gizlemiştir. O zaman Süleyman Solmaz´ın Ergenekon ile direk bir ilişkisi hiçbir zaman mevcut olmamıştır. İfade tutanaklarına göre Solmaz ve Çelebi 2-3 görüşme yapmışlardır. Her iki yapılanmanın en alt kesiminde yer alan iki kişinin ikişer kez görüşmeleri sonucunda Ergenekon Hizbut Tahrir´i nasıl yönlendirebilir. Bunun aklen izahı mümkün mü? deniyor. Solmaz´ın Hizbut Tahrir ile bağlantısının Mahmut Oğuz ile olduğuna dikkat çekilen yazıda Yani Teğmen sızma girişiminde eğer olumlu sonuçlar alsa idi ilk ulaşacağı ve bağlantı kuracağı kişi Mahmut Oğuz olurdu. Fakat her ikisi birbirlerini tanımamaktadır. O zaman bu nasıl bir sızma girişimidir ve bunu amaçlayan Ergenekon amacına ulaşabilmiş midir?

Öte yandan söz konusu makalede Ergenekon´da tahliye olduktan sonra hayatını kaybeden Kuddusi Okkır´ın Hizbut Tahrir´i yönlendirdiği iddialarına tam olarak cevap verilmedi. İkinci iddianamenin ek delilleri arasında yer verilen bir belgeye göre, örgütün 2005´te Fatih Camii´nde gerçekleştirdiği Ya hilafet,Ya Şehadet! adlı eylemi de Okkır organize etti. Hizbut Tahrir´in Fatih Camii´ndeki eyleminin fotoğraflarına ikinci iddianamenin ek delilleri arasında yer veren savcılar, gösteriye katıldığı tespit edilen örgüt üyelerinden Mustafa Türker Güven´in telefon numarasının Kuddusi Okkır´ın, diğer örgüt üyesi Sedat Temiz´in numarasının da Emekli Binbaşı Fikret Emek´in cep telefonunda kayıtlı olduğunu tespit etti. Savcılar, Ergenekon sanıkları ile Hizbut Tahrir üyeleri arasındaki telefon trafiğinin şemasını da çıkarttı. İddianamede Ergenekon´un naylon terör örgütlerini kullanma amacına işaret eden savcılar, Okkır´ın, Ergenekon adına Hizbut Tahrir´i yönlendirdiğini ve Fatih Camii´ndeki gösteriyi organize ettiğini ileri sürdü.

(23 Mayıs 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

´Karargah Evleri´ konulu manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=706    yazdır/print


 

Soruşturmayı durduramayan ETÖ terör hücrelerini uyandırıyor

Devrimci Karargah (DKÖ) adındaki örgütün İstanbul´un göbeğinde terör estirmesi, canlı bombaların peşpeşe yakalanması, PKK´nın eylemlerinin birden tırmanışa geçmesi sonrasında ´Türkiye yine bunalımlı günlere mi götürülmek isteniyor?´ sorusunu soranlar oldu. İstihbarat kaynakları ise gelişmelerin normal olduğunu, yıllardır terör çıkarmaya ve hesap sorulmamaya alışmış çevrelerin durumun ciddiyetini ve soruşturmanın durmayacağını gördüklerini ve kolay teslim olmalarının beklenmemesi gerektiğini vurguluyorlar. Ergenekon Terör Örgütü ve sempatizanları şimdiye kadar soruşturmaya karşı ´28 Şubatla hesaplaşılıyor´, ´hukukdışına çıkılıyor´, ´Atatürk devrimleri karşı devrimle yıkılıyor´ propagandalarının arkasına saklanmaya çalışılan bir psikolojik savaş veriyordu. Ancak PKK ve diğer terör örgütleriyle ilişkilerin ortaya çıkması, PKK ve diğer örgütlerce yapıldığı sanılan suikast ve faili meçhullerin devlet içinde görevli kişilerin de dahil olduğu bir örgüt tarafından yapıldığının birbir ortaya çıkması, bu örgütün kullandığı tetikçilerin itiraflarıyla yapılan kazılarda bulunan kemikler ile gözaltı dalgalarında evlerde ve kazılarda bulunan çok miktarda silah, Ergenekon Terör Örgütü´nün psikolojik savaşını etkisiz kıldı. Tüm çabalara karşın soruşturma pasifize edilemeyince elde kalan son koz oynanmaya çalışılıyor: İrili ufaklı 50 kadar örgütün hücreleri uyandırıldı, ETÖ kaos eylemleri peşinde. Aktif ve uyandırılan terör örgütlerinin ana hedefi toplumu sindirecek, gündemi değiştirecek sansasyonel eylemleri yapmak. Böylece, siyasi otoritede zafiyet meydana getirilecek, Türkiye ana meselelerini bırakıp bu eylemlerle meşgul olacak..

Soruşturmayı durduramayan ETÖ terör hücrelerini uyandırıyor

Devrimci Karargah (DKÖ) adındaki örgütün İstanbul´un göbeğinde terör estirmesi, canlı bombaların peşpeşe yakalanması, PKK´nın eylemlerinin birden tırmanışa geçmesi sonrasında ´Türkiye yine bunalımlı günlere mi götürülmek isteniyor?´ sorusunu soranlar oldu. İstihbarat kaynakları ise gelişmelerin normal olduğunu, yıllardır terör çıkarmaya ve hesap sorulmamaya alışmış çevrelerin durumun ciddiyetini ve soruşturmanın durmayacağını gördüklerini ve kolay teslim olmalarının beklenmemesi gerektiğini vurguluyorlar. Ergenekon Terör Örgütü ve sempatizanları şimdiye kadar soruşturmaya karşı ´28 Şubatla hesaplaşılıyor´, ´hukukdışına çıkılıyor´, ´Atatürk devrimleri karşı devrimle yıkılıyor´ propagandalarının arkasına saklanmaya çalışılan birpsikolojik savaş veriyordu. Ancak PKK ve diğer terör örgütleriyle ilişkilerin ortaya çıkması, PKK ve diğer örgütlerce yapıldığı sanılan suikast ve faili meçhullerin devlet içinde görevli kişilerin de dahil olduğu bir örgüt tarafından yapıldığının birbir ortaya çıkması, bu örgütün kullandığı tetikçilerin itiraflarıyla yapılan kazılarda bulunan kemikler ile gözaltı dalgalarında evlerde ve kazılarda bulunan çok miktarda silah, Ergenekon Terör Örgütü´nün psikolojik savaşını etkisiz kıldı. Tüm çabalara karşın soruşturma pasifize edilemeyince elde kalan son koz oynanmaya çalışılıyor: İrili ufaklı 50 kadar örgütün hücreleri uyandırıldı, ETÖ kaos eylemleri peşinde. Aktif ve uyandırılan terör örgütlerinin ana hedefi toplumu sindirecek, gündemi değiştirecek sansasyonel eylemleri yapmak. Böylece, siyasi otoritede zafiyet meydana getirilecek, Türkiye ana meselelerini bırakıp bu eylemlerle meşgul olacak..

UYANDIRILAN TERÖR HÜCRELERİ

Dev-Genç (Devrimci Gençlik), 1956´dan sonra kurulan Fikir Kulüpleri Federasyonu´ndaki (FKF) bir ayrışmayla ortaya çıktı. Bu grup 1969´un sonbaharında çizgisini sertleştirmeye başladı. Mahir Çayan, Yusuf Küpeli, Hüseyin Cevahir, İlhami Aras, Ulaş Bardakçı gibi isimlerden oluşan gençler illegal bir örgüt kurmak için bir araya geldi. İki yıl içinde de Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) ortaya çıktı. Bu yapı, Türkiye´nin o güne kadarki en şiddetli illegal örgütü olmaya adaydı. Zaten kısa süre sonra eylemleriyle bunu gösterdi. THKP-C´nin peşi sıra Acilciler, Dev-Savaş, Dev-Sol gibi 10 kadar yeni örgüt türedi. Dursun Karataş´ın (kanserden öldü) liderliğindeki THKP/C-Dev-Sol´un (adı daha sonra Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi, DHKP-C olarak değiştirildi; 30 Mart 1994) yaptığı eylemler ve işlediği cinayetler ülkede bir kaos havası oluşturmaya yetti.

Türkiye´de sol fraksiyonla başlayan terör hadiselerine, daha sonra sağ olarak tabir edilen bazı örgütler de katıldı. Sağ ve sol terör örgütleri haricinde, her ne kadar temellerini Marksizm´e dayandırmış olsa da Kürt milliyetçiliği yapan bir başka terör örgütünün (PKK´nın) ortaya çıkması ise (27 Nisan 1978) Türkiye´nin teröre bakışını tümden değiştirdi. Sol, etnik ve ´İslamcı´ gruplar Türkiye´de özellikle 12 Eylül darbesi öncesinden başlayarak aynı anda ´zaman ayarlı´ eylemlere imza attı. Bu örgütler giderek bir ´güç´ halini almaya ve büyük kitleleri peşinde sürüklemeye başladı.

Fakat, her geçen gün Türkiye terör örgütleriyle yeniden yüzleşmek zorunda kaldı. Bugün PKK, Hizbullah, DHKP-C gibi kitle gücü ve militan sayısı yüksek örgütler dışında irili ufaklı çok sayıda örgüt, geçmişte olduğu gibi yeniden ortaya çıkıyor. Daha düne kadar nasıl bir yapılanmaya sahip olduğu bile bilinmeyen Devrimci Karargah örgütünün son bir yılda yaptığı üç eylem hafızalara kazındı. Birinci Ordu´ya havan saldırısı ve AK Parti İstanbul İl Başkanlığı´na bombalı paket gönderme eylemleri akim kalsa da Bostancı´da polisle çatışan terörist ve elindeki mühimmat, örgütün tek başına hareket etmediğini ortaya koydu. Aynı şekilde, eylem yapmalarına izin verilmeden ani baskınlarla güçten düşürülmeye çalışılan Vasat, El Kaide gibi örgütler Devrimci Karargah´tan farklı değil.

Peki, Türkiye´de terör neden tekrar hortlamaya başladı? Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ´un geçen hafta basını bilgilendirme toplantısındaki Türkiye aslında terörle yaşayan bir ülke sözü ne anlama geliyor? İstihbarat kaynaklarına göre, Türkiye´de uyuyan terör hücreleri yeniden uyandırıldı. 50 (dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar örgüt yok) kadar terör örgütü aktif hale geldi. Güvenlik güçlerinin önemli operasyonları ve takibatı sonucunda terör grupları etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Terör uzmanları ise yeniden yapılanma yoluna giden örgütlerin önümüzdeki günlerde eylemleriyle tekrar ortaya çıkabileceğini belirtiyor.

Naylon terör örgütleri

Bu süreçte, ´Ergenekon Silahlı Terör Örgütü´ olarak iddia edilen Ergenekon yapılanmasının geliştirdiği ´naylon terör örgütleri´ stratejisi önemli rol oynuyor. Zira, Devrimci Karargah örgütünün Ergenekon´la bağı dava için hazırlanan ikinci iddianamede geçiyor. Aynı şekilde Hizbullah, PKK ve DHKP-C ile Ergenekon ilişkisi de iddianamelerde yer alıyor. Marksist Leninist Komünist Parti´nin (MLKP) Ergenekon tarafından yönlendirildiği iddialar arasında. Aslında bu örgüt üç yıl önce aldığı darbelerle bitme noktasına getirilmişti. Ancak yeniden büyüyen gruplar arasında yer aldı.

Uyandırılmaya çalışılan terör hücreleri, sanki birbirinin devamı ve birlikte hareket ediyor. Devrimci Karargah militanı Orhan Yılmazkaya´nın Kuzey Irak´taki PKK kamplarında eğitim gördüğünün ortaya çıkması bu birlikteliği destekliyor. Devrimci Karargah, sol jargon kullanan ve Hikmet Kıvılcımlı´nın felsefesinde hareket eden bir örgüt. PKK kamplarında sadece Devrimci Karargah militanları eğitim görmüyor. Aynı zamanda PKK ile hiçbir görüş ve ideolojik bağı olmayan örgütler de kamplarda silah ve bomba eğitimi alıyor. İddiaya göre, din eksenli Vasat örgütü militanları PKK kamplarında eğitiliyor ve yer yer PKK´nın eylemlerine destek veriyor. Aslında bu durum geçmişte biraz ortaya çıkmıştı. 2008´de Kuzey Irak´a yönelik kara harekatını protesto eden Demokratik Toplum Partisi (DTP) mitinginde elinde Kura´n-ı Kerim ile halka seslenen Muhittin Eryılmaz Vasat üyesiydi.

Aynı şekilde sol örgütlerin de özellikle Tunceli kırsalında eylem için eğitim aldıkları ileri sürülüyor. Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) ve PKK kamplarında eğitimden geçirilen sol örgütler daha sonra şehirlere gönderiliyor. Bütün örgütlerdeki eğitimlerin ana konusu ´metropollerde muharebe taktiği ve bombalama eylemleri.´ Yani, örgütlerin Devrimci Karargah´ta olduğu gibi şehirlerde göğüs göğüse tabir edilen mücadele şeklini hayata geçirmeyi planladıkları belirtiliyor. En basit örgüt elemanı bile bomba yapmayı ve patlatmayı öğreniyor.

Diğer bir iddia, Türkçülük jargonunu kullanan ve kendisini Türk İntikam Tugayı (TİT) olarak lanse eden terör örgütünün diğer örgüt mensuplarına her türlü silahı kullanma konusunda eğitim verdiği. Eğitimler ´özel kuvvetlerin´ aldığı yüksek eğitim kademesi şeklinde oluyor. Bir dönem şehirlerde eylemler yapan Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) de bu yapılarla ilişkili. Her örgütün birbirinden habersiz hücreler halinde yapılanma yoluna gittiği vurgulanıyor. Bütün örgütler küçük çaplı, bazıları 10 ila 20 militana sahip. Örneğin Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) az sayıdaki militanı ile hareket ediyor. Fakat sayıları az olsa da ellerindeki cephaneliklerle büyük eylemler yapmaları mümkün. Küçük gruplar halinde hareket eden örgütlerin sansasyonel eylemler yapmak için hareketlendiği konusu istihbarat birimleri tarafından doğrulanıyor.

Geçen hafta Türkiye genelinde üç örgüte yönelik operasyonlarda LAW silahları, el bombaları, A-4, C-4 türü patlayıcılar, özel yapım çelik uçlu mermiler gibi bol miktarda mühimmatın ele geçirilmiş olması olayın vahametini ortaya koyuyor. ´Örgütler, bu cephaneliği nereden buluyor?´ sorusu kafaları karıştırıyor. Aslında, patlayıcıların tür ve biçim olarak aynı olması silahların tek kaynaktan çıktığını ortaya koyuyor. Emniyet birimleri bu bilgiyi doğruluyor. Kuzey Irak´tan getirilen silahlar, bu değerlendirmenin dışında tutuluyor.

Aktif ve uyandırılan terör örgütlerinin ana hedefi toplumu sindirecek, gündemi değiştirecek sansasyonel eylemleri yapmak. Böylece, siyasi otoritede zafiyet meydana getirilecek, Türkiye ana meselelerini bırakıp bu eylemlerle meşgul olacak. ( Aksiyon)

Ergenekon, irtica görüntüsü vermek amacıyla Hizbut- tahrir´i kullanmış

Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin ek klasörleri, örgütün ülkeyi kaosa sürüklemek için başvurduğu yöntemleri çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Ergenekon, irtica yanlılarının arttığı izlenimi vermek, belli kesimlerde korku ve paniğe sebep olmak için ´Hizbuttahrir´ örgütünü kullanmış. Sanık Neriman Aydın´ın evinde bulunan kitap ve dokümanlar, Ergenekon´un bu örgütü uzun süredir izlediğini ve yönlendirdiğini gösteriyor. Aydın´ın ajandasında Hizbuttahrir üyelerinin kişisel bilgilerinin yanı sıra nerede nasıl buluştuklarına dair istihbari veriler de yer alıyor.

Hizbuttahrirciler Müslümanları bir halife etrafında tutmayı amaçlıyor. Örgüt, Ürdün, Suriye, Sudan, Kuveyt, Malezya, Özbekistan´ın yanı sıra İngiltere, Almanya ve Danimarka gibi Avrupa ülkelerinde de faaliyet gösteriyor. 28 Şubat´ta devlet kurumları ve askeri birimlere gönderdikleri bildirilerle gündeme gelen Hizbuttahrir, ilginç protestolara da imza attı. 2005 Eylül´ünde İstanbul Fatih ve Ankara Hacıbayram camilerinde cuma namazı sonrası gerçekleştirdiği protesto ile ´irtica´ haberlerine konu olmuştu. Cami önlerinde cübbeyle gerçekleştirdikleri kanunsuz gösterilerle kamuoyu gündemine gelmeye çalışan örgüt, cami cemaatini de kışkırtarak güvenlik güçlerini tahrik etmişti. Örgütün içine sızdırdığı kişiyle Hizbut Tahrir´i yakından izleyen Neriman Aydın´ın evinden örgütün yayınladığı kitap ve belgelerin yanı sıra CD ve dokümanlar da çıktı. Bu bilgi ve belgeleri Ergenekon´a taşıyan isim ise soruşturma kapsamında tutuklanan teğmenlerden Mehmet Ali Çelebi. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı yaptığı soruşturmada örgüt üyesi Kurtça Bektaş, Mahmut Oğuz, Süleyman Solmaz, Rıfat Yıldırım, Rıza Demir gibi isimlerle ilişki kurduğu görülen Mehmet Ali Çelebi´nin bu kişilerle buluştuğunda birtakım yönlendirmelerde bulunduğu görülüyor. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Hizbuttahrircilerle yakın irtibat halinde bulunan Çelebi, örgütün düzenlediği haftalık ve aylık toplantılara katılarak bilgi akışını sağlamış. Aydın´ın evinde ele geçirilen ve üst kısmında Hizbut Tahrir olarak etiketlenen defterde şunlar yazıyor: Süleyman, Ulus kiler çarşı girişindeki Turkcell telefoncu Rıza arkadaşı. Keçiören sanatoryum konuşma yerleri. Her hafta toplantı yapılıyor, ayda bir büyük toplantı. Aşama aşama hazırlık. CD´ler kalabalık ortamda izleyin.

(04 Mayıs 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=671    yazdır/print


 

Karargah Evleri, eleman temini için kurulmuş

Dün açıklanan İkinci İddianamede, Ergenekon örgütünün gizli askeri yapılanması olarak nitelenen Karargah Evleri Yapılanması´nın örgütün eleman ihtiyacı için kurulduğu belirtiliyor. Silahlı terör örgütünü yönetmekle suçlanan Kemal ve Neriman Aydın, Ergenekon örgütünün ihtiyaç duyduğu operasyonel gücü sağlamak için Karargah Evlerini kurmuş. Askeri Savcıların savsakladığı Karargah Evleri soruşturmasının peşini Ergenekon savcıları bırakmıyor..

Karargah Evleri, Ergenekon örgütünün eleman ihtiyacı için kurulmuş

Dün açıklanan İkinci İddianamede, Ergenekon örgütünün gizli askeri yapılanması olarak nitelenen Karargah Evleri Yapılanması´nın örgütün eleman ihtiyacı için kurulduğu belirtiliyor. Silahlı terör örgütünü yönetmekle suçlanan Kemal ve Neriman Aydın, Ergenekon örgütünün ihtiyaç duyduğu operasyonel gücü sağlamak için Karargah Evlerini kurmuş.

Askeri Savcıların savsakladığı Karargah Evleri soruşturmasının peşini Ergenekon savcıları bırakmıyor..

2005 yılında MİT Trakya Bölge Müdürlüğü tarafından tespit edilerek soruşturulmak üzere Hava Kuvvetleri Komutanlığı´na gönderilen Karargah Evleri yapılanması dosyasının üç yıl soruşturulmadan bekletilmesi ve Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz´ün Genelkurmay´a soruşturmanın ne durumda olduğunu sorması üzerine Genelkurmay´ın soruşturmayı yeni başlattığını bildirmesi ile başlayan tuhaflıklar son dönemde tuhaf şekilde çoğalıyor. Bunu ayrıntılı şekilde analiz ettiğimiz manşet haberimizde bu tuhaflıkların sayısı 10´a ulaşmıştı. Askeri öğrencileri kullanarak TSK´ya sızmaya çalışan bu oluşumu soruşturan askeri savcılık kolu, inanılmaz şekilde adeta bu soruşturmayı örtbas etmeye çalışıyor. Dışarıdan görünen bu. Bunun başka izahı olamaz. 10 madde olarak sıraladığımız gariplikler bunu gösteriyor. TSK´nın, Mao´cu İşçi Partisi´nce örgütlenen Karargah Evleri soruşturmasını savsaklamasının nedeni ne olabilir? Bu oluşumun etkinliği ve yayılmışlığı sanılandan çok daha geniş mi yoksa? Ya da başka sebepler mi var? Neler olabilir bunlar?..

Ancak Karargah Evleri sadece askeri savcılık tarafından soruşturulmuyor. Soruşturmayı asıl başlatan ve askeri savcıları da soruşturma başlatmak zorunda bırakan Ergenekon soruşturması savcısı Zekeriya Öz ve arkadaşları, mesafe alıyor. Dün açıklanan ikinci Ergenekon iddianamesinde Karargah Evleri´yle ilgili bazı resmi soruşturma bilgileri de ortaya çıktı. İddianameye göre, yapılanmada görevli teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, Kemal ve Neriman Aydın´ın talimatıyla terör örgütü Hizbuttahrir´e sızarak örgütü yönlendirmeye çalışmış. Kemal ve Neriman Aydın´ın, Durmuş Ali Özoğul´a bağlı olarak, Hamza Demir ve Ercüment Ovalı´nın da yardımıyla TSK ve harp okullarına sızma ve örgütlenme faaliyetlerine doğrudan katıldıkları iddia ediliyor. Harp okullarına önceden yerleştirdikleri elemanlar vasıtasıyla, irtibata geçtikleri askeri öğrencileri kendi evlerine veya bu amaçla kiraladıkları evlere getirdikleri, öğrencilere Ergenekon´un fikri ve ideolojik altyapısını aşıladıkları belirtiliyor. Teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, kendi arkadaşlarının da örgüte katılımını sağlamakla görevlendirilmiş. Örgüt kendi içinde yapılan görüşmelerin dinlenmemesi için de Mehmet Ali Çelebi tarafından temin edilen ´özel hat´ı kullanmış. Ayrıca Çelebi ve Çalıkuşu, bazı Hizbuttahrir üyeleriyle irtibata geçerek örgütün gizli toplantılarına katılmış. Örgütle alakalı tüm bilgi ve raporları Kemal ve Neriman Aydın´a ulaştırmış.

´Karargah Evleri´ konulu manşetlerimiz

Abdullah Harun

(26 Mart 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=513    yazdır/print


 

Flaş!!! İkinci iddianame kabul edildi

Ümraniye ilçesinde 12 Haziran 2007 tarihinde bir evde ele geçirilen patlayıcı maddeler nedeniyle başlatılan ve ´Ergenekon´ adı verilerek yaklaşık iki yıldır genişletilerek sürdürülen soruşturma kapsamında hazırlanan ikinci iddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. İlk duruşma 20 Temmuz tarihinde yapılacak. 1913 sayfadan oluşan İkinci İddianame çok sayıda terör eylemi ve ağır suçlamayı kapsıyor. Bu iddianame kapsamına giren 19´u tutuklu 37´si de tutuksuz toplam 56 sanığın listesi de belli oldu. Buna göre Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt´ün eşi Ferda Paksüt de 15 numaralı sanık olarak iddianamede yer alıyor. Açılan ikinci dava ile halen görülmekte olan davanın birleştirilmesi yönündeki savcılığın talebinin daha sonra değerlendirileceği kaydedildi. Devam eden dava dosyasındaki sanıkların savunmalarının tamamlanması için bu yeni dosyanın duruşma tarihi 20 Temmuz 2009 olarak tespit edildi. Mahkeme heyeti, tutuklu 19 sanığın bu hallerinin devamına karar verdi.

Flaş!!! Ergenekon 2. iddianamesine kabul

Ümraniye ilçesinde 12 Haziran 2007 tarihinde bir evde ele geçirilen patlayıcı maddeler nedeniyle başlatılan ve ´Ergenekon´ adı verilerek yaklaşık iki yıldır genişletilerek sürdürülen soruşturma kapsamında hazırlanan ikinci iddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. İlk duruşma 20 Temmuz tarihinde yapılacak. 1913 sayfadan oluşan İkinci İddianame çok sayıda terör eylemi ve ağır suçlamayı kapsıyor. Bu iddianame kapsamına giren 19´u tutuklu 37´si de tutuksuz toplam 56 sanığın listesi de belli oldu. Buna göre Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt´ün eşi Ferda Paksüt de 15 numaralı sanık olarak iddianamede yer alıyor. Açılan ikinci dava ile halen görülmekte olan davanın birleştirilmesi yönündeki savcılığın talebinin daha sonra değerlendirileceği kaydedildi. Devam eden dava dosyasındaki sanıkların savunmalarının tamamlanması için bu yeni dosyanın duruşma tarihi 20 Temmuz 2009 olarak tespit edildi. Mahkeme heyeti, tutuklu 19 sanığın bu hallerinin devamına karar verdi.

İKİNCİ İDDİANAME DE TAMAM GELSİN SONRAKİ..

ERGENEKON SORUŞTURMASI HALEN DEVAM EDİYOR. GİTTİKÇE ARTAN İHBARLARLA ÖRGÜT GİDEREK ÇÖZÜLÜYOR. ÜÇÜNCÜ İDDİANAME HAZIRLIĞININ BAŞLADIĞI ZATEN BİLİNİYORDU. SİLOPİ ASİT KUYULARINDAKİ KAZILARLA PARALEL BAŞLAYAN TUTUKLAMALAR İSE HALEN SÜRÜYOR VE NEREDEYE KADAR GİDECEĞİ KESTİRİLEMİYOR. HERGEÇEN GÜN YENİ İHBARLAR YENİ GÖZALTILARI GETİRİYOR. ERGENEKON SORUŞTURMASI ZİNCİRLEME REAKSİYONLARLA GİDEREK GENİŞLİYOR. ÜÇÜNCÜ İDDİANAMEYE YETİŞTİRİLEMEYEN SUÇLAMALAR MUHTEMEL BİR DÖRDÜNCÜ İDDİANAMEYE KONULABİLİR.

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, soruşturma kapsamında hazırlanan 19´u tutuklu, 37´si tutuksuz 56 sanık hakkında hazırlanan ve 15 gün önce UYAP sisteminden mahkemeye tevzi edilen ikinci iddianameye ilişkin incelemeyi tamamladı. Mahkeme, 1909 sayfa ve 5 bölümden oluşan iddianamenin kabulüne karar verdi. Mahkemenin bu kararının ardından ´Ergenekon´ soruşturmasına ilişkin ikinci dava da açılmış oldu. Mahkeme, halen görülmekte olan ´Ergenekon´ davası ile ikinci davanın birleştirilmesi yönünde karar vermezken duruşma tarihini 20 Temmuz 2009 olarak belirledi. İkinci iddianamenin tamamlanmasına ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan yazılı açıklamada, iddianamede 21 tutuklu, 35 tutuksuz olmak üzere 56 şüpheli olduğu, yakın tarihlerde soruşturmaya dahil edilen 48 tutuklu, 29 tutuksuz olmak üzere 77 şüpheli hakkındaki soruşturma evrakının tefrik edildiği ve bunlar hakkındaki soruşturmanın devam ettiği belirtilmişti. Açıklamada, 5 bölümden oluşan iddianamenin birinci bölümde, ´Ergenekon´ soruşturmasının ilk aşamasıyla birinci iddianamenin özetinin yapıldığı, ikinci bölümde soruşturmanın sonraki aşamaları ve ´Ergenekon´ örgütünün anlatıldığı dile getirilerek, üçüncü bölümde ´örgütün işlediği suçların genel olarak ve topluca anlatıldığı´, dördüncü bölümde ´örgütün diğer faaliyetleri, başka örgütlerle sivil toplum ve medya kuruluşlarıyla ilişkilerinin´ yer aldığı, beşinci bölümde ise iddianamede yazılı ´şüphelilerin bireysel eylemleri ve bu eylemlerin oluşturduğu suçlar ve sevk maddeleri ile hukuki durumlarının işlendiği´ bildirilmişti. Açıklamada, 12 şüpheli hakkında ´örgüt yöneticisi olmak´ suçlamasının yer aldığı kaydedilmişti. Savcılığın açıklamasında tutuklu sanıklar arasında yer alan teğmenler N.Ç. ve E.M´nin avukatlarınca daha önceden İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine verilen tahliye talebine ilişkin dilekçe incelenmiş, mahkeme 2 teğmenin serbest bırakılmasını kararlaştırmıştı. Ferda Paksüt ismi de iddianamede geçiyor.

İddianamenin içeriği saat 13:30´da avukatlara verilmeye başlandı.

İddianame dijital ortamda elde edilir edilmez nereden indirebileceğinizi buradan öğrenebilirsiniz.

İŞTE İDDİANAMEDEN BAZI DETAYLAR

Ergenekon davasında ikinci iddianame açıklandı. İddianamede örgütün PKK, Hizbullah ve DHKP-C ile ilişkileri, siyasi partileri yönlendirme çalışmaları, medya ve sivil toplum kuruluşlarıyla bağlantıları yer alıyor. Ergenekon davasında 21´i tutuklu 56 sanık hakkında hazırlanan 1909 sayfalık ikinci iddianamenin ilk bölümünde, Ümraniye´de bir gecekondunun çatı katında bulunan patlayıcılar ile başlayan soruşturma ve ilk iddianame anlatılıyor. 56 sanığın ismi ve sevk maddelerinin yazıldığı giriş bölümünde, Emekli Orgeneraller Mehmet Şener Eruygur ve Ahmet Hurşit Tolon, silahlı örgütün üst düzey yöneticileri olmakla suçlanıyor. Bu nedenle Eruygur ve Tolon, Danıştay baskını başta olmak üzere örgütün işlediğinin iddia edildiği bütün suçlardan sorumlu tutuluyorlar. Ergenekon sürecinin anlatıldığı bölümde, Ümraniye´de bir gecekonduda bulunun el bombalarıyla başlatılan soruşturma çerçevesinde, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine el bombası atılması ile irtibat kurularak soruşturmanın genişletildiği belirtiliyor. Ardından ilk iddianamenin özeti yapılıyor ve Yapılan çalışmalar ile ´Ergenekon´ isimli terör örgütüne ulaşılmıştır deniliyor.

1999´DAN ÖNCE GİZLİ FAALİYET

Ele geçirilen dokümanlardan Ergenekon terör örgütünün 1999´dan öncesine dayanan gizli örgütlü faaliyet içerisinde bulunduğu belirtiliyor. Yönetici ve üyelerinin örgütü ´derin devlet´ kabul edip, dışa karşı da bu şekilde gösterdikleri belirtiliyor. Örgütün yakın amacının, ülkede yönetim zaafiyeti oluşturacak eylemler yaparak kargaşa yaratmak, nihai amacının da oluşacak kargaşa ortamında hukuk dışı bir müdahale ile yönetimi ele geçirmek olduğu iddia ediliyor. Bu bölümde devlete ait çok gizli belgelerin ele geçirildiği, kamuoyunun yakından tanıdığı kişilere suikast planlarının yapıldığı da yer alıyor. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Emekli Albay Fikri Karadağ, eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk, eski rektör Kemal Alemdaroğlu örgüt yöneticisi olmakla suçlanıyor.

CAN ALICI BÖLÜM

İddianamenin ikinci bölümünde soruşturmanın sonraki aşamaları, üçüncü bölümünde ise örgütün işlediği suçlar topluca ve genel olarak anlatılıyor. Asıl can alıcı kısım ise 4. bölümde yer alıyor. Bu bölümde Ergenekon örgütünün başka örgütler, sivil toplum kuruluşları ve medya kuruluşları ile ilişkileri anlatılıyor. Örgütün özellikle CHP´nin mevcut yapısının değiştirilmesi yönünde çalışmalar yaptığı öne sürülüyor. Birinci iddianamenin özetinin ardından ikinci iddianame 6 dalga operasyon ile devam ediyor. Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek ve Özel Harekat Dairesi eski Başkanvekili İbrahim Şahin´in de aralarında bulunduğu 48´i tutuklu 29´u tutuksuz 77 kişi hakkında soruşturmanın devam ettiği belirtiliyor.

GAZİ MAHALLESİ OLAYLARI

Üçüncü bölümde örgütün işlediği suçlar topluca ve genel olarak anlatılıyor. Gazi Mahallesi olayları ile ilgili tanık 9 olarak gösterilen Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım´ın anlatımıyla, Gazi Mahallesi olaylarının Osman Gürbüz tarafından gerçekleştirildiği öne sürülüyor.

PKK VE HİZBULLAH İLE İLİŞKİLER

İddianamenin 4. bölümünde ise Ergenekon Terör Örgütü´nün PKK, Hizbullah, DHKP-C ve Hizbu´t Tahrir örgütü ile ilişkileri anlatılıyor. Bu bölümde, çoğunluğu cezaevinde bulunan terör örgütü üyesi gizli tanıkların ifadelerine yer veriliyor. İlk iddianamede numaralandırılan gizli tanıklara bu kez imdat ve kıskanç gibi kod adlarının verildiği görülüyor. Bu bölümde örgütün siyaset dünyasına yön verilmesi faaliyetleri başlığı altında yürütülen çalışmalara değiniliyor.

HEDEF CHP

Örgütün bazı parti ve parti mensuplarına karşı dezenfermasyon çalışması yaptığı, hatta bazı siyasi parti kurullarında kargaşa yaratmayı amaçladığı öne sürülüyor. Örgütün, kendileri gibi düşünmeyen siyasiler gerekirse suikast düzenlenlemeyi, CHP´nin mevcut yapısının mutlaka değiştirmeyi planladığından söz ediliyor.

MEDYA AYAĞI

Medya yapılanması başlığı altında ise medya kuruluşlarının kontrol altına alınması ve kendi medya kuruluşları oluşturulması anlatılıyor. Ulusal medya grubu kurulması amaçlandığı belirtilen bu bölümde Türk Metal-İş Sendikası´nın Doğu Perinçek´in ve Tuncay Özkan´ın televizyonlarının da aralarında bulunduğu 4 kanalda ortak bildiriler yayılarak ortak hareket edilmesinin planlandığı belirtiliyor.

ÖRGÜTÜN ADD İLE İLİŞKİSİ VAR

Mevcut demokratik yönetimin değiştirilmesi başlığı altında ise örgütün amaçlarından birisinin darbe yaparak yönetime el koymak olduğu öne sürülüyor. İddianamede Örgütün ülkede darbe zemini oluşturmak için ciddi faaliyetlerde bulunduğu, birçok silahlı ve bombalı eylem gerçekleştirdiği, ülkede kaos ve anarşi ortamı oluşturmaya çalışarak ordunun darbe yapması için telkin, tavsiye ve teşviklerde bulunduğu anlaşılmıştır deniliyor. Örgütün Atatürkçü Düşünce Derneği başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu ile ilişki içinde olduğu, bu kuruluşların hükümete karşı Cumhuriyet Mitingleri´ni organize ettiği de iddianamede yer alıyor. (Ntv)

İŞTE İDDİANAMEDEKİ SIRALAMAYA GÖRE 56 SANIĞIN TAM LİSTESİ (19´u tutuklu, 37´si tutuksuz)

01) Mehmet Şener Eruygur

02) Hurşit Tolon

03) Levent Ersöz

04) Hasan Atilla Uğur

05) Mustafa Ali Balbay

06) Sinan Aydın Aygün

07) İlker Güven

08) Birol Başaran

09) Barbaros Hayrettin Altıntaş

10) Erol Mütercimler
11) Emin Şirin

12) Hakan Şanlı

13) Yüksel Dilsiz

14) Turhan Çömez

15) Ferda Paksüt

16) Halis Yavuz Işıklar

17) Ufuk Mehmet Büyükçelebi

18) Tanju Güvendiren

19) Ahmet Tuncay Özkan

20) Adil Serdar Saçan
21) Gürbüz Çapan

22) Emcet Olcaytu

23) Adnan Türkkan

24) Tunç Akkoç

25) Mesut Özcan

26) Hüseyin Nazlıkul

27) Adnan Bulut

28) Merdan Yanardağ

29) Murat Ağırel

30) Selim Utku Gümrükçü
31) Mahir Akkar

32) Evrim Baykara

33) Fatma Sibel Yüksek

34) Osman Gürbüz

35) Arif Doğan

36) Muzaffer Öztürk

37) Levent Temiz

38) Ertaç Giray

39) Hüseyin Keskin

40) Durmuş Ali Özoğlu
41) İbrahim Özcan

42) Kemal Aydın

43) Neriman Aydın

44) Mehmet Ali Çelebi

45) Noyan Çalıkuşu

46) Eren Mumcu

47) Önder Koç

48) Hasan Hüseyin Uçar

49) Yaşar Tozkoparan

50) Doğukan Yorulmaz
51) Hatice Bahtiyar

52) Hamza Demir

53) Ercüment Ovalı

54) Muhammed Murat Avar

55) Siyami Yalçın

56) Süleyman Solmaz


İkinci iddianamede sanıklar nelerle suçlanıyor?

´Ergenekon´da açılan ikinci davada sanıklar arasında emekli Orgeneraller Hurşit Tolon, Şener Eruygur ile Adil Serdar Saçan, Mustafa Balbay, Arif Doğan, Ferda Paksüt, Tuncay özkan, Sinan Aygün de yer alıyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen ikinci iddianameyle birlikte açılan ´2009/85´ numaralı ceza davası dosyasında, sanıklar hakkında isnat edilen suçlar şöyle:

´2863 Sayılı Kanun´a aykırılık, askerleri itaatsizliğe teşvik etme, açıklanması yasaklanan gizli bilgileri açıklama, açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme bir adet ateşli silah ve mutat sayıdaki mermileri bulundurma, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma hile ile alma çalma, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, hukuka aykırı olarak kişiler verileri kaydetmek, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek, pek az sayıda mermi bulundurma veya taşıma, resmi belgede sahtecilik, ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma, sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermileri satın alınması, taşınması bulundurulması, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama, yargıç üzerinde nüfuz kullanmak, örgüte bilerek isteyerek yardım etme, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek´

İŞTE SANIKLARIN TAM LİSTESİ VE HAKLARINDAKİ SUÇLAMALAR

01- Mehmet Şener Eruygur: Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Yargıç üzerinde nüfuz kullanmak, Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etme Amacı Dışında Kullanma Hile İle Alma Çalma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme,

02- Hurşit Tolon: Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme.

03- Levent Ersöz: Silahlı Terör Örgütü Yönetme, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Resmi Belgede Sahtecilik

04- Hasan Atilla Uğur: Silahlı Terör Örgütü Yönetme, Pek Az Sayıda Mermi Bulundurma veya Taşıma, Bir Adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme

05- Mustafa Ali Balbay: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etme Amacı Dışında Kullanma Hile İle Alma Çalma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme

06- Sinan Aydın Aygün: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme

07- İlker Güven: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme

08- Birol Başaran: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme

09- Barbaros Hayrettin Altıntaş: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

10- Erol Mütercimler: Silahlı terör örgütüne üye olma

11- Emin Şirin: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

12- Hakan Şanlı: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

13- Yüksel Dilsiz: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek

14- Turhan Çömez: Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

15- Ferda Paksüt: Silahlı Terör Örgütüne Bilerek İsteyerek Yardım Etme

16- Halis Yavuz Işıklar: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

17- Ufuk Mehmet Büyükçelebi: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Ruhsatsız Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma

18- Tanju Güvendiren: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

19- Ahmet Tuncay Özkan: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Bir Adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma veya El Değiştirme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme, Ruhsatsız Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme

20- Adil Serdar Saçan: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Açıklama

21- Gürbüz Çapan: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Bir Adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma, Ruhsatsız Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma

22- Emcet Olcaytu: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek

23- Adnan Türkkan: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

24- Tunç Akkoç: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek

25- Mesut Özcan: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

26- Hüseyin Nazlıkul: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

27- Adnan Bulut: Silahlı terör örgütüne üye olmak

28- Merdan Yanardağ: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

29- Murat Ağırel: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

30- Selim Utku Gümrükçü: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

31- Mahir Akkar: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Bir Adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma

32- Evrim Baykara: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

33- Fatma Sibel Yüksek: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

34- Osman Gürbüz: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

35- Arif Doğan: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma veya Sağlama, Sayı ve Nitelik Bakımından Vahim Olan Silah veya Mermileri Satın Alınması Taşınması Bulundurulması, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme

36- Muzaffer Öztürk: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma,Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma veya Sağlama, Sayı ve Nitelik Bakımından Vahim Olan Silah veya Mermileri Satın Alınması Taşınması Bulundurulması, Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme

37- Levent Temiz: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Bir Adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma

38- Ertaç Giray: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, 2863 Sayılı Kanuna Aykırılık, Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme, Ruhsatsız Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma

39- Hüseyin Keskin: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme, Ruhsatsız Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma

40- Durmuş Ali Özoğlu: Silahlı Terör Örgütü Yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Askerleri İtaatsizliğe Teşvik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme

41- İbrahim Özcan: Silahlı Terör Örgütü Yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Askerleri İtaatsizliğe Teşvik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek

42- Kemal Aydın: Silahlı Terör Örgütü Yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Askerleri İtaatsizliğe Teşvik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme

43- Neriman Aydın: Silahlı Terör Örgütü Yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Yargıç üzerinde nüfuz kullanmak, Askerleri İtaatsizliğe Teşvik Etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek

44- Mehmet Ali Çelebi: Silahlı Terör Örgütü Yönetme, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek

45- Noyan Çalıkuşu: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek

46- Eren Mumcu: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

47- Önder Koç: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

48- Hasan Hüseyin Uçar: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

49- Yaşar Tozkoparan: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

50- Doğukan Yorulmaz: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

51- Hatice Bahtiyar: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

52- Hamza Demir: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

53- Ercüment Ovalı: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

54- Muhammed Murat Avar: Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek

55- Siyami Yalçın: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Hukuka Aykırı Olarak Kişiler Verileri Kaydetmek, Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek

56- Süleyman Solmaz: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma

Tolon: O (Perinçek) bizim büyüğümüz, muhterem bir insan

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon´dan, Ergenekon tutuklusu Doğu Perinçek´e büyük övgü. Tolon´a göre Perinçek muhterem bir insan... İşte iddianamede geçen o bölüm... Şüpheli Ahmet Hurşit TOLON´un ifadesinde, hiçbir siyasi oluşum içinde olmadığını beyan etmesine rağmen birçok siyasi oluşumu doğrudan yönlendirip koordine etmesi de ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN amaçlarına uygun faaliyetlerde bulunduğunu göstermektedir. Yine şüpheli Ahmet Hurşit TOLON´un birçok ortamda birlikte olmak istemediğini beyan ettiği sanık Doğu PERİNÇEK için, Tape No:4299 de kayıtlı 15.03.2008 saat:10.46 da, X Şahıs / Başkent Üniv. Rektörü ile yaptığı görüşmede, ...(kapatma davası için) öbür konuda inşallah öbür konuda mutlaka hele bu aşamada çok ciddi şekilde yürümek zorunda artık efendim ama orda da bir sıkıntım var o bitane eski siyasi partinin bişeyi var .... varya birisi İŞTE ESKİ SİYASİ PARTİNİN BİLMEM NESİ VAR HER ŞEYE DALAŞIYO BACAĞI SAKAT HANİ dediği, Rektör´ün ANLADIM ANLADIM dediği, A. H. TOLON´un HIH İŞTE O O. YOKSA BİZİM BÜYÜĞÜMÜZ MUHTEREM İNSAN YANİ. EVET ALLAH VAR dediği, Rektör´ün Ha anladım da şimdi tabi şöyle şimdi malum hep söylüyoruz ya ülke bize emanet edilmiş bu köprüden geçmek zorunda işte gele gele nereye geldik dediği, A. H. TOLON´un Doğru işte o köprüde köprünün bacağı demesemde tahtalarından biri o doğru yoksa bizim büyüğümüz muhterem insan yani Allah var diyerek övgüyle bahsetmesi, köprünün bacağı olarak sanık Doğu PERİNÇEK´i göstermesi, özellikle isminden bahsetmemek için telefonda vasıflarını anlatarak gizliliğe riayet etmesi hususlarının, örgütsel irtibatın mahiyetini ve gizliliğe verilen önemi ortaya koymaktadır.

2. ERGENEKON İDDİANAMESİNDEN: KANADOĞLU ŞÜPHELİ

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nca yürütülen Ergenekon davasının ikinci iddianamesinde, Şüpheli Turan Çömez´in mevcut deliller, incelemeler ve telefon görüşmeleri göz önüne alındığında, Ergenekon silahlı terör örgütünün yargılanan sanıklarından, Güler Kömürcü, Mehmet Zekeriya Öztürk, Veli Küçük, Doğu Perinçek, Erkut Ersoy, Bekir Öztürk, Sevgi Erenerol, Oktay Yıldırım, Muammer Karabulut ile devam eden soruşturmada ki, şüphelilerden Mehmet Şener Eruygur, Ahmet Hurşit Tolon, Sinan Aydın Aygün, Ferda Paksüt, Mustafa Özbek, Mustafa Ali Balbay, Emin Şirin, Sabih Kanadoğlu ve Ufuk Mehmet Büyükçelebi ile irtibatlı olduğu belirlenmiştir. Tape No:7710 , 19.06.2008 tarihinde Ahmet Tuncay ÖZKAN ile Metin AKPINAR´ ın yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A.T. ÖZKAN´ın Ama partinin tamamı bizim kadrolar tarafından oluşturulacak burda önemli olan şey abi ne kadar çok merkezde insanla yolculuk yapabilirsek ne kadar çok merkeze insan katabilirsek o kadar çok şey olacak ıı kabulü artacak ....Aptüllatif ŞENER çalışıyor aynı zamanda Turan şeyde çalışıyor ÇÖMEZ dediği, A.T. ÖZKAN´ ın ÇÖMEZ ŞEYDE BİZİMKİLERLE GÖRÜŞÜYOR dediği Görüşme içeriğinden şüpheli Turan ÇÖMEZ in de ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN üst düzey yapılanmasıyla irtibatlı olduğu ve birlikte hareket ettiği anlaşılmaktadır.

2. İDDİANAMEDEN: ORHAN PAMUK, AHMET TÜRK, OSMAN BAYDEMİR, FEHMİ KORU´YA SUİKAST PLANI

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 2. Ergenekon İddianamesi´nde Kuvayı Milliye Derneği üyelerinin Orhan Pamuk, Ahmet Türk, Osman Baydemir, Fehmi Koru gibi isimlere suikast düzenleyerek Türkiye´yi çatışma içine sokmaya çalıştığı belirtiliyor. Kuvayı Milliye Derneği´nin Ergenekon´un sivil toplum kuruluşlarındaki yapılanması olduğu öne sürülen iddianemede, Ergenekon Terör Örgütünün sivil toplum kuruluşlarındaki bir yapılanması olan Kuvayı Milliye derneğinin illegal yapılanmasında yer alan örgüt üyelerinin bir taraftan Gazeteci Yazar Fehmi Koru ve Orhan Pamuk gibi isimlere suikast yapmak için hazırlıklar yaptıkları görülürken, diğer taraftan da DTP´li Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir , DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve DTP milletvekili Sebahat Tuncel gibi isimlere suikast hazırlıkları planladıkları da görülmektedir. Bu konuya ilişkin şüpheliler arasında oldukça açık telefon görüşmeleri mevcuttur. Bu konudaki telefon görüşmeleri Ergenekon Terör Örgütünün yapmayı tasarladığı eylemler bölümünde yazıldığından burada tekrar edilmemiştir. ifadeleri yer aldı. Kuvayı Milliye Derneği üyelerinin suikastlerle halkı etnik ve siyasi çatışma içine sokmayı planladığı belirtilen iddianamede, Şüphelilerin görüşmelerinde haklarında suikast planları yapılanların etnik, siyasi, yazar ve gazeteci kişilik ve kimlikleri ile uluslar arası düzeyde dahi tanınan ve dile getirdikleri bazı söylemleri nedeni ile de yandaşları olduğu kadar halkın bir kısmının tepkisini de çeken kişiler olduğu, bu kişilere yapılacak bir suikastın asıl amacına uygun şekilde halkın bir kısmının tepkisini sağlayacak, hatta Muhammet Yüce´nin ifadesinde ´Gerçekleştirmeyi düşündüğü eylemden sonra Türkiye´nin ikiye bölüneceği ve iç savaş çıkacağını düşünerek vazgeçtiği´ şeklindeki kaçamaklı beyanına uygun bir tehlike oluşturacak nitelikte oldukları anlaşılmaktadır. deniliyor.

2. İDDİANAMEDEN: CUMHURİYET GAZETESİ, AYDINLIK DERGİSİ VE ULUSAL KANAL, ÖRGÜTÜN AMAÇLARI DOĞRULTUSUNDA YÖNLENDİRİLDİ

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nca yürütülen Ergenekon davasının ikinci iddianamesinde, örgütün medya yapılanmasına büyük önem verdiği ortaya çıktı. İddianamenin medya yapılanması bölümünde, Ergenekon Terör Örgütü´nün (ETÖ) kendi medya kuruluşlarını oluşturması ve diğer medya kuruluşlarını kontrol altına alması yöntemleriyle basın yayın organlarını kontrol altında tutmaya çalıştığı belirtiliyor. Soruşturma sırasında ele geçirilen örgütsel dokümanlara göre, örgütün medyayı ele geçirme amacını gerçekleştirebilmek için öncelikle kendisine bağlı medya kuruluşlarını oluşturmayı hedeflediği belirlendi. Bu çerçevede Ulusal Medya 2001, Televizyon Analiz Yönetim Ve Geliştirme Projesi, Kanal 6 Analiz Yönetim Ve Geliştirme Projesi ve Dergi Analiz Proje isimli dokümanlar hazırlayan ETÖ´nün gerekli çalışmaları yaptığı tespit edildi. İddianamede, Bu kapsamda örgütün Cumhuriyet Gazetesi, Aydınlık Dergisi ve Ulusal Kanal üzerinde gerekli reorganizasyon çalışmasını yaparak örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığı, diğer taraftan bunlarla da yetinmeyip şüpheli Hayrettin Ertekin vasıtasıyla o dönemde Business Channel´i kontrol altına almaya çalıştığı görülmüş ve bu hususlar önceki iddianamemizde ayrıntılı olarak anlatılmıştır. denildi.

Ümraniye ile Hizbullah bombaları aynı kafileden

2. Ergenekon İddianamesi´nde Ümraniye´de ele geçirilen ve soruşturmanın başlamasını sağlayan el bombaları ile ilgili dikkat çekici bilgiler yer alıyor.

Yapılan kriminal inceleme sonucu sözkonusu bombalarla aynı kafile ve stok numaralı bombaların kullanıldığı 18 ayrı olay tespit edildi. Bunlar arasında Hizbullah operasyonunda ele geçirilen ile Cumhuriyet Gazetesi´ne yapılan saldırıda kullanılan el bombaları da bulunuyor. Ümraniye ve Eskişehir ilinde ele geçirilen toplam 39 adet el bombası hakkında Kriminal Polis laboratuarları, Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi tarafından düzenlenen Bomba İrtibat Raporlarında özetle bu el bombaları ile aynı/yakın kafile ve stok numaralı bombaların kullanıldığı 18 olayın tespit edildiği, bunlardan 7 sinin şiddet içerikli eylemlerde kullanıldığı belirtildi. Bu olaylardan bazıları şunları: İstanbul Şişli ilçesindeki Cumhuriyet Gazetesi ön bahçesine 10.05.2006 günü 1 adet el bombası atılmış, el bombası patlamamıştır. Bu olayda elde edilen 1 adet el bombasının fünye grubunda M 204 A2 MKE 173-9-85 seri numarası yazdığı, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 2 adedinin fünye grubunda M 204 A2 MKE 169-5-85 seri numarası yazdığı, her iki olayda elde edilen el bombalarının numaralarının benzerlik gösterdiği bildirilmiştir.

Şırnak ilinde 18.03.1999 tarihinde il genelinde Hizbullah/İlim Terör Örgütüne yönelik yapılan operasyonlar neticesinde İhsan Tekin, İsmail Tekin ve Haci Demir isimli şahsın ikametinde yapılan aramada toplam 6 adet el bombası elde edilmiştir. Bu olayda elde edilen 6 adet el bombasından 1 adedinin MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 seri numaralı olduğu, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 1 adedinin MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 seri numaralı olduğu belirtilmiştir.

Trabzon ili Of ilçesindeki bir işyerine Romanya uyruklu Nicu Portase isimli şahıs tarafından 26.05.1999 günü el bombası atılmış el bombasının patlaması neticesinde 2 şahıs yaralanmıştır. Turgut Sarıalioğlu isimli vatandaş el bombasını atan şahsı kovaladığı sırada Nicu Portase isimli şahıs tarafından tabanca ile vurulmuş bilahare kaldırıldığı hastanede ölmüştür. Bu olayda elde edilen 1 adet el bombasını MKE MOD 45 MKE 1-25 10-92 seri numaralı olduğu, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 1 adedin MKE MOD 45 MKE 1-25 10-92 seri numaralı olduğu belirtilmiştir.

İstanbul Şişli ilçesindeki Cumhuriyet Gazetesi ön bahçesine 05.05.2006 günü (1) adet el bombası atılmış, el bombası patlamamıştır. Bu olayda elde edilen 1 adet el bombasının, TAPA M 204 A2 KF-MKE-91 12-77 seri numaralı olduğu, Eskişehir´de elde edilen el bombalarından 1 adedin TAPA M 204 A2 KF-MKE-91 12-77 seri numaralı olduğu belirtilmiştir.

İstanbul Şişli ilçesindeki Cumhuriyet Gazetesi ön bahçesine 11.05.2006 günü (1) adet el bombası atılmış, el bombasının patlaması neticesinde maddi hasar meydana gelmiştir. Bu olayda elde edilen 1 adet el bombasının TAPA M 204 A2 KF-MKE-91 12-77 seri numaralı olduğu, Eskişehir´ de elde edilen el bombalarından 1 adedin TAPA M 204 A2 KF-MKE-91 12-77 seri numaralı olduğu belirtilmiştir.

İzmir Konak ilçesinde İbrahim Çiftçi´ye ait Alsancak Cafe isimli işyerine 02.10.2006 tarihinde Erdinç Utaş tarafından iki adet el bombası atılmış, el bombalarının patlaması neticesinde 2 si ağır olmak üzere 11 kişi yaralanmış, yaralılardan İbrahim Çiftçi bilahare ölmüştür.

Gizli tanık C ifadesinde soruşturma kapsamındaki Sami Hoştan´ın İbrahim Çiftçi´ye kumarda 3 milyon dolar kaybettiğini bu paranın ödenmesi konusunda aralarında husumet çıktığını beyan ettiği belirtilen iddianameye göre, bu olayda kullanılan el bombalarından 1 adedinin TAPA M 204 A KF-MKE-151-6-83 seri numaralı olduğu, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 4 adedinin de TAPA M 204 A KF-MKE-152-6-83 seri numaralı olduğu belirtiliyor.

Şüpheli Ferda Paksüt´ün, Turan Çömez ve Ahmet Hurşit TOLON ile irtibatının olduğu anlaşılmıştır

28.03.2008 günü saat: 12.27 de Turhan Çömez ile yaptığı görüşmede özetle; şüphelinin, ..dün raportör şeyi verdi raporu dediği, Turhan´ın Doğru mu gazetelere yansıyan dediği, şüphelinin Doğru doğru çift taraflı ...esas reddedilme yönünde de Yalnız biz basına öyle demeç verdik bu sırada açık olan megafonda arka planda konuşmaya dahil olan erkek şahsın Karar mahkemenin diyor tabi sonuçta ama yani kendi görüşüde şey reddedilmesi lazım deliller yetersiz diyor yani devamında ´Ama biz ortalığı karıştırmak için öyle şey yapıyoruz ki biraz karışsın, şimdidediği şüphelinin ..Raportörün raporu öyle diye basında çıkarsa bunlar iyice rahatlar Ama iyice tutuşmuşlar. Bulgaristan´dan geri adım atacağım diye demeç veriyormuş şeklindeki ifadelerinin, Turhan ÇÖMEZ ile telefonda fazla konuşmak istemediğinden yaptığını, buradaki yönlendirmeden kastının basının peşini bırakmasını söylemek amacıyla olduğunu, beyan etmiş ise de savunması ile konuşma içeriğinin farklı olduğu, özellikle ortalık karışsın sözünün örgütün amaçlarına uygun söylemler olduğu,

03.04.2008 tarihinde şüpheli Turhan Çömez´in Ahmet Hurşit Tolon ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; A.H. Tolon´ un Değerli dostum Tolon saygılarını sunuyor efendim Meşgul etmicem zatıalinizi biliyorum ne kadar yoğunsunuz o görüştüğümüz dostumuzdan henüz cevap almadım İkincisi ben 14:30 belirttiğim yerin lobisinde olucam zatıalinizle mulaki olucam o buyurduğunuz gibi görüşürüz sonra yukarı birlikte çıkarız saygılarımızı sunuyorum size dediği,

03.04.2008 günü Turhan Çömez ile yaptığı görüşmenin, Turan Çömez´in dönemin Cumhurbaşkanını ziyareti ile ilgili olduğunu, beyan etmiş ise de ,aynı görüşmenin Turan Çömez ve Ahmet Hurşit Tolon arasındaki görüşme ve buluşmayla alakalı olduğu, o görüştüğümüz dostumuzdan henüz cevap almadım derken Ferda Paksüt´ ün kast edildiği, anlaşılmaktadır.

03.04.2008 tarihinde T.Çömez´in Ahmet Hurşit Tolon ile yaptığı telefon görüşmesinde özetle; T.Çömez ´in efendim özür diliyorum tam olarak yeri bir kez daha ben biraz Ankara´yı iyi bilmiyorum da dediği, A.H. Tolon´ un Efendim Büklüm sokak Çankaya hastanesinin olduğu Büklüm sokak dediği, T. Çömez´in Tamam efendim geliyorum dediği,

Görüşmelerden de aynı tarihte şüpheliler Turan Çömez ve Ahmet Hurşit Tolon´un buluşmak için görüşme yaptıkları, Ferda PAKSÜT´ün de bu görüşmeyi bildiği, buradan gelecek habere göre hareket edeceği bu sebebiyle o görüşmeyi yaptın mı diye sorduğu anlaşılmaktadır.

DARBE PLANLARI AYRINTILI OLARAK YER ALIYOR

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Emekli Oramiral Özden Örnek ve Mustafa Balbay´ın günlüklerindeki notlara Ergenekon davasının ikinci iddianamesinde geniş yer veriliyor. İddianamede, Özden Örnek´e ait günlüklerle ilgili şu bilgilere yer veriliyor: 2003-2005 yıllarına ait günlükler incelendiğinde, her gün olmasa da 3-5 gün aralıklarla notlar tuttuğu, bu notlar içerisinde o yıllarda yapmayı tasarladıkları darbenin planları ve darbe sürecini anlatır notlar olduğu görülmüştür. Özden Örnek´in 2003-2005 yıllarına ait notların 1004 sayfa olduğu ve notlarda darbe planı ve hükümetin devrilmesi ile ilgili bölümlerin detaylı bir şekilde yer aldığı belirtiliyor. Günlüklerin 19- 25 Mayıs 2003 başlıklı notunda şöyle deniliyor; 23 Mayıs günü PBS denetleme sonuçlarını tartıştık Çok önemli sonuçlar çıkarılmış, bazı engeller var... Akşam Sevil ile beraber Sarıyer´de I. Ordu Komutanı ve eşi tarafından Genelkurmay Başkanı ve komutanlar onuruna verilen akşam yemeğine gittik. Bizimki ve havacı yoktu. Kara Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanı ile yaptığımız görüşmelerden anladığım, Genelkurmay Başkanı´na karşı tam bir tavır oluşmuş vaziyete. Kendisini yumuşak ve korkak buluyorlar. Ayrıca AKP ile ilişki içinde olduğundan şüpheleniyorlar. Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Mustafa Balbay, Jandarma Genel Komutanı´na gelerek ´Bildiklerimi bir yazarsam kaçacak delik bulamaz´ demiş. Bugün ayrıca Cumhuriyet gazetesinde ´Genç subaylar AKP´den tedirgin´ başlıklı bir haber yayınlandı.

ERUYGUR, HÜSEYİN ÇELİK VE EGEMEN BAĞIŞ´I DA FİŞLEMİŞ

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nca yürütülen Ergenekon davasının ikinci iddianamesinde, ADD Genel Merkezi Genel Başkan odasında Mehmet Şener Eruygur´dan ele geçirilen bir CD içerisinde üniversite rektörlerinin, belediye başkanlarının, milletvekillerinin ve bakanların bilgilerinin yer aldığı belirtildi. CD içerisindeki iki excel dosyasında 2 bin 814 kişinin dini ve siyasi görüşlerine göre kişisel bilgilerinin kaydedildiği ve böylelikle fişlendikleri iddia edildi. İddiaya göre, YÖK ve üniversiteler başlıklı klasörde ise Dicle, Elazığ Fırat, Gaziantep, Malatya, Van Üniversitesi´ndeki öğretim görevlileri fişlendi. Siyasi partiler klasöründe fişlenen bakan ve milletvekilleri arasında, Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Adana Milletvekili Ömer Çelik, Kültür ve Turizm eski Bakanı Atilla Koç, AKP´nin Genel Başkan Danışmanı Cüneyd Zapsu, 2004 yerel seçimlerinde AKP´den belediye başkanı olan şahıslar, RTÜK üyeliği adayları bulunuyor.

İddianamenin içeriği saat 13:30´da avukatlara verilmeye başlandı.

(25 Mart 2009, 17:08)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=512    yazdır/print


 

İkinci iddianamede çok sayıda terör eylemi var

Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin büyük ihtimalle kabul edileceği ve iki davanın birleştirilerek, halen devam eden Ergenekon davsının toplam 142 sanıkla devam edeceği belirtiliyor. İlk kez emekli orgeneraller ´terör yöneticisi´ olarak suçlandı. Şener Eruygur tarafından hazırlandığı iddia edilen ´Sarıkız´, ´Ayışığı´ ve ´Eldiven´ kod isimli darbe planları, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ve Albay Rıdvan Özden suikastleri, Necip Hablemitoğlu cinayeti (Tetikçi olarak da Osman Gürbüz suçlanıyor), Hayata Dönüş Operasyonu sırasında Ümraniye Cezaevi´nde yaşananlar, Sivas ve Gazi olayları, Diyarbakır Koşuyolu Parkı´nda 7´si çocuk 10 kişinin öldüğü PKK saldırısı, PKK yaptı denilen Başbağlar katliamı, Terhis olan 33 askerin Bingöl´de şehit edilmesi, Cumhuriyet mitingleri ETÖ eylemi sayıldı. İkinci iddianamede sanıklara yönelik ağır suçlamalar yer alıyor: Ergenekon örgütünün yöneticisi olmak, Cebir ve şiddet kullanarak TBMM´yi ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belgelerini kullanmak, Resmi evrakta sahtecilik, Askeri itaatsizliğe teşvik, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek, Kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek, Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, Patlayıcı madde bulundurmak, Yasaklanan bilgileri temin etmek, Uyuşturucu madde bulundurmak, Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek.. İddianamede, ETÖ yapılanmasının Türkiye´de faaliyet gösteren birçok terör örgütünü de amaçları doğrultusunda kullandığı ileri sürülüyor. Bu doğrultuda PKK ve DHKP-C terör örgütleri başta olmak üzere, El Kaide, Hizbullah, Hizbul-Tahrir, TİT ve Devrimci Karargah terör örgütlerinin eylem ve faaliyetlerini Ergenekon yapılanmasının amaçları ve hedeflerine uygun şekilde yaptıkları belirtiliyor. İddianamede çok sayıda gizli tanığın ifadelerine de yer verildiği belirtiliyor. İkinci iddianame ilkinden yaklaşık 600 sayfa az iken, 240 adet ek klasörlerinin ilk iddianameninkilerden fazla olduğu öğrenildi.

İkinci iddianame çok sayıda terör eylemi ve ağır suçlamayı kapsıyor

Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin büyük ihtimalle kabul edileceği ve iki davanın birleştirilerek, halen devam eden Ergenekon davsının toplam 142 sanıkla devam edeceği belirtiliyor. İlk kez emekli orgeneraller ´terör yöneticisi´ olarak suçlandı. Şener Eruygur tarafından hazırlandığı iddia edilen ´Sarıkız´, ´Ayışığı´ ve ´Eldiven´ kod isimli darbe planları, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ve Albay Rıdvan Özden suikastleri, Necip Hablemitoğlu cinayeti (Tetikçi olarak da Osman Gürbüz suçlanıyor), Hayata Dönüş Operasyonu sırasında Ümraniye Cezaevi´nde yaşananlar, Sivas ve Gazi olayları, Diyarbakır Koşuyolu Parkı´nda 7´si çocuk 10 kişinin öldüğü PKK saldırısı, PKK yaptı denilen Başbağlar katliamı, Terhis olan 33 askerin Bingöl´de şehit edilmesi, Cumhuriyet mitingleri ETÖ eylemi sayıldı. İkinci iddianamede sanıklara yönelik ağır suçlamalar yer alıyor: Ergenekon örgütünün yöneticisi olmak, Cebir ve şiddet kullanarak TBMM´yi ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belgelerini kullanmak, Resmi evrakta sahtecilik, Askeri itaatsizliğe teşvik, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek, Kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek, Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, Patlayıcı madde bulundurmak, Yasaklanan bilgileri temin etmek, Uyuşturucu madde bulundurmak, Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek.. İddianamede, ETÖ yapılanmasının Türkiye´de faaliyet gösteren birçok terör örgütünü de amaçları doğrultusunda kullandığı ileri sürülüyor. Bu doğrultuda PKK ve DHKP-C terör örgütleri başta olmak üzere, El Kaide, Hizbullah, Hizbul-Tahrir, TİT ve Devrimci Karargah Örgütü (DKÖ) gibi terör örgütlerinin eylem ve faaliyetlerini Ergenekon yapılanmasının amaçları ve hedeflerine uygun şekilde yaptıkları belirtiliyor. İddianamede çok sayıda gizli tanığın ifadelerine de yer verildiği belirtiliyor. İkinci iddianame ilkinden yaklaşık 600 sayfa az iken, 237 adet ek klasörlerinin ilk iddianameninkilerden fazla olduğu öğrenildi.

86 sanık yargılanıyordu 56 kişinin eklenmesiyle toplam sanık sayısı 142´ye çıkacak: Soruşturma kapsamında hazırlanan ana iddianame 14 Temmuz 2008´de İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ne sunulmuştu. Mahkeme, aralarında emekli Tuğg. Veli Küçük, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu gibi isimlerin de bulunduğu 86 şüpheli hakkında düzenlenen 2455 sayfalık iddianameyi 25 Temmuz 2008´de kabul etti. İddianamede, Danıştay 2. Dairesi üyesi Mustafa Yücel Özbilgin tek ´maktul´ olarak yer alıyordu. Davanın görülmesine Silivri Ceza İnfaz Kurumları´nda oluşturulan salonda 20 Ekim 2008´de başlandı. 1909 sayfalık ikinci iddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderildi. Mahkeme, yasaya göre 15 gün içinde iddianameyi inceleyecek. 24 Mart´a kadar ´ret´ ya da ´kabul´ yönünde karar verecek. Ret kararı verirse iddianame savcılara geri gönderilecek. Kabul edilirse duruşma günü belirlenecek. Mahkeme büyük ihtimalle kabul edecek ve 56 sanıklı davayı halen süren 86 sanıklı dava ile birleştirme kararı verecek. Sanıklar Silivri´de hakim karşısına çıkacak.

Ergenekon´a ilişkin ikinci iddianamenin hazırlık aşaması tartışmalarla geçti. Örgüt lideri olarak yargılanan İlhan Selçuk, iddianamenin açıklanması için 29 Mart´taki yerel seçimin beklendiğini bile ileri sürmüştü. Ancak yargı, gündemini yine kendisi belirledi. 1.909 sayfalık iddianameyi Zekeriya Öz´le birlikte üç savcı hazırladı. İlk iddianamenin üzerinden 8 ay geçtikten sonra mahkemeye gönderildi. Böylece yerel seçimlerin de beklenmediği ortaya çıkmış oldu. Yasaya göre mahkemenin gönderilen iddianameyi incelemek, ret ya da kabul yönünde karar vermek için 15 günlük süresi var. İlk iddianamede 46´sı tutuklu 86 sanık vardı. Bu kez rakam 21´i tutuklu 56 sanık olarak belirlendi. Ancak sanık sayısının azlığına oranla örgüt lideri olan zanlı sayısında artış oldu. İlk iddianamede, İlhan Selçuk, Veli Küçük, Mehmet Fikri Karadağ, Sevgi Erenerol, Muzaffer Tekin, Kemal Alemdaroğlu örgüt yöneticisi olmakla suçlanmıştı. İkinci iddianamede ise 12 örgüt lideri var. 14 kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.

Dava, paşaların darbe yargılamasına dönüştürülmeyecek: İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, 14 Temmuz 2008´de ilk iddianameyi canlı yayında açıklamıştı. Bu kez farklı bir yol izlendi. Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, kimsenin beklemediği bir anda, iddianamenin iki sayfalık özetini basın mensuplarına verdi. Savcılar, haklarında takipsizlik verilen şüphelilerin ismini kişi hak ve hürriyetlerine aykırı olacağı gerekçesiyle ikinci iddianameye koymadı. Alınan bilgilere göre, darbe günlükleri ikinci iddianamede yer alıyor. Ancak günlükler Şener Eruygur ve Hurşit Tolon´un suçlanacağı eylemler olmayacak. Tolon ve Eruygur´un emekli olduktan sonra da darbe girişimlerine devam ettiğine delil gösterilecek. Dava, paşaların darbe yargılamasına dönüştürülmeyecek. İlhan Selçuk gibi örgüt liderliği ile suçlanan sanıklara ilişkin elde edilen yeni deliller de bu iddianamede olacak.

Kim, hangi gerekçeyle tutuklanmıştı? Ergenekon terör örgütü soruşturması çerçevesinde hazırlanarak mahkemeye gönderilen iddianame 6., 7. ve 8. dalgaları kapsıyor. 1 Temmuz 2008 - 6. Dalga: Soruşturma kapsamında 1 Temmuz 2008´de İstanbul ve Ankara´da eşzamanlı olarak operasyon düzenlenmiş, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, eski 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, emekli Jandarma Kıdemli Albay Atilla Uğur ve Osman Gürbüz´ün de aralarında bulunduğu 27 kişi gözaltına alınmıştı. Sinan Aygün, Hasan Atilla Uğur, İbrahim Özcan ve ADD Kadıköy Şube Başkanı Birol Başaran 5 Temmuz´da ´terör örgütüne üye olmak´ suçundan tutuklandı. Eruygur ile Tolon, ´terör örgütü kurmak ve yönetmek´ suçlarından tutuklanarak 6 Temmuz´da cezaevine gönderildi. 18 Eylül 2008- 7. Dalga: İddianameye konu olan 7. dalga ise 18 Eylül 2008´de gerçekleştirildi. Soruşturma muvazzaf subaylara uzanıyordu. Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz´ün talimatıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Hakkari´de 18 Eylül´de düzenlenen operasyonla aralarında oyuncu Nurseli İdiz ve ´Sisi´ lakaplı Seyhan Soylu ile 5 muvazzaf teğmen ile bir askeri öğrencinin de bulunduğu 19 kişi gözaltına alındı. Zanlılardan 4 teğmen ve bir askeri öğrencinin de aralarında bulunduğu 11 kişi cezaevine gönderildi. ´Sisi´ ve İdiz´in de aralarında bulunduğu 8 kişi ise serbest kaldı. Bir teğmen ve bir askeri öğrenci de ilerleyen günlerde avukatlarının tahliye talebi üzerine serbest bırakıldı. 23 Eylül 2008- 8. Dalga: Soruşturmanın 9. dalgasında ise Tuncay Özkan ile eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ve Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Üyesi emekli Hakim Albay Tanju Güvendiren´in de aralarında bulunduğu 16 kişi 23 Eylül 2008´de gözaltına alındı. Zanlılardan Özkan, Saçan, Çapan ve Olcaytu, ´Ergenekon terör örgütü üyesi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak´ suçundan sevk edildikleri İstanbul Nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce tutuklanarak, 27 Eylül´de Metris´e gönderildi.

ETÖ yönetici sayısı 19´a yükseldi: 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin incelemek için 15 günlük süresi bulunan 1909 sayfa olan 2. iddianamede, 12 şüpheli hakkında ´örgüt yöneticisi olmak´ suçlaması yer aldı. İlk iddianamede 7 sanık örgüt yöneticisi olmakla suçlanıyordu. Böylece 19 sanık ETÖ yöneticiliğiyle suçlanmış oldu. Yeni iddianamede örgüt yöneticiliğiyle suçlanan kişilerin Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Levent Ersöz, Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan, Arif Doğan, Hasan Atilla Uğur, Kemal Aydın ve Neriman Aydın olduğu belirtiliyor.

ETÖ´nün suçlandığı eylemler

- Şener Eruygur tarafından hazırlandığı iddia edilen ´Sarıkız´, ´Ayışığı´ ve ´Eldiven´ kod isimli darbe planları

- Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ve Albay Rıdvan Özden suikastleri

- Necip Hablemitoğlu cinayeti (Tetikçi olarak da Osman Gürbüz suçlanıyor)

- Hayata Dönüş Operasyonu sırasında Ümraniye Cezaevi´nde yaşananlar

- Sivas ve Gazi olayları

- Diyarbakır Koşuyolu Parkı´nda 7´si çocuk 10 kişinin öldüğü PKK saldırısı

- PKK yaptı denilen Başbağlar katliamı

- Terhis olan 33 askerin şehit edilmesi

- Cumhuriyet mitingleri

Terörün kaynağı Ergenekon Terör Örgütü:İddianamede, ETÖ yapılanmasının Türkiye´de faaliyet gösteren birçok terör örgütünü de amaçları doğrultusunda kullandığı ileri sürülüyor. Bu doğrultuda PKK ve DHKP-C terör örgütleri başta olmak üzere, El Kaide, Hizbullah, Hizbul-Tahrir, TİT ve Devrimci Karargah Örgütü (DKÖ) gibi terör örgütlerinin eylem ve faaliyetlerini Ergenekon yapılanmasının amaçları ve hedeflerine uygun şekilde yaptıkları belirtiliyor.

Gizli tanıklar ve yüzlerce delil klasörü: İddianamede çok sayıda gizli tanığın ifadelerine de yer verildiği belirtiliyor. İkinci iddianame ilkinden yaklaşık 600 sayfa az iken, ek klasörlerinin ilk iddianameninkilerden fazla olduğu öğrenildi.

13´er ağır müebbet 1047´şer yıl hapis:Emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon´un ´terör örgütü yöneticisi olmak´, ´cebir ve şiddet kullanarak TBMM´yi ve Hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasına kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs´, ´Hükümete karşı silahlı isyana tahrik´, ´devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek ve kullanmak´, ´kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek´ ´adil yargılamaya etkilemeye teşebbüs´le suçlandığı öğrenildi.

Örgüt üyelerinin suçları: Hurşit Tolon ve Şener Eruygur için kendi işledikleri suçlardan dolayı, birer kez ağırlaştırılmış müebbet ve 54´er yıl hapis isteniyor. Ancak yasa gereği, örgüt yöneticileri, örgüt üyelerinin işledikleri suçlardan dolayı da cezalandırılıyor. Yasa gereği, örgüt üyelerinin cezalarının toplamı olarak Eruygur ve Tolon için 12´şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 993 yıl hapis isteniyor. Bu durumda iki emekli orgeneral için toplam 13 ağırlaştırılmış müebbet ve 1047 yıla kadar hapis istendiği tahmin ediliyor.

Kimleri kapsıyor? Tutuklu şüpheliler: Emekli Albay Arif Doğan, emekli Albay Hasan Atilla Uğur, gazeteci Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan, Adil Serdar Saçan, Birol Başaran, İbrahim Özcan, Osman Gürbüz, Durmuş Ali Özoğlu, Kemal Aydın, Mehmet Ali Çelebi (teğmen), Noya Çalıkuşu (teğmen), Eren Mumcu (teğmen), Hamza Demir, Mahmut Oğuz, Süleyman Solmaz, Kurtça Bektaş, Rıza Demir, Rıfat Yıldırım, Emcet Olcaytu ve Muzaffer Özkan. Tutuksuz şüpheliler: Şener Eruygur (E. orgeneral), Hurşit Tolon (E. orgeneral), İlker Güven (E. General), Ufuk Büyükçelebi (Tercüman Yay. Yön.), Sinan Aygün (ATO Başkanı), Tanju Güvendiren (E. Albay), Hüseyin Nazlıkul, Seyhan Soylu (Sisi), Nurseli İdiz, Ertaç Giray, Siyami Yalçın, Murat Avar, Ercüment Ovalı, Tunç Akkoç, B. Hayrettin Altuntaş, Doğukan Yorulmaz, Levent Temiz, H. Hüseyin Uçar, Yaşar Tozkoparan (askeri öğrenci), Mesut Özcan, Selim Utku, Evrim Baykara, Adnan Kılıçaslan.

İkinci iddianamedeki suçlamalar ve TCK´daki ceza karşılıkları: Cebir ve şiddet kullanarak TBMM´yi ve hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs:Ağırlaştırılmış müebbet.. Örgüt yöneticiliği: 10 yıldan 15 yıla kadar hapis.. Hükümete karşı silahlı isyana tahrik: 15 yıldan 20 yıla kadar hapis.. Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belgelerini temin edip kullanmak: 3 yıldan 8 yıla kadar hapis.. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik: 1 yıldan 3 yıla kadar hapis.. Kişisel verileri hukuka aykırı kaydetmek: 6 aydan 3 yıla kadar hapis.. Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs: 6 aydan 3 yıla kadar hapis. Resmi evrakta sahtecilik: 2 yıldan 5 yıla kadar hapis.. Askeri itaatsizliğe teşvik: 1 yıldan 3 yıla kadar hapis.. Patlayıcı madde bulundurmak: 1 yıldan 12 yıla kadar hapis.. Ateşli silahlar yasasına muhalefet: 5 yıldan 8 yıla kadar hapis.. Örgüt üyeliği: 5 yıldan 10 yıla kadar hapis.. Örgüte bilerek yardım: 5 yıldan 10 yıla kadar hapis..

Üçüncü iddianame hazırlıkları da başladı: Savcı Zekeriya Öz´ün, üçüncü iddianamenin hazırlıklarına da başladığı belirtiliyor. Bu iddianamede eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, emekli Orgeneral Kemal Yavuz, Prof. Dr. Yalçın Küçük, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin, emekli Tümgeneral Erdal Şenel ve Bedrettin Dalan´ı da kapsayan, yeni operasyonlarla yeni sanıkların ortaya çıkması durumu hariç 48´i tutuklu, 29´u tutuksuz olmak üzere toplam 77 şüpheli yer alacak. Üçüncü iddianamede, başta Ankara Gölbaşı ve Yenikent´tekiler olmak üzere ele geçen çok sayıda bomba ve silaha da yer verileceği belirtildi.14 Temmuz 2008´de açıklanan birinci iddianamede 48´i tutuklu, 38´i tutuksuz olmak üzere 86 isme yer verilmişti. Dün açıklanan ikinci iddianamede ise 21´i tutuklu, 35´i tutuksuz olmak üzere toplam 56 şüphelinin bulunduğu ifade edildi. Böylece, bir kısmı tutuklu, kalanı tutuksuz olmak üzere haklarında iddianame oluşturulan sanık (şüpheli) sayısı 142´ye ulaştı. Ancak, henüz Ergenekon soruşturması tamamlanmış değildir. Sırada üçüncü iddianame var. Eğer bugünden itibaren yeni bir operasyon olmaz ve farklı isimler gözaltına alınmazsa, üçüncü iddianamede 48´i tutuklu, 29´u tutuksuz olmak üzere 77 şüpheli yer alacak. Bu durumda Ergenekon´daki sanık (şüpheli) sayısı 219´a çıkacak..

ERGENEKON DURUŞMALARINA 2. İDDİANAME SEBEBİYLE 2,5 AY KADAR ARA VERİLECEK!..

Ergenekon duruşmalarına 2. iddianame sebebiyle ara verilecek. İddianamenin okunması için 15 gün kadar ve eğer iddianame kabul edilirse 2 ay kadar daha olmak üzere toplam 2,5 ay kadar ara verilecek: Ergenekon Terör Örgütü Davası kapsamında hazırlanan ididaname dün 13. Ağır Ceza Mahkemesine ulaştırılmıştı. Mahkeme heyeti yeni iddianame okumak için bir süre duruşmalara ara verecek. Bu sürenin tahmini olarak 15 gün olacağ belirtiliyor. Çünkü mahkeme heyetinin 15 gün içinde ikinci iddianameyi okuyarak karar vermesi gerekiyor. İkinci iddianamenin de kabul edilmesi halinde iddianameye konu olan sanıkların duruşmaları 2 ay içinde başlayacak. Şu anda duruşmalar devam ediyor. Yarın ve Cuma günü´nün ardından mahkeme heyeti kaç gün ara vereceğini duyuracak. İkinci iddianameyle ilgili yeni bilgiler ortaya çıkıyor. 1909 sayfalık iddianame 240 ek klasörden oluşuyor. Bugün mahkemeye gönderilen ek klasörler önce bilgisayar ortamına aktarılacak. İlk iddianamede ismi geçen tutuklu sanıkların yargılanması bittiğinde duruşmaya ara verilmeyecek hemen ardından tutuksuz sanıkların yargılanmasına başlanacak.

Ayrıntılar geliyor...

(11 Mart 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

3 Mart 2009 tarihli ´2. Ergenekon iddianamesi sarsıcı iddialarla geliyor´ manşetimiz için tıklayın

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=443    yazdır/print


 

Ergenekon´da 4 subay tutuklandı

Ergenekon soruşturması kapsamında geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan zanlılardan 4´ü teğmen, 1´i askeri öğrenci ve 6´sı da Hizbut Tahrir üyesi olmak üzere 11´i tutuklandı. Tutuklanan subaylardan birinin, dinci Hizbut Tahrir üyesine, ´Büyük işlere imza atacağız´ dediği tespit edildi.

22.09.2008 14:27 Ergenekon soruşturması kapsamında geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan zanlıların emniyet ve mahkeme sorguları tamamlandı. Nurseli İdiz ve Seyhan Soylu´nun da bulunduğu 5 kişi serbest kaldı. 4´ü teğmen, biri askeri öğrenci ve 6´sı Hizbut Tahrir üyesi 11 kişi ise tutuklandı. 7 kişi de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Ergenekon´un, Hizbut Tahrir´cilerle bağlantıyı genç subaylarla sağladığı belirlendi. Teğmenlerden Mehmet Ali Çelebi´nin Hizbut Tahrir üyelerine İrtibatı koparmayalım. Büyük işlere imza atacağız. dediği öğrenildi.

İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü´nde tutulan 2´si kadın 13 kişinin işlemleri dün sabah saatlerinde tamamlandı. Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ne sevk edilen zanlılar, ilk olarak Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesi´nde sağlık kontrolünden geçirildi. İşlemleri tamamlanan şüpheliler, ifadelerinin alınması için adliyeye getirildi. Nurseli İdiz, Seyhan Soylu, Oğuz Çetin, Tolga Sarıoğlu ve Mahmut Oğuz Kazancı savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Adliye çıkışında soruları cevaplayan Nurseli İdiz, ´Tam olarak neyle suçlandınız?´ sorusu üzerine, Ergenekon ile ilgili ifademize başvuruldu. Dördüncü günün sonunda ifademizi verdik. Genelde herkese ne sorulduysa bize de onlar soruldu. Spesifik bir soru yoktu. Ergenekon´la ilgili konuşmak için çok erken. Olay yargıda. diye konuştu. İdiz, ´Kendinizi Ergenekon soruşturmasının neresinde görüyorsunuz?´ sorusunu Kendimi hiçbir yerinde görmüyorum açıkçası. şeklinde cevapladı.

Son operasyonda Hizbut Tahrir örgütü oldukları gerekçesiyle gözaltına alınan 8 kişiden ise 6´sı tutuklandı. Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısınca tutuklanmaları istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk edilen zanlılardan Hamza Demir, Mahmut Oğuz, Süleyman Solmaz, Kurtca Bektaş, Rıza Demir ve Rıfat Yıldırım cezaevine gönderildi. Bu kişilerden Doğukan Yorulmaz, mahkemece serbest bırakıldı. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki sorguda Hizbut Tahrir bağlantılı oldukları iddia edilen 7 şüpheliye önceki gün tutuklanan teğmen Mehmet Ali Çelebi ile bağlantıları soruldu. Çelebi´nin Süleyman Solmaz aracılığıyla diğer şüphelilere ulaştığı ortaya çıktı. Grubun bir yıldır dini toplantılar, yemekler vasıtasıyla görüştükleri belirlendi. Gruba ayrıca Kemal ve kardeşi Neriman Aydın´la ilişkileri de soruldu.

´İrtibatı koparmayalım´

Mahkemedeki sorgusunda askeri liseden ayrıldığını belirten Doğukan Yorulmaz, Ergenekon soruşturmasında önceki gün tutuklanan teğmen Mehmet Ali Çelebi ile okuldan tanıştığını anlattı. Yorulmaz´ın Çelebi´nin kendisine ´İrtibatı koparmak yok, beraber büyük işlere imza atacağız.´ sözlerini iyi niyet bildirme olarak değerlendirdiğini anlattığı öğrenildi. 1 Temmuz´daki soruşturmada gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan Hamza Demir, bundan sonra Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu isimli teğmenlerin kendisine Bir ihtiyacın var mı, yardımcı olabileceğimiz bir şey var mı? diye sorduklarını ve teğmenlerle o şekilde tanıştığını anlattığı kaydedildi. Hizbut Tahrir ile bağlantısı olmadığını iddia eden şüphelilerden Mahmut Oğuz, Neriman Aydın´ın bilgisayarında ele geçirilen Hizbut Tahrir ile ilgili not ve bilgilerden haberi olmadığını söylediği belirtildi. Süleyman Solmaz ise, Mehmet Ali Çelebi ile Ankara Kızılay´da taksi şoförlüğü yaparken arabasına bindiği sırada tanıştığını ve dini konulardan konuştuklarını, teğmenin kendisinden okumak için kitap istediğini ve bir süre mesajlaştıklarını aktardığı öğrenildi. Son operasyonda şu ana kadar 4´ü teğmen, biri askeri öğrenci ve 6´sı Hizbut Tahrir üyesi 11 kişi tutuklandı. 7 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Levent Temiz´in sorgusu ise gece geç saatlere kadar sürdü.

´Emniyette çok medeni karşılandık´

´Sisi´ ile birlikte adliyeye sevk edilen Nurseli İdiz serbest bırakılmasının ardından yaptığı açıklamada, Hem emniyette, hem cumhuriyet savcılığında inanılmaz medeni bir yaklaşımla karşılaştık. Mutluluk duyduk. dedi. Hizbut Tahrir üyesi olduğu ileri sürülen zanlılar adliyeye getirilişleri sırasında yüzlerini kapattı.

Sisi, Ergenekon savcısını övmüştü: Cesaretini takdir ediyorum

Sisi lakabıyla tanınan Seyhan Soylu, gözaltına alınmadan bir gün önce Akşam Gazetesi´ne verdiği mülakatta cesareti sebebiyle Ergenekon savcısı Zekeriya Öz´ü takdir ettiğini söylüyor. Soylu, Büyük bir cesaret. Altından kimlerin çıkacağı belli olmayan bir durumun üzerine gitti, küçücük bir fenerle kara bir tünele girdi. diyor. Akşam, dünkü ´Pazar´ ekinde Seyhan Soylu ile yapılan röportaja geniş bir şekilde yer verdi. ´Davayı soruşturan savcıyı takdir ediyorum´ başlığıyla duyurulan haberde, Soylu´nun Ergenekon´a ilişkin ilginç açıklamaları var. ´Ergenekon soruşturmasını onaylıyor musunuz?´ sorusuna ´onaylıyorum´ cevabını veren Soylu, darbeye karşı olduğunu söylüyor: Ben darbeye karşıyım, yaşam özgürlüğüne değil. Ergenekon davasını soruşturan savcıyı da takdir ediyorum. Büyük bir cesaret. Altından kimlerin çıkacağı belli olmayan bir durumun üzerine gitti, küçücük bir fenerle kara bir tünele girdi. Seyhan Soylu, Ergenekon´un da kendi nezdinde Susuzluk gibi bir olay olduğunu anlatıyor. Ergenekon´un laik düşüncenin ve vatansever bir topluluğun hareketi olduğunu ancak kişisel çıkarlar yüzünden rayından çıktığını ifade eden Soylu, Ergenekon dış mihraklara karşı laik Türkiye Cumhuriyeti´nin, Kemalist düşüncenin, çağdaş bir yapılanma altındaki vatansever topluluğun harekatıydı. Ama Ergenekon´daki makam ve hiyerarşi, insanların egolarına gitgide farklı duygular vermeye başladı. Ve pirincin içindeki taşlar çıkmaya başladı aynı Susurluk´taki gibi. Ergenekon bir destandır, bu destanın içinde 3-5 kişiden bazısı ekonomik, bazısı makam için terörizmin tetiklenmesine sebep olup bir anda yok oldular. diyor. (Zaman)

(22 Eylül 2008, 14:27)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon iddianamesinde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=50    yazdır/print


 

Görüntülenen: 21 - 40 (Toplam 40)  |  Önceki 20



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden aynı şekilde kopyalama yapılmış. Bizi beylik tabancasıyla vursaydınız, bu sitedeki kopyalamayla vurmasaydınız..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Şok plan: HSYK bunu yapacak

26.07.2014 11:54 HSYK'dan önceki gün gelen şok tehdit hayata geçirildi. HSYK 3. Dairesi, Bolu Savcısı Zekeriya Öz hakkında, Twitter'da kullandığı hesap üzerinden 'Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sonunun Kaddafi ve Saddam gibi olacağını' ima..
Tamamı 26.07.2014

İsrail Gazze'den, paralel buradan

25.07.2014 10:31 Paralel yapı mensuplarından Hakkari eski Emniyet Müdürü Tufan Ergüder şok açıklamalar yaptı. Selam-Tevhid örgütü iddiasıyla masum insanları dinledikleri suçlamasıyla gözaltına alınan polis arkadaşlarını savundu. Bugün ..
Tamamı 25.07.2014

İşte F-tipi kumpasın delilleri

23.07.2014 17:25 Türkiye önceki gün; Ergenekon, Balyoz, KCK, ÇHD ve Devrimci Karargah gibi çok yakın geçmişin ünlü soruşturmalarını yürüten polis şeflerinin kelepçelenerek gözaltına alındığı bir sabaha uyandı. 25 ilde toplam 99 polis ş..
Tamamı 23.07.2014

Flaş!!! Paralel polislere operasyon

22.07.2014 10:12 İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nin yönetiminde İstanbul merkezli olmak üzere 22 ilde paralel yapıya karşı büyük bir operasyon başlatıldı. Biri "Selam Tevhid örgütü soruşturmasında kumpas", diğeri ise "'yasadışı dinle..
Tamamı 22.07.2014

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

23.06.2014 20:31 Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde 2007'de biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazları kesilerek öldürülmesine ilişkin davaya 93. duruşmayla devam edildi. Duruşmaya, bir süre önce cezaevinden tahliye edilen Ergenekon hükümlüsü..
Tamamı 23.06.2014

Flaş!!! 12 Eylül müebbetle bitti

18.06.2014 12:57 12 Eylül davasında önemli gelişme.. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan Özdabakaoğlu, "sanıkların, darbeyi yapmaya yaklaşık 1 yıl kadar önce karar verdiklerinin ve darbenin ..
Tamamı 18.06.2014

Gülen soruşturması büyüyor

29.05.2014 14:12 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fethullah Gülen hakkında yürütülen soruşturmanın derinleştirildiği öğrenildi. Soruşturmayı yürüten Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu Savcılığı, Gülen'in geçmişe yönel..
Tamamı 29.05.2014

Flaş!!! Paralel örgütün adı: PDY

28.05.2014 11:02 Dicle Üniversitesi'nde paralel yapılanma iddialarını araştıran Diyarbakır Başsavcılığı, örgütün adını "Paralel Devlet Yapılanması" (PDY) olarak koydu. Aralarında rektör Ayşegül Jale Saraç'ın da bulunduğu 9 öğretim üyes..
Tamamı 28.05.2014

Taraf-Baransu'ya 52 yıl şoku!

22.05.2014 17:31 Taraf gazetesi ile muhabir Baransu'ya şok dava.. "Gülen'i Bitirme Kararı 2004'te MGK'da Alındı" haberi için açılan savcılık soruşturması tamamlandı. Mehmet Baransu ve gazetenin Sorumlu Yazı işleri Müdürü hakkında 52'şe..
Tamamı 22.05.2014

Gülen'e 3 soruşturma daha

02.05.2014 11:29 Fetullah Gülen hakkında, 'dini kullanarak dolandırıcılık' ve 'örgüt kurma' suçlarından dolayı İstanbul'da üç soruşturma yürütüldüğü ileri sürüldü. Gülen hakkında Ankara'da 'darbe girişimi' suçlamasını da içeren bir sor..
Tamamı 02.05.2014

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.03.2014

Paralel yargı: Direneceğiz!

15.02.2014 15:41 Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı. Ankara'daki hakim ve savcılara d..
Tamamı 15.02.2014

Flaş!!! Taraf´a paralel soruşturma

05.02.2014 12:59 Taraf gazetesine şok!.. Adalet Platformu ile Abdullah Harun'un suç duyuruları üzerine harekete geçen savcılık, Taraf gazetesi sorumlularına, muhabir Mehmet Baransu ve gazeteci Emre Uslu'ya paralel yapılanma ile bağlant..
Tamamı 05.02.2014

Paralel soruşturma endişeli başladı

31.01.2014 17:03 İstanbul'da flaş gelişme.. Hükümet'in 17 Aralık operasyonu sonrasında sıkça dile getirdiği 'paralel devlet' ve örgüt' iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 ve 25 Aralık operasyonunu ..
Tamamı 31.01.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fethullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması sur..
Tamamı 27.01.2014

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
9.109.442