YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
31 Ekim 2014, Cuma
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "Kozinoğlu" için arama sonuçları    (Toplam 93 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Almanya Bakıcı´yı da vermiyor

İnternet andıcı davasında yakalama kararı çıkartılmasına karşın bazı askeri yetkililerin göz yummasıyla yurtdışına kaçan Tümgeneral Mustafa Bakıcı´nın firarını Bedrettin Dalan´ın organize ettiği iddia edildi. Önce Belarus´a giden Bakıcı´nın buradan Almanya´ya geçerek Dalan´ın himayesine girdiği ihbar edildi. Almanya, Dalan´dan sonra Bakıcı´yı da Türkiye´ye vermedi.

05.03.2012 10:50 İnternet andıcı davasının firari sanığı emekli Tümgeneral Mustafa Bakıcı´nın Ergenekon´un “kilit” ismi Bedrettin Dalan´la birlikte Almanya´da saklandığı iddia edildi. Alman İnterpolü, Bedrettin Dalan´dan sonra sahte pasaportla Irak´ın kuzeyinden yurtdışına kaçan Tümgeneral Bakıcı´yı da Türkiye´ye vermedi. Ergenekon Terör Örgütü üyesi olmaktan yargılanan Dalan´ın, Bakıcı´nın Türkiye´den kaçışına ve gizlenmesine yardım ettiği öne sürüldü. Bakıcı´nın, internet andıcı belgesinde tuğgeneral rütbesi ile Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanvekili olarak imzası bulunuyor. Bakıcı, hükümeti yıkma eylemi içinde bulunmanın yanı sıra “delil karartmakla” suçlanıyor.

GURBETÇİ TEYİT ETTİ

Dalan ve Bakıcı´nın Almanya´da olduğu istihbarat birimlerinin aldığı bilgi üzerine ortaya çıktı. Emniyet, Irak´tan önce Belarus´a kaçtığı yönünde istihbarat alınan Bakıcı- ´nın oradan da Almanya´ya geçtiğini tespit etti. Bu bilgi, Dalan ve Bakıcı´yı birlikte gören bir gurbetçinin Ankara´ya yaptığı ihbarla teyit edildi.

DALAN´IN PARMAĞI MI VAR?

Interpol Genel Sekreterliği´ndeki güçlü Alman lobisi yüzünden hakkında kırmızı bülten kararı çıkartılmadığı belirtilen Dalan´ın İnternet Andıcı davası sanığı Bakıcı´nın yurtdışına kaçışı ve barınmasını organize ettiği iddia edildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan yargılanan ve hakkında “yokluğunda tutuklama müzekkeresi” çıkarılan Dalan gözaltına alınacağını duyar duymaz önce ABD´ye, sonra da Rusya´ya kaçmıştı. Şırnak 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı yapan Mustafa Bakıcı´nın da illegal yollardan doğruca Beyaz Rusya´ya kaçması akıllara “Dalan´ın firarda parmağımı var” sorularını getirdi.

Alman İnterpolü yanıt vermedi

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 2011´deki YAŞ´ta “pasif” görev olarak tanımlanan Kara Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkan Yardımcılığı´na atanan Mustafa Bakıcı hakkında “yakalama” kararı vererek kırmızı bülten çıkartılmasına hükmetmişti. Türkiye´nin Interpol Dairesi, firari olarak aranan Mustafa Bakıcı´nın Almanya´da kaldığı adresi Alman İnterpolü´ne bildirerek iade amacıyla yakalanmasını istedi. Alman İnterpolü ise Bakıcı hakkında “kırmızı bülten”le uluslararası düzeyde arama kararı bulunmadığı için hiçbir girişimde bulunmayarak yanıt vermedi.

IRAK´TAN RUSYA´YA KAÇTI

Yakalama kararına itiraz eden Bakıcı, bir süre sonra GATA´ya yatırılmış ve 26 Ağustos´ta taburcu olmuştu. Bir hafta istirahat raporu alan Bakıcı, yeni görevine başladıktan kısa bir süre sonra 1 aylık izin dilekçesi vermişti. Hakkında yakalama kararı bulunan bir paşanın izne ayrılmasına onay verilmesi tartışmalara neden olmuştu. 12 Eylül 2011´de eşi aracılığı ile Kara Kuvvetleri´ne emeklilik dilekçesi gönderdiği ortaya çıkan Bakıcı´nın emekliliği 20 Eylül´de onaylanmıştı. Bakıcı, kendisinden haber alınamaması ve ailesinin yerini bilmediklerini ifade etmeleri üzerine firari duruma düşmüştü. Sınır kapılarına bildirilmesi üzerine Interpol aracığıyla yapılan incelemede Bakıcı´nın Irak üzerinden Rusya´ya kaçtığı belirlenmişti.

Almanya´da görüntülendi

Almanya Federal Adli Ofisi, “Ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılıyorsunuz” gerekçesiyle Türkiye´nin Dalan´ın iade talebini reddetmişti. Interpol Genel Sekreterliği de “difüzyon” kararının kırmızı bültene dönüştürülmemesi için elinden geleni yaparak Bedrettin Dalan ve eski milletvekili Turhan Çömez için “kırmızı bülten” çıkartmamıştı. Dalan 13 Aralık 2011 tarihinde Almanya´nın Mannheim şehrinde bir grup kadınla birlikte yemek yerken objektiflere yakalanmıştı. Siyah gözlük ve şapka takan Dalan kendisini görüntüleyen gazeteciye tepki göstermişti. Bakıcı, Dalan ve Çağdaş Eğitim Vakfı Genel Başkanı Gülseven Yaşer´ in ardından firari 3. sanık olmuştu. ( Bugün)

Tümgeneral Bakıcı´nın ses kaydı çıkmıştı

19 Aralık 2011 tarihinde Rusya´ya kaçan İnternet Andıcı sanığı Tümg. Mustafa Bakıcı´ya ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı ortaya çıkmıştı. Mustafa Bakıcı ile İstanbul Garnizon Komutanı Tuğg. Muhittin Yenikeçeci arasında geçen telefon görüşmesinde Yenikeçeci, firari sanığa akşam yemeği ısmarlamış. Bakıcı, telefonda hem yemek için Yenikeçeci´ye teşekkür ediyor hem de teslim olmak için mahkemeye yapılan itirazı beklediğini bununda bir sıkıntı olup olmayacağını soruyor. Yenikeçeci de sıkıntı olmayacağını belirtiyor.

Ergenekon hala diri, Bakıcı kaçabildi

İnternet andıcı davasının sanıklarından hakkında yakalama kararı bulunan Tümgeneral Mustafa Bakıcı´nın, Genelkurmay adli müşavirinin uyarılarına rağmen önce izin aldığı, daha sonra emekli işlemlerinin tamamlanarak emekli edildiği, daha sonra da sahte kimlikle yurtdışına, Belarus´a kaçtığı ortaya çıkmıştı. İddialara göre firar olayın ayrıntıları şu şekilde gerçekleşti:

İnternet Andıcı Davası´nın üç numaralı sanığı olan Bakıcı hakkında 8 Ağustos´ta yakalama kararı çıkarılmıştı. Bakıcı, GATA´dan bir haftalık rapor alıp, evinde istirahat etti. ´Yakalama emrine´ rağmen ev istirahatının hemen ardından görevine başladı ve aynı gün bir aylık izin dilekçesi vererek izne ayrıldı. Merkez Komutanlığı´nın aramakta olduğu Tümgeneral Bakıcı´dan izin dilekçesinin onaylanmasının ardından haber alınamadı. Firari Bakıcı, tutuklama emrinden bir ay sonra eşine 12 Eylül´de verdiği vekâletnameyle emeklilik dilekçesini komutanlığa iletti. Ve firarda olmasına rağmen emekliliği onaylandı. Bakıcı, önce Ankara´dan bir dönem görev yaptığı Şırnak´a gitti. Buradan da Gürcistan adına düzenlenen sahte pasaport ile Kuzey Irak´a geçti. Kuzey Irak´ın Zaho kentinde 15 gün kalan Bakıcı ardından soluğu İran´da aldı. İran´da da sekiz gün kalan Bakıcı Paşa, buradan Belarus´a gidemeyeceğini anlayınca tekrar Türkiye´ye döndü. Türkiye´de adamları tarafından karşılanan Bakıcı, özel bir otomobille Artvin´in Hopa ilçesine götürüldü. Bakıcı, Gürcistan pasaportu ile Hopa´dan Gürcistan´a geçti. Burada üç Azeri ile buluştu. Ardından Azeriler, Gürcistan pasaportunu alıp Bakıcı´ya bu kez sahte Belarus pasaportunu verdi. Ekip daha sonra Rusya´nın Krasnador kentine geçti. Krasnador´da Mustafa Bakıcı ve üç Azeri´yi Belarus´tan gelen Bedrettin Dalan´ın iki adamı karşıladı.Oradan diğer firari Bedrettin Dalan´ın yanına yerleştirildi.

Ergenekon Terör Örgütü´nün şu ana kadar sadece bir kısmının ortaya çıkarılabildiği, bir çok hücresinin ise deşifre edilemediği savcılarca iddianamelerde belirtiliyordu. Son olarak İnternet andıcı iddianamesinde de bu tespit yer almıştı. Tümgeneral Mustafa Bakıcı´nın firarında A´dan Z´ye organize çalışılması, savcıların tespitlerini doğruluyor. Firar, Ergenekon örgütünün çökmediğini, varlığını dipdiri sürdürdüğünü gösteriyor.

ALMANYA DALAN´A SAHTE PASAPORT VERDİ

Almanya´nın Ergenekon davasının en önemli sanıklarından firari Bedrettin Dalan´a başka bir isimle sahte pasaport verdiği ortaya çıkmış, geçtiğimiz aylarda resmi olarak iletilen Türkiye´nin iade talebi reddedilmişti. Alman gizli servisinin, Ergenekon´un firari sanığı Bedrettin Dalan´a verdiği sahte pasaport da ortaya çıkmıştı. Sinan Akkuş isimli şahıs adına düzenlenen pasaportun doğum tarihi hanesinde 17 Aralık 1950 tarihi yazarken, doğum yeri ise Erzincan olarak görülüyordu. Alman istihbaratının kendisine verdiği bu sahte pasaportla Beyaz Rusya ve Ukrayna gibi ülkelere gidip gelen Dalan, havaalanlarında hiçbir zorlukla karşılaşmıyor. Güvenlik kontrollerinde pasaportundaki bütün bilgiler teyitlenen Dalan, şüphe çekmeden uçağa binebiliyor. Almanya´nın Ergenekon´un en önemli sanıklarından birisini sahte pasaportla korumaya alması şok etkisi yapmıştı. Ardından başlayan tartışmalarda Almanya´da da Ergenekon yapılanmasının bulunduğu, alman vakıflarının Türkiye´deki Ergenekon sanıklarına para yardımı yaptığı ortaya çıktı. Ergenekon davasına bakan mahkeme şimdi bu iddiaları araştırıyor.

KOZİNOĞLU´NUN DİKKAT ÇEKTİĞİ ALMAN PROJESİ

Geçtiğimiz günlerde şok bir bilgi daha ortaya çıkmıştı. Odatv davasında sanık olan ve kalp krizi ile hayatını kaybeden MİT görevlisi Kozinoğlu´nun el yazısıyla hazırladığı mektubu Aydınlık tarafından yayınlanmaktaydı. Ancak mektubun sansürlendiği ortaya çıktı. Sansürlenen bölümlerde Kozinoğlu´nun şok iddiaları yer alıyor. Kozinoğlu, Odatv ve Aydınlık yayın organlarının sahip çıktığı ve aynı davada onlarla birlikte sanık olan üst düzey bir MİT görevlisi. Aydınlık´ın övünerek yayınladığı mektubun yayınlamadığı satırlarında ise şok bilgiler var. Kozinoğlu, Deniz Feneri davasının, Alman İstihbaratı´nın AK Parti´yi zor durumda bırakmak için uydurduğu bir dava olduğunu iddia ediyor. Mektupta ayrıca Kozinoğlu, o dönem CHP milletvekili olan ´Kemal Kılıçdaroğlu´nun bizzat Alman İstihbarat Teşkilatı (BND) görüştüğü ve BND´nin Kılıçdaroğlu´nun CHP Genel Başkanlığını desteklediği´ şeklindeki ifadelere de yer veriyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(05 Mart 2012, 10:50)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Tümg. Bakıcı Rusya´ya kaçtı

Bakıcı Belarus´ta, Dalan´ın yanında

General kaçtı, fatura inzibatlara

Ergenekon hala diri, Bakıcı kaçabildi

Tümgeneral Bakıcı´nın ses kaydı

Genelkurmay´ın provokasyon siteleri ya da ´internet andıcı´ konulu manşetlerimiz

Islak imzalı ´İrtica ile Mücadele Eylem Planı´ ya da ´AKP ve Gülen´i Bitirme Planı´ manşetlerimiz

İnternet andıcı iddianamesinde arama yap

Islak İmza iddianamesinde arama yap

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Almanya Dalan´ı iade etmiyor

Dalan Almanya´da ortaya çıktı

Naziler, Alman Ergenekonu´nun kılıfı

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi manşetlerimiz

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Aydınlık´tan Kozinoğlu´na ilginç sansür

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4310    yazdır/print


 

Mısır Alman vakıflarını yargılıyor

Türkiye´de ülke aleyhine siyasi faaliyetlerde bulunmakla suçlanan ve Ergenekon davasında mercek altına alınan Alman vakıfları, Mısır´da da benzer suçlamalara konu oldu. Geçen aralık ayında 17 yabancı sivil toplum kuruluşuna yapılan baskınlarda ele geçen deliller üzerine Alman vakfı Konrad Adenauer ve diğer yabancı sivil toplum kuruluşlarındaki 43 kişi dün hakim karşısına çıktı.

27.02.2012 10:49 Almanya´da Hıristiyan Demokrat Parti´ye (CDU) yakınlığıyla tanınan Konrad Adenauer Vakfı´nın Kahire şube müdürü Andreas Jacobs, bu ülkede hakim karşısına çıktı. Mısır´ın başkenti Kahire´de geçen yıl aralık ayında aralarında söz konusu vakfın da bulunduğu 17 yabancı sivil toplum kuruluşuna baskın yapılmış, vakfın doküman ve bilgisayarlarına el konularak faaliyetleri yasaklanmıştı. Mısırlı yetkililer, vakıfların yurt dışından sağlanan illegal kaynaklarla ülke aleyhine siyasi faaliyetlerde bulunduklarını öne sürüyor. Bu ve bazı diğer benzer suçlamalarla Alman vakfı Konrad Adenauer ve diğer yabancı sivil toplum kuruluşlarındaki 43 kişi dün hakim karşısına çıktı.

Vakıf başkanının Mısır dışına çıkışı yasak

Kahire´de başlayan dava öncesinde vakfın başkanı Jacobs´un Mısır dışına çıkması yasaklanmıştı. Alman makamlarıysa olaya sert tepki gösterirken, otuz yıldır bu ülkede faaliyette bulunan vakfın illegal bir çalışması olmadığını öne sürüyor. Ancak Mısırlı yetkililer Almanların bu görüşünü paylaşmıyor. (Cihan)

HABLEMİTOĞLU ÖLDÜRÜLMEDEN ÖNCE ALMAN VAKIFLARINI ARAŞTIRIYORDU

Alman vakıfları konusu Ergenekon soruşturması sürecinde bir çok kez gündeme geldi. Araştırmacı Necip Hablemitoğlu´nun bu vakıfların Türkiye´deki siyasi girişimlerini araştırırken Ergenekon örgütü tarafından öldürüldüğü iddia ediliyor. Bu vakıfların CHP´ye ve Ergenekon sanıklarına maddi yardımlarda bulunduğu iddia ediliyor. CHP´ye yardım iddiasını ispatlayan deliller Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmişti. Ancak başka partiler için internet andıcı sitelerindeki yalan haberler dahi kapatma davası açılmasına yeterli görülürken CHP hakkındaki bu şok iddia, belgelerle desteklendiği halde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya harekete geçmemişti.

DÖNERCİ CİNAYETLERİ ALMAN İŞİ ÇIKTI

Son dönemde Almanya´da meydana gelen ve dönerci cinayetleri olarak nitelendirilen Türklere yönelik katliam olaylarının ardından da neonazilerle işbirliği içindeki Alman derin devleti çıkmıştı. Bu cinayetlerle ilgili soruşturmada aylardır somut bir gelişme yaşanmadı ve görünüşe göre örtbas edilmeye gidiyor. Bu tartışma sürecinde Ergenekon´un Almanya´daki bağlantıları da gündeme geldi.

ALMANYA´DAN DALAN´A SAHTE PASAPORT

Siyasi amaçlarla Alman vakıflarını kullanan Alman derin devletinin, Ergenekon davasının en önemli sanıklarından firari Bedrettin Dalan´a başka bir isimle sahte pasaport verdiği ortaya çıkmış, Türkiye´nin iade talebi reddedilmişti. Alman gizli servisinin, Ergenekon´un firari sanığı Bedrettin Dalan´a verdiği sahte pasaporta ulaşıldı. Sinan Akkuş isimli şahıs adına düzenlenen pasaportun doğum tarihi hanesinde 17 Aralık 1950 tarihi yazarken, doğum yeri ise Erzincan olarak görülüyor. Alman istihbaratının kendisine verdiği bu sahte pasaportla Beyaz Rusya ve Ukrayna gibi ülkelere gidip gelen Dalan, havaalanlarında hiçbir zorlukla karşılaşmıyor. Güvenlik kontrollerinde pasaportundaki bütün bilgiler teyitlenen Dalan, şüphe çekmeden uçağa binebiliyor.

KOZİNOĞLU´NUN DİKKAT ÇEKTİĞİ ALMAN PROJESİ

Yine geçtiğimiz günlerde şok bir gelişme yaşanmış, Odatv davasında sanık olan ve kalp krizi ile hayatını kaybeden MİT görevlisi Kozinoğlu´nun Aydınlık tarafından yayınlanan mektubunun sansürlendiği ortaya çıkmıştı. Mektubun sansürlenen bölümlerinde CHP lideri Kılıçdaroğlu hakkında Kozinoğlu´nun şok bir tespiti yer alıyordu. Kozinoğlu´na göre, Kılıçdaroğlu´nun CHP´de liderliğe gelmesinde ve Almanya´da Deniz Feneri davasının açılması ve bu yolla AK Parti hükümetini yıpratılmasında Alman derin devleti CHP ile işbirliği yapmıştı. Kozinoğlu, Odatv ve Aydınlık yayın organlarının sahip çıktığı ve aynı davada onlarla birlikte sanık olan üst düzey bir MİT görevlisi. Aydınlık´ın övünerek yayınladığı mektubun yayınlamadığı satırlarında Kozinoğlu, Deniz Feneri davasının, Alman İstihbaratı´nın AK Parti´yi zor durumda bırakmak için uydurduğu bir dava olduğunu belirtiyor. Mektupta ayrıca Kozinoğlu, o dönem CHP milletvekili olan ´Kemal Kılıçdaroğlu´nun bizzat Alman İstihbarat Teşkilatı (BND) görüştüğü ve BND´nin Kılıçdaroğlu´nun CHP Genel Başkanlığını desteklediği´ şeklindeki ifadelere de yer veriyor. Kılıçdaroğlu´nun PKK´lı yetkililerle aynı otomobilde birlikte bulundukları daha önce medyada yer almış, ancak bu iddia CHP´lilerce yalanlanmıştı. Ancak son iddianın, kahraman ilan ettikleri MİT mensubu Kozinoğlu´ndan gelmesi, bu iddiasını sansürleyerek diğer iddialarını savunmaları, Ergenekon ve CHP´li çevrelerin ne kadar şaşkınlık içerisinde olduklarına dair çarpıcı bir delil olarak değerlendirilmişti.

TANIK KARLIBEL ÇARPICI İDDİALARDA BULUNMUŞTU

Birinci Ergenekon davasında ifade veren Tanık Talip Doğan Karlıbel, Alman vakıflarına ve bu vakıfların Türkiye´deki Ergenekon sanıkları ve CHP´yle bağlantılarına dair çarpıcı iddialarda bulunmuştu. İfadesinde 1997´ye kadar 11 yıl Alman emniyetinde çalıştığını, tercümanlık yaptığını, uyuşturucu alanında da çalıştığını dile getirerek, 1999´da da Türkiye´ye döndüğünü anlattı.

2002 yılında öldürülen Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu ile tanıştığını ifade eden Karlıbel, ´5 Alman siyasi vakıfıyla ilgili çalışmaları vardı. Hablemitoğlu öldürüldükten sonra, 2003´ten itibaren bazı araştırmalar yapmaya başladım. Belirli bir grup bu cinayetin belirli bir cemaat tarafından yapıldığını iddia etse de bu cinayetin arkasında Alman siyasi vakıflarının olduğunu düşünüyorum. Almanya´da siyasi vakıflara karşı soru önergeleri veren milletvekilleri seks kasetleri ortaya çıkıp, siyasetten uzaklaştırılıyordu. Türkiye´de bu şekilde bir komplo olmamıştır. Nuh Mete Yüksel´e yapılan kaset skandalından sonra olmuştur´ dedi.

Kendisinin iddialarını ilk destekleyenlerin İşçi Partisi (İP) olduğunu, kitap yazdıktan sonra Ulusal kanala çıktığını belirten Karlıbel, İP´in Hablemitoğlu cinayetinin arkasında Alman vakıfları değil de belirli bir cemaat olasılığından, Hablemitoğlu´nun eşi Şengül Hablemitoğlu´nun da İran ya da Fethullah Gülen´e yakın bir cemaat olabileceğinden söz ettiğini anlattı. Karlıbel, Şengül Hablemitoğlu´na bunun hedef saptırma olabileceğini söylemesine rağmen, bu şekilde düşünmediğini söylediğini kaydetti. Hablemitoğlu´nun, öldürülmeden kısa bir süre önce Almanya´da gezinti yaptığını ifade eden Karlıbel, Ankara 2 No´lu DGM´de görülen Alman vakıflarıyla ilgili davada da eski CHP Milletvekili avukat Şahin Mengü´nün yönetimindeki avukat grubunun, bu vakıfların avukatlığını yaptığını kaydetti. Alman siyasi vakıflarının, CHP ve bazı siyasi partiler ile bölücü örgütler gibi hükümete karşı olan bütün örgütlerle iç içe olduğunu tespit ettiğini savunan Karlıbel, kendisinin kamuoyunda sahtekar gibi lanse edilmeye çalışıldığını kaydetti.

KARLIBEL ALMAN VAKIFLARINDAN PARA ALANLARI AÇIKLADI

Mahkemede ifade verdikten sonra Beyaz TV´de bir programa katılan Talip Doğan Karlıbel, çeşitli Alman Vakıflarından para alan Ergenekon sanıklarını ve aldıkları para miktarını açıkladı. Beyaz TV´de yayınlanan Medcezir programında Talip Doğan Karlıbel, Almanya´daki çeşitli vakıflardan para alan Ergenekon sanıklarının listesini verdi. Karlıbel, programda ülke elden gidiyor, memleketi parça parça satılıyor diye ulusalcılık propagandası yapan Ergenekon sanıklarının çeşitli Alman vakıflarından ne kadar para aldığını tek tek açıkladı. Latif Şimşek ile Nagehan Alçı´nın beraber modere ettiği Beyaz TV´deki Medcezir Programında dün akşam milletvekili Şamil Tayyar ile Talip Doğan Karlıbel konuktu. Karlıbel´in Almanya´daki çeşitli yerlerden Veli Küçük başta olmak üzere bazı Ergenekon sanıklarının ve Yeniçağ televizyonun para yardımı aldığını açıkladı. İşte Almanya´daki çeşitli vakıflardan para yardımı alan Ergenekon sanıkları ve bazı kurumlar...

Yeniçağ Televizyonu: 120 Bin Euro

Türk Ortodoks Kilisesi: 380 Bin Euro

Noel Baba Derneği: 90 Bin Euro

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Başkanı Taner Ünal: 15 Bin Euro

Doç. Dr. Ümit Sayın (Kitap alımı için): 4 Bin Euro

Kemal Kerinçsiz: 25 Bin Euro

Sevgi Erenerol: 3 Bin Euro

Veli Küçük: 12 Bin Euro

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

DAVA SONUÇLANDI: ALMAN VE ABD VAKIF YÖNETİCİLERE HAPİS

04.06.2013 10:42 Mısır Ceza Mahkemesi 43 sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcisini siyasi faaliyetler yürüttüğü gerekçesiyle 1 ila 5 yıl arasında hapis cezasına çarptırdı. Amerika Birleşik Devletleri Ulaştırma Bakanı Ray Lahood´un oğlunun da aralarında bulunduğu 16 Amerikalı hakkında 5 yıl hapis cezası verildi. Mahkeme ayrıca sivil toplum kuruluşlarına ait tüm evrak ve dokümanlara el konulmasını ve ofislerinin kapatılmasını kararlaştırdı. Mısır Başsavcılığı söz konusu kişilerin sivil toplum kuruluşu adı altında ülkede siyasi faaliyetler yürüttüğünü belirtiyor. Savcılık, 2012 mart ve aralık ayları arasında izinsiz açılan 6 kuruluşun temsilcisinin, yabancı kaynaklardan fon sağladığını ortaya koymuştu.

Dava sonucunda Alman Konrad Adenauer Vakfı´nın yöneticilerine ve büro sorumlularına 5´er yıla kadar varan hapis cezası verildi. Halk ayaklanması sırasındaki faaliyetleri sebebiyle başta Alman vakıfları olmak üzere çoğu uluslararası STK´ların büroları basılmış ve 47 vakfın temsilcileri hakkında dava açılmıştı. Bazı ülkeler vatandaşlarını tahliye bedeli karşılığında serbest bıraktırmış ve ülke dışına çıkartmıştı. Konrad Adenauer Vakfı´nın yöneticilerine de giyabi tutuklama cezası verildi.

Bugün görülen davada, Kahire Cinayet Mahkemesi, yabancı STK´ların finansı davasında 1 ila 5 yıl arasında değişen cezalar Verdi. Yargıç Mekrem Avad başkanlığında görülen davada, içinde Mısırlı ve yabancıların bulunduğu 43 kişi yargılandı. Davada mahkeme başkanı, Mısır´daki 68 yabancı sosyal toplum kuruluşunun 60 milyon dolar yardım aldığının tespit edildiği kaydedildi. Davada 27 sanık hakkında gıyaben 5 yıl hapis cezası verildi. Tutuklu 11 sanık ise bir yıl hapis cezasına çarptırıldı. 5 sanık hakkında ise 1000 (180 ABD Doları) Mısır Cuneyhi para ve iki yıl hapis cezası verildi.

Davaya yabancı kuruluşların avukatları, basın ve halkın büyük ilgi gösterdiği gözlendi. Kahire el Cedide bölgesindeki duruşma esnasında polis sıkı güvenlik önlemleri aldı. Davadaki bütün yabancılar hakkındaki yargı gıyaben verildiğinden hiç bir yabancı hapsedilmedi.

(27 Şubat 2012), son güncel.: (04 Haziran 2013)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Talip Doğan Karlıbel´le ilgili tüm manşetlerimiz

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

Almanya Dalan´ı iade etmiyor

Dalan Almanya´da ortaya çıktı

Naziler, Alman Ergenekonu´nun kılıfı

Aydınlık´tan Kozinoğlu´na ilginç sansür

Baykal kaseti özel yetkili savcılarda

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

Odatv iddianamesinde arama yap

Ergenekon´un finans kaynakları manşetlerimiz

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4291    yazdır/print


 

Arınç suikasti kapandı mı?

2009 yılında Başbakan yardımcısı Bülent Arınç´a suikast iddiasıyla başlatılan ve Özel Harp Dairesi´nin ´Kozmik Oda´sında bir aya yakın aramalar yapılmasına neden olan soruşturma iki yılı aşan süredir sonuçlanmadı. Arada bir iddianamenin yazıldığı haberleri çıktıysa da hiçbir somut gelişme yaşanmadı. Bu sessizliğin nedeni anlaşılamıyor. Bazı iddialara göre Arınç´a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturmada suikast değil askeri bir darbe hazırlığı tespit edildi.

23.02.2012 15:38 Halk arasında kontrgerilla olarak da bilinen Özel Harp Dairesi´nin merkezi olan Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı´nda görevli Albay Erkan Yılmaz Büyükköprü ile Binbaşı İbrahim Göze, ihbar üzerine Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast şüphesiyle, evinin etrafında 19 Aralık 2009´da gözaltına alındı. Delillerin yok edildiği ihbarı üzerine Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı´nda ve kozmik odalarda hakim eşliğinde 26 günlük bir süreçte 12 tam gün boyunca arama yapıldı. Soruşturma sırasında, Büyükköprü ile Göze de dahil 8 asker gözaltına alındı, 3 subay tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, subayları tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı. Kozmik odadaki aramanın sona ermesinin ardından Genelkurmay Adli Müşaviri Hıfzı Çubuklu, aramalarda suç unsuruna rastlanmadığını iddia etti. Dönemin Gn.Kur. Başkanı İlker Başbuğ, basına sızan ses kaydında baskınla ilgili olarak, ´İzin vermeseydik oraya nah girerlerdi´ diyordu. 2,5 yıllık süreçte herhangi bir ses çıkmaması üzerine soruşturmanın örtüleceği iddiası dile getirilmeye başlandı. Arada bir iddianamenin yazıldığı haberleri çıktıysa da hiçbir somut gelişme yaşanmadı. Bu sessizliğin nedeni anlaşılamıyor.

SUİKAST DEĞİL DARBE HAZIRLIKLARI MI YAKALANDI?

Bazı iddialara göre Arınç´a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturmada suikast değil askeri bir darbe hazırlığı tespit edildi. İlk defa gazeteci Mehmet Altan tarafından dile getirilen bu şok iddia çarpıcı bulgulara dayanıyordu.

GENELKURMAY´IN AÇIKLAMASI ŞÜPHELERİ ARTTIRDI

Ankara´da Başbakan yardımcısı Bülent Arınç´ı adım adım takip eden ve suikast yapacakları şüphesiyle yakalanan subaylar özel kuvvetler görevlisi çıkmıştı. Subaylar yakalanınca Arınç´ın adresinin yazılı olduğu kağıdı ağızlarında aceleyle yutmaya çalıştılar ancak başaramadılar. Subayların üzerinde ve evlerinde Arınç ve diğer bazı bakanların adreslerinin bulunduğu kağıtlar ve krokiler bulundu. Subayların o yılın Mart ayından Aralık ayına kadar aylardır izleme yaptıkları ortaya çıktı. Yakalanan iki kişinin subay çıkması üzerine İlker Başbuğ´un yönetimindeki Genelkurmay açıklama yaptı ve subayların dışarıya bilgi sızdıran bir subayı izlemekte olduklarını açıkladı. Ancak olayın üzerine gidildikçe bu iddianın doğru olmadığı, ne Arınç´ın apartmanında ne de civarında herhangi bir subayın oturmadığı anlaşıldı. Sonradan adı ortaya atılan bir subayın ise aylar önce emekli olduğu, olayla hiçbir bağlantısının olamayacağı anlaşıldı. Genelkurmay´ın yaptığı ´aceleci´ açıklama şüpheleri kaldırmak yerine daha da arttırmış oldu. Genelkurmay´ın açıklaması çok sayıda sorunun sorulmasına yol açtı. Çarpıcı gelişmelerin yaşandığı soruşturma Özel Kuvvetler´in merkezi olan Ankara´daki Seferberlik Tetkik Kurulu kozmik arşivine kadar uzandı. 1 aya yakın süreyle bir hakim tarafından incelemeler yapıldı.

Olayın patlak vermesinden bir kaç gün sonra basında yer alan Mehmet Altan´ın iddiası olayın şeklini birden değiştirdi. Altan´a göre, Arınç´a yönelik bir suikast değil hükümete yönelik bir darbe hazırlığı tespit edilmişti. Arınç´ı izleyen subayların görevi bir askeri darbe başlayınca evlerinden toplanacak siyasilerin adreslerini tespit etmekti. Bu iddia açısından olaya bakınca bir ayrıntı anlaşılır hale geliyordu, çok sayıda bakanın adreslerinin şüphelilerde çıkması gibi. Altan, yazısında ayrıca iddiayı destekleyen çok ilginç bir ayrıntıya daha dikkat çekiyordu. Özel Harp bölge başkanlıkları sayısı arttırılmıştı ve her darbe öncesi başkanlık sayısı arttırılıp darbe sonrasında ise azaltılıyordu.

Mehmet Altan´ın yazısından ilgili bölümü şu şekildeydi: Ankara´daki olay, darbe öncesi hazırlıkları andırıyor... Albay bizzat toparlayacağı siyasetçilerin adreslerini çıkarmakta... Bir süre önce yeniden yapılandırılan Seferberlik Tetkik Kurulu´nun 12 adet olan Bölge Başkanlıkları´nın 2010 sonuna kadar iki katına çıkarılması kararlaştırılmıştı. Bu durum ilginç bir gerçeği de gün yüzüne çıkardı. Seferberlik Kurullarının darbe öncesi dönemde artırıldığı ardından ise azaltıldığı tespit edildi. 1954 yılında 14 olan sayı 1960 Askeri Darbesi´ne kadarki dönemde 35´e kadar çıkarıldı. Darbeden hemen sonra düşürülen bölge başkanlığı sayısı 1980 İhtilali´ne giden süreçte yeniden 27´ye çıkarıldı. Turgut Özal´ın girişimiyle 1988 ve sonrasında 13´e kadar düşürülen bölge başkanlıklarında 2007 yılında yeniden artırıma gidildi. Sanırım ´suikast´ değil ama ´darbe´ hazırlığına suçüstü yapıldı. Ikınıp, sıkınıp ne olduğunu açıklayamamak da buradan kaynaklanmakta...

12 Eylül Darbesi´nden sonra “solcu” olduğu için ordudan atılan asker dostum anlatıyor: “Ankara´daki olay, darbe öncesi hazırlıkları andırıyor... Albay bizzat toparlayacağı siyasetçilerin adreslerini çıkarmakta...” Eski deneyimlerinden hareketle, bir yandan da İstanbul´daki Harp Akademileri´nde “hareketlilik” olup olmadığını izlemek gerektiğini vurguluyor. Acaba mı? “Arınç´a suikast” haberi ertesindeki Genelkurmay´ın çelişkili, garip açıklaması... Cumhuriyet tarihimizde ilk kez Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı´nda Cumhuriyet Savcıları nezaretinde yapılan arama... Burada görevli sekiz askeri personelin gözaltına alınarak Ankara Merkez Komutanlığı´na götürülmeleri... Geçen Cuma esip gürleyen Genelkurmay Başkanı´nın “belki bazı suallere cevap verememiş olabiliriz” demesi...

Ve en önemlisi Bugün Gazetesi´ndeki şu stratejik bilgi: “Ayrıca tanımla birlikte yeniden yapılandırılan (Özel Harp Dairesi´ne (ÖHD) bağlı) Seferberlik Tetkik Kurulu´nun 12 adet olan Bölge Başkanlıkları´nın da 2010 sonuna kadar iki katına çıkarılması kararlaştırıldı. Bu durum ilginç bir gerçeği de gün yüzüne çıkardı. Seferberlik Kurullarının darbe öncesi dönemde artırıldığı ardından ise azaltıldığı tespit edildi. 1954 yılında 14 olan sayı 1960 Askeri Darbesi´ne kadarki dönemde 35´e kadar çıkarıldı. Darbeden hemen sonra düşürülen bölge başkanlığı sayısı 1980 İhtilali´ne giden süreçte yeniden 27´ye çıkarıldı. Turgut Özal´ın girişimiyle 1988 ve sonrasında 13´e kadar düşürülen bölge başkanlıklarında 2007 yılında yeniden artırıma gidildi.” Sanırım “suikast” değil ama “darbe” hazırlığına suçüstü yapıldı. Ikınıp, sıkınıp ne olduğunu açıklayamamak da buradan kaynaklanmakta...

Suikast değil darbe soruşturuluyor kanaati veren diğer bulgular

Kozmik odada yapılan aramalarda Bülent Arınç´ı izleyen iki subayın görevlendirme evrakının arandığı kamuoyuna yansıtılmıştı. Ancak aramanın günlerce sürmesi, Seferberlik Bölge Başkanlığı´nın kurumsal olarak aranması, burada daha kapsamlı evrak incelemesi yapıldığının kanıtı olarak gösterilebilir. Çünkü eğer savcılık, o iki askerin görev emri belgesini arıyorsa bunu pekala TSK´dan bir yazıyla isteyebilirdi. Eğer Genelkurmay da Arınç´ı değil bilgi sızdıran bir subayı izleme görevlendirmesi yaptıysa, o taktirde görev kağıtlarını vermesi bir sorun olmazdı. Bu olmadığına göre ve bu görev kağıdı aranması olasılığı Genelkurmay açıklamasında da belirtmediğine göre demek ki görev kağıdı değil başka belgeler arandı.

Kimi değerlendirmelere göre de olayın ilk günden itibaren özel yetkili savcılık tarafından soruşturulması, Arınç´a suikasti aşan daha büyük bir hedeften, cebir ve şiddet kullanılarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüsden şüphelenildiğini gösteriyor. Bunun diğer anlam, bir darbe hazırlığı soruşturması yürütülüyor.

Özel Harp´çi Bozkır´ın CD´lerinde AK Partili bakanların güzergahları

2006 yılında, yani Ergenekon soruşturması başlamadan 1 yıl önce bir organize suç çetesine yönelik düzenlenen Küre (Sauna) isimli polis operasyonu kapsamında, Özel Harp Dairesi mensubu Yüzbaşı Nuri Bozkır´ın evinde yapılan aramalarda Özel Harp Dairesi´ne ait çok sayıda doküman elde edilmişti. Sauna çetesi lideri Kasım Zengin ifadesinde, Yüzbaşı Nuri Bozkır´ın kendisini istihbarat elemanı olarak kullandığını, MİT kimliği ve MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´nun imzasının bulunduğu bir yazı ile 68 adet CD´yi verdiğini söylemişti. CD´lerdeki bilgilerden bir kısmı şöyleydi: Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve Devlet Bakanı Ali Babacan´ın güzergahları, araçları, siyasi eğilimlerine ilişkin notlar. 7 AKP, 7 CHP´li milletvekiline ilişkin bilgiler. Yani Özel Harp Dairesi´nde bulunduğu anlaşılan bu çok gizli bilgiler suç çetelerine aktarılmıştı.

Özel Harp´çi Ergenekon sanığı Fikret Emekte ele geçen belgeler: Hükümet Darbesi Tekniği

Sauna operasyonundan 1 yıl sonra başlayan Ergenekon soruşturması sürecinde ise sanıklarda çok sayıda Özel Harp kaynaklı kritik belge ve bilgiler ele geçirilmişti. Bunlardan bazıları tam bu satırlara eklenecek kadar hassas. Ergenekon´un en büyük cephaneliklerinden birinin Eskişehir´deki annesinin evinde ele geçirildiği emekli Binbaşı Fikret Emek, Özel Harp Dairesi mensubu bir subaydı. Emek´te, Özel Harp kışlasından çıkarılması kesinlikle yasak olan bazı belgelere rastlanmıştı. Emek´ten ele geçirilen belgeler, 1´nci Ergenekon iddianamesinin 234. ve 236. ek klasörlerinde bulunuyor. Çok sayıdaki dokümanlardan iki tanesi çok dikkat çekici: 1 adet Devlet Yöneticileri İçin Devlet Yönetimini Kısa Dönemde Çökertme Kılavuzu, 1 adet Hükümet Darbesi Tekniği isimli kitap.

Özel Harp´te özel yöntemler: Terör ve kaos çıkartma teknikleri

Hatırlanacağı gibi Özel Harp Dairesi´nin resmi görevi, Bir dış düşman işgali durumunda işgal güçlerine karşı gerilla savaşı yaparak düşman kuvvetlerini yıpratmak, terör ve benzeri kaos eylemleriyle düşman işgalcilerini bezdirmek, yıpratmak şeklinde. Evet, özel harp elemanlarına özel harp yöntemleri öğretiliyor. Kaos ve terör çıkartma da bu elemanların çok iyi öğrendiği özel yöntemler arasında. Olay da aslında tam bu noktada karışıyor. Dış düşmanı yenilgiye uğratmak için bunlar gerekli. Ancak ya dış düşman yerine iç düşman hedef seçilirse?.. ´Öyle şey mi olur, saçma´ diyeceklere, bu hedef karıştırmanın, hedef saptırmanın yapılmış ve yapılmakta olduğunu göstermek aslında çok kolay. Basına da yansıyan tartışmaları hatırlarsak, bugünkü hükümet için dış güçlerin Büyük Ortadoğu Projesi´ni yürütmek için yönetime geldiklerine dair bazı kesimlerden suçlamalar yöneltilmiyor mu? Benzer nitelendirmelerle hükümet üyeleri ve onu seçen halk kesimleri, sivil toplum kuruluşları ve benzerleri irticacı nitelemesiyle iç düşman olarak gösterilmiyor mu, fişlenmiyor mu? Yakın zamana kadar kırmızı kitaplarda bu iç düşman grupları yer almıyor muydu?

Kozmik Oda´da siyasilerin adres ve krokileri, hükümet darbesi teknikleri gibi belgeler mi aranıyor?

İşte Ankara´daki kozmik oda aramalarında savcı ve hakimin Özel Harp Dairesi kayıtlarında hükümetin ve siyasilerin hedef haline getirildiği, adres-kroki, izleme, suikast, sabotaj ve benzeri gibi bu tür bilgileri aradığı da ileri sürülüyor. Ve eğer Ergenekon ve diğer çetelerin sanıklarından yukarıda da belirtildiği gibi hükümeti hedefleyen Özel Harp kaynaklı çok kritik belge ve bilgiler çıktıysa, şu halde askeri yetkililerin niçin Özel Harp Dairesi´ndeki kozmik aramaya direndikleri, niçin harddiskleri sildikleri, yandıklarına dair tutanaklar tuttukları, neden 6 bilgisayarı buharlaştırdıkları, dinlemeye de takılan evrak imha işlemi yaptırdıkları da gayet anlaşılır hale geliyor.

SUBAYLARIN ERGENEKON SANIKLARIYLA BAĞLANTISI TESPİT EDİLDİ

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast hazırlığı suçlamasıyla Arınç´ın evi civarında gözlem yaparken yakalanan ve ellerindeki adres kağıdını aceleyle ağızlarına atarak yok etmek isteyen Özel Harp Dairesi (ÖHD) mensubu iki subay suçüstü yapılarak gözaltına alınmıştı. Albay Erkan Yılmaz Büyükköprü ve Binbaşı İbrahim Göze´nin, Ergenekon tutuklusu Muzaffer Tekin, bazı DHKP-C örgüt üyeleri, Ergenekon´un gençlik yapılanması olduğu iddianamelerde dile getirilen ´Türkiye Gençlik Birliği (TGB)´ üyeleri, uyuşturucu kullanmak/satmaktan sabıkalı kişiler ve tefecilikten sabıkalı kişilerle bağlantılı oldukları tespit edilmişti. Aramalarda Albay Erkan Yılmaz Büyükköprü adına düzenlenmiş görevi kısmında ´muhabir´ yazan ´Sahte Sarı Basın kartı´” ele geçirilmişti. Suikast iddiaları ele geçen delillerle giderek netleşirken yakalanan subayların Ergenekon Terör Örgütü´yle bağlantılarının araştırıldığı da belirtilmişti.

ATABEYLER GRUBUNDAKİ ÖZEL HARPÇİLER DE BAŞBAKAN´A SUİKAST İDDİASIYLA YARGILANIYOR

Arınç´a suikast iddiasıyla gözaltına iki subayın özel harp subayı çıkması kamuoyunda Atabeyler Çetesi olarak bilinen silahlı grubu akıllara getirmişti. Üyelerinden ikisinin Özel Harp Dairesi´nde görevli yüzbaşı ikisinin de astsubay olduğu belirlenen çetenin Başbakan Erdoğan ile AK Parti´li Cüneyt Zapsu´ya suikast planladıklarına dair somut deliller ortaya çıkmıştı. Özel harpçilerin evlerinde çok sayıda patlayıcı ile Erdoğan´ın evinin krokisi bulundu. Krokilerin Atabeyler Grubu üyesi subayların elinin ürünü olduğu kriminal raporlarla belgelendi. Halen devam eden Atabeyler Çetesi davasında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon savcılarından, Atabeyler çetesi ile ilgili belgeleri istedi ve kararını bu belgelerin incelenmesinden sonra verilmesine hükmetti. Atabeyler Çetesi davasında yargılanan iki subay TSK´dan atıldı.

SAVCI: SANIKLARIN BEYANLARINA İTİBAR EDİLSİN!

Arınç´a suikast soruşturması gibi Özel Harp Dairesi´nin adının geçtiği bu davada da gariplikler yaşanıyor. Islak mürekkepli krokiler ve çok sayıda patlayıcıyla yakalanan sanıklar savcı tarafından aklanmaya çalışılmıştı. Kamu davasında devlet adına görev yapan ve sanıklara karşı devleti savunması gereken savcı tıpkı bir sanık avukatı gibi mütalaa vermiş, sanıkların evlerinde bulunan patlayıcıları PKK´ya karşı kullanmak için evde bulundurduklarını belirttiklerini, sanıkların bu beyanlarına itibar edilmesi gerektiğini savunmuştu. Bu durum, polis tarafından ´Atabeyler olayı dört dörtlük suikast planıydı´ denilmesine rağmen sanıkların beraate götürülmeye çalışıldığı iddialarına neden oluyor. Üç kez savcının değiştiği süreçte dava henüz sonuçlanmış değil.

DİĞER BİR ÖZEL HARP GARİPLİĞİ: 1 KAMYON BOMBA ÖRTBAS EDİLDİ

Arınç´a suikast olayının ardından ilginç bir gelişme daha yaşandı. 3 ay sonra polise gelen bir ihbarda, ´Kozmik Oda aramalarından telaşlanan Seferberlik üyeleri kirli silahları Ankara´ya topluyor´ şeklindeydi. Plakası da ihbarda belirtilen kamyon Ankara´da polisçe durduruldu. Kamyonun Özel Harp Dairesi´nce kullanıldığı ortaya çıktı. Kamyon el bombası yüklüydü. Sayım yapıldı, bombaların seri numaraları tespit edildi. TSK´ya ait çıkması üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı vererek kamyonu bıraktı. Güvenlik önlemleri alınmadan adeta telaşla nakledildiği anlaşılan kamyondaki 940 el bombasından bazılarının Ergenekon soruşturması kapsamındaki 12 olayda ele geçen bombalarla aynı seriden olduğu kriminal incelemelerle ortaya çıkarıldı. Bombalar Ergenekon´un yanı sıra değişik zamanlarda polis kayıtlarına girmiş 59 olayla da bağlantılı çıktı. Bu durum, Özel Kuvvetler´e bağlı sivil uzantıların yurt içindeki teröre karıştığı iddialarıyla örtüştü. ´Adeta nerede terör olacaksa oraya bomba temin edilmiş´ dedirtti. Arınç suikasti ve Kozmik Oda aramalarının hemen sonrasına gelen bu olay da karanlıkta kaldı.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(23 Şubat 2012), son güncel.: (24 Şubat 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

BAŞB.YRD. ARINÇ´A SUİKAST İDDİASI VE KOZMİK ODA ARAMALARI MANŞETLERİMİZ

Ses kaydı: İzin vermesem nah girerlerdi

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4280    yazdır/print


 

MİT darbesi kovuşturulur mu?

MİT krizi üzerine hükümet süratle harekete geçti. Birkaç günlük süreç sonunda cumhurbaşkanının da jet onayıyla yasa değişikliği dün akşam uygulamaya girdi. Bu hızlı süreç, son YAŞ toplantısında topluca emeklilik restini çeken kuvvet komutanlarına karşı hükümet ve cumhurbaşkanının uyguladığı hızlı müdahaleyi hatırlattı. Kriz resmi olarak kapandı. Bazı yetkililere göre hükümete karşı sivil darbe girişimi yaşandı. Bu iddiayı güçlendiren bulgular var. Bu noktada akıllara çok önemli bir soru takılıyor: Bir darbe girişimi şüphesi varsa, bu kovuşturulacak mı?..

18.02.2012 13:21MİT krizi gündemi ilk sıradan meşgul etmeye devam ediyor. Hükümet kriz karşısında süratle harekete geçti. Birkaç günlük süreç sonunda Cumhurbaşkanının da jet onayıyla yasa değişikliği dün akşam uygulamaya girdi. Ancak tartışmalar bir süre daha süreceğe benziyor. Bir eski MİT yöneticisi, çok açık bir ifadeyle krizi tanımladı: ´Hükümete karşı sivil darbe girişimi yaşandı.´ Bu çok büyük bir iddia. Ancak olayın özünde aslında bu korkunç şüphe var. Bu iddiayı güçlendiren bulgular var. İşte belki de bu nedenle MİT krizi en önemli tartışma konusu oldu ve tartışmanın süreceği de söylenebilir. Hükümete karşı son darbe girişimi ´27 Nisan e-Muhtırası´ idi. Nasıl uzun süre konuşulduysa ve halen de konuşuluyorsa, bu sivil darbe girişimi iddiası da uzun süre konuşulacaktır. E-Muhtıra nasıl daha sonra kovuşturma konusu yapıldıysa, MİT üzerinden hükümete sivil darbe girişimi yaşandığı iddiası da muhtemelen kovuşturma konusu olacaktır.

Medyaya bakıldığında çok ilginç tavır değişiklikleri görülüyor. Cemaat işin içinde mi şüphesini doğuracak şekilde ona yakın bazı yayın organları sürekli ve tek taraflı MİT aleyhtarı yayınlar yaptılar, savcıları savundular. Bunu görebilmek de çok kolay. Kütüphanelere gitmeye de gerek yok. İnternet arşivlerinden yayınlanan haber ve yorumlara ulaşılabilir. Ancak son günlerde farklı tavırlar görülüyor. Oysa bu başında böyle olsa yani en azından bu işin arkasında bir komplo olabilir mi, savcılık yanlış yapmış olabilir mi, bazı zamanlamalar çok dikkat çekici acaba komplo olasılığı olabilir mi gibi haber ve yorumlara da yer verilse belki de bu tehlikeli ve rahatsız edici düşünce hiç ortaya çıkmayacaktı.

Şüphesiz her kurum içinde iyiler de var kötüler de. Hiç bir kurum için hatasız denilemez. Ancak MİT krizinde olduğu gibi MİT´i topyekün kötü ilan eden, polis teşkilatını ve yargıyı ise topyekün iyi ilan edenler var. Savcıların, hakimlerin ya da polislerin görevden alınmasını kötü görenler var. Bir görevden alma yaşanınca o görevden almayı eleştirenler olduğu gibi alkışlayanlar da var. Örneğin Zekeriya Öz´ün görevden alınması.. MİT olayında Savcı Sadrettin Sarıkaya´ya dosyadan el çektirilmesini eleştirenler Savcı Zekeriya Öz´ün görevden alınmasını ise alkışlamışlardı. Deniz Feneri savcılarının görevden alınmasına karşı çıkanlar, o savcıların mahkeme kararlarının üstünü inanılmaz şekilde örterek mahkemenin reddettiği talepleri nasıl hukuksuzca uygulattıklarını görmek istemiyorlar. Bu çevreler ilk olarak Almanya´da başlatılan Deniz Feneri davasının Alman derin devletinin bir oyunu olduğuna dair MİT´çi Kozinoğlu´nun iddialarının üstünü de örtüyorlar, hükümet aleyhtarı diğer iddialarını ise savunuyorlar. Sincan hakimi Osman Kaçmaz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ü ifadeye çağırınca eleştirenler, MİT Müsteşarı üzerinden Başbakan ifadeye çağrılınca alkışlıyorlar. Sadrettin Sarıkaya´yı görevden aldıran hükümet Ferhat Sarıkaya´nın görevden alınmasına ise tepki göstermişti deniliyor. Soyadları aynı olan savcılar aynı kefeye konuluyor. Bu arada hatırlatalım ki Zekeriya Öz´ün görevden alınmasına biz tepki göstermiş ve bunda hükümetin rolü olduğuna inanmış, açık eleştiriler yöneltmiştik.

BU HÜKÜMET OLMASAYDI ERGENEKON SORUŞTURULUR MUYDU?

Ergenekon ve Balyoz sürecinde genelkurmay başkanları dahi ifade veriyorken üst düzey subaylar tutuklanırken iyi de MİT Müsteşarı Fidan ifade verirken mi kötü deniliyor. Oysa olaylar -kasti ya da değil- tamamen birbirine karıştırılıyor. Ergenekon ve Balyoz şüphelileri hükümeti devirme suçlamasıyla kovuşturuluyor. Hükümet bu yüzden doğal olarak arkasında duruyor. MİT krizinde de hedef hükümet. Bu yüzden de hükümetin tavrı yine aynı. Farklı bir şey yok aslında. Ayrıca bu hükümet olmasaydı Ergenekon soruşturmaları süreci yaşanır mıydı? Bunu da görelim. Bunu söylemeye herhalde en layık insanlardan biri bu satırların yazarıdır. Yıllardır kontrgerilla iddialarını takip ediyorum. AK Parti iktidarından önce kesinlikle umutsuzdum bu karanlık güçlerin açığa çıkarılacağından. Benim görmemi geçelim, çocuklarımızın dahi o günleri görebileceğinden umutsuzdum. Evet açıkça umutsuzdum.

Hiçkimse, ´ama değişen çağın gereği bunların soruşturulması zaten yapılacaktı´ demesin. Onlara birşeyi hatırlatmalı. İtalya´da 1990 yılı sonunda patlayan Gladio skandalı tüm Nato ülkelerini sardı ve hepsinde yetkililer bu cinayet örgütlerinin varlığını kabul ettiler, ya tasfiye ettiler ya da hukuksal sınırlara çektiler. Evet tüm üye devletler resmen kontrgerillalara karşı tavır aldılar, Türkiye hariç. O tartışmalı günlerde Genelkurmay yetkilileri başörtüsü taleplerinin devrim süreci olarak görüldüğünü, Türkiye´de de bir İslam devrimi süreci yaşandığını ima eden açıklamalar yaptılar. Türkiye´de kesinlikle kontrgerilla olmadığını iddia ettiler. Olsa bile İslami devrim sürecine karşın örgütün gerekli olduğunu demeye getirdiler. Bu kadar kararlı ve güçlü olan derin yapıların, çağın gereği diye kendilerine yönelik soruşturmaları kabul edecekleri, her türlü darbe ve benzeri karşı koymalarla direnmeyecekleri, teslim olacakları beklenebilir mi. Hükümet kararlı tavır göstermese kelle koltukta üzerlerine gitmese Ergenekon soruşturmaları süreci başlayabilir miydi. Arkasında hükümet desteği olmasa Zekeriya Öz´ün sonu da Savcı Doğan Öz gibi olmaz mıydı?

ÖZAL´IN AÇILIM PROJESİ DE SABOTE EDİLMİŞTİ

Genelkurmay´ın bu açıklaması 1990 Aralık ayında oldu. Ardından kronolojik olarak olaylara bakarsak kontrgerillanın Türkiye´de ne kadar etkin şekilde faaliyet yürüttüğünü net şekilde görebiliriz. Özellikle 1993 yılına yığılan çok sayıda olay bu faaliyetleri o kadar çarpıcı şekilde gösteriyor ki daha önce hiçbir şekilde görülmemiştir. 1993 kanlı ve kara bir yıl oldu. O yıl adeta bir suikast fırtınası yaşandı. En kanlısının Bingöl´deki 33 er katliamının olduğu çok sayıda peşpeşe gelen olaylarda kendi alanında güçlü ve simge isimler aynı yıl, art arda hayatlarını kaybetti: Gazeteci yazar Uğur Mumcu, Jandarma Komutanı Eşref Bitlis, Cumhurbaşkanı Özal, Bingöl´de 33 asker, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Binbaşı Cem Ersever.. Kimi öldürüldü, kiminin ölümünün üzerindeki sis perdesi hala aralanamadı. Bu kişi ve olayların ortak özelliği ise ya PKK´yla mücadelenin doğrudan içinde yer almaları ya da sorunun çözümü için ciddi mesai harcamalarıydı. Bu suikast fırtınasından geriye PKK terörüne karşı şiddete devam politikası kaldı. Son yıllarda hükümetin gerçekleştirmeye çalıştığı ve MİT krizinde de ön plana çıkan PKK terörünü barışçı yollarla durdurma şeklindeki demokratik açılım projesini ilk olarak aslında Cumhurbaşkanı Turgut Özal uygulamaya çalışmıştı. Ama bedelini O ve onun ekibinde yer alan yukarıda adı sayılan askeri yetkiler ödedi. Ergenekon ya da kontrgerillanın, asker polis MİT ve PKK içindeki uzantıları yoluyla demokratik barış çabaları sabote edildi.

Aslında son yıllarda benzer sabote girişimlerini yaşamıyor muyuz? Referanduma doğru, seçimlere doğru terör ve her türlü kışkırtma girişimleri artmadı mı? Bursa İnegöl ile Hatay Dörtyol gibi örneklerle Kürt vatandaşlara karşı toplu linç girişimleri yaşanmadı mı? Böylece Türk-Kürt gerginliği arttırılmaya çalışılmadı mı? Öğrenciler CHP tarafından finanse edilerek hükümeti protesto gösterilerine, yumurtalı saldırılara kışkırtılmadı mı? Hopa´da Başbakanın otobüsü taşlanarak, Kastamonu´da PKK´lılarca seçim otobüslerine bombalı saldırılar düzenlenerek, yetersiz muhalefet seçim kampanyasında takviye edilmeye çalışılmadı mı? Olaylar, gören ya da görmek isteyen gözler için o kadar açık ki.. Birileri demokratik açılım gerçekleşmesin, barış olmasın, şiddet sürsün, bir ailenin bir oğlu askerde diğeri dağda birbirine kurşun çeksin istiyor. Birileri sanıyor ki sadece şiddet yoluyla bu terör biter.

Aslında Turgut Özal ve ekibine karşı girişilen sabotaj operasyonlarının benzerlerini bu hükümetin demokratik açılım sürecinde de görmek mümkün. Bugünlerde son örneğini MİT krizinin oluşturduğu bu girişimleri farketmemek mümkün mü? PKK´ya karşı askeri ve polisiye tedbirlerden vazgeçmeyen, KCK operasyonlarının arkasında duran, ancak barış girişimlerinden de vazgeçmeyen hükümeti, KCK´yı ve hatta PKK´yı kurduran, halkın polisini askerini öldüren, molotofla sivillerini yakan bir başbakanın hükümeti konumuna sokmak istiyorlar.

KRİZDE DİKKATİ ÇEKEN ÇOK SAYIDA AYRINTI

MİT krizinde şüphe çeken çok önemli başka ayrıntılar daha var. Tartışmaların odağındaki ses kaydının basına sızdırılması başlı başına dikkat çekici. Başbakan Erdoğan tam Mısır´da tüm dünyaya yönelik bir konuşma yapıyor, İsrail´e de uyarılarda bulunuyor. Aynı saatlerde bir internet sitesi hacklenerek ses kaydı veriliyor. Tabi hızla internet medyasında da yayılıyor. Bu sızdırma olayından birkaç gün önce İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman üstü örtülü de değil açıkça, ´Türkiye´nin düşmanı PKK´ya yardım edeceğiz´ diyor. O günlerde hükümetin terörle mücadelede yeni yapılanma çabaları sonuç veriyor, PKK´ya ve KCK´ya darbe üstüne darbe vuruluyor. Ardından ses kaydı geliyor, ardından MİT görevlileri ifadeye çağrılıyor ve bir nevi PKK ile KCK´yı bunlar kurdu diyerek hükümet korkunç bir zan altında bırakılıyor. Görüldüğü gibi çok büyük bir hamle yapılmış durumda.

Bu kadar büyük bir hamlenin arkasında İsrail, ABD derin devleti denilen neoconlar ve onların polis ile MİT içindeki uzantılarının bulunduğu konuşuluyor. Bunların üstüne Odatv ve diğer Ergenekon medyasının MİT Müsteşarı Fidan´ı yıpratma kampanyası, İsrail askerlerinin Mavi Marmara gemisine saldırısından birkaç saat sonra İskenderun deniz üssüne PKK saldırısı, İskenderun´a İsrail saldırılarına karşı füze sistemi kurulduğunun açığa çıkması, bu üsse yönelik saldırıya katılan elebaşının diğer teröristlerce de ifşa edilen İsrail bağlantıları, Lübnan´da İsrail adına casusluk yapan PKK´lıların yakalanması da konulursa perde gerisi giderek netleşiyor.

HALKA HESAP VEREN BAŞBAKAN AMA BİRİLERİ HARİÇTEN POLİTİKA YAPMAYA ÇALIŞIYOR

Başbakan´ın krize derhal el koyması, kendisine hamle yapıldığını farkettiğini gösteriyor. Eğer iddia edildiği gibi MİT yöneticileri KCK´lıların eylemlerine yardımcı oldularsa, yani suçlarına ortak oldularsa Başbakan onları sahiplenir mi? Geçtiğimiz günlerde Adana´da bir MİT görevlisi gözaltına alındı. Suriye direniş lideri albayı 100 bin dolara Esed´e sattığı ve idam edilmesine neden olduğu söyleniyor. Bu olayı öğrenince Hakan Fidan onu görevden almış. Böyle hainlere elbette lanet olsun. Ama çürük ve sağlam elmaları da birbirine karıştırmamalı. TSK içindeki Ergenekoncular temizleniyor. Aynı şey MİT içinde de yapılmalı. Aynı şey polis içinde de yapılmalı.

Başbakan risk aldığını açıkça halka söylemedi mi? Açılım projesine böyle başlamadı mı? Halk da ona güvendi. Seçimlerde yüzde 50 oyu böyle vermedi mi? Açık açık. Göstere göstere. Yani Başbakanın sorunu barış yoluyla çözmeye çalıştığı görüldü. Ama PKK kabul etmeyip silah bırakmayınca peşpeşe operasyonlar gelmedi mi? Kazan vadisinde, Karadeniz´de, Kuzey Irak´ta peşpeşe teröristler imha edilmedi mi? ´Düşürün şu heronları pkklılar vuruluyor´ diyenler kimlerdi? Onların üzerine gidenler kimler? Heron ihaneti gibi ihanetlerle MİT ve TSK içindeki hainlerin üzerine gidilip de Silivri´ye doldurulmuyorlar mı? O nedenle de artık başarılı operasyonlar yapılmıyor mu? MİT krizinin yaşandığı günlerde 24 terörist daha öldürülmedi mi?

Başsavcının, yardımcısının, hatta soruşturmadaki diğer savcının haberi olmadan çok büyük bir hamleyle MİT Müsteşarına uzanmakta bir art niyet aramamak mümkün mü? Bu hamlenin ne gibi sonuçlar doğuracağını, nelere yol açacağını o savcının öngörmemesi mümkün mü? 12 Eylül askeri bir darbe idi, 28 Şubat post-modern yarı askeri bir darbe oldu. 27 Nisan internet darbesi idi. MİT krizi ise 7 Şubat sivil darbe girişimi oldu. Ama sonuçta hepsi bir darbe girişimi idi. Meşru hükümeti devirme ya da politikalarını değiştirtme girişimleri idi.

SAVCILARIN HAKİMLERİN HER YAPTIĞI DOĞRU MUDUR?

Savcıların, hakimlerin her yaptığı doğru mudur? Eğer öyleyse Danıştay saldırısı niçin Ankara´daki yargılamada savcısıyla hakimiyle örtbas edildi? Cihaner´in mahkemeden kaçırılarak Yargıtay´a alınmasının anlamı nedir? Cihaner´in o dönemin HSYK´sı tarafından Erzincan´a atanmasının, cemaatler soruşturmasını Ergenekon´dan iki ay sonra başlatmasının, adalet bakanlığından iki yıl gizli yürüttüğü soruşturmayı hükümet üyelerine kadar tırmandırmasının anlamı nedir? Ergenekon tutuklusu Mehmet Haberal´ın başvurusu üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´ndeki üyelerin skandal şekilde tazminata hükmetmelerinin ve bu açılan kapıdan çok sayıda Ergenekon ve Balyoz sanıklarının geçerek Ergenekon ve Balyoz davalarını çökertmeye çok yaklaşmasının anlamı nedir? Bir darbe illaki askeri kesimden gelir denilemez. Önceki HSYK ve Yargıtay´dan gelen bu tür darbe çabaları da geçtiğimiz yıl yapılan referandumda millet tarafından engellenmedi mi? Demek ki işin içinde hakim savcı falan olması o girişimleri temize çıkarmaya yetmiyor. Onlar da hata yapabilir. Onlar da suç işleyebilir. Onlar da ellerindeki imkanları istismar ederek pekala darbe girişiminde bulunabilir. Kişilerin kim olduğuna değil, ne yaptığına, ne dediğine bakmalı.

Başbakandan izin alınmadan MİT yetkililerinin soruşturulması zaten yasaya da aykırı. Ama CMK farklı diyenleri AYM eski raportörü Osman Can susturdu. O yasanın çok yanlış yorumladığını hukuki açıdan ispat etti. Savcılık soruşturmasının da hukuksuz olduğunu ilan etti. Yani zaten baştan yanlışlık vardı. MİT kanunu değişikliği, anlayış kıtlığı olanları ya da art niyetlilerin yollarını kapatmak için yapıldı. Zaten var olan yasa güçlendirildi. Tıpkı 367 krizindeki gibi hukuksal boşluk dolduruldu. Zaten Başbakandan önce de var olan yasalar hükümete gelince uygulanmasın isteyenler var. Tıpkı 367 krizinde olduğu gibi. Her zaman uygulanan yasalar nedense bu hükümete gelince hep aleyhte yorumlanıyor.

HALKA HESAP VERİYORSA TEK KİŞİLİK YASA DA ÇIKARIR

Bu ülkeyi hükümet yönetmeli. Yani tam olarak hükümet yönetmeli. Çeşitli kurumların içindeki hainler ya da onların organize şekilde meydana getirdiği gizli örgütler değil. Hükümete yönetme yetkisini halk seçimlerde veriyor. Gereğini yapmazsa hesabını yine seçimlerde sorar. Hükümet ne gerekiyorsa yapar. Gerekirse tek kişilik yasa da çıkarır. Önemli olan halka hesap vermek. Halk onaylıyorsa iş bitmiştir. Kim ne derse desin.

27 NİSAN SORUŞTURULMAYA BAŞLANDI, 7 ŞUBAT DA SORUŞTURULUR

Son MİT krizi olayında da çok korkunç bir şüphe var, bir darbe girişimi yaşandığına dair. Eski MİT yöneticisi Cevat Öneş bu durumu çok açık ifade ediyor: ´Bu olay AK Parti´ye, siyasete yapılan bir darbe girişimidir. AK Parti´nin ayakları kesilmek istenmiştir.´ Hükümete karşı son darbe girişimi ´27 Nisan e-Muhtırası´ idi. Nasıl uzun süre konuşulduysa ve halen de konuşuluyorsa, bu sivil darbe girişimi iddiası da uzun süre konuşulacaktır. Ancak e-Muhtıra nasıl daha sonra kovuşturma konusu yapıldıysa, MİT üzerinden hükümete sivil darbe girişimi yaşandığı gibi çok ciddi bir iddia da muhtemelen kovuşturma konusu olacaktır.

Abdullah Harun / kontrgerilla.com

(18 Şubat 2012, 13:21)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

MİT BAŞKAN VE GÖREVLİLERİNİN İFADEYE ÇAĞRILMASI KRİZİYLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Başsavcılık: İstihbaratçılar suç işledi

Cemaat-MİT çatışması mı yaşanıyor?

Hükümet sivil darbeyi engelledi

KCK savcısı görevden alındı

MİT kanunu Perşembe çıkıyor

MİT´çilere yakalama kararı

MİT müsteşarı Fidan hedefte

Odatv-Aydınlık-İsrail´in hedefi: Fidan

´Mesaja mesaj´ ses kaydı

Osman Can savcıların soruşturmasını hukuksuz ilan etti: MİT yasası görmezden gelindi

Aydınlık´tan Kozinoğlu´na ilginç sansür

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

ERGENEKON, BALYOZ VE DİĞER İDDİANAMELERDE ARAMA YAP

İnegöl ve Dörtyol´daki kitlesel kışkırtmalarda Kontrgerilla kuşkusu

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz

2011 seçim sürecinde yaşanan kışkırtmalar

2011 Kontrgerilla için ´Kıyamet´ yılı

Seçim ve anayasa Kontrgerilla için ölüm kalım meselesi

Yarbay kontrgerillayı deşifre etti

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4259    yazdır/print


 

İkinci Ergenekon´da 156. duruşma

İkinci Ergenekon davasına 156. duruşma ile devam ediliyor. Savunmaların alınmasına ara verilen duruşmada, sanık ve avukatların talepleri alınıyor.

07.02.2012 12:12 İkinci ´Ergenekon´ davasına 156. duruşma ile devam ediliyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan küçük salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekili olan gazeteci Mustafa Balbay, gazeteci Tuncay Özkan, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu´nun da aralarında bulunduğu 15 tutuklu sanık ile ´Odatv davası´ kapsamında tutuklu olan bu davanın tutuksuz sanığı Yalçın Küçük katıldı. Tutuklu sanıklardan 1. Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, CHP Zonguldak Milletvekili ve Başkent Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal ve emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün gelmediği duruşmada, tutuksuz sanık Mehmet Ali Çelebi de hazır bulundu.

Tutuklu sanık Mehmet Haberal, tutuklandığı 17 Nisan 2009 tarihinden bu yana duruşma salonuna hiç gelmediği gibi savunması da hastane ile duruşma salonu arasında kurulan video konferans yöntemi ile alınmıştı. Savunması aynı yöntemle alınan Levent Ersöz ise sadece bir kez ambulans ile doktor nezaretinde duruşma salonuna gelmişti.

Duruşma başlamadan önce tutuklu sanıklar, salona gelen yakınları ile sohbet etti. Emekli Kızılay müfettişi olan tutuklu sanık Kemal Aydın´ın yakınları ile yaptığı sohbet dikkat çekti. Ergenekon soruşturması ve yargılamasına ilişkin süreci ´savaş´ olarak değerlendiren Aydın, Bu bir savaş. Bizim görevimiz burada olmak. Biz şu an ahlaksız bir savaşın muhatabıyız. Ancak dua etsinler dışarı çıkmayayım. ifadelerini kullandı.

YALÇIN KÜÇÜK: AHMET ŞIK BİZİ CANİ GÖRÜYOR

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, tutuksuz sanıkların savunmalarına ara verilerek sanık ve avukatların taleplerinin alınmasına geçildiğini belirtti. İlk olarak OdaTv davası kapsamında tutuklu bulunan bu davanın tutuksuz sanığı Prof. Dr. Yalçın Küçük söz aldı. Bugün başka bir davası olduğunu ancak ona gitmediğini ifade eden Küçük, Burası ana, diğerleri üvey mahkemem. Onlara fırsat buldukça gidiyorum dedi.

Savunmasını geçen hafta tamamlayan tutuksuz sanık Erol Mütercimler´in 12 Eylül askeri darbesi 24 Ocak kararlarının uygulanması ve 78´li subayların tasfiyesi için yapıldı. Ben de 78´li bir subayım. 78´li subaylara nasıl işkence yapıldığı bana anlatıldı ifadeleriyle ilgili olarak Küçük, 78´de Harp Okulu´nda bin 400 kadar öğrenci vardı. Gündüz subay, gece eylemciydiler. Büyük eylemler yaparlardı. Ordu onları tasfiye etti. Tarihin bütün sırları bende vardır. Mütercimler ayrıca bana ´Mahkeme heyetine iletin, benim bildiğim Ergenekon, bu davada iddia edilen Ergenekon değil. Benim bildiğim Ergenekon 1983 yılında tasfiye edildi´ dedi ifadesini kullandı.

Ergenekon sanıklarından ve iddianameden daha acımasız ithamların yer aldığını iddia ettiği Ertuğrul Mavioğlu ve Ahmet Şık´ın yazdığı Kırk katır, kırk satır. Ergenekonda kim kimdir kitabını göstererek Küçük, Ahmet Şık bizden çok şikayet eder ama bir üst katımızda kalıyor şimdi. Bizi her türlü cani cinayetten sorumlu tutuyor. Bizi cani olarak görüyor. Bizi sevmediğini de Odatv davasında göstermiştir diye konuştu.

Geçen hafta savunmasını tamamlayan tutuksuz sanık CHP Ankara Milletvekili Sinan Aygün´ün savunması sırasında Odatv davası nedeniyle duruşmada bulunamadığını hatırlatan Küçük, eski dostum dediği Aygün´ün çelişkiler verdiğini ifade ederek savcının dikkatini bu konuya vermesi gerektiğini söyledi. Küçük, esnaf eylemleriyle ilgili Aygün´ün o dönemde kendisine verdiği bilgiyle mahkemede verdiği ifadeler arasında çelişkiler bulunduğunu, ayrıca milletvekili olan Aygün için CHP´de müstehar, ödünç CHP´li dedi. Küçük, ´AKP´nin Aygün´ün evinde kurulduğu, kendisine de Recep Tayyip Erdoğan tarafından Sanayi Bakanlığı´nın teklif edildiği, kabul etmeyince ise aralarının bozulması´ konusunun Aygün´ün savunmasında hiç dile getirilmediğini ifade etti.

Ayrıntılı savunmasını yapmak için çok sayıda kitap ve ansiklopedi ile geleceğini ve bir aylık süreye ihtiyacı olduğunu belirten Küçük, Burası bir üniversite, burada tarih yazılıyor şeklinde yargılamayı değerlendirdi. Cezaevinde yapılan aramaları da eleştiren Küçük, aramalar için ellerini her iki yana açılması talimatının kendisini leyleğe çevirdiğini belirterek, Kendimden şüphelenmeye başladım. Acaba homo mu oluyorum? Memur beyler en gizli yerlerimizi mıncık mıncık ediyorlar. Umarım tutukluluk uzun sürmez yoksa başka bir insana benzeyeceğim diye konuştu.

Küçük´ün bu sözleri üzerine Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese Burası mahkeme salonu diyerek uyarıda bulundu. ( DHA)

BALBAY´DAN WİKİLEAKS AÇIKLAMASI

18´i tutuklu 118 sanığın yargılandığı İkinci Ergenekon Davası´nın 156. duruşması tutuklu sanıkların taleplerinin alınmasıyla devam ediyor. Duruşmada söz alan tutuklu sanık CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, sözlerine Odatv davasında tutuklu yargılanan Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan´ın yeni yayınlandığı Sızıntı/Wikileaks´te Ünlü Türkler kitabının 226 ve 269. sayfalarına dikkat çekerek başladı. Balbay, Sızıntı kitabına konu olan Wikileaks belgeleri arasında Amerikan Büyükelçiliği´nin Beyaz Saray´a gönderdiği kriptolarda 21 Kasım 2008-29 Mayıs 2009 tarihleri arasında bazı Türk emniyet yetkililerinin Amerikan Büyükelçiliği´ne Ergenekon soruşturmalarıyla ilgili brifing verdiğinin bildirildiğinin altını çizdi. Balbay, Wikileak belgelerine göre Amerikalılar´a bilgi veren yetkililer ´Mahkumiyet kesin, bu dava sağlam. Ama hakimlere güvenemiyoruz´ diyorlarmış dedi. Bu sözler üzerine Başkan Hasan Hüseyin Özese araya girerek, Dava dışı beyanlar bizi bağlamaz. Örgüt var mı yok mu yargılama sonunda belli olacak diye konuştu.

Balbay, dava dosyasının 228. klasörünün 13. sayfasında bulunan Emniyet´in kendisine ilişkin bilirkişi değerlendirmesinde, Mustafa Balbay Cumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisidir. İlhan Selçuk´un talimat ve yönlendirmeleri doğrultusunda hareket etmektedir. Amerikan Büyükelçiliğinde gizli kapaklı toplantılara katılmaktadır şeklinde ifadeler yer aldığına dikkat çekti. Balbay, Işıklar içinde yatsın, İlhan Selçuk´a songuz saygı duyuyorum. Benim gazeteciliğim ondan da bağımsızdır. Bu iddialara İlhan Selçuk ile ve halen gazetemizin genel yayın yönetmeni olan İbrahim Yıldız ile yaptığım telefon görüşmelerine dayanıyor dedi. Emniyet tarafından gizli kapaklı olarak değerlendirilen Amerikan Büyükelçiliği´ndeki yemeğe 4 gazetenin Ankara temsilcileri olarak katıldıklarını anlatan Balbay Büyükelçi sohbetin yazılmasını istemedi. Ama daha sonra demeç verdi. Ben Cumhuriyet Gazetesi´ne yazdım, Fikret Bila da Milliyet Gazatesi´nde yayınladı diye konuştu. Balbay şöyle devam etti:

Burada bir kurgu var. ABD tarafından yalanlanmayan belgelerde Türkiye´de sürmekte olan bir yargı için yardım istemişler. Bu kapalı kapılar arkasında kalmamalı. Arkanızda ´Adalet mülkün temelidir, yani devletin temelidir´ yazıyor. Devletin temel ilkesi nerenin temelidir? Deniz Baykal da Kemal Kılıçdaroğlu da Amerikan Büyükelçiği´ndeki görüşme ile ilgili Meclis´te soru önergesi verdiler. Bizim güvencemiz sizlersiniz. Sizler nasıl yönlendirilmek istenmişsiniz bu belgelerde görülüyor.

BALBAY: ALMA MAZLUMUN AHINI ÇIKAR AHESTE AHESTE SÖZÜ GERÇEKLEŞTİ.. VARSIN BİZ FEDA OLALIM

Markette yoğurt alındığında içeriğine, son kullanma tarihine, markasına bakıldığını ifade eden Balbay Bizim suçlandığımız iddianamede size gelen belgelerin ´made in ne´ olduğuna da bakmanız gerekir. ´Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste´ sözünün gerçekleştiği günlerdeyiz. Çok aheste çıkıyor ama varsın biz feda olalım. Biz tutuklu kalalım ama sizde gerçeği görün diye konuştu.

Sürekli olarak yargı reformu paketleri hazırlandığını, ikincisinin geçtiğini, üçüncü yargı reformu paketinin de yolda olduğunu ifade eden Balbay, En iyi yasa bile kötü uygulayıcıların elinde kötü sonuçlar verir. Yargıda sorun olmazsa sürekli reform paketi hazırlanır mı? Ben hayatımda hiçbir gazeteciye dava açmadım. Bu davadan haklı olarak açanlar oldu. Ben iddianame hazırlanırken aleyhimde çıkan haberler konusunda gizliliği ihlal suçlamasıyla bile dava açmadım. Ocak ayında bana Silivri Cumhuriyet Savcılığı´ndan bir tebligat geldi. Orta büyüklükte bir ilçede bir gazetede ´Mustafa Balbay terörist´ diye bir yazı yazılmış. Savcı soruşturma açmış, bana ´şikayetçi misin´ diye soruyor. Yani bir cumhuriyet savcısı beni savunuyor, gözlerim yaşardı. Cevap veremedim süre istedim. Bir gazeteden davacı olmak istemedim ama ´şikayetçi değilim´ desem ´teröristim´ demiş olacağım. Şikayetçi oldum. Üçüncü yargı paketine göre artık ´Balbay terörist´ denilebilecek ifadelerini kullandı.

İddianamedeki Balbay bir yandan gazetecilik mesleğini sürdürürken aynı zamanda siviller ile askerler arasında irtibat sağlıyor suçlamasına dikkat çeken Balbay mahkeme heyetine, Savcılar bile gazeteci olduğumu teslim ediyor. Siyasi iktidar temsilcileri iddianameden de öte ´Hayır, gazeteci değil´ diyor. Bu iddianameni birçok yerinde sahteciliğin altı çizildi. İddianame ´yok hükmünde´ durumuna geldi. Siz bir planın parçası olmamalısınız. Sayın Özese üye hakimken başkan oldu. Sayın Ercan Fırat, Nihat Topal, heyete yeni katıldılar. Yeni katılmaları belki daha avantajlı olur. Lütfen bu kurguyu tekrar inceleyin diye seslendi.

Gazetecileri tanıklıkları nedeniyle sanık haline getirirken tarih önündesiniz diye seslenen Balbay, Hiroşima´da ölen 260 bin kişinin mezarlığına gittim. Bunların 20 bini öleceklerini bile bile gönüllü çalışan sağlıkçılar, doktorlardı. Gazetecilerin mezarları da yanındaydı diye konuştu. Cezaevinde olmasına karşı milletvekili olarak faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade eden Balbay Cezaevinde çek ve senetten çok sayıda tutuklu ile tanıştım. 26 Mayıs 2011´de bu konuda yazmıştım. Şimdi yasa çıktı. Mobilyacı Sait, kasap Tarık, manav Soner çıkarlarken benim de payım olduğunu söylediler. Gardiyanların sorunlarıyla da ilgileniyorum. Bu koşullarda bile görevimi yapmaya çalışıyorum dedi. Balbay, konuşmasını Beni serbest bırakmayı düşünmeyin. Vicdanınızı serbest bırakın diyerek tamamladı.

HASAN ATAMAN YILDIRIM: KOZİNOĞLU CIA AJANLARININ KENDİSİNİN TUTUKLANACAĞINI SÖYLEDİKLERİNİ SÖYLEDİ!

İkinci Ergenekon Davası tutuklu sanığı emekli Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım da söz alarak ilginç iddialarda bulundu. Yıldırım, 12 Kasım 2011´de hayatını kaybeden Kaşif Kozinoğlu ile aynı koğuşta kaldığını anlatarak, Kozinoğlu, savcılık sorgusundan sonra adliyede beklerken bir hakim gelip, ´Dik dur, seni tutuklayacaklar´ demiş iddiasında bulundu. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Özese´nin, hakimin kim olduğunu sordu. Ancak Yıldırım, Bilmiyorum yanıtını verdi.

Kozinoğlu´nun tutuklanmadan önceki son görevinin Afganistan´da olduğunu belirten Yıldırım, Kozinoğlu, bana ve Hasan Atilla Uğur´a tutuklanması ile ilgili süreci anlattı. Afganistan´da iken bir CIA ajanın kendisine ´Türkiye´ye gitme seni tutuklayacaklar´ dediğini söyledi. Ancak buna rağmen Kaşif Kozinoğlu gelerek, Savcı Zekeriya Öz´e ifade verdi diye konuştu. Hasan Ataman iddialarını şöyle sürdürdü: Kozinoğlu´nun tutuklanma gerekçeleri arasında ´kaçma´ şüphesi de vardı. Kozinoğlu ´Ne kaçması ben Afganistan´dan geldim´ diyordu. Bir gün ´Mahkemede konuşayım mı?´ diye sordu. ´Konuşsam devlet sırrı açıklamaktan suç olur, konuşmasam ben suçlu olurum´ diyordu. Sonunda MİT´e avukatı aracılığıyla ´Konuşayım mı konuşmayayım mı´ diye bir yazı gönderdi. Avukat, Kozinoğlu´nun mektubunu MİT´e göndermiş ama cevap gelmedi. Kozinoğlu, MİT´e bir yazı daha gönderdi. Ama cevabı gelmeden kaybettik. ( DHA)

İLKER BAŞBUĞ´UN KOĞUŞ ARKADAŞI HURŞİT TOLON

Tutuklu sanık Hurşit Tolon´un ise dün öğleden sonra cezaevi yönetimi tarafından alınan bir karar ile koğuşunun değiştirildiği, yeni koğuşuna yerleşmeye çalıştığı için de bugünkü duruşmaya katılamadığı öğrenildi. Ergenekon davası tutuklu sanığı Hurşit Tolon´un, İnternet Andıcı davası tutuklu sanığı İlker Başbuğ ile aynı koğuşa alındığı öğrenildi. Edinilen bilgiye göre Tolon, Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ´un da kaldığı 5 No´lu Cezaevi F-9 koğuşuna alındı. Başbuğ ve Tolon bundan sonra aynı koğuşta kalacağı belirtildi. İlker Başbuğ´un avukatı İlkay Sezer, daha önce müvekkilinin 70 yaşında olduğunu ve koğuşta tek başına kalmasında sakınca bulunduğunu belirterek, Cezaevi yönetimine dilekçe vermişti.

Taleplerin alınmasının ardından duruşma 20 Şubat´a ertelendi.

(07 Şubat 2012, 12:12)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4211    yazdır/print


 

Kozinoğlu kalp krizinden ölmemiş

Odatv davasının tutuklu sanığı iken cezaevinde hayatını kaybeden eski MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´nun ölümünde ´cinayet´ şüphesi arttı. Adli Tıp´ın ön incelemesinde, Kozinoğlu´nun kalp krizinden ölmediği tespit edildi. İncelemelerde herhangi bir kan pıhtısının kalp damarlarını tıkamadığı görüldü. Kriz vakalarının en önemli sonucu sayılan kalp dokusu ölümü de tespit edilemedi. İkinci aşamada, alınan örnekler üzerinde zehir taraması yapılacak.

04.02.2012 12:25 MİT´çi Kaşif Kozinoğlu, Oda TV soruşturmasının en dikkat çekici isimlerinden biriydi. Devletin ´gizli´ belgelerini Oda TV´ye sızdırmakla suçlanan Kozinoğlu, 10 Mart 2011´de Silivri Cezaevi´ne gönderildi. Hâkim karşısına çıkmasına 13 gün kala hayatını kaybetti. Ancak iddia edildiği gibi kalp krizinden ölmediği ortaya çıktı. Alınan bilgilere göre, otopside doku örneklerini inceleyen Adlî Tıp uzmanları ´kalp krizi´ vakalarında rastlanan temel verileri tespit edemedi. Damarlarda darlık olduğu fakat bunun kriz geçirtecek kadar ciddi olmadığı belirlendi. Herhangi bir kan pıhtısının damarları tıkamadığı görüldü. Kriz vakalarının en önemli sonucu sayılan kalp dokusu ölümü de tespit edilemedi. İkinci aşamada, alınan örnekler üzerinde zehir taraması yapılacak.

Ergenekon soruşturması kapsamında yürütülen Oda TV operasyonuyla gündeme gelen isimlerden en dikkat çekici olanı şüphesiz eski MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´ydu. Ankara, Çayyolu´ndaki evine operasyon düzenlendi. Bazı belgelere el konuldu. Devlete ait ´gizli´ içerikli belgeleri Oda TV´ye sızdırmakla suçlanıyordu. Soruşturma kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan Kozinoğlu, 10 Mart 2011´de ´terör örgütü üyesi olmak´ ve ´devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri temin etmek, açıklamak´ suçlarından tutuklanarak, Silivri Cezaevi´ne gönderildi. Kendisi de emekli bir asker olan Kozinoğlu´nun koğuş arkadaşları ise Ergenekon davasının tutuklu sanıkları emekli Albay Hasan Atilla Uğur ve Hasan Ataman Yıldırım´dı. Ergenekon davasında ´gizli tanık´ olduğu ileri sürülen Kozinoğlu, 12 Kasım 2011´de, hakim karşısına çıkmasına 13 gün kala şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.

Adalet Bakanlığı, ölümünün hemen ardından bir açıklama yaptı. Açıklamada, Doktor tarafından ceset üzerinde elle yapılan yoklamada herhangi bir kırık, darp veya cebir izine rastlanmadığı belirlenmiştir. Oda arkadaşının beyanına göre; Kozinoğlu´nun uzun süreli ve ağır spor yaptıktan sonra duş alıp odasına geldiğinde yatağında fenalaştığı ve tansiyonunun yükselmesi nedeniyle kendisine dilaltı hapı verildiği ve bu sebeple acil butonuna basarak görevlileri durumdan haberdar ettikleri anlaşılmıştır. denildi. İddialara göre Kozinoğlu, yaptığı ağır spor sebebiyle fenalaşmış ve geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmişti. Ancak ailesi ve Kozinoğlu´nu tanıyanlar bu iddiaların doğru olamayacağını savundu. Zira Kozinoğlu, yıllardır ağır spor yapıyordu ve bugüne kadar da kalp rahatsızlığı yaşamamıştı.

Oğlu Özel Kozinoğlu, Babamın kalp rahatsızlığı yoktu. derken, Kozinoğlu´nun ablası Fügen Bıçakçıoğlu, Sporunu küçüklüğünden beri ihmal etmezdi. Değişik spor dallarında dünya birincilikleri vardı. Onca ağır spor yapan bir insanın, cezaevinde spor yaptığı için öldüğünün söylenmesi ise inandırıcı değil. ifadelerini kullanmıştı. MİT´in karakutusu olarak bilinen Kozinoğlu´nun şüpheli ölümü üzerine Silivri Cumhuriyet Savcılığı da soruşturma başlatmıştı. Kozinoğlu ile aynı koğuşta kalan Hasan Ataman Yıldırım ve Atilla Uğur´un ifadelerine başvuruldu. Kozinoğlu´nun kaldığı koğuşun görüntüleri de kaydedildi.

ZEHİR İHTİMALİ ÜZERİNDE DURULUYOR

Adli Tıp Kurumu´nun Kozioğlu´yla ilgili ilk inceleme sonuçlarına Zaman ulaştı. Edinilen bilgilere göre, ilk tespitler Kozinoğlu´nun kalp krizinden öldüğü iddialarını çürütüyor. Kozinoğlu´ndan alınan doku örneklerini inceleyen Adli Tıp Kurumu uzmanları, ´kalp krizi´ vakalarında rastlanan temel verileri tespit edemedi. Kalp damarlarında darlık olduğu fakat bunun kriz geçirecek kadar ciddi olmadığı belirlendi. İncelemelerde herhangi bir kan pıhtısının damarları tıkamadığı da görüldü. Daha da önemlisi kalp krizi vakalarının en önemli sonucu olan kalp dokusu ölümleri de Kozinoğlu´nun incelemelerinde görülmedi.

Uzmanlar kalp krizinin yeterince oksijen alamayan, beslenemeyen ve bunun sonucunda kalp dokusu ölen hastalarda meydana geldiğini ifade ediyor. Son incelemeler sonucunda Kozinoğlu´nun üzerinde durulan ölüm sebebi ise ´ani tehlikeli ritim bozukluğu´. Kozinoğlu´nun bu zamana kadar ciddi ritim bozukluğu rahatsızlığı bulunmaması ise kafalardaki şüpheleri iyice artırdı.

Hareketli bir meslekte çalışan ve yıllardır ağır spor yaptığı belirtilen Kozinoğlu´nun böyle bir rahatsızlığı var ise, bunun geçmişte mutlaka kendini hissettirmesi gerektiği vurgulanıyor. Kozinoğlu´nun dışarıdan verilen toksikolojik (zehir) bir maddeyle ´ani öldürücü ritim bozukluğu´ yaşadığı yönünde iddialar da araştırılıyor. Adli Tıp şu anda incelemelerde ikinci aşamada. Alınan örnekler üzerinde zehir taraması yapılıyor. ( Zaman)

ADLİ TIP RAPORU TAMAMLANDI: ÖLÜM NEDENİ KALP HASTALIĞI

11.02.2012 15:41 Adli Tıp Kurumu, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´nun 12 Kasım 2011 tarihinde Silivri Cezaevi´ndeki ani ölümüyle ilgili yaklaşık 3 ay süren kapsamlı otopsi çalışmasını tamamladı. Kozinoğlu´nun kronik iskemik kalp hastalığı nedeniyle öldüğü tespit edildi. Kaşif Kozinoğlu´nun hayatını kaybetmesinden sonra, öldürüldüğü yönünde iddialar ortaya atılmış, bu nedenle Adli Tıp Kurumu, bütçesini de aşarak Amerikan laboratuvarlarında kullanılan yöntemlerle zehir taraması yapmıştı. Kozinoğlu´ndan alınan doku örneklerinde, boyama yöntemiyle yiyecek, içecek yada kullandığı ilaçlardan kaynaklanan kimyasal etkileşimlerle zehir olup olmadığı araştırılmıştı. Bu analizler, tekrar tekrar yapılarak sonuçlar teyit edildi. Kozinoğlu´nun kesin ölüm raporuna göre kalp hastalığı nedeniyle ölümün gerçekleştiği belirlendi. Adli Tıp raporu dün, soruşturmayı yapan savcıya gönderdi.

KRONİK İSKEMİK KALP KRİZİ

Kalbin kanlanmasını ve oksijenlenmesini sağlayan koronerarterin, çoğunlukla yağlı plak (ateromplağı) yüzünden mekanik olarak daralmasıdır. Koronerarterdeki daralmanın şiddeti hastalığın seyrinde önemli olmakla birlikte, daralma şiddeti az olsa bile yağlı plaklarda ani çatlama, damarın tamamen aniden tıkanması ile kalp krizi ne yol açabilir. ( Habertürk)

KOZİNOĞLU DOSYASI KAPANDI: ÖLÜM NORMAL ŞARTLARDA MEYDANA GELDİ

20.02.2012 14:09 Kozinoglu´nun vefatında şüpheli durum görülmedi Cezaevinde yaşamını yitiren MİT elemanı Kaşif Kozinoğlu´nun ölümünün doğal şartlarda meydana geldiği belirlendi. 12 Kasım 2011´de Silivri Cezaevi´nde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitiren Kozinoğlu´nun ölümüyle ilgili soruşturma tamamlandı. Silivri Başsavcılığı´nca 4 aydır yürütülen soruşturmada Kozinoğlu´nun kalp krizi geçirdiği sürece yapılan müdahalelerin eksiksiz olduğu belirtildi. Koğuşunda, havalandırmada ve yediği tüm yemeklerde yapılan inceleme raporları ile Adli Tıp tarafından hazırlanan ölümün “Kalpteki koronerarterdeki daralma”dan kaynaklandığı raporu dosyasına kondu. Kozinoğlu´nun ölümüne dair hiçbir şüpheye rastlanmadığına dair soruşturma evrakının davaya bakan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi´ne de gönderileceği belirtildi. ( Star)

ÖLÜMÜNETAKİPSİZLİK, MEKTUPLARINA SORUŞTURMA

11.04.2012 13:34 Silivri Cezaevi´ndeki koğuşunda geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybeden Kaşif Kozinoğlu´nun, ölümüne ilişkin soruşturmada takipsizlik kararı çıktı. Kozinoğlu´nun odasında bulunan ´Hocaya´ ve ´Tarihe Sorularımla Not Düşüyorum´ başlıklı iki mektupla ilgili ise soruşturma başlatıldı.

Odatv soruşturması kapsamında tutuklu bulunan MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu´nun, geçirdiği kalp krizi sonucu ölmesinin ardından, ölümünün şüpheli olduğu iddiaları üzerine yürütülen soruşturma tamamlandı. Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan ve ölümün kalp damar rahatsızlığına ilişkin normal bir ölüm olduğunun belirtildiği kati rapor, soruşturmayı yürüten Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı´na geçtiğimiz ay içinde ulaşmıştı.

Sadece Adli Tıp Kurumundan gönderilen rapora bağlı kalmayan savcılık, Kozinoğlu´nun, yakınlarıyla kapalı olarak yaptığı görüşmelere ilişkin kamera kayıtlarını da tek tek inceledi. Bu incelenen kayıtlardan birinde, Kozinoğlu´nun, yakınlarına 2005 yılından bu yana ´kırık kalp sendromu´ rahatsızlığının bulunduğunu söylediği tespit edildi. Bu rahatsızlığın ise, normal bir kalp krizi şiddetinden 7 ila 34 kat arasında değişen kalp krizine neden olduğu öğrenildi.

Kozinoğlu´nun 11 Kasım 2011 tarihinde gece geç saatlere kadar uyumadığı, sabaha karşı uyuduğu ve kalktıktan sonra da avluda yaklaşık 1 saat spor yaptığı, koğuşuna çıktıktan sonra da bir süre sporuna devam ettiğine de soruşturma evrakında yer verildi. Cezaevinde, akşam saatlerinde kalp krizi geçiren Kozinoğlu´nun ambulansla hastaneye kaldırıldığı, yolda ilk müdahalenin yapıldığı ve sonra hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen saat 19.30´da ölüm olayının gerçekleştiği ifadelerine yer verildi. Aynı gün Silivri Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı, Kozinoğlu´nun koğuş arkadaşları olan İkinci Ergenekon davası sanıkları Hasan Ataman Yıldırım ile Hasan Atilla Uğur´un ifadelerine başvurduğu ve soruşturmanın da gece 24.00 itibariyle başlatıldığı öğrenildi.

KOZİNOĞLU´NUN İKİ MEKTUBUNA SORUŞTURMA

Kozinoğlu´nun koğuşunda yapılan aramalarda, belge ve eşyalar arasında ´Hocaya´ ve ´Tarihe Sorularımla Not Düşüyorum´ başlıklı toplam 12 sayfadan oluşan 2 ayrı mektup bulunduğu, bu mektuplarla ilgili içeriklerine ilişkin ayrı bir soruşturma başlatıldığı iddia edildi. Diğer eşyalarının ise ailesine teslim edildiği öğrenildi. Kozinoğlu´nun avukatları tarafından bu iki mektubun, rızası dışında elinden çıktığına ilişkin itirazları bulunduğu ve bu itirazların da aynı soruşturmaya dahil edildiği bilgisine ulaşıldı. Bu mektuplara ilişkin önümüzdeki günlerde bazı kişilerin ifadelerinin alınacağı öne sürüldü. ( Cihan)

(04 Şubat 2012), son güncel.: (11 Nisan 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Kozinoğlu´nun ölümüyle ilgili manşetlerimiz

Kaşif Kozinoğlu ile ilgili tüm manşetlerimiz

MİT görevlisi Kozinoğlu tutuklandı

Kozinoğlu kiminle irtibatlı?

Kozinoğlu, MİT-TSK arşivini Oda´ya taşımış

OdaTV´deki belgelere MİT´ten soruşturma

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

Odatv iddianamesinde arama yap

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4203    yazdır/print


 

İklim Kaleli ağlayınca salon boşaltıldı

Odatv davasına 10. duruşma ile devam ediliyor. Duruşmada bazı sanıkların taleplerinin ardından tutuksuz sanık İklim Bayraktar´ın savunmasına geçildi. Ancak gergin olan Kaleli ağlamaya başlayınca hakim sanıkların tamamını mahkeme salonundan dışarı çıkarttırdı.

27.01.2012 11:39 ´Ergenekon´ soruşturması kapsamında Odatv´de yapılan aramalar sonrasında gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın´ın da aralarında bulunduğu 12´si tutuklu 14 sanık hakkında açılan davanın 10. duruşması başlamak üzere. İstanbul Adalet Sarayı´ndaki özel yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek duruşma, İstanbul´daki kötü hava koşullarından etkilendi. Saat 10:00´da başlaması gereken dava saat 11:00´ı geçmesine rağmen başlamadı. Davanın bugünkü duruşmasında tutuksuz sanık İklim Bayraktar´ın savunması alınacak. Davada daha önce tutuklu sanıkların savunmaları alınmıştı. Davanın bugünkü duruşmasında bir ara karar da çıkması bekleniyor.

11:58 Duruşma gergin başladı

Oda TV davası, İstanbul Çağlayan Adliyesi´nde devam ediyor. Duruşma, Yalçın Küçük´ün Hanefi Avcı ve Nedim Şener´in bir önceki duruşmadaki ifadelerine tepki göstermesi dolayısıyla gergin başladı. Ergenekon soruşturması kapsamında açılan Oda TV davasına İstanbul Özel Yetkili 16´ncı Ağır Ceza Mahkemesi´nde bugün devam ediliyor. Saat 10.00´da başlaması beklenen duruşma kar yüzünden bir saat ertelendi. Karlı havaya rağmen katılımın yüksek olduğu ve içeri giremeyenlerin mahkeme binası dışında bekledikleri de gelen haberler arasında. Saat 11.00 sularında sanıklar salona alındı. Tutuklu sanıklardan Müyesser Yıldız, girişte, Cümleten hayırlı Cumalar diyerek salonu selamladı. Tutuksuz sanıklardan İklim Bayraktar da salonda ancak Mümtaz İdil yok. Mahkeme salonunda sanıklar, aileleri ve gazetecilerin yanı sıra CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur ve Denizli Milletvekili İlhan Cihaner´in de bulunduğu belirtiliyor. Daha önceki duruşmalara da gelen Uğur Dündar´ın yine salonda olduğu bildirildi.

Yoklamanın ardından hakim, ses kayıtlarıyla ilgili TÜBİTAK raporunun ve Doğan Yurdakul´un sağlık raporunun mahkeme heyetine ulaştığını belirtti. Yurdakul´ın raporda tahlil ve tedavi gerektiği yönünde hükümler olduğunun altını çizen hakim, bu durumun göz önüne alınacağını söyledi.

KÜÇÜK SİNİRLENDİ

Yalçın Küçük, Hanefi Avcı ve Nedim Şener´i kast ederek, Diğer tanıkların ifadeleri yüzünden bana söz hakkı doğdu. Bizle ilgili çok ağır suçlamalar yaptılar. 15 dakika konuşmak istiyorum dedi. Sinirlenen Küçük, Ben arkadaşlara sormak istiyorum, onlara emir verdim mi, vermedim mi? diye konuştu. Hakim, Küçük´e, Size konuşmanız için yeterince zaman vereceğiz dedi.

İklim Bayraktar´ın sorgusunun ardından avukatların taleplerine geçileceğinin açıklanması üzerine Küçük´ün avukatları çapraz sorgu yapılmasını istedi. Böyle bir durumda tahliye taleplerine sıra gelmeyebilir. Ancak çapraz sorgunun bugün yapılmayacağı da bildiriliyor.

VİRÜS İDDİASI

Söz alan Hanefi Avcı ise mahkemeye teknik meselelerle ilgili bir dilekçe ve belge sundu. Virüs iddiasının iddianamenin esasıyla ilgili ciddi bir iddia olduğunu da belirten yargıç, bunun üzerine gidileceğini belirtti. Başkan Ekinci, İddia edildiği gibi görevi kötüye kullanma ve komplo varsa biz sonuna kadar gideceğiz. İlgili belgeleri sizin üniversitelerden aldığınızla birlikte TÜBİTAK´a göndereceğiz. Gelen rapora göre kararımızı vereceğiz diye konuştu.

SANIK YILDIZ´DAN BAŞBAKANA TEPKİ

Davanın tutuklu sanığı Müyesser Yıldız söz isteyerek Başbakan Tayyip Erdoğan´ın Odatv davasından bir gün önce tutuklu gazetecilerle ilgili yaptığı açıklamayı eleştirdi. Yıldız, heyete Başbakan´ın açıklamalarının ardından ne hissettiklerini ve etkilenip etkilenmediklerini sordu. Yıldız Bu açıklamayı nasıl değerlendirmeliyiz. Yargıya müdahale mi? Adil yargılamayı etkilemek mi? Mahkemeye bir talimat mı? Acaba sayın savcı veya savcılar sayın Başbakan hakkında bir fezleke düzenleyebilecek mi? İzninizle sayın Başbakana ´one minute´ demek istiyorum. Tecavüzcü değilim. Polis asker katili değilim. Terörist-darbeci değilim. Sadece ve sadece gazeteciyim dedi. Yıldız, Başbakan ile ilgili eleştirilerini, Sayın Başbakan´a sormak lazım kendisi bu davanın gerçek savcısı mıdır? Öyleyse buraya gelip iddialarını ispatlamakla mükelleftir diye sürdürdü. Başbakan´ın davanın gerçek ve gizli davacısı olduğunu da ileri sürdü. Yıldız, Başbakan´ın davaya müdahil edilmesini de talep etti. Yıldız konuşmasını mahkemeden üyesi oldukları iddia edilen örgütün numarasını ve adresinin verilmesini isteyerek, Mektupla üyelik başvurusu yapıp, parlamento muhabirleri derneğinden sonra buraya da üye olacağım. Böylece hem terörist gazeteci suçlamasını hak edeceğim, hem de yattığıma değsin. Zira olmayan bir örgüt yüzünden bunca aydır yatmak ciddi şekilde onuruma dokunuyor. Adalete tecavüz edildi. Olmayan bir örgüt yüzünden içeride yatmaktan sıkıldım diye konuştu.

Olmayan örgütün medya kolu olarak burada ne yapıyoruz? Bu nasıl bir garabet? Bu Oda TV değil virüs davasıdır diyen Uğur, TÜBİTAK´ın incelemelerini bir an önce tamamlaması gerektiğini söyledi. Yıldız, hakimin, Biz TÜBİTAK´ın hızlı hareket etmesi için elimizden geleni yapıyoruz müdahalesine, Allah razı olsun diye yanıt verdi.

SAVCI TARAFSIZ DAVRANMIYOR

Yıldız´ın ardından Mümtaz İdil´in avukatı Tugay Topbaş söz aldı. Topbaş, Biz savcının tarafsız davranmadığı düşüncesindeyiz. Savcılık makamı soruşturma aşamasında sanık lehine delil toplamamıştır. Savcılık bizim savunma hakkımızı kısıtlamakla birlikte bu delilleri hukuka aykırı bir şekilde gündeme getirmiştir dedi.

ARANIN ARDINDAN SÖZ BAYRAKTAR´DA

Savunmanın ardından oturuma kısa bir ara verildi. İki dakika olması beklenen ancak 25 dakika süren aranın ardından kürsüye İklim Bayraktar çıktı.

SANIK KALELİ AĞLAMAYA BAŞLAYINCA SALON BOŞALTILDI

Oda TV davası, İstanbul Çağlayan Adliyesi´nde devam ediyor. Gergin başlayan duruşmada, tutuksuz sanıklardan İklim Bayraktar´ın ifadesi öncesi diğer sanıkların tamamı mahkeme salonundan dışarı çıkarıldı. Hakim, kararına gerekçe olarak Bayraktar´ın ağlamasını gösterdi. Mahkemenin kararı, avukatların tepkilerine neden oldu. Bir avukat, Talep ve tehdit yokken böyle bir uygulama sanığı tanık yerine koymak anlamına geliyor dedi. Hakim, Ama sanık ağlıyor diye kararını savunurken, avukat, Sanığın neden ağladığı bizce meçhul. 14 kişinin savunması kısıtlanıyor diye itirazını ortaya koydu. Daha sonra dışarı çıkarılanlar içeri alındı.

Mahkeme Başkanı Hüseyin Ekinci, sanığın talebi ve kendi gözlemleri çerçevesinde ara karar alacaklarını belirtti. Başkan Ekinci, Kaleli´nin avukatı ve kendi gözlemlerinde sanığın ilaç kullandığı, gergin olduğu ve sürekli ağladığını tespit ettiklerini belirtti. Ardından da CMK 200 maddesi gereğince diğer sanıkların duruşmadan çıkarılacağını belirtti.

CMK 200´üncü maddede şöyle deniyor: Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir. Sanık tekrar getirildiğinde, tutanaklar okunur ve gerektiğinde içeriği anlatılır.

Sanıkların duruşmadan çıkarılmasının ardından Kaleli savunmasına Odatv ile olan ilişkisine değinerek başladı. Kaleli, O dönem ANKA, Habertürk, Sözcü ve Odatv´ye iş başvurusunda bulunmuştum. Bana olumlu yanıtı Odatv verdiği için orada çalışmaya başladım. Yalçın Küçük´le de Ulusal Kanal´ın gecesinde tanışmıştım. Onun dışında bir tanışıklığımız yok. Zaten hakkımdaki iddialardan sonrada bir daha görüşmedim. Beni tanıyacağını bile sanmıyorum dedi.

Deniz Baykal´la ilgili iddialara da yanıt veren Kaleli, Bu iddiaları ortaya atan ben değilim. Ben kimsenin özel hayatının gizliliği ilkesini ihlal etmedim. Örgüt talimatlarıyla siyasi parti temsilcileri ile de irtibata geçmiş değilim. şeklinde konuştu. Her duruşmaya katıldığını belirten Kaleli, Ben bu davanın sanığıysam ve örgütün üyesiysem, bu nasıl bir örgüttür ki herkes bana vebalı gibi davranıyor. Kimse bana selam bile vermiyor. iddiasında bulundu. Başkanı Ekinci ise Biz bunu gözlemlediğimiz için böyle bir karar aldık zaten. dedi.

Savunma yaparken kendisini sürekli olarak baskı altında hissettiğini anlatan Kaleli, Hakkımda internette çıkmış binlerce haber var. Hepsi de yanlıştır. Savunma için söylediğim sözlerin basın tarafından cımbızlanarak yanlış anlamlar çıkarılmasından korkuyorum. dedi.

Tutuksuz sanık Kaleli´nin bu kaygısını birçok kez dile getirmesi üzerine Başkan Ekinci, Sürekli baskı altında bulunduğunuzu söylemeyin. Talep ederseniz beyanlarınızın yayınlanmasının yasaklanması gibi bir yola gidilebilir. Sonra ´Baskı altındaydım, kendimi savunamadım´ gibi durumlar oluşabilir. diye konuştu. Kaleli bunun üzerine yayın yasağı talebinde bulunmayacağını söyledi.

ODATV İLE BAĞLANTISINI ANLATTI

Kaleli, diğer sanıklar salonda olmadan verdiği ifadesinde kendisine yönelik suçlamalara değinerek Odatv ile olan bağlantısını anlattı. Odatv, muhalif bir mecra idi. Çok sevdiğim gazetecilik mesleğini en iyi orada icra edebileceğimi düşündüm. Soner Yalçın´la başıma gelen talihsiz olaydan sonra tanıştık diye konuşan Kaleli, Ahmet Şık, Nedim Şener, Hanefi Avcı, Kaşif Kozinoğlu ve Coşkun Musluk´u tanımadığını söyledi. Odatv için yaptığı haberlerin başlıklarını paylaşan Kaleli, bir de Aşık Dertli´nin meşhur taşlaması Şeytan Bunun Neresindeyi, örgüt bunun neresinde olarak okudu.

Kaleli, tutuklu sanıklardan Barış Pehlivan´ın kendisi hakkındaki yazısına çok kızgın olduğunu söyleyerek, kurban edildiği karalama kampanyası dolayısıyla avukat bile bulamadığını belirtti.

Duruşma salonunda bulunan Uğur Dündar´ın kendisi hakkındaki Gizli servis tarafından yönetiliyor yorumlarını da eleştiren Kaleli, Ben Sayın Deniz Baykal´la ilgili hiçbir iddia ortaya atmadım. Telefon tape´leri 44 gün sonra gazetelerde yer aldı. Birileri kasıtlı yaydı. Güçsüzüm, arkamda eşimden başka kimse yok. Ben bu davanın sanığı değil mağduruyum dedi.

Kaleli, yazdığı kitabı da kanıt ve savunması olarak gösterdi.

SONER YALÇIN´I ELEŞTİRDİ

Soner Yalçın´ın savunmasında kendisiyle ilgili olarak sürekli iddia ifadesini kullanmasını da eleştiren Kaleli, Madem iddiaydı, neden Yalçın, Nazlı Ilıcak ve Deniz Baykal´dan özür diledi diye konuştu. Yalçın´ın Ankara´da olmasına rağmen kendisiyle yüz yüze değil telefonda konuşmuş olmasını manidar olarak nitelendiren Kaleli, Bu konuşma telefonda yapılmamış olsa ben bu davada sanık olmayabilirdim ifadelerini kullandı.

Kaleli şöyle devam etti: Defalarca siyasi parti liderleriyle konuştuğum söyleniyor. Sadece bir kere konuştum. Halk TV sürecini en son ben öğrendim. Deniz Baykal´a asla şantaj yapmadım, komplo kurmadım. Odatv´den hiç kimse bana Deniz Baykal´la ilgili talimat vermedi. Baykal meselesinin tamamen şahsi meselem olduğunu düşündüğüm için Odatv´ye bilgi vermedim ´Tohum attım, bekliyorum´ sözlerimle Olcay Baykal´la yapmak istediğim röportajı kast ettim.

Kaleli, savunma olarak dinleme tape´lerini okudu.

Saat 13.00´te duruşmaya bir saatlik öğlen arası verildi.

´DAVANIN SANIĞI DEĞİL MAĞDURUYUM´

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Odatv davasında tutuksuz sanık Kaleli, Ben Deniz Baykal´la ilgili hiçbir iddia ortaya atmadım. Telefon konuşma tapeleri 44 gün sonra gazetelerde yer aldı. Birileri kasıtlı yaydı. Güçsüzüm, arkamda eşimden başka kimse yok. Ben bu davanın sanığı değil mağduruyum. diye konuştu.

HAKİMDEN KALELİ´YE ÇARPICI SORU: MADEM TACİZ EDİLDİNİZ NİÇİN İKİNCİ KEZ ARADINIZ?

Kaleli´nin savunması sırasında Başkan Hüseyin Ekinci, Madem taciz edildiniz, neden Deniz Baykal´ı daha sonra yeniden aradınız? diye sordu. Kaleli, bu olaylar yaşandıktan sonra Gürsel Tekin ile daha sonra ise Soner Yalçın ile konuştuğunu ve bir şey olmadığını anlattı. Olaydan 20 gün sonra telefon konuşmalarının sızdığını belirten Kaleli, Muharrem İnce ile ilgili de haberler yapıldı. Ben Deniz Baykal´ı aradım. Olayı ispat edemeyeceğim ve ne olacağını bilmek için aradım. dedi. Bunun üzerin Başkan Ekinci, İlk olayı ispatlayamayacağınız için mi Deniz Baykal ile ikinci görüşmeyi yapıyorsunuz. Yani bu komplo mu oluyor?´ diye sordu. Kaleli ise ilkini ispatlayamayacağı için ikinci kez aradığını söyledi.

´ÖLEYİM DE KURTULUN´

Kaleli, savunmasında mahkemenin henüz bir hüküm vermediğini ancak kendisinin kamuoyu önünde asıldığını öne sürdü. Kaleli, Benim arkamda kimse yok. Yorgunum. Bir araştırmaya göre, Saddam Hüseyin ve Abdullah Öcalan´dan sonra 1,5 ay boyunca gündemde olan tek insanım. Ben bunlara daha fazla dayanamam. Siz sağlıklı karara ulaşın. Düşmanlarımla baş edemeyeceğim. Ben öleyim de kurtulun. diye konuştu.

Kaleli, hakkında çıkan haberleri mahkeme heyetine göstererek, Baykal, benimle ilgili ´Bu kadını da üzerime saldılar´ ithamında bulundu. dedi. CHP içinde çok sayıda tanıdığı bulunduğunu ve bu kişilerin de haberlerini de yaptığını belirten Kaleli, Ama sanki seçim öncesi CHP´ye komplo kurmak için son anda dâhil olmuşum gibi bir hava oluşturuldu. Gürsel Tekin canlı yayınlarda daha önce yaptığım ama CHP´ye zarar verecek haberleri yayınlamadığım için bana çokça teşekkür etmişti. ifadelerini kullandı.

KALELİ´NİN SAVUNMASI TAMAMLANDI, DİĞER SANIKLAR SALONA ALINDI

Kaleli´nin, “Bu davanın sanığı değil mağduruyum” sözleriyle tamamladığı savunmasının saatler sürmesi davayı izleyenlerin tepkisine neden oldu. Kaleli´nin ifadesinin tamamlanmasının ardından diğer sanıklar yeniden mahkeme salonuna alındı. Sanıklara, Kaleli´nin ifadesi özetlendi. Kaleli´nin avukatı, Bu davanın içinde Erol Taş da var Tecavüzcü Coşkun da var ama Hulusi Kentmen gibi babacan bir hakimimiz de var” diye konuştu.

Aranın ardından Yalçın Küçük hakkındaki iddialara yanıt veremediği gerekçesiyle yeniden söz aldı. Küçük, “Ahmet Şık´lar Silivri´de bir üst katımda kalıyor. Bir kere selam vermediler. Bu nasıl örgüt?” dedi. Küçük´ten sonra Soner Yalçın ve Barış Terkoğlu da kürsüye geldi. Terkoğlu, bir önceki duruşmada bir televizyon kanalının mahkemenin kararını açıklanmadan 20 dakika önce seyircilerine duyurduğunu hatırlatarak, mahkeme heyetini eleştirdi. Coşkun Musluk ise beraatini ve tahliyesini istedi.

Daha sonra tutuklu sanıkların tahliye taleplerine geçildi. Tutuklu sanık Nedim Şener, tahliye talebinde bulunurken, Ahmet Şık ise “Hiç bir talebim yok” dedi.

Tutuklu sanık Soner Yalçın da, yaklaşık bir yıldır tutuklu olduklarını ifade ederek, “Bunca savunmanın, bilirkişi raporunun hiç önemi yok mu? Dışarı çıksak adam mı öldüreceğiz? Elimizde silah mı var? Ama ben buna şaşmıyorum ve üzülmüyorum. Sevdiklerimin şaşmasına üzülüyorum. Sizden isteğim bizi şaşırtın” ifadelerini kullandı.

Duruşmada söz alan tutuklu sanık Müyesser Yıldız, “Birileri bizim burada kalmamızı istiyor. Bir kısmımız ipotek kalalım. Sait ile Coşkun öğrenci, bırakın okusunlar. Barış´lar yeni evli, Doğan Yurdakul hasta, onları bırakın” dedi.

Sanık Hanefi Avcı da, kitabını kendisinin yazdığını ve kimseden yardım almadığını belirterek, tahliyesini istedi. Diğer sanıklar da haklarındaki suçlamaları kabul etmeyerek, tahliye talebinde bulundular.

Duruşma, sanık avukatlarının taleplerinin alınmasıyla devam ediyor.

Oda TV´de tahliye yok

28.01.2012 00:05 İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesindeki davada görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Ufuk Ermertcan, bilirkişi incelemesinin sonucunun beklenmesini, Emniyet Genel Müdürlüğü eski İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun´un tanık olarak dinlenmesini istedi.

Savcı Ermertcan, mevcut delil durumu, atılı suçun vasfı ve dosya içeriğinin göz önüne alınarak sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini talep etti.

Bunun üzerine duruşmaya iki saat ara veren mahkeme heyeti, aranın ardından sanık ve avukatların taleplerine ilişkin ara kararını açıkladı.

Buna göre mahkeme heyeti, TÜBİTAK´a müzekkere yazılarak, dosyanın dijital ortamdaki bir suretinin bilirkişi raporu düzenlenmek üzere gönderilmesine, iddia olunan ´Ergenekon terör örgütü´ ile ilgili İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğüne bilgi notu istenilmesine yönelik yazılan yazının yeniden akıbetinin sorulmasına karar verdi.

Mahkeme heyeti, sanıklar Nedim Şener´in ismini belirttiği tanıkların ve Cumhuriyet Savcısının Sabri Uzun isimli kişinin tanık olarak dinlenmesini, sanıkların çapraz sorgusunun yapılmasından sonra değerlendirilmesine hükmetti.

Mahkeme heyeti, tüm tutuklu sanıkların üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, sanıklardan elde edilen dokümanlar, iletişim tespit tutanakları, dosyadaki tüm delillerle birlikte değerlendirildiğinde, kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, henüz delilerin toplanmamış olması, sanık müdafilerinin dosya sundukları belgelerin hukuk tekniği açısında bilirkişi raporu olarak kabul edilemeyeceği, mahkeme tarafından bilirkişi raporu aldırılmamış olmasından dolayı tutukluluk hallerinin devamına oy birliğiyle karar verdi.

Sanık Doğan Yurdakul´un Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor doğrultusunda tedavisinin yapılması amacıyla en kısa sürede Mehmet Akif Ersoy Kalp Hastalıkları Hastanesine sevk edilmesini kararlaştıran mahkeme heyeti, duruşmayı 12 Mart 2012 tarihine ertelendi. ( AA)

CEZA İSTEMLERİ

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince hazırlanan iddianamede, Yalçın Küçük´ün ´silahlı örgüt kurmak ve yönetmek´, ´kaos ortamı oluşturmak amacıyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin ekmek´, ´yasaklanan bilgileri temin etmek´, ´adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek´ suçlarından ve ´örgüt yöneticisi sıfatıyla diğer şüphelilerin işlemiş olduğu özel hayatın gizliliğini ihlal etmek´ suçundan 21 yıldan 43 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Soner Yalçın´ın ´silahlı örgüte üye olmak´, ´kaos ortamı oluşturmak amacıyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmek´, ´yasaklanan bilgileri temin etmek´, ´adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek´, ´özel hayatın gizliğini ihlal etmek´ ve ´kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek´ suçlarından 14 ile 36,5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, gazeteci Ahmet Şık ile eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın ´silahlı örgüte yardım etmek´ suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

Kaşif Kozinoğlu´nun ´silahlı örgüte üye olmak´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmek´ ve ´yasaklanan bilgileri temin etmek´ suçlarından 11,5 yıldan 26 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, Nedim Şener´in de ´silahlı örgüte yardım etmek´ suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması öngörülüyor.

İddianamede, diğer sanıkların da benzer suçlara ilişkin olarak 7,5 ila 23 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılması isteniyor.

MAHKEME TÜBİTAK´TAN BİLİRKİŞİ HEYETİNİ DEĞİŞTİRMESİNİ İSTEDİ

07.02.2012 10:40 Oda TV davasında mahkeme, avukatların itirazı üzerine virüslü olduğu iddia edilen belgeleri incelemek için TÜBİTAK´tan görevlendirilen bilirkişi heyeti üyelerinin değiştirilmesini istedi.İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, virüslü olduğu öne sürülen belgelerin incelenmesi konusunda TÜBİTAK´tan rapor istenilmesine karar vermişti. Mahkeme, TÜBİTAK´a yazı yazarak rapor hazırlayacak heyetteki isimlerin kendilerine gönderilmesini istemişti. Geçtiğimiz duruşmada bilirkişiler Yılmaz Çankaya, Erdem Alparslan ve Tahsin Türköz´ün de aralarında bulunduğu 5 isim TÜBİTAK´tan mahkemeye gönderildi.

Ancak bu isimlere sanık avukatlarından Hüseyin Ersöz itiraz etti. Bilirkişiler arasında bulunan Yılmaz Çankaya, Erdem Alparslan, Burak Bayoğlu ve Tahsin Türköz´e itiraz eden avukat Ersöz, Bu 4 isimle verdikleri raporlar nedeniyle davalık olduk. Bu nedenle onlara güvenmiyoruz. Bu isimlerin hazırlayacağı bir raporu, objektif ve tarafsız olmayacağı için kabul etmeyeceğiz. dedi.

Bu itiraz üzerine mahkeme, yeni bir karar aldı. TÜBİTAK´a tekrar yazı gönderen mahkeme heyeti bilirkişi listesinin değiştirilmesini ve yeni 5 kişilik bilirkişi listesinin acilen gönderilmesini talep etti. Mahkeme heyetinin 5 kişilik listeden seçeceği 3 isim virüslü olduğu öne sürülen belgelerin incelenmesini yaparak rapor hazırlayacak. (Cihan)

TUTUKLU SANIK YURDAKUL SAĞLIK NEDENİYLE TAHLİYE EDİLDİ

22.02.2012 17:24 Oda TV davasının tutuklu sanığı Doğan Yurdakul, sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi.Oda TV Genel Koordinatörü Doğan Yurdakul´un avukatı Hüseyin Ersöz, davayı yürüten İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi´ne verdiği dilekçe ile tutuklu sanık Yurdakul´un tahliyesini talep etmişti. Avukat Ersöz, dilekçesinde Yurdakul´un muayenesinde damar tıkanıklığı, gizli şeker, kalp ritminde bozukluk, hipertansiyon, böbrek yetmezliği ve sağ böbreğinde kist tespit edildiğini tahliye gerekçesi olarak göstermişti. Yargılamayı yürüten İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, verilen dilekçenin ardından Doğan Yurdakul hakkında sağlık sorunları nedeniyle tahliye kararı verdi. 7 Mart 2011 tarihinde tutuklanan Yurdakul, yaklaşık 1 yıldır tutuklu bulunuyordu. ( Cihan)

(27 Ocak 2012), son güncel.: (22 Şubat 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Odatv davası duruşmaları

Odatv iddianamesinde arama yap

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

Kontrgerilla Medyası

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Flaş!!! Odatv´ye 2. baskın

Flaş!!! Odatv´ye baskın

Virüs adı: Oda.. Hedefi: Ergenekon´u bozmak

Ergenekon medyası ´karanlık oda´da yapılandırıldı

Sabah Akşam ´Karanlık Oda´yı aydınlattı

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4172    yazdır/print


 

Soner Yalçın MİT ajanı çıktı

Ergenekon bağlantılı Odatv Davası´nın tutuklu sanıklarından Soner Yalçın´la ilgili bir dosya yayımlayan Chronicle dergisi, Yalçın´ın MİT bağlantısını deşifre etti: Yalçın, MİT müsteşar yardımcısı Mikdat Alpay´ın ekibinden.. Dergiye göre Behçet Cantürk´ün MİT´teki sorgu tutanakları Yalçın´a gitmiş. Ergenekon´un medya yapılanmasında yer aldığı iddia edilen Odatv´nin MİT bağlantısı hep gündeme gelmişti. Bu bağlantının kalp krizi sonucu yaşamını yitiren MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu üzerinden kurulduğu iddia edilmişti. Ancak sitenin sahibi Soner Yalçın´ın MİT´le ilişkisinin sadece Kozinoğlu´dan ibaret olmadığı geçmişinde de bir çok kez teşkilatla yollarının kesiştiği anlaşıldı.

27.01.2012 10:53 Soner Yalçın ile ilgili Chronicle dergisi çarpıcı detaylar içeren bir dosya hazırladı. Yalçın´ın ilişkiler ağına mercek tutan çalışma, Odatv ile MİT bağlantısını da gözler önüne serdi. Dergide Behçet Cantürk´ün MİT´te verdiği ifadeleri içeren tutanakların ´özenle´ Yalçın´a ulaştırıldığı yazıldı. Yalçın´ın bu ifadeler doğrultusunda ´Behçet Cantürk´ün Anıları´ adlı kitabını oluşturduğu belirtildi:

GAZETESİ BOMBALANDI

“Behçet Cantürk´ün anıları MİT´teki ifadelerinden oluşuyordu. MİT, ünlü uyuşturucu kaçakçısı Diyarbakır Liceli Cantürk´ü sorgulamış, bu kayıtları arşivine almıştı. Cantürk´ün annesi Ermeni´ydi ve ayrılıkçı Kürt hareketinin en büyük finansörleri arasında sayılıyordu. Cantürk 1990´larda faili meçhul bir cinayete kurban gitti. Finansörleri arasında bulunduğu Özgür Gündem gazetesinin binası bombalandı. MİT´te verdiği ifadenin tutanakları ise özenle Soner Yalçın´a ulaştırıldı. Cantürk, Cem Ersever´den sonra Yalçın´ın ilgilendiği ve faili meçhul bir cinayete kurban giden ikinci isimdi.”

Dayısının oğlu MİT´çi

Chronicle´nin iddiasına göre Yalçın´ın MİT ile bir irtibatı vardı. Daha doğrusu bir MİT elemanı ile yakın akrabaydı. Soner Yalçın´ın dayısının oğlu İsmet Cem Çetin MİT mensubuydu. Yalçın da yakın akrabaları MİT´çi olan basın mensupları arasında yerini almıştı.

Maocular CIA denetiminde

Soner Yalçın, Doğu Perinçek ve 2000´e Doğru ekibinden ayrıldıktan sonra eski çalışma arkadaşları tarafından ´ajanlıkla´ suçlanmıştı. Yine Aydınlık´ta yer alan bir bilgiye göre Soner Yalçın, MİT Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay ile ilişkilendiriliyordu; ´Askeri istihbaratın 2000 yılında hazırladığı gazeteciler raporunda Soner Yalçın´ın adı da geçiyor ve isminin karşısında bağlı bulunduğu kurum şöyle yazıyor: Mikdat Alpay ekibinden.´ Çalışmada, Soner Yalçın´ın 2000´e Doğru dergisindeki dosyalarla tanındığı ve Aydınlıkçıların yayın organında kamuoyunun karşısına çıktığı belirtildi.

Dev-Yol´un liderlerinden Oğuzhan Müftüoğlu´nun hatıralarını içeren Bitmeyen Yolculuk adlı kitapta, Maocular olarak nitelendirilen Doğu Perinçek ve çevresinin 12 Eylül öncesinde ABD´nin istihbarat örgütü CIA´nın denetiminde olmakla suçladığı hatırlatıldı. Chronicle´de böyle bir durumda bir Dev-Yol sempatizanın Maocuların arasında kendisine nasıl yer bulabildiği sorusuna ise “Bu da Soner Yalçın´ın sırrı” yorumu getirildi. ( Bugün)

(27 Ocak 2012, 10:53)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Kontrgerilla Medyası

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4170    yazdır/print


 

Danıştay saldırısında 2 gözaltı

Danıştay saldırısındaki delillerin karartıldığı iddiasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında ´kamera görüntülerinin silinmesi emrini verdikleri´ ileri sürülen 2 kişi daha gözaltına alındı.

26.01.2012 16:22 Danıştay saldırısındaki delillerin karartıldığı iddiasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında 2 kişi daha gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında çalışmalarını sürdüren Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, ´Danıştay´daki güvenlik kamera görüntülerinin silinmesi emrini verdikleri´ iddia edilen 2 kişiyi gözaltına aldı. Şüphelilerin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü´nde sorgusu sürüyor.

Soruşturma kapsamında daha önce gözaltına alınan 9 kişiden 1´i, 7 Ocak 2011 tarihinde savcılıkça ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmış, 8´i ise tutuklama istemiyle İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilmişti.Nöbetçi hakimlikçe sorgulanan 8 kişiden eski OYAK Güvenlik Genel Müdürü Orhan Çoban, OYAK Güvenlik Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Tarık Özyılmaz, OYAK Elektronik Güvenlik Sistemleri Müdürü Yavuz Selim Kavaklıoğlu, OYAK Savunma ve Güvenlik Sistemleri Şirketi Bilgi İşlem Müdürü Barış Demirtaş, teknisyenler Serkan Akyıldız ve Murat Ünal ile montaj bakım şefi Metin Almalı tutuklanırken, bir kişi ise serbest bırakılmıştı. Tutuklanan bu kişilerden OYAK teknisyeni Murat Ünal, avukatlarının yaptığı itiraz sonucu ´kuvvetli suç şüphesinin bulunmaması´ gerekçesiyle daha sonra tahliye edilmişti.

İŞTE ADIM ADIM OYAK OLAYI

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, dava bünyesine alınan Danıştay saldırısını sil baştan soruşturmaya başlamış, derinleştirdiği soruşturmada şok delillere ulaşmıştı. Bunlardan biri de saldırıyla ilgili kamera görüntülerinin silinmesiydi. Kameralara bakan OYAK Güvenlik şirketinin kayıtları sildiğinin bilirkişi raporlarıyla tespit edilmesi üzerine mahkeme, 2 yıl önce 19 Ocak 2010´da yeni bir soruşturma başlattı. Bu 2 yıl içinde elde edilen deliller neticesinde de 3 hafta önce 3 Ocak 2012 tarihinde OYAK Güvenlik şirketine yönelik gözaltı operasyonu yaşandı. Operasyon kapsamında 8´i Oyak Güvenlik elemanı, 1´i de Danıştay bilgi işlem görevlisi olmak üzere 9 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden 7´si tutuklanarak cezaevine konuldu, 1´i ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Geçtiğimiz günlerde itiraz üzerine 1 kişi tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Soruşturma kapsamında elde edilen ve tutuklamalara da neden olan yeni delillerin bir kısmı medyaya yansıdı. Bunlardan çok önemli birisi, Oyak elemanlarının, ´veri disklerini silelim loglarla oynayalım´ şeklindeki konuşmalarıydı. Bu konuşmayla örtüşecek şekilde Oyak´ın mahkemeye kayıtları sildiği ve loglarıyla oynadığı harddiskleri verdiği bilirkişi tarafından tespit edildi. Diğer önemli bir delil de Danıştay´a saldırı günü çalışmıyor denilen kamera sisteminin çalıştığının, bozuk denilen harddiskin de bozuk olmadığının anlaşılmasıydı. Diğer bir delil de Danıştay´a saldırı günü Danıştay´a harddiski teslim almaya gittik diyen Oyak güvenlik elemanlarının doğru söylemediklerinin baz kayıtlarıyla ortaya çıkarılması oldu. Olay günü hard-diski takmak için gittiklerini ancak olay sonrası yaşanan kargaşadan dolayı takamadıklarını tutanakla ispat etmeye çalışan teknisyenlerin o gün Balgat´taki ofislerinden hiç dışarı çıkmadıkları, Dört elemandan hiçbirinin o gün Danıştay´a gitmediği anlaşıldı. Diğer bir delil, yukarıda da belirtildiği gibi Oyak´ta ele geçen bir bilgi notunda, bilirkişi raporlarının ardından gözaltına alınması beklenen kişilere yönelik olarak sorguda söylenmesi gerekenlerin ve bu raporları çürütme taktiklerinin yer almasıydı. Bu arada, Oyak Genel Müdürü Coşkun Ulusoy´un, Danıştay saldırısında kameraların karartıldığı iddialarında adının geçmesinden şikayetçi olan MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´na, ´Devleti korumak ayıp değil günah değil´ demesi de belki burada sayılabilir. Danıştay saldırısıyla Ergenekon´un amaçladığı da zaten AK Parti hükümetinin yıkılması ve derin devletin korunması değil miydi?.. Bunlar ortaya çıkarılan delillerden sadece birkaçı. Diğerlerini iddianame hazırlandığı zaman öğrenebileceğiz. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

GÖZALTINDAKİ 2 KİŞİ SERBEST

27.01.2012 15:12 İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen Danıştay saldırısındaki delillerin karartıldığı iddiasına ilişkin soruşturma kapsamında önceki gün Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan ve ´Danıştay´daki güvenlik kamera görüntülerinin silinmesi emrini verdikleri´ iddia edilen 2 kişi, emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakıldı. Bu kişilerin soruşturmayı yürüten özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş´ın talimatıyla serbest bırakıldığı kaydedildi.

(26 Ocak 2012), son güncel.: (27 Ocak 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

OYAK kameraları böyle karartıldı

Oyak´ta şok delil: Verileri silelim

OYAK: Devleti korumak ayıp değil

Danıştay´ın kameralarına bakan OYAK Güvenlik´le ilgili tüm manşetlerimiz

Flaş!!! Danıştay saldırısında 9 gözaltı

Danıştay soruşturması yargıya uzanır mı?

Danıştay´ın silinen kayıtlarına soruşturma başlatılmış

Flaş!!! Danıştay kayıtlarına suç duyurusu

Flaş!!! TÜBİTAK: Kayıtlar silinmiş, bir kısmını kurtardık

Mahkeme tüm ayrıntılara iniyor: Orduevi kameraları da incelenecek

Flaş!!! Sıhhiye kameraları da karartılmış

Biri emretmiş biri planlamış biri vurmuş biri karartmış biri de örtmüş

Ergenekon´un kökleri ve Menemen

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

İşte adım adım Danıştay saldırısı

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

Ankara´daki Danıştay davasında skandal

Danıştay, 11. Ağır Ceza´ya uzanabilir

Danıştay hakiminden skandal sözler

´Danıştay kararında vicdanım hala rahat´

Danıştay hakimi: Görüntüleri istememişlerse ben ne yapayım?

Birden niçin susuyor?

O gün çok konuşan hatta tekbir getirtenler(!) şimdi suskun

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4169    yazdır/print


 

Baykal kaseti özel yetkili savcılarda

Başsavcılık Baykal kaseti için ´örgüt işi, CHP yeniden dizayn edilmek istendi´ dedi ve dosyayı Ankara özel yetkili cumhuriyet savcılarına gönderdi. Soruşturmanın Ergenekon soruşturmasıyla kesişmesi bekleniyor. Olayı Ergenekon savcısı Zekeriya Öz de soruşturmuş ancak Baykal savcıya bilgi vermeye yanaşmamıştı. CHP´de Kılıçdaroğlu´nun liderlik koltuğuna oturması sürpriz şekilde olmuştu. Eski lider Baykal´ın muhalefette yeterince etkili olmadığı gerekçesiyle Ergenekon örgütü tarafından ´Varan-1´ kodlu seks kaseti ile liderlikten devrildiği, bunda Ergenekon sanıklarının da rolü olduğu Odatv soruşturmasında somut delillerle ortaya çıkmıştı.

24.01.2012 15:17 CHP´nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal´ı koltuğundan eden Mayıs 2010 tarihindeki kaset olayının soruşturmasının da “özel yetkili” savcılara devredildiği ortaya çıktı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yaklaşık 2 yıldır soruşturmayı sürdüren Bilişim Suçları Savcısı Bülent Yücetürk´ten dosyayı alarak 19 Eylül 2011 tarihinde TCK´nın 250. Maddesi kapsamında örgütlü suçlara bakmakla görevli Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderdi.

´KASETÇİLER CHP´Yİ DİZAYN ETMEK İSTEDİ´

Başsavcılığın, soruşturma dosyasını inceledikten sonra “Suçun yasadışı örgüt tarafından işlendiği” kanaatiyle bu kararı verdiği öğrenildi. Başlangıçta olayı Baykal´ın “özel hayatın gizliliği ve hakaret” şikayeti kapsamında değerlendiren ve bu yönde soruşturan Başsavcılığın dosyayı gönderirken “Bu olay, CHP´nin yeniden dizayn edilmesi amacıyla yapılmış, arkasında yasadışı örgüt olması muhtemel bir operasyondur” değerlendirmesi yaptığı belirtildi. Başsavcılığın “Arkasında örgüt var” diyerek gönderdiği soruşturma dosyasının Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Cemil Tuğtekin tarafından yürütüldüğü öğrenildi. Olayı Ergenekon savcısı Zekeriya Öz de ´Odatv´ soruşturması kapsamında soruşturmuştu. Ancak Baykal savcıdan soruşturma ayrıntılarını talep etmiş, savcılık gizlilik gerekçesiyle dosya ayrıntılarını vermemişti. Baykal da bu nedenle Savcı Öz´e bilgi vermeye yanaşmamış, sadece ´bu olayı çözün´ demekle yetinmişti.

KARANLIK ODA,VARAN-1 VARAN-2

Hatırlanacağı gibi, CHP´de Kılıçdaroğlu´nun liderlik koltuğuna oturması sürpriz şekilde olmuştu. Eski lider Baykal´ın muhalefette yeterince etkili olmadığı gerekçesiyle Ergenekon örgütü tarafından ´Varan-1´ kodlu seks kaseti ile liderlikten devrildiği, bunda Ergenekon sanıklarının da rolü olduğu Odatv soruşturmasında somut delillerle ortaya çıkmıştı. Sadece soyunma sahnelerinin yer aldığı Baykal´ın seks kasetinin devam bölümlerinin olduğu, asıl sahnelerin Varan-2de olduğu iddia edildi. Bunun etkisiyle mi başka nedenle mi bilinmez, Baykal, kendisine düzenlenen komplo karşısında susmayı tercih etti.

İDDİANAMEDEN: BAYKAL´A ODATV TUZAĞI

Ergenekon soruşturması kapsamında kabul edilen Oda Tv iddianamesinde, eski Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal´ın internette yayınlanan görüntülerine ilişkin bilgiler yer alıyor. Kılıçdaroğlu´na destek zorunlu ibaresi ile başlayan bir dokümanda Halk TV´yi devralırsak parasal sıkıntımız kalmaz. Kılıçdaroğlu da istekli, her türlü desteği alırız ama Baykal direniyor, Baykal engelini aşmalıyız. İkna için varan 2... ifadesi yer alıyor.İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen Oda TV iddianamesinde ilginç bilgiler yer alıyor. ODATV´de ele geçirilen ST3120827AS_4MS1TF89 seri numaralı bilgisayar hard diski içerisinde silinmiş bölgede Kılıçdaroğlu´na destek zorunlu ibaresi ile başlayan bir belge de bulunduğu bilgisine yer veriliyor. Belge içerisinde şu bilgiler bulunuyor: Kılıçdaroğlu´na destek zorunlu. Liderlik çekişmesi yaratılmak istendiği açık. Haber içeriklerine dikkat! (...) (Burada üst düzey bir CHP yöneticisinin adı belirtilmektedir) oğlunun gay ilişkileri... CHP ´ye zarar verilmemeli... Müyesserin Baykal sevdası ODATV yayın politikası ile bağdaşmıyor.... Hanefi ile ilgilenmeye devam etsin... Avukatlarla irtibatına dikkat etsin. Halk TV´yi devralırsak parasal sıkıntımız kalmaz. Kılıçdaroğlu da istekli, her türlü desteği alırız ama Baykal direniyor, Baykal engelini aşmalıyız. İkna için varan 2...

ÖYMEN´DEN ŞOK KILIÇDAROĞLU İDDİASI

Birkaç gün önce eski CHP yöneticisi Onur Öymen´in şok bir iddiası gündeme gelmişti. Beyaz TV´de yayınlanan Özay Şendir ve Sevilay Yükselir´in hazırlayıp sunduğu Acı Kahve programına konuk olan Öymen, Kılıçdaroğlu´nun CHP´ye genel Başkan olacağı Amerikan belgelerinde 2 yıl önceden belliydi şeklinde bir açıklama yapmıştınız sorusu üzerine bu olayın detaylarını anlatmıştı. Bu konuyla ilgili iki önemli raporun bulunduğunu ifade eden Öymen; Bu raporlardan bir tanesi İsveç´te bir enstitüde yayınlanan bir rapordur. Bu raporu hazırlayanlardan bir tanesi beni ziyaret etti ve bu raporu bana bırakıp gitti. Raporda çeşitli senaryolar vardı. Bu senaryoda Baykal istifaya zorlanır, O´nun yerine Kılıçdaroğlu genel başkan olur. Partinin politikaları değiştirilir. Ben bu raporu Baykal´a ve Kılıçdaroğlu´na da götürdüm. şeklinde bir açıklamada bulunmuştu.

KOZİNOĞLU´NUN DİKKAT ÇEKTİĞİ ALMAN PROJESİ

Yine geçtiğimiz günlerde şok bir gelişme yaşanmış, Odatv davasında sanık olan ve kalp krizi ile hayatını kaybeden MİT görevlisi Kozinoğlu´nun Aydınlık tarafından yayınlanan mektubunun sansürlendiği ortaya çıkmıştı. Mektubun sansürlenen bölümlerinde CHP lideri Kılıçdaroğlu hakkında Kozinoğlu´nun şok bir tespiti yer alıyordu. Kozinoğlu´na göre, Kılıçdaroğlu´nun CHP´de liderliğe gelmesinde ve Almanya´da Deniz Feneri davasının açılması ve bu yolla AK Parti hükümetini yıpratılmasında Alman derin devleti CHP ile işbirliği yapmıştı. Kılıçdaroğlu´nun PKK´lı yetkililerle aynı otomobilde birlikte bulundukları daha önce medyada yer almış, ancak bu iddia CHP´lilerce yalanlanmıştı. Ancak son iddianın, kahraman ilan ettikleri MİT mensubu Kozinoğlu´ndan gelmesi, bu iddiasını sansürleyerek diğer iddialarını savunmaları, Ergenekon ve CHP´li çevrelerin ne kadar şaşkınlık içerisinde olduklarına dair çarpıcı bir delil olarak değerlendirilmişti. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(24 Ocak 2012, 15:17)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Baykal kaseti özel yetkili savcılarda

BAYKAL´A KASET KOMPLOSU MANŞETLERİMİZ

Baykal´ın kasetini Batum nasıl bildi?

HalkTV´yi satmayan Baykal´a Oda komplosu

Baykal Odatv´den çıkan notlara şaşırdı

Odatv´de şok belge: Baykal´a seks komplosu

Taciz CHP´yi karıştırdı

Savcıları göreve çağırdı, ifade vermiyor

Taciz için Baykal´dan bir rest bir talep

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

Odatv iddianamesinde arama yap

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4161    yazdır/print


 

Odatv davasında 9. duruşma

Odatv davasına 9. duruşma ile devam ediliyor. Duruşma önceki celsede savunması süre nedeniyle yarım kalan eski emniyet müdürü Hanefi Avcı´nın konuşmasıyla devam ediyor.

23.01.2012 13:03 ´Ergenekon´ soruşturması kapsamında Odatv´de yapılan aramalar sonrasında gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın´ın da aralarında bulunduğu 12´si tutuklu 14 sanık hakkında açılan davanın 9. duruşması başladı. İstanbul Adalet Sarayı´ndaki özel yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar Prof. Dr. Yalçın Küçük, eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Soner Yalçın, Şükrü Doğan Yurdakul, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Muhammet Sait Çakır, Coşkun Musluk, Müyesser Uğur ile tutuksuz sanıklar İklim Ayfer Kaleli ve Ahmet Mümtaz İdil katıldı. Davanın tutuklu sanıklarından Kaşif Kozinoğlu ise cezaevinde rahatsızlanarak 12 Kasım 2011 tarihinde hayatını kaybetmişti. CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi ve gazeteci yazar Ruşen Çakır ile bazı yabancı basın mensupları da izleyici olarak duruşmaya katıldı.

NAZLI ILICAK ŞİKAYETİNDEN VAZGEÇTİ

Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, bir önceki celse verilen ara karar doğrultusunda Kozinoğlu dosyasının davadan ayrıldığını ve emanete alınan eşyalarının da ailesine verildiğini açıkladı. Başkan Ekinci, davanın tek müştekisi olan gazeteci yazar Nazlı Ilıcak´ın celse arasında mahkemeye gelerek ifade verdiğini ve şikayetinden vazgeçtiğini söylediğini belirtti. Duruşmaya, savcı Ufuk Ermertcan´ın sağlık sorunları nedeniyle izin alması dolayısıyla özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Berk katıldı.

Tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada, savunmalardan önce Yalçın Küçük söz almak istedi. Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci´nin çok kısa olmak suretiyle söz verdiği Küçük, Benim savunmam hiç yapılmadı diyerek verilen ara kararla ilgili itirazı olduğunu söyledi. Nedim Şener de iddianamedeki iddialara cevap vermesi gerektiğini belirterek Hanefi Avcı´nın savunmasının ardından söz almak istediğini belirtti.

Her zaman bizi manken olarak kullanıyorlar diyen Yalçın Küçük, izinsiz yapıldığı iddia edilen konferansın kaymakamlıktan izninin alındığını ifade etti. Çapraz sorgu yapın. Buradaki adamların hepsini karşıma getirin diyen Küçük, Hanefi Avcı´nın kendisini 30 yıldır takip ettiğini söylediğini belirtti. Buraya da beni takip etsin diye mi gönderdiniz? diyen Küçük, kendisine layık bir duruşma istediğini ifade etti

Yurdakul: Anjiyo olmam gerekiyor

Öte yandan Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, Doğan Yurdakul´a hastaneye gidip gitmediğini sorarak kendilerine rapor gelmediğini belirtti. Anjiyo gerekiyor dediler şeklinde yanıt veren Yurdakul´a Ekinci, Raporu getirin, karar verelim dedi.

HANEFİ AVCI´NIN SAVUNMASI

Geçtiğimiz duruşmadan savunmasına devam eden Hanefi Avcı, Oda TV bilgisayarlarında çıkan dijital verilere ilişkin kapsamlı bir teknik savunma yaptı.

Belgeler başka bilgisayarlardan gönderildi

Duruşma salonunda sinevizyon gösterimiyle yansıtılan perdede, bahsi geçen word dokümanlarında ne gibi değişiklikler yapılabileceğini anlattı. Avcı, belgelerin başka bilgisayarlarda üretilerek Oda TV bilgisayarlarına gönderildiğini, bu dosyaların hiç açılmadığı için tarihlerinin değişmediğini, bu dosyaların bir aracı ile taşınamayacağını ve gönderildiğini söyleyerek, bu delilleri inceleyen emniyet mensuplarının da eksik bilgilendirme yaptığını açıkladı. İnternet imkanım olsaydı size bu dosyaları IP adresleri üzerinden kimler tarafından gönderildiğini ispatlardım diyen Avcı, kendisinin bu konularda hayli hakim olduğunu vurguladı.

Bu dokümanlarda gizli, saklı yok

20 yıldır terörle mücadele görev yaptım. Hangi örgütün, hangi dokümanları kullanacağını bilirim. Böyle örgüt dokümanı olur mu? Bu dökümanlarda gizli, saklı yok. Polisler, örgüt şifrelerini çözmek için günlerini harcıyor burada herşey net anlaşılıyor diyen Avcı, kendisi TEM İstihbarat´ta çalışırken önüne böyle dokümanlar konulsaydı kime iftira atılmak istendiğini sormuş olacağını ifade etti. Dosyalarda hiçbir ima, şifrenin bulunmadığını söyleyen Avcı, Soner Yalçın´ın bilgisayarında bulunan bir dosyadan örnek vererek, Hangi örgüt dokümanında bir referans verilir? Terör şubelerinde çalışmış 100 insana gönderin, ´örgüt dökümanıyla alakası yok´ bilgisi verir diye konuştu.

Televizyon konuşmasından 1 ay önce hazırlanmış

Avcı, bir dökümanda Nedim Şener´in televizyon programında Dink cinayeti ve Hanefi Avcı´nın kitabı hakkında yaptığı konuşmaya ilişkin yer alan bilgiler olduğunu söyleyerek, Bu döküman televizyon konuşmasından 1 ay önce hazırlanmış diyerek tarihleri gösterdi. Bu savunmanın üzerine Nedim Şener de söz alarak, dosyada tüm katıldığı programların tapelerinin olduğunu ancak polislerin bahsi geçen bu programın tapelerini koymadığını ifade etti.

İnsanların düşünceleri uğruna kendilerini feda etmelerini hep önemsedim diyen Avcı, kendi kitabının hazırlık aşamasında 6 ay redakte edildiğini bu yüzden Nedim Şener ile bir kitap yazmış olmasının mümkün olmadığını vurguladı.

Savunmanın ardından duruşmaya ara verildi. Duruşma 13:40´ta başlayacak. Avcı´nın savunmasının ardından Nedim Şener´in savunmasını tamamlaması bekleniyor.

Avcı: Sanıklarla bağlantım yok

Duruşma önceki celsede savunması süre nedeniyle yarım kalan eski emniyet müdürü Hanefi Avcı´nın konuşmasıyla devam ediyor. Savunmasına devam eden Hanefi Avcı, savunmasında, 20 yıldır terörle mücadele ettim. Böyle örgüt dökümanı mı olur? diyerek delil gösterilen dijital verilerin sahte olduğuna dikkat çekti. Oda TV davası sanıklarından Hanefi Avcı, yarım kalan savunmasına devam etti. Avcı, ilk bölümde dijital verilere ilişkin tespitlerini içeren savunmasının ardından iddianamede yer alan iddialara ilişkin yanıt verdi. Davadan diğer yargılanan Soner Yalçın, Ahmet Şık, Doğan Yurdakul ile yıllar önce karşılaştığını, Nedim Şener ile kitaptan sonra tanışıklıklarının söz konusu olduğunu ancak Yalçın Küçük ile zaten fikren çok uzak olduklarını ifade ederek hiçbir diyaloğunun söz konusu olmadığını söyledi. Bunun üzerine Yalçın Küçük, Beni 30 yıldır takip ediyorsun şeklinde seslenmesi üzerine Avcı´nın, 30 yıl olmasa da İstanbul Emniyeti İstihbarat Müdürü olduğum dönem kendisini faaliyetlerinden ötürü takip ettim tabi demesi salonda gülüşmelere neden oldu. Avcı, Yazdığım kitaptan ötürü buradayım. Bu kitabı kendim kaleme aldım, kimse bana talimat veremez. Birlikte kitap yazdığımız iddiaları nasıl olabilir, biz telepatiyle mi anlaştık? Nasıl görüşmeden kitap yazabiliriz? Herhangi bir örgütle ilgim yok şeklinde savunmasını tamamladı.

Mahkeme Başkanı´nın beyanından rahatsız olduk

Avcı´nın avukatı Refik Ali Uçar, Kitap yazan hiç kimse hakkında bu boyutta yapılan hiçbir yargılama yok. Hanefi Avcı suç işlemedi, kendisine verilen görevi yerine getirdi diyerek savunmasını gerçekleştirdi. Avcı´nın, Haliçte Yaşayan Simonlar kitabı hakkında açılan davalara ve suçlamaları kapsayan bir savunma gerçekleştiren Uçar, mahkeme heyetine yönelik ithamlarda da bulundu. Davadan çekilme talebinde bulunan Nazlı Ilıcak´ın televizyon programında duruşmada tahliyelerin olacağına ilişkin kullandığı ifadelere değinen Uçar, Nazlı Ilıcak Oda TV davasıyla ilgili fal baktı. Sanıkların serbest bırakılacağını söyledi. Bu sözler mahkemeyi maddi manevi baskı altında tutmayı mı amaçlıyor? diyerek Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci´nin verdiği beyandan da rahatsız olduklarını vurguladı.

Kimseye yalan söyleyecek halimiz yok

Gazetelerde yer alan beyanında mahkeme dosyasını inceleyemediğini söyleyen Başkan Mehmet Ekinci, Kimseye yalan söyleyecek halimiz yok. Davadan iki gün önce atandım. 80 klasörü okudum desem inandırıcı olmaz. 10 klasör inceleyebilmiştim, şimdi 75 klasör tamamlayabildim şeklinde yanıt verdi. Bunun üzerine avukat Uçar, Basın savcılarına suç duyurusunda bulundunuz mu? şeklinde soru yöneltince Ekinci, Savcılar görevini yapsın dedi.

Avukatın savunmasını bitirmesinin ardından Oda TV davasından diğer yargılanan Nedim Şener, yarım kalan savunmasını tamamlamak için söz aldı.

NEDİM ŞENER´İN EK SAVUNMASI

Oda TV davasından tutuklu yargılanan Nedim Şener, ek savunma için söz aldı. Şamil Tayyar, Yiğit Bulut, Önder Aytaç ve Rasim Ozan Kütahyalı´nın mahkemeye çağrılmasını isteyerek sözlerine başayan Şener, Nazlı Ilıcak da gelsin. Son çıkan kitabını da alsın gelsin, burada tartışalım dedi. Silivri´de iki şey öğrendik. Silivri duvarları aşkı öldürmüyor, bir de gerçekler hapsedilemez diyen Şener, Hrant Dink davasında verilen kararı ele aldı. Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek´i suçlu bulan Başbakan´ın imzalı raporu mahkemeye sunuldu. Ergenekonsak bizim liderimiz Başbakan diyen Şener, Rahip Santoro cinayetinin Dink cinayetinin provası olduğunu söyledi. 17 Ocak´ta iyi ki serbest bırakılmamışız. Nedim Şener´in neden tutuklandığını tüm Türkiye gördü. Yaşananlar beni teyit ediyor diyen Şener, mahkemenin huzurunda olmasının tek sebebinin Dink cinayetinde bir yerlere varıldığı ile ilgili olduğunu ifade etti.

Dink cinayetinde Trabzon Emniyet Müdürlüğü´nün arkasında kontrgerilla olduğunu söyleyen Şener, Bunlar ileride ortaya çıkacak. Bütün istihbarat Trabzon Emniyet´te toplanıyor ve bütün belgelerin karartıldığı yer İstihbarat Daire Başkanlığı´dır. Asıl dehliz orasıdır diyerek Dink cinayetinde adresi Ergenekon olarak gösterdi. Poyrazköy Davası ile birleşen Kafes Eylem Planı´ndan yargılanan Özel Yılmaz´ın Dink´i tehdit eden adam olduğunu, Bedrettin Dalan´a da ´kaç´ diyen insan olduğunu söyleyen Şener, Yılmaz´ın ifadesinin neden alınmadığını sordu. Zekeriya Öz´e kendisinin de neden ifadeleri almadığını sorduğunu anlatan Şener, Ergenekon-Dink cinayeti şemaları var. Ali Bayramoğlu´ndan alıp yayınladım. Hem gizliliği ihlal ediyorum, hem Ergenekon´dan yargılanıyorum. Bizim sorunumuz kontrgerilladır dedi. Adalet mülkün temeliyse, adalet o mülkü çatlatacak diyen Şener, mahkeme heyetine seslenerek, Sizin korumalarınız var, bizim ise çocuklarımızın geleceği var. Bizden baba olur ama terörist olmaz dedi.

Şener´in ardından Balyoz ve Poyrazköy davalarının da sanık avukatı olan Oda TV davası avukatlarından Celal Ülgen söz aldı. Şener´in Dink cinayetine ilişkin Kafes Eylem Planı ile ilgili süren dava hakkında ifade ettiği sözler üzerine Ülgen, Nedim Şener, Kafes Eylem Planı, Ergenekon ile birleştirmeyi ben önerdim diyor ama hayali bir örgüt yerine gerçek bir örgüt bulunsaydı bu dava böyle gitmezdi. 11 Nisan 2009 tarihinde Kafes Eylem Planı hazırlanıyor. Hrant Dink 19 Ocak 2007´de öldürüldü. Siz cinayeti iki yıl sonra hazırlanan bir eylem planında ararsanız sonuç budur şeklinde konuştu.

Av. Celal Ülgen´in de sözlerinin ardından tutuksuz sanık Mümtaz İdil söz aldı. İdil, savunmasında gazetecilik bağlantılarının örgütsel faaliyetlere dayandırılamayacağını ifade ettiği yaklaşık 5 sayfalık yazılı savunmasını mahkeme heyetine sundu.

Yarın yapılması beklenen duruşma Cuma gününe ertelendi. Oda TV davası 10. duruşması 27 Ocak 2012 tarihinde yapılacak.

CEZA İSTEMLERİ

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince hazırlanan iddianamede, Yalçın Küçük´ün ´silahlı örgüt kurmak ve yönetmek´, ´kaos ortamı oluşturmak amacıyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin ekmek´, ´yasaklanan bilgileri temin etmek´, ´adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek´ suçlarından ve ´örgüt yöneticisi sıfatıyla diğer şüphelilerin işlemiş olduğu özel hayatın gizliliğini ihlal etmek´ suçundan 21 yıldan 43 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Soner Yalçın´ın ´silahlı örgüte üye olmak´, ´kaos ortamı oluşturmak amacıyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmek´, ´yasaklanan bilgileri temin etmek´, ´adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek´, ´özel hayatın gizliğini ihlal etmek´ ve ´kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek´ suçlarından 14 ile 36,5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, gazeteci Ahmet Şık ile eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın ´silahlı örgüte yardım etmek´ suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

Kaşif Kozinoğlu´nun ´silahlı örgüte üye olmak´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmek´ ve ´yasaklanan bilgileri temin etmek´ suçlarından 11,5 yıldan 26 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, Nedim Şener´in de ´silahlı örgüte yardım etmek´ suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması öngörülüyor.

İddianamede, diğer sanıkların da benzer suçlara ilişkin olarak 7,5 ila 23 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılması isteniyor.

(23 Ocak 2012), son güncel.: (24 Ocak 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Odatv davası duruşmaları

Odatv iddianamesinde arama yap

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

Kontrgerilla Medyası

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Flaş!!! Odatv´ye 2. baskın

Flaş!!! Odatv´ye baskın

Virüs adı: Oda.. Hedefi: Ergenekon´u bozmak

Ergenekon medyası ´karanlık oda´da yapılandırıldı

Sabah Akşam ´Karanlık Oda´yı aydınlattı

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4155    yazdır/print


 

OYAK kameraları böyle karartıldı

Danıştay saldırganı Alparslan Arslan´ın keşif gününe ait 13 görüntünün silinmesi ve saldırı günü de kameraların devre dışı bırakılması soruşturmasında, tutuklu zanlı Akyıldız´ın çevresindekilere ´Ben yanarsam onları da yakarım´ dediği belirlendi. OYAK yöneticilerinin de çalışanlara kimseyle konuşmayın talimatı verdikleri ortaya çıktı. Oyak´ta ele geçen bir bilgi notunda da, bilirkişi raporlarının ardından gözaltına alınması beklenen kişilere yönelik olarak sorguda söylenmesi gerekenler ve bu raporları çürütme taktikleri yer alıyordu.

22.01.2012 11:47 Danıştay saldırganı Alparslan Arslan´ın keşif gününe ait 13 görüntünün silinmesi ve saldırı günü de kameraların devre dışı bırakılması soruşturmasında ilginç bulgulara ulaşıldı. Genel Müdürü dahil 6 çalışanı tutuklanan OYAK Güvenlik Sistemleri Genel Müdürü M. Tarık Özyılmaz ve mühendis Yavuz Selim Kavaklıoğlu´nun teknisyenlere 3 ayda bir yaptıkları toplantılarda ihmal ve kasti durum iddiaları için gazetecilerle konuşmamaları, dışarıya bilgi vermemeleri ve telefonların dinlendiğini belirtip dikkatli olunmasını konusunda uyardıkları öne sürüldü. Tutuklu zanlı Serkan Akyıldız´ın çevresindekilere “Ben yanarsam onları da yakarım” dediği de belirlendi. ( Star)

Hatırlanacağı gibi OYAK´a yönelik operasyonlar esnasında gözaltına alınan kişilerin işyerlerinde yapılan aramalarda 60 sayfalık bilgi notu çıkmıştı. Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri Genel Müdürlüğü´nde hazırlandığı iddia edilen bilgi notunda; bilirkişilerin raporunun ardından gözaltına alınması beklenen kişilere yönelik olarak sorguda söylemeleri gerekenler ve bu raporları çürütme taktikleri yer alıyordu.

İŞTE ADIM ADIM OYAK OLAYI

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, dava bünyesine alınan Danıştay saldırısını sil baştan soruşturmaya başlamış, derinleştirdiği soruşturmada şok delillere ulaşmıştı. Bunlardan biri de saldırıyla ilgili kamera görüntülerinin silinmesiydi. Kameralara bakan OYAK Güvenlik şirketinin kayıtları sildiğinin bilirkişi raporlarıyla tespit edilmesi üzerine mahkeme, 2 yıl önce 19 Ocak 2010´da yeni bir soruşturma başlattı. Bu 2 yıl içinde elde edilen deliller neticesinde de 3 hafta önce 3 Ocak 2012 tarihinde OYAK Güvenlik şirketine yönelik gözaltı operasyonu yaşandı. Operasyon kapsamında 8´i Oyak Güvenlik elemanı, 1´i de Danıştay bilgi işlem görevlisi olmak üzere 9 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden 7´si tutuklanarak cezaevine konuldu, 1´i ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Soruşturma kapsamında elde edilen ve tutuklamalara da neden olan yeni delillerin bir kısmı medyaya yansıdı. Bunlardan çok önemli birisi, Oyak elemanlarının, ´veri disklerini silelim loglarla oynayalım´ şeklindeki konuşmalarıydı. Bu konuşmayla örtüşecek şekilde Oyak´ın mahkemeye kayıtları sildiği ve loglarıyla oynadığı harddiskleri verdiği bilirkişi tarafından tespit edildi. Diğer önemli bir delil de Danıştay´a saldırı günü çalışmıyor denilen kamera sisteminin çalıştığının, bozuk denilen harddiskin de bozuk olmadığının anlaşılmasıydı. Diğer bir delil de Danıştay´a saldırı günü Danıştay´a harddiski teslim almaya gittik diyen Oyak güvenlik elemanlarının doğru söylemediklerinin baz kayıtlarıyla ortaya çıkarılması oldu. Olay günü hard-diski takmak için gittiklerini ancak olay sonrası yaşanan kargaşadan dolayı takamadıklarını tutanakla ispat etmeye çalışan teknisyenlerin o gün Balgat´taki ofislerinden hiç dışarı çıkmadıkları, Dört elemandan hiçbirinin o gün Danıştay´a gitmediği anlaşıldı. Diğer bir delil, yukarıda da belirtildiği gibi Oyak´ta ele geçen bir bilgi notunda, bilirkişi raporlarının ardından gözaltına alınması beklenen kişilere yönelik olarak sorguda söylenmesi gerekenlerin ve bu raporları çürütme taktiklerinin yer almasıydı. Bu arada, Oyak Genel Müdürü Coşkun Ulusoy´un, Danıştay saldırısında kameraların karartıldığı iddialarında adının geçmesinden şikayetçi olan MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´na, ´Devleti korumak ayıp değil günah değil´ demesi de belki burada sayılabilir. Danıştay saldırısıyla Ergenekon´un amaçladığı da zaten AK Parti hükümetinin yıkılması ve derin devletin korunması değil miydi?.. Bunlar ortaya çıkarılan delillerden sadece birkaçı. Diğerlerini iddianame hazırlandığı zaman öğrenebileceğiz. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(22 Ocak 2012, 11:47)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Danıştay´ın kameralarına bakan OYAK Güvenlik´le ilgili tüm manşetlerimiz

Oyak´ta şok delil: Verileri silelim

OYAK: Devleti korumak ayıp değil

Flaş!!! Danıştay saldırısında 9 gözaltı

Danıştay soruşturması yargıya uzanır mı?

Danıştay´ın silinen kayıtlarına soruşturma başlatılmış

Flaş!!! Danıştay kayıtlarına suç duyurusu

Flaş!!! TÜBİTAK: Kayıtlar silinmiş, bir kısmını kurtardık

Mahkeme tüm ayrıntılara iniyor: Orduevi kameraları da incelenecek

Flaş!!! Sıhhiye kameraları da karartılmış

Biri emretmiş biri planlamış biri vurmuş biri karartmış biri de örtmüş

Ergenekon´un kökleri ve Menemen

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

İşte adım adım Danıştay saldırısı

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

Ankara´daki Danıştay davasında skandal

Danıştay, 11. Ağır Ceza´ya uzanabilir

Danıştay hakiminden skandal sözler

´Danıştay kararında vicdanım hala rahat´

Danıştay hakimi: Görüntüleri istememişlerse ben ne yapayım?

Birden niçin susuyor?

O gün çok konuşan hatta tekbir getirtenler(!) şimdi suskun

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4152    yazdır/print


 

Kılıçdaroğlu Ergenekon´a üye olabildi mi?

Ergenekon davası hakimlerine ´militan´ diyerek hakaret etmesi ve davayı etkileme girişimleri nedeniyle geçtiğimiz günlerde hakkında fezleke düzenlenerek soruşturma başlatılan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu´nun adı iki farklı Ergenekon iddianamesinde geçiyor. Seyfi Oktay´ın Kılıçdaroğlu ile görüşmeleri Ergenekon davası ve soruşturmasını etkilemeye yönelik açılan davanın delil klasöründe yer alıyor. Ergenekon kapsamında açılan diğer bir dava olan OdaTV davasında da, tutuklu sanık olarak yargılanan gazeteci Nedim Şener´in Kemal Kılıçdaroğlu ile mizansen haber yapılması konusunda yapmış oldukları telefon görüşmeleri basına yansımıştı.

15.01.2012 21:46 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu´nun, akıl hocasının eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay olduğu ortaya çıktı. Yargıdaki kadrolaşmanın mimarı Seyfi Oktay´ın, Deniz Baykal´ın kaset olayının ardından Kemal Kılıçdaroğlu´na destek verdiği, kurultay öncesi kendisini yönlendirdiği belgelendi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu´nun, akıl hocasının eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay olduğu ortaya çıktı. Yargıdaki kadrolaşmanın mimarı Seyfi Oktay´ın, Deniz Baykal´ın kaset olayının ardından Kemal Kılıçdaroğlu´na destek verdiği, kurultay öncesi kendisini yönlendirdiği belgelendi.

Oktay´ın, genel başkan olmadan 16 gün önce (7 Mayıs 2010 tarihinde) Kemal Kılıçdaroğlu´nu aramış ve Kılıçdaroğlu´na; Burada (CHP´de) kalıcı olmak ve bu zirveyi daha da güçlendirmek ve geliştirmek durumundasınız. Bunun için projelerinizin olması lazım yani. Kurultaydan önce ve yakın bi zamanda yani size hazırlık dönemi bırakacak kadar bir süreyi de dikkate alarak bir 20 dakika, 15 dakika benim size sunuşlarım olacak falan (...) Eğer zaman ayırabilirseniz bundan sonra ki yol haritanız konusunda çünkü kurtlar arasındasınız. Bu bizim felsefemiz açısından da çok önemli demiş.Oktay, Kılıçdaroğlu´na kendi özel toplumlarını oluşturmaları gerektiğini de hatırlatmış.

KILIÇDAROĞLU, 2. DEFA ERGENEKON İDDİANAMESİNDE!

Kılıçdaroğlu da, Oktay´a projelerini sunacağı için çok mutlu olacağını söylemiş. Seyfi Oktay-Kemal Kılıçdaroğlu´nun görüşmeleri Ergenekon davası ve soruşturmasını etkilemeye yönelik açılan davanın delil klasöründe yer alıyor. Ergenekon soruşturması kapsamında açılan Oda TV davasında tutuklu sanık olarak yargılanan gazeteci Nedim Şener´le Kemal Kılıçdaroğlu arasında, mizansen haber yapılması konusunda telefon görüşmeleri de basına yansımıştı. Seyfi Oktay ile Kemal Kılıçdaroğlu´nun, 22 Mayıs 2010 tarihinde yapılan 33. Olağan CHP Kurultayı´nda genel başkan seçilmesinden 16 gün önce yaptığı görüşme şöyle:

Kemal Kılıçdaroğlu: Öncelikle size geç döndüğüm için beni bağışlayın

Seyfi Oktay: Estağfurullah estağfurullah

K.K: Ama gerçekten öyle acayip yoğunluk var ki nefes alamıyorum.

S.O: Anlıyorum anlıyorum tabii tabii

K.K: Ama bu sakın olaki bu bir gerekçedir diye de algılamayın

S.O: Yo Yo estağfurullah

K.K: Onu da söylemiş olayım

S.O: Şimdi bi görev yapmak istiyorum ben işin gerçeği, yani şu anda zirvedesiniz

K.K: Sağolun

S.O: Ve hepimiz de bundan mutluluk duyuyoruz

K.K: Sağolun çok teşekkür ederim

S.O: Burada kalıcı olmak ve bu zirveyi daha da güçlendirmek ve geliştirmek durumundasınız

K.K: Evet

S.O: Bu gerek bizim demokratik gelişmemiz açısından gerek bizim kendi özel toplumumuz açısından hangi boyutlarda düşünürseniz tümüyle o boyutları ilgilendiriyor konular o açıdan çok önemli bir durumdasınız bir pozisyondasınız

K.K: Sağolun.

S.O: İşi böyle günün psikolojik ortamına kapılmadan

K.K: Evet

S.O: Çok akılcı davranmak zorundayız

K.K: Evet

S.O: Yani büyük bir yükümlülüğünüz var. Bunun için ne yapmak lazım. Bunun için projelerinizin olması lazım yani. Şimdi akıl veriyor gibi değil.

K.K: Estağfurullah

S.O: Ben şunu ifade etmek istiyorum. Kurultaydan önce ve yakın bi zamanda yani size hazırlık dönemi bırakacak kadar bi süreyi de dikkate alarak bir 20 dakika, 15 dakika benim size sunuşlarım olacak falan (...) Eğer zaman ayırabilirseniz bundan sonraki yol haritanız konusunda çünkü kurtlar arasındasınız (...) Yani çok ayağımızı çok sağlam zemine basmak zorundayız (...) Çok dar bi zamana geldi bu kurtlar sofrasında şey yapmanızı hiç istemem (...) Yani bir 20 dakikanız, 25 dakikanız olursa çok mutlu olurum bi görev yapmak istiyorum işin gerçeği bu (...) Bilmiyorum o zamanı bulabilir miyiz tabii, ayrı bi mesele

K.K: Uğraşayım yaratmaya çalışayım.

S.O: Evet ama kurultaya giderken değil.

K.K: Evet

S.O: Daha öncesinde çünkü önerilerim arasında bu arada yapmanız gereken hazırlıklar olacak kurultaydan evvel

K.K: Evet (...)

S.O: Bu bireysel ilişkiler medyası bilmem neyi sizin daha derin düşünmenizi belki engelleyebilir. (...) Böyle görev yapmak istediğimi söylemek istiyorum.

K.K: Çok da mutlu olurum ayrıca (...)

S.O: Zirvedesiniz

K.K: Sağolun her zaman... beklerim

S.O: Zirvedesiniz, geliştirmek istiyoruz bu şey kalıcı olsun istiyoruz

K.K: Sağolun sağolun

S.O: Daha doğrusu sizi, sizin yani bir ... Palme, bir ...Brand, bir Ecevit olmanız gerekli. Bu bizim felsefemiz açısından da çok önemli...

K.K: Evet

S.O: Geleceğimiz açısından da önemli, Türkiye´nin geleceği açısından da rejime ve sistem açısından da çok önemli... (Kenan Kıran / Yeni Akit)

KILIÇDAROĞLU: ERGENEKON NEREDE, GÖSTERİN GİDİP ÜYE OLAYIM!

Ergenekon davası hakimlerine ´militan´ diyerek hakaret etmesi ve davayı etkileme girişimleri nedeniyle geçtiğimiz günlerde hakkında fezleke düzenlenerek soruşturma başlatılan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu´nun adı ayrıntıları yukarıda da belirtildiği gibi iki farklı Ergenekon iddianamesinde yer alıyor. Hakkında dava açılan eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay´ın Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmeleri Ergenekon davası ve soruşturmasını etkilemeye yönelik açılan davanın delil klasöründe yer alıyor. Ergenekon kapsamında açılan diğer bir dava olan OdaTV davasında da, tutuklu sanık olarak yargılanan gazeteci Nedim Şener´in Kemal Kılıçdaroğlu ile mizansen haber yapılması konusunda yapmış oldukları telefon görüşmeleri basına yansımıştı.

Aslında Kılıçdaroğlu´nun adı Ergenekon sürecinde başka yerlerde de şok şekilde geçiyor. Kılıçdaroğlu, Ergenekon örgütü nerede gösterin gidip üye olayım diyecek kadar Ergenekon davasında sanıklara açık destek veren bir siyasetçi. Sanıklar mahkemelerde yargılanıyorlar. Suçludurlar ya da değildirler. Bu, yargılama sonucunda ortaya çıkacak. Sanıklara isnat edilen suç, halk tarafından seçim sandıklarına atılan oylarla seçilen meşru hükümeti, terör kriz ve benzeri meşru olmayan yollarla örgütlü şekilde devirme çalışmaları yapmak.

Ancak, seçim sandıklarını değersizleştiren, halkın sandıklarına gitmesini anlamsızlaştıran bu çabalara karşı en hassas olması gereken bir siyasetçinin, CHP liderinin, onların suçlu olabileceğine en ufak bir ihtimal bile vermemesi tek başına bile dikkat çekici. Onun bu kadar emin konuşması, o örgütün içerisinde onun da yer almış olacağını düşündürüyor. Aksi halde bir siyasetçi kendi mensup olduğu kuruma yönelen bir tehdit karşısında en azından bu kadar emin görünmemeli ve ihtimallere de açık kapı bırakmalıydı. CHP liderinin dikkat çeken bu kendinden emin hali başka eylemleriyle de netleşiyor. Tüm bunlar onun aynı örgütsel faaliyet içerisinde olduğu iddiasını güçlendiriyor.

Yukarıdaki faaliyetlerine ek olarak Kılıçdaroğlu, 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde başka aday kalmamış gibi tutuklu Ergenekon sanıklarını milletvekili adayı yapmıştı.

Yine Kılıçdaroğlu, seçimler öncesi 27 Mayıs 1960 darbesini övmüş, İsmet Paşa´nın Menderes için söylediği, ´İhtilal, millet için meşru bir hak olur´ sözüne destek vererek, ´Evet aynı durum, hatta daha ağır´ diyerek askeri bir darbeyi teşvik etmişti.

Kılıçdaroğlu ve diğer CHP´li yöneticilerin o günlerde halkı açıkça iç çatışmaya çağırdığı görülmüş, bu kışkırtmaların neticesinde bazı sol sendikaların hükümeti protesto gösterisinde 50 CHP´li milletvekili de yer almış, topluluk o CHP´liler tarafından Meclis´i işgal etmeye teşvik edilmiş, kalabalık polis tarafından güçlükle durdurulabilmişti. Topluluğun önünde yer alan CHP´li milletvekilleri kalabalığın Meclis´e yürümesini engelleyen polisi azarlamış, yolu açmaları için baskı yapmışlardı.

Kılıçardaroğlu´nun yardımcısı CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum da o günlerde, 50 bin kişi ile Silivri´deki Ergenekon davalarını basma ve mahkeme hakimleri üzerinde baskı yaparak sanıkları kurtarma şeklinde bir girişim planladıklarını açıkça dile getirmekten çekinmemişti.

Erzincan Ergenekon davasında gizli tanıkları para ve baskı ile ifade değiştirtmeye girişecek kadar inanılmaz şekilde Ergenekon davaları sürecine müdahil olmuş olan CHP´de Kılıçdaroğlu´nun liderlik koltuğuna oturması da sürpriz şekilde olmuştu. Eski lider Baykal´ın muhalefette yeterince etkili olmadığı gerekçesiyle Ergenekon örgütü tarafından ´Varan-1´ kodlu seks kaseti ile liderlikten devrildiği, bunda Ergenekon sanıklarının da rolü olduğu Odatv soruşturmasında somut delillerle ortaya çıkmıştı.

Ve son olarak Odatv davasında sanık olan ve kalp krizi ile hayatını kaybeden MİT görevlisi Kozinoğlu´nun Aydınlık tarafından yayınlanan ancak sansürlendiği ortaya çıkan mektuplarında CHP lideri Kılıçdaroğlu hakkında Kozinoğlu´nun şok bir tespiti yer alıyordu. Kozinoğlu´na göre, Kılıçdaroğlu´nun CHP´de liderliğe gelmesinde ve Almanya´da Deniz Feneri davasının açılması ve bu yolla AK Parti hükümetini yıpratılmasında Alman derin devleti CHP ile işbirliği yapmıştı. Kılıçdaroğlu´nun PKK´lı yetkililerle aynı otomobilde birlikte bulundukları daha önce medyada yer almış, ancak bu iddia CHP´lilerce yalanlanmıştı. Ancak son iddianın, kahraman ilan ettikleri MİT mensubu Kozinoğlu´ndan gelmesi, bu iddiasını sansürleyerek diğer iddialarını savunmaları, Ergenekon ve CHP´li çevrelerin ne kadar şaşkınlık içerisinde olduklarını çarpıcı şekilde gösteriyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(15 Ocak 2012, 21:46)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

Kılıçdaroğlu hakkında soruşturma

Seyfi Oktay´ın Ergenekon davası için yargıyı etkileme girişimleri soruşturması manşetlerimiz

Kılıçdaroğlu çıldırdı: İhtilal hak!

Batum: 50 bin kişi Silivri´yi basalım

CHP: Sokak sokak direniriz

Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

CHP´nin Ergenekon sanıklarını milletvekili yapma planı

Sokak çatışması isteyen CHP, dünyaya hükümdar olmaz

Savcıya eşkiya diyen CHP, dünyaya hükümdar olmaz

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4113    yazdır/print


 

Aydınlık´tan Kozinoğlu´na ilginç sansür

Odatv sanığı MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´nu kahraman ilan eden Aydınlık, mektuplarına ise sansür uygulamış. Aydınlık´ın yayınlamadığı satırlarda Kozinoğlu, Deniz Feneri davasının, Alman İstihbaratı´nın AK Parti´yi zor durumda bırakmak için uydurduğu bir dava olduğunu belirtiyor. Mektupta ayrıca Kozinoğlu, o dönem CHP milletvekili olan ´Kemal Kılıçdaroğlu´nun bizzat Alman İstihbarat Teşkilatı (BND) görüştüğü ve BND´nin Kılıçdaroğlu´nun CHP Genel Başkanlığını desteklediği´ şeklindeki ifadelere de yer veriyor.

11.01.2012 11:59 Aydınlık Gazetesi, haftalarca süren yayınlarında, cezaevinde kalp krizi sonucu hayatını kaybeden MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´nu “Türkiye´nin kaybettiği milli bir kahraman ve yiğit bir vatan evladı” olarak lanse etmişti. Ancak Aydınlık´ın Kozinoğlu ile ilgili yayınlarında kamuoyunun dikkatinden kaçırılan üç önemli nokta deşifre edildi. Aydınlık Gazetesi, Kozinoğlu´nun mektubunu bile sansürlemiş. İşte toplum mühendisliği ve sansür:

“Kaşif Kozinoğlu´nu ´kahraman´ ilan eden Aydınlık´ın, Kozinoğlu´nu 15 yıl önce CIA elemanı ilan ettiği ortaya çıktı.. Aydınlık Gazetesi, Kozinoğlu´nun el yazması mektuplarını sansürlemiş.. Mektupta Deniz Feneri davasının, Alman İstihbaratı´nın Ak Parti´yi zor durumda bırakmak için uydurduğu bir dava olduğu belirtiyor. Mektupta ayrıca Kozinoğlu´nun o dönem CHP milletvekili olan ´Kemal Kılıçdaroğlu´nun bizzat Alman İstihbarat Teşkilatı (BND) görüştüğü ve BND´nin Kılıçdaroğlu´nun CHP Genel Başkanlığını desteklediği´ şeklindeki ifadelere yer veriliyor.

MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu´nun ODA TV davasında ifade vermesine az bir süre kala Silivri´de şüpheli ölümünü fırsat olarak kullanarak toplum mühendisliği yapan ´Aydınlık´ın karanlık yüzü deşifre oldu. Aydınlık´ın, MİT´çi Kozinoğlu´nun ölümün ardından hükümeti ve savcıları zor durumda bırakmak için yaptığı haberlerde kamuoyunun dikkatinden kaçan üç önemli husus...

VARAN-1: KOZİNOĞLU´NU 15 YIL ÖNCE AJAN İLAN ETMİŞLER

Aydınlık Dergisi, 90´lı yıllarda Kaşif Kozinoğlu´nun aleyhinde bir çok haber yaptığı ve bu haberlerde Kozinoğlu´na yönelik ciddi suçlamalarda bulunduğu deşifre oldu. Aydınlık ekibinin 15 Haziran 1997 tarihinde bugün kahraman olarak sundukları Kozinoğlu´nu ´baş provokatif´ ilan ettikleri ortaya çıktı. 15 yıl önce ´Aydınlık´ta yayınlanan haberde, “Genelkurmay İstihbaratı´ndan edinilen bilgilere göre Özel Harpçi Binbaşı Kaşif Kozinoğlu, CIA´nın Türkiye´deki operasyon ekibinin kilit elemanlarından ve ülkücü” ifadelerine yer veriliyor. Haberin devamında, Kozinoğlu için “Açık açık ´Büyük Türkiye için CIA ile işbirliği yaparım´ diye konuşan biri” deniyor.

Açıkça provokatör suçlaması yapmışlar

“Abdullah Çatlı ve ekibi Binbaşı Kaşif´in adamlarıydı” ifadesine yer verilen haberde, “Binbaşı Kaşif ve şu anda Nahçıvan´daki ÖKK karargahına bağlı olarak Orta Asya ve Kafkaslar´daki operasyonlarda görev yapıyor. Çiller ve Yazıcıoğlu´nun baş provokatörü Binbaşı Kaşif Kozinoğlu´nun Abdullah Çatlı ve Oral Çelik ile bağı ortaya çıktı” deniliyor.

Kozinoğlu ve Avcı hakkında şok iddialar

Kozinoğlu´nun şüpheli ve trajik ölümünü, iktidarı yıpratmak için bulunmaz bir fırsat olarak kullanan Aydınlık ekibinin, 15 yıl önce yayınlanan aynı haberde ise, şu dikkat çekici ifadelere de yer verildiği görülüyor:

“Binbaşı Kaşif Kozinoğlu, şu anda Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı´na bağlı olarak görev yapıyor. Binbaşı Kozinoğlu, 1955 Trabzon merkez doğumlu. Sürekli Özel Kuvvetler Komutanlığı´nda çalıştı. Bir ara Genelkurmay´dan kovuldu. MİT Kontr Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür´ün isteği üzerine MİT´e gitti. Eymür 1994′te göreve başladı. Genelkurmay Başkanlığı´na başvurarak MİT´te operasyonlarda görev alacak bir ekip kurdu. Bu timin başı olan ve gelenleri eğiten Kozinoğlu, MİT´te kısa bir süre kaldı. 1995′te MİT´te göreve başladı, aynı yıl anlaşmayarak ayrıldı. Genelkurmay İstihbaratı´na göre MİT´ten ayrılmasında haklı olan Binbaşı Kozinoğlu idi. Eymür “operasyon için parayı sen bulacaksın” diye dayatmış. Binbaşı Kaşif buna karşı çıkınca teşkilattaki görevine son verilmiş. Genelkurmay İstihbaratı da Binbaşı Kaşif´in uyuşturucu ticaretinde kritik bir rolünün bulunduğunu saptıyor. Bu önem Kozinoğlu´nun Dostum-Türkiye bağlantısını kuran kişi olmasından geliyor. Dostum´u Ankara´ya getirip devlet büyüklerine tanıtıyor ve hakkında çok övücü bilgiler veriyor. General Dostumu Özal´a takdim edip parlatan da Kaşif Kozinoğlu. CIA komplolarında kullanılan söz konusu Özel Harpçi Subayların neden orduda tutulduğu sorusuna Genelkurmay´ın savunması şöyle: “Bu işleri yapan bir adam, “neden hâlâ orduda tutuluyor?” diye sormayın. Ne yapsın Genelkurmay? Adamı atsan gidip iyice CIA´nın tetikçisi olacak. MİT´ten, Jitem´den atılanları Hanefi Avcı kapıyor. CIA için çalıştırıyor. Bir kısım atılanlar ise doğrudan Amerikalıların hizmetine giriyor. Bu adamlar dışarıda içeridekinden daha tehlikeli olur. Gider konuşur, Türkiye´nin başını iyice belaya sokar. Bu nedenle atılmazlar, kritik yerlerden uzaklaştırılır, denetlenebilecekleri yerlerde görevlendirilirler.”

VARAN-2: KOZİNOĞLU´NUN MEKTUBUNA İNANILMAZ SANSÜR

Kozinoğlu´nun kendi el yazısıyla Aydınlık´a gönderdiği söylenen mektupları yayınlayarak uzunca bir süre gündemi meşgul etmeye çalışan ´Aydınlık Gazetesi´nin Kozinoğlu´na ait el yazmalı mektupları da sansürlediği ortaya çıktı. Kozinoğlu´nun el yazması orijinal mektuplarında İşçi Partisi ile birlikte hareket ettiği Ergenekoncu ve Ulusalcı kişi ve kurumlar aleyhindeki bilgilerin kamuoyundan gizlenmesi ve haber içeriğinde hiç yer almaması manidar bulundu.

VARAN-3: SANSÜRLENEN MEKTUPTA ŞOK KILIÇDAROĞLU İDDİASI

Kozinoğlu, söz konusu mektubunda Deniz Feneri davasının, Alman İstihbaratı´nın Ak Parti´nin Almanya´da yaşayan Türkleri örgütleyebilme gücünden çekinmesi nedeniyle Ak Parti´yi zor durumda bırakmak için uydurduğu bir dava olduğunu belirtiyor. Aydınlık tarafından sansürlenen söz konusu mektupta, yine o dönem CHP milletvekili olan Kemal Kılıçdaroğlu´nun bizzat Alman İstihbarat Teşkilatı (BND) mensupları ile görüştüğü ve BND´nin Kılıçdaroğlu´nun CHP Genel Başkanı olmasına destek verdiği şeklinde önemli ifadelere yer veriyor. Bu ifadelerin ise ne Aydınlık Gazetesi´ne ne de Candaş medyaya girmemesi akıllarda yer alan soruları derinleştiriyor. (Milat Gazetesi)

BİR KARANLIK HABER DE TAKVİM´DEN

11.01.2012 12:45 Takvim Gazetesi´nin İnternet Andıcı soruşturmasında tutuklanan İlker Başbuğ´u temize çıkarma haberinin asparagas olduğu ortaya çıktı. İzmir´de 21 Ağustos 2008 günü düzenlenen ve 16 kişinin yaralandığı bombalı saldırının asıl hedefinin ´İnternet Andıcı´ soruşturmasında tutuklanan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olduğu iddia edildi.

ERGENEKON ÜYELİĞİNDEN TUTUKLANAN BAŞBUĞ´U ERGENEKON´UN HEDEFİYDİ DİYE GÖSTERMEK İSTEDİLER

Takvim Gazetesi´nin haberine göre ismini vermek istemeyen muvazzaf bir subay, saldırının Ergenekon´un bu saldırıyla Başbuğ´a suikast girişiminde bulunduğunu öne sürdü. Bu habere göre, Ergenekon terör örgütüne üyelikten tutuklanan Başbuğ, güya Ergenekon örgütünün hedefindeydi. Başbuğ´un İzmir seyahatinde eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök´ü de ziyaret ettiği belirtilmişti. Kafaların karıştırılmak istendiği haberdeki iddiaya yalanlama ise bizzat Özkök´ten geldi.

Konuya ilişkin görüşü sorulan Özkök, İlker Başbuğ´un o dönemde kendisini ziyaret ettiğini, ancak tarihini tam olarak hatırlamadığını söyledi. Özkök, Bir olay oldu Yağhaneler´de. Olayın İlker Paşa´yla ilgili olduğuna dair bir düşüncemiz ve değerlendirmemiz olmamıştı. şeklinde konuştu. Emniyet kaynakları ise Başbuğ´un o tarihte İzmir´de olmadığını, olaydan bir hafta önce 15 Ağustos 2008´de İzmir´e geldiğini daha sonra da ayrıldığını açıkladı.

İzmir´in Konak ilçesi Yağhaneler mevkisinde 21 Ağustos 2008 günü PKK´lı teröristler tarafından çalıntı bir araca yerleştirilen bomba, uzaktan kumandayla patlatılmıştı. Olayda bir er şehit olurken biri albay olan 2 askeri personel, 8 polis ve 6 vatandaş yaralanmıştı. Takvim´e konuşan ve ismini vermek istemeyen bir komutan, 20 Ağustos 2008´de İlker Başbuğ´un eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök´ü ziyarete gittiğini ve bir gün sonra dönüşte saldırının gerçekleştiğini iddia etti. Olayda bir albayın da şehit olduğunu ancak gizlendiğini öne sürdü.

HABER YALANLARLA DOLU

Ancak patlamanın meydana geldiği gün, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ´un İzmir´de olmadığı ve patlamada şehit olduğu iddia edilen Albay Ahmet Kılınç´ın halen İzmir´de Merkez Komutanlığı´nda görevine devam ettiği öğrenildi. 30 Ağustos 2008´de Genelkurmay başkanlığı görevini devralan Başbuğ´un 15 Ağustos´ta İzmir´de dönemin Ege Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Özel´in, görevini Hayri Kıvrıkoğlu´na devrettiği törene katıldığı ortaya çıktı. Emniyet kaynakları, yakalanan zanlıların savcılıkta olayın tüm detaylarını anlattığını belirterek, Polis aracını hedef aldıklarını anlattılar. Olayda bir albayın öldüğü ve Başbuğ´un hedef alındığı iddiaları gerçeği yansıtmıyor. dedi. ( Zaman)

ERGENEKON´UN GİZLİ PR EKİBİ

12.01.2012 10:32 İstanbul´daki Başbuğ´u İzmir´de gösterip Ergenekon´un hedefi diye haber yaptırmak önemli bir iş. Peki bu PR nasıl yapılıyor? Başbuğ tutuklanınca, ısmarlama olduğu her halinden belli olan Takvim Gazetesi´nin manşetinin mumu iki günde söndü. Çünkü ne Başbuğ o tarihte İzmir´deydi, ne de o bombalı saldırıda bir albay ölmüştü... Yeni Akit yazarı Yener Dönmez bugünkü yazısında Takvim Gazetesi´nin yalanları tek tek deşifre edip gerçekleri belgeleriyle ortaya koydu. Ancak yazısında dikkat çeken asıl bölüm başka. Nasıl oluyor da bu kadar açık seçik bir olay Başbuğ´u aklamak için göz göre göre kullanılabiliyor? Bu işi kim yapıyor? Ergenekon´un henüz deşifre edilemeyen yedek (idhar) kadroları mı işbaşında? Dönmez yazısında Ergenekon´un derin PR ekibini deşifre etti... İşte o yazı:

İlker Başbuğ´un Ergenekon´un hedefi olduğunu hatta 21 Ağustos 2008´de Genelkurmay Başkanlığı makamına oturmadan 1 hafta önce Ergenekon tarafından suikast girişimine maruz kaldığını bir gazetemiz 3 gündür manşetten veriyor. İlker Başbuğ´un bir PR ekibi vardı. Bunun bilinen ismi Nuran Yıldız´dı. Bir de bilinmeyen isimleri vardı ve bunlar gizli görüşmeler yapıyorlardı. Gizli PR ekibi sağ kökenli gazetecilere “Aslında Başbuğ, Ergenekon davasını destekliyor ve yürümesini sağlıyor ama altındakilerin gazını almak için taktiksel davranarak sert açıklamalar yapıyor” diyorlardı. Bu ekip, Başbuğ tutuklanınca tekrar devreye girdi ve üstelik de üç gün üst üste manşet yaptırarak, Başbuğ´un Ergenekon´un hedefi olduğuna inanmamızı sağlamaya çalışıyor.

Olayın nasıl düzmece olduğunu ortaya koyalım: 21 Ağustos 2008´de İzmir´de Eşrefpaşa ilçesi Yağcılar mevkiinde bir patlama meydana geldi. Saldırıda 1 asker şehit oldu, 2 asker, 8 polis ve 6 vatandaş olmak üzere toplam 16 kişi yaralandı. Haberde; Başbuğ´un o tarihte eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök´ü ziyaret etmek amacıyla İzmir´de bulunduğu ve patlamanın Ergenekon´un Başbuğ´a suikastı olduğu iddia ediliyor.

Bir: Başbuğ o tarihte İzmir´de değil, İstanbul´daydı. Hilmi Özkök yaptığı açıklamada nezaketen “tarihleri hatırlamıyorum” dese de, Google´dan bile Başbuğ´un o günkü İstanbul programını bulabilirsiniz.

İki: Saldırıyı Ergenekon değil, PKK yaptı. Üstelik de bütün failleri yakalandı. Sahte İstanbul plakalı aracın 18 Ağustos 2008´de PKK´nın sözde Diyarbakır Özel Kuvvetler sorumlusu SORO Kod adlı Salih Kaplan isimli PKK´lı terörist ile bağlantılı PKK´lı Zeki Bulut tarafından İzmir´e getirildiği belirlendi. Patlamadan sadece 2 gün sonra 23 Ağustos 2008´de 9 PKK´lı yakalandı. (Yakalananlar: Zeki Bulut, Gökhan Dönmez, Recep Sürme, Ercan Dağ, Hacı Kod isimli Takyeddin Sürme, Ahmet Sürme, Cüneyt Sürme, Leyla Sürme, Abdürrezzak Öztep ve Mustafa Kızıl). Parmak izi araştırmasında Ahmet Sürme kimliğini kullanan kişinin aranan PKK´lı Bünyamin Sürme olduğu tespiti yapıldı. Takyeddin Sürme´nin evinde ise; 1 kg plastik patlayıcı, 2 adet fünye, 3 kg. naftalin, 3 kg. amonyum nitrat ele geçirildi. Malzemelerin patlamada kullanılan malzemelerle aynı olduğu kriminal raporda belirlendi.

Üç: Teröristler suçlarını itiraf ettiler ve hedeflerini açıkladılar. Bünyamin Sürme ifadesinde eylemi PKK adına gerçekleştirdiklerini itiraf etti, üstelik hedefini de şöyle açıkladı: “Daha önceden keşfini yapmış olduğum bölgeden İzmir Emniyet Müdürlüğüne ait servis aracı geçerken saat: 07.45 sıralarında, patlama noktasını gören Bozyaka sırtlarındaki açık kayalık alanından telsizle bomba düzeneğini ateşleyerek patlamayı gerçekleştirdik.” İtiraflar, deliller, parmak izleri, patlayıcılar sonrası hepsi tutuklandı ve şuan cezaevindeler. Olay bu kadar açık ve net ama bitmedi.

Dört: Başbuğ´u kurtarma haberinde “saldırının adi bir olaymış gibi geçiştirildiği ve üstünün kapatıldığı” iddiası var ki çok güldüm. Aksine hem ulusal hem yerel basında, TV´lerde patlama ve yakalananlar geniş çapta yer aldı, video görüntüleriyle beraber.

Beş: Pes dedirten olay ise “şehit albay” hikayesi. Haberde patlamada Albay Ahmet Kılınç´ın şehit olduğu yazıyordu. Albay Kılınç´ın olayla ilgisi olmadığı gibi şuan İzmir Merkez Komutanlığı´nda muvazzaf görevine sapasağlam devam ediyor.

Bunları niye uzun uzun anlattım: Şimdi birileri Başbuğ´u Kurtarma Planı çerçevesinde 367 fecaati gibi Yüce Divan uydurması yapıyor ya; ekibin ne kadar sağlam çalıştığını, bizim dünyamızdan gazetelere bile nasıl nüfuz edebildiklerini görün istedim. Başbakan´a, eşine, ailesine, partisine yalanlarla dolu ağır hakaretler içeren siteler açtıran ve işlettiren, Kapatma Davası´nın birkaç gün öncesinde Osman Paksüt´le kameraları karartıp gizlice görüşen, sitelerden kapatma davası dosyasına delil ürettiren İlker Başbuğ´u savunma işini bizim dünyamızdan bir gazeteye üç gün üst üste manşet yaptırtmak büyük bir güç ve kabiliyet gerektirir. İşte bu güce Ergenekon diyoruz... Hafife almaya gelmez... ( Yener Dönmez / Yeni Akit)

KOZİNOĞLU HAKKINDA KORKUNÇ KARARTMA

12.01.2012 11:12 Ahmet Kekeç (Star): Haber Milat gazetesinde çıktı... Cezaevinde “kuşkulu” bir şekilde ölen MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu, Aydınlık gazetesinin bize sunduğu gibi bir adam değilmiş. Malum, Aydınlık gazetesi, günlerce, Kozinoğlu´nun mektuplarını ve ifadelerini yayınladı. Bu yayınlara baktığınızda, ilk elde, Kozinoğlu´nun Aydınlıkçı, Perinçek´çi filan olduğunu düşünüyorsunuz. Hep de, Aydınlık´ın iddialarını doğrulayan mektuplar yazmış, hep de Perinçek´çilerin dünya görüşü istikametinde “tespitler” yapmış. Kozinoğlu´na dayanarak, nokta atışlar yaptı Aydınlık... Hem darbe soruşturmalarını işlevsizleştirdi, hem de bize bilmediğimiz, tanımadığımız ve tanıdığımızda çok şaşıracağımız bir “Kozinoğlu portresi” çizdi. Hürriyet´in “bidon kafa”sı da benzer şeyler yazmıştı, hatırlayacaksınız... Bir sanıktan değil de, büyük bir vatansever”den söz ediyordu sanki... Hepimiz gaflet uykularındayken, vatanı olası tehlikelere karşı koruyan ve yurt edindiğimiz bu toprak parçasında rahat yaşamamızı sağlayan kişi meğer Kaşif Kozinoğlu´ymuş. Müthiş yararlı işler yapmış... Hem kurşun sıkmış, hem de göğsünü kurşunlara siper etmiş...

Eski başbakanlarımızdan biri de “vatan için kurşun sıkanları” kutsuyordu. Muhtemeldir ki, Kozinoğlu da “vatan için kurşun sıkanlar tayfasından” biriydi ve “bidon kafa”gillere göre kutsanacak birtakım işler yapmıştı. Fakat konu şu: “Kutsanacak birtakım işler yapan” kişiler, bunu hangi çerçevede yaptılar? Hukuk dışına çıktılar mı, çıkmadılar mı? Kozinoğlu´nun tutukluluk gerekçesine baktığımızda, “hukuku zorlamış olduğu” düşüncesine kapılıyoruz. Bilemeyiz artık... Sağ olsaydı ve “muhakemesini” verebilseydi, bu konuda kesin bir hükme varabilirdik.

Fakat, Aydınlık gazetesi hükmünü çok önceden vermiş. Mesela, 90´lı yıllarda Kozinoğlu aleyhinde yığınla haber yapmışlar. Bu haberlerden birinde, “Genelkurmay İstihbaratı”ndan (!) edindikleri bilgiye dayanarak, “Özel Harpçi Binbaşı Kaşif Kozinoğlu´nun, ClA´nın Türkiye´deki operasyon ekibinin kilit elemanlarından biri olduğunu ve ülkücü dünya görüşünü savunduğunu” yazmışlar. Bir başka haberde de şu görüşlere yer vermişler: “Abdullah Çatlı ve ekibi Binbaşı Kaşif´in adamlarıydı. Binbaşı Kaşif ve şu anda Nahçıvan´daki ÖKK karargahına bağlı olarak Orta Asya ve Kafkaslar´daki operasyonlarda görev yapıyor. Çiller ve Yazıcıoğlu´nun baş provokatörü Binbaşı Kaşif Kozinoğlu´nun Abdullah Çatlı ve Oral Çelik ile bağı ortaya çıktı...”

Peki, bunları yazan, yazabilen Aydınlık gazetesi, nasıl oluyor da, Binbaşı Kaşif´ten “Türkiye´nin kaybettiği milli bir kahraman ve yiğit bir vatan evladı” yaratabiliyor? Hadi bunu yap, siyasi istikametine uygun gördüğün için “bu yiğit vatan evladının” mektuplarından ekmek çıkarmaya uğraş...

Peki, “bu yiğit vatan evladının” mektuplarını neden sansür ediyorsun, neden karartma uyguluyorsun? Kozinoğlu aynı mektuplarında, “Deniz Feneri davasının Alman İstihbaratı´nın AK Parti´yi zor durumda bırakmak için uydurduğu bir dava olduğunu, ayrıca o dönem CHP milletvekili olan Kemal Kılıçdaroğlu´nun bizzat Alman İstihbarat Teşkilatı BND ile görüştüğünü ve genel başkanlığı konusunda destek aldığını” da yazıyor. Bunu neden gizliyorsun? Bu iddiaların uydurma olduğunu düşünüyorsan, önceki iddiaların doğru olduğu hükmüne nasıl varıyorsun? Evet? Cevabınızı alalım! ( Ahmet Kekeç / Star)

12 EYLÜL DAVASININ AÇILDIĞINI GÖRMEYEN MEDYA(NIN MASKESİ DÜŞTÜ)

12.01.2012 11:19 Mustafa Karaalioğlu (Star): Perşembe Bizim medyaya iyi habercilik kadar temposu düşmeyecek bir fikri takip de lazım... Bazen bir bilgi kırıntısı manşet olabilirken, gün gelip sayfa sayfa belge ve bilgiyi görmezden gelmek gibi hastalıklardan kurtulmak lazım... Gazetecilik, habercilik bir olayı, bir süreci baştan alıp sonuna kadar götürmek, ısrarla takip etmek ve bir yandan kamu görevini ifa ederken öte yandan da tarihe tanıklığı ihmal etmemek demektir. Ama bırakın anlık vak´alarda yaşanan takip eksikliğini uzun süreli ve ülkenin tamamını bir şekilde ilgilendiren konularda bile tıknefes haller yaşanıyor. Büyük gürültülerin arkası gelmez oluyor, gerçekten gürültü kopacak zamanlarda medya ortadan usulca çekiliyor.

Benim için en dikkat çekici olan, bir tür ders niteliğindeki vak´a 12 Eylül Darbesi davasıdır. Biliyorsunuz, “Olamaz, mümkün değil, ihtimal yok” deniliyordu ama 12 Eylül Darbesi herşeye rağmen yargı önüne getirildi. Yakın bir zamana kadar 12 Eylül için dava açmayı aklından geçiren savcıların bile meslekten men edildiği bu ülkede dört başı mamur bir darbe davası açıldı. Hayatta kalan darbeciler şimdi o davanın sanığıdırlar. Herhangi bir demokrasi için bundan daha değerli bir gün olamaz. Kendi darbesini ve darbecisini, üzerinden 32 sene geçse bile yargı önüne çıkaran bir ülke demokrasi açısından değerli bir iş yapmıştır. Tabiatı gereği o ülkenin medyası da o “değerli” işin parçasıdır. Gerçekten de bizim medyanın bir kesimi o işin parçası oldu.

Davanın mahkeme tarafından kabul edilişinin ardından dün gazetelere baktım... Son derece ilginç bir manzara vardı ortada... Çoğu 12 Eylül Darbesi yapıldığı sırada henüz yayında olmayan gazeteler, başta STAR olmak üzere, bu haberi ya manşet ya da sürmanşet olarak okurlarına duyurmuşlardı. Önemsemişler, değer vermişler ve anlatmışlar. Çok güzel de ayrıntılar vardı. Bir 30 yıl sonra geri dönüp Türkiye´de neler olduğunu ve demokratikleşmenin nasıl geliştiğini anlamak isteyenler gerçekleri o gazetelerde bulabilecekler.

Öte yanda... Çoğu, 12 Eylül´de de yayın hayatında olan ve yıllardır okurlarına darbeyle hesaplaşma vaadinde bulunan gazetelerde ise neredeyse çıt yoktu dün... Ya küçük, sıradan bir başlık anonsuyla geçiştirdiler ya da haberi hiç görmediler birinci sayfalarından... Mesela, Cumhuriyet gazetesi. En çok bu gazetenin tavrını merak ediyordum. Birinci sayfanın aşağısından konunun “12 Eylül davası” olduğu belli olmayan küçük bir anonsla ve içeride de davayı eleştiren bir haberi anonslamış. Darbenin lideri Kenan Evren yargı önünde, Tahsin Şahinkaya yargı önünde... Ama bununla ilgili değil gazete... Adı darbeyle hesaplaşma safında bilinen başka gazeteler de var ki bırakın manşeti, konuyu birinci sayfadan görmeye bile gerek görmemişler. Bir başkası ise “Yüksek gerilim” üst başlığının altında, ülkenin gerilim içinde olduğunu belirterek buna bir numaralı örnek olarak “Kenan Evren sanık oldu” başlığını kullanmış...

Neden? Şili darbecilerine karşı bile manşet atan, cunta lideri Pinochet´e öfke yağdıran gazeteler ve o gazetelerin “darbe düşmanı” yazarları, 12 Eylül Darbesi´nin yargı önüne çıkmasından neden hoşnut değiller? Davaya giden yolu Erdoğan´ın öncülüğünü yaptığı 12 Eylül referandumu açtı ve onlar da referanduma karşı çıktılar diye mi? Ya da o zamanlar “Millet kandırılıyor, bu anayasa değişikliğinden 12 Eylül´e yargılama çıkmaz” diye kalıplarını bastıklarından, şimdi utandıkları için mi?

Yoksa daha mı vahim?.. Aslında sahte bir demokratlık, sözde bir darbe karşıtlığı vardı da kritik an gelince maskeler mi düştü?

Bu soruların cevabını alabilmek fevkalade önemlidir zira, buradan aynı zamanda Ergenekon´a, Balyoz´a, Andıç´a da ulaşacağız. O zaman bu davalara karşı ileri sürülen gerekçelerin samimiyeti anlaşılacak. O yüzden birisi çıkıp tane tane ve dürüstçe medyanın neden 12 Eylül davasına duyarsız kaldığını anlatmalı. Anlatmalı ki, bugünler yazılırken kimse tarih önünde savunmasız kalmasın. ( Mustafa Karaalioğlu / Star)

SAVCI GÖK: İZMİR´DEKİ SALDIRIDA HEDEF, İLKER BAŞBUĞ DEĞİLDİ

06.02.2012 15:21 İzmir´in konak ilçesi Eşrefpaşa semtinde, 21 Ağustos 2008´de askeri bir aracın geçişi sırasında yapılan, bir askerin şehit olduğu ve 18 kişinin yaralandığı bombalı saldırıyla ilgili olarak, soruşturmayı yürüten dönemin özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Murat Gök, açıklamalarda bulundu. Olayla ilgili davada bir gizli şahidin, Hedef, Orgeneral İlker Başbuğ´du. yönündeki ifadesini yalanlayan Savcı Gök, Bu tip olaylarda bazı gizli tanıklar ortaya çıkıp olayı saptırır. Bu gizli tanık yalan söylüyor. Bir askerin yaşamını yitirmesi nedeniyle soruşturmayı askeri makamlarla birlikte yürüttük. Askeri istihbarat birimleriyle bilgi paylaştık. Böyle bir şey olsaydı bilgim olurdu. Gizli tanık, kamuoyunu yanıltıyor. dedi.Şu anda Samsun´da görev yapan Savcı Murat Gök, İzmir´de özel yetkiyle bulunduğu sırada meydana gelen bombalı saldırının ardından bölgedeki bütün kameraların kayıtlarının titizlikle incelendiğini, zanlının kimliğinin tespit edildiğini ve İstanbul´da yakalandığını hatırlattı. Bombalı saldırıda bir askerin şehit olduğunu, bu sebeple askeri istihbarat birimlerinin de olayı soruşturduğunu vurgulayan Gök, Sivil ve askeri istihbarat kaynaklarının ortaklaşa yürüttüğü bu çalışmada, bombanın patlatıldığı saatlerde aynı istikametten geçmek üzere olan İlker Başbuğ´un hedef olduğu yolundaki iddialar tamamen asılsızdır. Bu soruşturmayı bizzat yaptım. Böyle bir şey olsaydı, askeri istihbarat birimleri mutlaka bana bilgi verirdi. Genelkurmay Başkanlığı´nda önemli görevde bulunduğu belirten ve bazı gazetelere asıl hedefin Başbuğ olduğunu söyleyen gizli tanık yalan söylüyor. Böyle bir şey söz konusu bile değildir. Kamuoyunun yanıltılmaması için bu bilgiyi paylaşıyorum. şeklinde konuştu.

Genelkurmay Başkanlığı´nda önemli görevlerde bulunduğunu iddia eden gizli tanık, verdiği ifadede şunları söylemişti: Tarih 21 Ağustos 2008´di. Sabah saat 07.45´ti. İlker Paşa´nın (Başbuğ) Genelkurmay Başkanı olarak atanmasına bir hafta vardı. Biz bir gün önce, yani 20 Ağustos´ta emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök´ü evinde ziyaret ettik. İlker Paşa, Özkök´ü sever sayardı. Onun uyarılarını çok dikkate alırdı. 21 Ağustos sabahı, İzmir´i bilenler için tanıdık bir nokta olan Yağhaneler´den salınıp Yeşillik Caddesi´nde ilerliyorduk. İstikamet havaalanıydı. Birdenbire önümüzdeki bir araba, büyük bir gürültüyle patladı. Ortalık savaş alanına döndü. Hedef İlker Paşa´ydı. Saldırıda 16 polis, asker ve sivil yaralandı, bir albayımız şehit düştü. Bunu sakladık, basınla paylaşmadık. Anlayacağınız, İlker Paşa´nın Genelkurmay Başkanı olmasından çok rahatsız olanlar vardı. Olayın büyümesini engelledik. 22 Ağustos tarihli gazetelerde adi bir olay gibi yansıtıldı. ( Cihan)

(11 Ocak 2012), son güncel.: (06 Şubat 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Kontrgerilla Medyası

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Kozinoğlu´nun ölümüyle ilgili manşetlerimiz

Kaşif Kozinoğlu ile ilgili tüm manşetlerimiz

Kozinoğlu´nun savunması ortaya çıktı

MİT görevlisi Kozinoğlu tutuklandı

Kozinoğlu kiminle irtibatlı?

Kozinoğlu, MİT-TSK arşivini Oda´ya taşımış

OdaTV´deki belgelere MİT´ten soruşturma

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

Odatv iddianamesinde arama yap

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Savcılar Ergenekon ´İdharı´nın peşinde

Ergenekon Aydınlık´ta: Yeni belgeler

Ergenekon hala diri, Bakıcı kaçabildi

Ergenekon´un henüz ortaya çıkarılamayan yedek (idhar) kadroları

Flaş!!! 12 Eylül iddianamesine kabul

12 Eylül soruşturmayla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4095    yazdır/print


 

Odatv davasında 8. duruşma

Odatv davasında 8. duruşma İstanbul´da Çağlayan Adliyesi´nde görülüyor. Bir önceki celsede savunması yarım kalan sanık Coşkun Musluk, savunmasına devam ediyor.

05.01.2012 14:26 Ergenekon soruşturması kapsamında Odatv´de yapılan aramalar sonrasında gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın´ın da aralarında bulunduğu 12´si tutuklu 14 sanık hakkında açılan davanın 8. duruşması başladı. İstanbul Adalet Sarayı´ndaki özel yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar Prof. Dr. Yalçın Küçük, eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Soner Yalçın, Şükrü Doğan Yurdakul, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Muhammet Sait Çakır, Coşkun Musluk, Müyesser Uğur ile tutuksuz sanık İklim Ayfer Kaleli katıldı. Diğer tutuksuz sanık Ahmet Mümtaz İdil ise sağlık sorunları nedeniyle duruşmaya gelmedi. Davanın tutuklu sanıklarından Kaşif Kozinoğlu ise cezaevinde rahatsızlanarak 12 Kasım 2011 tarihinde hayatını kaybetmişti.

Bir önceki celsede savunması yarım kalan sanık Coşkun Musluk, mesleki faaliyetlerinden dolayı suçlandığını öne sürerek, ´Gazetecilik ve sosyal hayatımla ilgili telefon görüşmelerim iddianameye konulmuş. Bu görüşmelerim nedeniyle terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyorum´ diye konuştu. Savcılığın hiçbir şeyi araştırmadığını savunan Musluk, ´Savcılık, kanıtların doğru olup olmadığını ispatlamayı tutuklu sanıklara bırakmıştır´ dedi. Musluk´un savunmasıyla devam eden duruşmayı, CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, gazeteciler Uğur Dündar ve Ruşen Çakır da izliyor. Bu arada, tutuklu sanıkların duruşma salonuna alındığı sırada sanık Nedim Şener, izleyici sıralarında gördüğü Uğur Dündar´a hitaben ´Hoş geldiniz tiyatroya´ dedi

COŞKUN MUSLUK´UN SAVUNMASI

05.01.2012 15:36 Oda TV davasının 8. duruşmasında Oda TV yazarı tutuklu Coşkun Musluk dün başladığı savunmasını bugün tamamladı. “AKP´ye ve Gülen cemaatine muhalefet eden tespit ediliyor, hakkımda dinleme başlatılıyor ve benim hikayem böyle başlıyor” diyen Musluk, iddianamede yer alan suçlamalara değindi. Yalçın Küçük´ten yayınevi kurma talebinde bulunmadığı halde bu iddiayla kendisi hakkında dinleme talep edildiğini söyleyen Musluk, dinlemelerde neler elde edildiğini sordu. Kürt sorunu hakkında yaptığı çalışmaların da iddianameye girdiğini söyleyen Musluk, “Sosyal bilimciyim, akademisyenim, ben bunları okumadan nasıl Kürt sorunu üzerine yazabilirim? Yazsam doğru olur mu?” diyerek herkesin bir gün terör örgütü üyeliği suçuyla tutuklanabileceğini söyledi.

İddianamede yer alan dijital delillerin içeriklerine de değinen Musluk, bir dokümanda yer alan ifadeler hakkında, “Biraz Kürt meselesi üzerine çalışmış herkes bilir ki, PKK´nin varlığı olmayan bir örgüt tarafından yönetilemeyeceğini, PKK´nin Başkanlık heyetine TSK´dan sızma olduğunu söylemenin çılgınlık olduğunu af buyurun ama bilir” dedi. Bu dosyaların ise savunmalarını paralize etmek anlamına geldiğini vurgulayan Musluk, “Bu savunmalarımız bile örgüt faaliyeti sayılacak” diyerek bu iddianamenin kabul edilmesinin, AKP´li olmayan her yurttaşın terör örgütü üyeliği ile suçlanmasına yol açacağını söyledi.

“Toplumsal muhalefetin iktidara yapabileceği her fiil örgüt suçlamasına giriyor” diyen Musluk, savcının hükmü verdiğini ve infaz talep ettiğini öne sürdü. Her bir yazısı için aylarca hapis yattığını söyleyen Musluk, Kürt sorununa ilişkin yazdığı yazılarda AKP ile PKK´nin pazarlık sürecinde bulunduklarını ama asla uzlaşamayacaklarını ifade etmesinin suç olmadığını kanıtlamak için gazete küpürlerini mahkeme heyetine gösterdi. Taraf´ta, “PKK-MİT görüşmeleri” haberini tam sayfa yayınladığını da gösteren Musluk, “Yine savaş çıkacak, yine kan dökülecek” dedim. Newsweek´te ´Kürt açılımı öldü´ diye haber çıkıyor. Taraf´ta Ahmet Altan, Halil Berktay Kürt sorununu yazabiliyorsa Oda TV yazarı da yazabilir” diye konuştu.

KCK davalarında uzun tutukluluk sürelerine de değindiğini söyleyen Musluk, “Türkiye´nin tek siyasi davası Ergenekon olmadığını düşündüğümden KCK davasında yaşanan haksızlıklara da yazılarımda değindim” diye konuştu. Musluk, salt yayınlanan yazılarının suç konusu edilmesinin düşünce ve ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu vurgulayarak tahliye ve beraat talebinde bulundu.

Musluk´un avukatı Celal Ülgen, telefon dinlemeleriyle suç üretilmesine değindiği savunmasında, “Türkiye koca bir kulağa dönüştü. Başbakan´dan yargıcına kadar herkes dinleniyor” diyerek verilen bir telefon dinleme kararını gösterdi. Ülgen, mahkemece Soner Yalçın hakkında verilen dinleme kararı arasında, “Soner Yalçın etrafında bulunan şahıslar” ifadesiyle Yalçın ile birlikte Yurdakul´un, Terkoğlu´nun ve Pehlivan´ın da dinlendiğine dikkat çekerek, “Bu tutuklamalar adli hata olmuştur” diye konuştu.

SAİT ÇAKIR´IN SAVUNMASI

Oda TV davasından tutuklu yargılanan Sait Çakır savunmasını yaptı. Çakır, “1923´ün Kemalist cumhuriyetinin çözüldüğü, yaratılan yargı ve olağanüstü hukukla, ´örgüt üyeliği suçlamasının´ bit pazarına düştüğü bir dönemden geçiyoruz. Saç sakal, puşi takmak, pankart açmak ile artık bu işin sonu kalmadı” diyerek savunmasına başladı. İddianamenin 130. sayfasına kadar adının geçmediğini ama örgüt üyeliğiyle suçlandığını söyleyen Çakır, “Bu iddianamede yer almamın tek sebebi, Yalçın Küçük´e bir şekilde buluşmuş olmam” dedi. Çakır, Oda TV operasyonundan bir gece önce Barış Terkoğlu ile televizyonda Tarafsız Bölge programını izlediklerini ve programda Melih Altınok´un, Yalçın Küçük ile görüşmenin suç olduğuna ilişkin ifadelerini dinlediklerinde, “O anda gözümden Silivri geçti” demesi salonda gülüşmelere neden oldu.

Yalçın Küçük ile hoca-öğrenci ve yazar-editör ilişkisi olduğunu söyleyen Çakır, “Yalçın Küçük profesör kimlikli devrimci bir aydındır. Benim gibi akademik kariyerine henüz yeni başlamış biri olarak Yalçın Küçük ile ilişkim olması olağandır. Murat Yetkin, Hasan Cemal, Fatih Çekirge de öğrencileri olmuşlardır. Bu suçlamayla yeni nesil aydına ket vurulmak isteniyor” diye konuştu. Yalçın Küçük´ün kitaplarını basan Mızrak yayınevinde editör olduğunu ve Küçük´ün kitap çalışmalarına yardım etmekle suçlandığını söyleyen Çakır, suçlamaları “Ara rejim dönemi” tanımıyla gerekçelendirdi. Yayınevinin sadece Küçük´ün kitaplarını basmadığını hatta AKP´lilerin çok satın aldığı kitapları bastığını da söyleyen Çakır, çalışmaları karşılığı aldığı ücretlerin makbuzlarını mahkeme heyetine gösterdi.

“Ben yazılarımda aydınlanmayı, emekçi halkın kazanımlarını savundum. Oda TV´ye gönüllü, kimseden talimat almadan yazdım. Her yazımın da arkasındayım” diyen Çakır, bir aydın ve yazar olmak istediğini vurguladı. 12 Eylül darbesi sonrası yaratılan nesle karşı aydınlanmadan yana olduğunu söyleyen Çakır, “Okumuş insan emekçi halkına karşı sorumludur” diye konuştu.

05.01.2012 15:04 İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen OdaTV davasında tutuklu sanık Sait Çakır savunmasını bitirdi. Tutuklu sanık Sait Çakır, savunmasında Yalçın Küçük´ün kendisine müstear isim verme konusuna değindi. Bu konuda Yalçın Küçük´ün ismini değiştirerek yazı yazmasını önerdiğini iddialarını dile getiren Çakır şöyle konuştu: Yalçın Küçük bana ´Çakır isminden yazar olmaz olsa olsa kedi ismi olur´ dedi. Bu sözler üzerine Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci duruşmayı izleyen gazeteci Ruşen Çakır´a atıfta bulunarak, İsim meselesini artık bitirelim. Yalçın Küçük bu konuyu savunmasında yeterince anlattı. Gazeteci Ruşen Çakır´da burada. dedi. ( Cihan)

AHMET ŞIK´IN SAVUNMASI

Duruşma Ahmet Şık´ın yazılı savunmasını okumasıyla devam etti. Şık savunmasında şunları söyledi: ´Neden burada olduğumu hala bilmiyorum. Tahliyemi de talep etmiyorum. Ben gazeteciyim. Gerçeğin peşinde bir gazeteciyim. Kimseden talimat alarak haber yazmadım. Kitapla gelmedim patlar falan. Başımıza bir iş gelmesin. Haberler ve yorumlar delil olmuş, örgütsel dökümanların tarihi de eski aslında. Odatv´de yayınlanan 84 alıntı yazı suç diye delil klasörüne konmuş. Böyle lakayıt bir inceleme olamaz.

Atatürk´ün Gençliğe Hitabesi delil olarak iddianameye konmuş. Savcı için de söylemiştim ´dokunan yanar´ diye. O da yandı. Şike davası da şaibeli. İddiaları ciddiye almıyorum. Ama cevap vereceğim. Susmak değil söylemek mecburiyetinin olduğu günlerden geçiyoruz. Ankara´da faili meçhullerle ilgili bir soruşturma yürüyor. Bir katil kimi nasıl öldürdüğünü, kaybettiğini anlatıyor. Konuşan kişi bir gizli tanık değil, bir e-posta ihbarcısı değil. O kanlı, canlı bir katil. Katil anlatıyor, gözaltına alınanlar soruşturuluyor, sonra bırakılıyor. Soruşturma savsaklanıyor. Ben burada böylesi bir iddianameyle 11 aydır tutuklu tutuluyorum.

Geçmişime, gazeteciliğime, sosyalist kimliğime bakılmaksızın Ergenekoncu olarak yargılanıyorum. Akıl körü olmak lazım. Hakkımda hiçbir şey bilinmiyorsa bile google denen bir zamazingo var, ona bakılır. Bu nasıl bir mantıktır. Polis teşkilatında yaşananların bu tür davalarla ilişkisini anlatmaya çalıştım, bu nedenle bu davadayım.

Nedim Şener ve Soner Yalçın´ın beni çalıştırdıklarına karşı en ufak bir kanıt var mı? Yok. Görüşme var mı? Yok. Hanefi Avcı, Emin Arslan gibi Sabri Uzun kitaptaki öznelerden biri. Soner´le tek temasım ona telefon açıp kızmam. Soner Yalçın´la tümüyle farklı siyasi düşüncelerdeniz. Hiç karşılaşmadım kendisiyle. Derin devlet örgütü var adı kontrgerilladır, Ergenekon değildir. Türkiye´nin kanlı tarihini yazmıştır.

1950´lerden beri karda yürüyüp izini belli etmeyen, devletin tüm kurumlarıyla izlerini sildiği örgüt, iddianamedeki gibi çalışabilir mi? Bütün arkadaşlarım, avukatlar, eş dostun bildiği bir kitap nasıl örgüt dökümanı olur. Burada gazeteci değil gazetecilik yargılanıyor. Tekrar ediyorum. Burada yargılama konusu yapılan gazetecilik faaliyetidir. Gazetecilik doğrunun, gerçeğin, haklının, mazlumun ve elbette adaletin yanında olmaktır. Bu dava salt ifade özgürlüğü davası değil, toplumun bilgiye ulaşmasının engellenmesi davasıdır da... Gazeteciliğin susturulması halkın susturulması demektir Bu rejimin adı demokrasi mi yoksa korku diktatörlüğü mü?

Kitapları bombaya benzetenler, davaları Türkiye´nin tanıtım malzemesi görenler bile sustu artık. Umarım bu suskunluk hicap duygusundandır. Türkiye´de amaç gözdağı vermek. O yüzden muhalif herkes hapishanelere dolduruluyor. ´Ben suçlarım sen kendini temize çıkarmaya çalışırsın´ zihniyeti uygulanıyor. Kapatılmaya çalışılan Ekşisözlük´ten bir yazarın dediği gibi ´cezasını arayan suçun değil suçunu arayan cezanın ülkesi Türkiye.´

Türkiye yargısı her dönem müesses düzenin emrindedir. Adalete nasıl güveneceğiz? Bir fiili suç ilan eden, failin değil suçun niteliğidir. Asıl polisin inceleme tutanağı örgütsel dokumandır. Yapmanız gereken beni yargılamak değil bu komployu ortaya koymaktır. Bu dava hukuki bir yargılama değil politik bir yargılamadır.

Bu yeni Ergenekon´a karşı olmayı sürdüreceğim. Tarihte hesabı sorulmamış hiçbir suç kalmamıştır. Bunun da hesabı sorulacak. ( AA)

HANEFİ AVCI´NIN SAVUNMASI

Davanın diğer tutuklu sanığı Hanefi Avcı savunmasında, ´Haliç´te Yaşayan Simonlar´ isimli kitabının Odatv tarafından yazdırıldığı iddialarına ilişkin şunları kaydetti:

´Burada Odatv işin merkeziymiş gibi bir görüntü vardır. Aslında Odatv´nin benim kitabımdan haberi dahi yokmuş. Kitabım satışa çıktığında her yerde haberler yayınlanırken, Odatv´de saat 11.45´te haber çıkmıştır. Odatv´nin yayınladığı haber ise Hürriyet gazetesinden alınarak aynen yayınlanmıştır.´ Duruşma öncesinde konuştuğu Odatv çalışanlarının kendisine, ´Biz senin kitabını bulmak için neler çektik´ dediğini ifade eden Avcı, ´İddianameye göre benim kitabımın organizasyonunu Odatv yapmıştır. Odatv´nin ne benimle ne de kitabımla bir alakası yoktur´ diye konuştu. ´Haliç´te Yaşayan Simonlar´ kitabını 2000 yılında yazmaya başladığını, ancak mesaisinin yoğunluğundan ötürü ara vererek 2009´da yeniden başladığını söyleyen Avcı, kitabı mart ayında bitirerek, 10 Nisan Polis Bayramı´nda basılması için yayınevine gönderdiğini söyledi. Ancak kitabın kendi belirttiği tarihte satışa çıkmadığını anlatan Avcı, savunmasını şöyle sürdürdü:

´Kitabım bir örgüt kitabı değildir. Bir eleştiri kitabı, ´nerede yanlış yaptık?´ dediğim bir kitaptır. Kitap yazarken kimseden tavsiye ve telkin almadım. Zaten yapım da buna müsait değildir. Kitabımın bana nasıl yazdırıldığına dair iddianamede hiçbir delil yoktur. Bir delilin delil olabilmesi için usulüne uygun olarak elde edilmesi gerekmektedir. Ancak bilgisayar delillerini toplayan bizim arkadaşlar, asgari şartları yerine getirmemişlerdir. Bu kadar hayati bir olayda olay yeri incelemesi ve delil araştırması yapıyorsunuz, ancak asgari şartları yerine getirmiyorsunuz. Bu deliller geçersizdir. Böyle örgüt dosyası hazırlanmaz. Bu davanın içinde olmasam ´muhakkak bir şeyler var´ derdim, ama durum öyle değil. Yıllarca istihbarat birimlerinde çalıştım, böyle dosya hazırlamadım.´

Yıllarca terör örgütleriyle mücadele ettiğini söyleyen Avcı, ´Kitap yazmanın suç olmadığını söylüyorum. Kitabımı beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Belki düz bir kitap olarak değerlendirebilirsiniz. Pek çok ideolojiyi anlatan kitapların yayınlandığını biliyorum. Bunların bir kısmı yasaklandı, fakat kitabı yazanlar hakkında örgüt üyeliğinden dava açılmadı. Tavsiye ya da yönlendirmeyle kitap yazdığım suçlaması incitici ve aşağılayıcıdır´ ifadelerini kullandı. Avcı, emniyetin hazırladığı raporun inandırıcı olmadığını, mahkemenin bir kanaate varmasını zorlaştıracak nitelikte olduğunu, çünkü raporların yarım bırakıldığını savundu.

Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, Avcı´nın savunmasını yaptığı sırada araya girerek, diğer tutuklu sanıkların savunmalarını yapabilmesi için savunmasını kısa tutmasını istedi. Sanık Avcı, bu uyarının ardından bir süre daha konuşarak savunmasını tamamladı. Hanefi Avcı´nın avukatı da müvekkilinin savunmasını yaparken sürekli şanssızlıklarla karşılaştığını, yargılandığı ´Devrimci Karargah´ davasında da savunmasını kısa kesmek zorunda kaldığını ifade ederek, detaylı savunmayı daha sonra yapacaklarını söyledi.

NEDİM ŞENER´İN SAVUNMASI

Nedim Şener savunmasında, bugüne gelebildikleri için şükrettiğini belirterek, ´Türk kamuoyuna, öncelikle de özgürlük için yola düşen arkadaşlara, Ragıp Zarakolu, Büşra Ersanlı ve Hopalılara selam gönderiyorum. Hapse düşünce insan daha iyi anlıyor her şeyi. Hapse girdiğim ilk gün, hapse düşen son insan olmak için çok dua etmiştim. Ancak öyle olmadı´ şeklinde konuştu. Hayatında kendisine verilecek en büyük cezanın utanmak olabileceğini söyleyen Şener´in, gazeteci Sedat Simavi´nin, ´Kalemini kır, ama satma´ sözünü hatırlattıktan sonra duygulandığı görüldü.

Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci´nin, ´İsterseniz kısa bir ara verelim´ demesi üzerine Şener de ´Evet, iyi olur´ deyince, duruşmaya ara verildi.

Aranın ardından savunmasına devam eden Şener, ´Keşke dijitallerden bahsetseydim, böyle duygulanmazdım. Haklılığımın verdiği güçle savunma yapıyorum. Karşınızda adaletin gücünü görmek istiyorum´ ifadelerini kullandı. Şener, cemaatle ilgili herhangi bir sorunu olmadığını belirterek, ´Biz cemaatten nefret etmedik. Sadece merak ettik, sonra da kitap yazdık´ diye konuştu. Terör örgütüne üyelik suçundan yargılanmanın çok ağır bedelleri olduğunu söyleyen Şener, kızının, ´Babam terör örgütünden yargılanıyormuş. Babam gerçekten terörist ise onu desteklemem, çünkü teröristler insan öldürüyor´ dediğini anlattı.

Hiç kimsenin suç işleme lüksü olmadığını ve gazetecilerin de buna dâhil olduğunu belirten Şener, ´Gazeteciler yargılanmaz diye bir şey söz konusu değildir. Hatta gazeteciler herkesten fazla yargılanır. Hem mahkemelerde hem de kamuoyunda. Gazeteci nasıl halkın bilgi alma hakkı adına soru sorabiliyorsa, kendisi de bu kamu mesleğini yaparken kendisine sorulan her soruya yanıt verebilmelidir´ dedi. Hiçbir zaman yargılanmaktan korkmadığını vurgulayan Şener, ´Halkın vicdanında yargılanmaktan hep korktum. Çünkü vicdanlarda yargılanarak alacağım ceza utanmaktır. Bana göre utanmak, utanılacak bir şey yazmak, söylemek ve yapmak, en büyük cezadır´ diye konuştu.

Kesinlikle ´Ergenekoncu´ olmadığını, bunun herkes tarafından bilindiğini ifade eden Şener, Dink cinayetinin aydınlatılması için çabaladığını, söz konusu cinayetin işlenmesinde ihmali olduğunu öne sürdüğü kişilerin tutuklanmadığını ve yargılanmadığını söyledi. Şener, savunmasını şöyle sürdürdü:

´20 yılda ulaşabildiğim tüm gerçekleri binden fazla haber ve 10 kitapta yazdım. Tüm yazdıklarımı yargılandığım 100´e yakın davada savundum, ama ilk kez yazmadığım şeyler nedeniyle tutukluyum ve yargılanıyorum. Yazmadığım ve yazımına herhangi bir katkım olmayan kitaplarla ilgili ortaya atılan iddiaları asla ve asla kabul etmiyorum. Benim, Hanefi Avcı´nın ve Ahmet Şık´ın kitaplarının yazımına katkım olduğuna ya da yönlendirmede bulunduğuma dair tek bir tane somut kanıt olmadığı ortadadır. Ayrıca, yazdıklarımın arasında ´Ergenekon´ davaları, davayı yürüten adli makamları hedef alan bir görüş ortaya konmamıştır.´ Gazeteci olmasının bir olgu olduğunu ifade eden Şener, ´Terörist ya da teröre yardım, yataklık ettiğim bir yakıştırmadır. Bu yakıştırma tamamen polis kaynaklıdır. Bizde bir söz var, ´Şeriatın kestiği parmak acımaz´ diye, günümüzde ´Adaletin kestiği parmak acımaz´ diye söyleniyor. Evet, adaletin kestiği parmak acımaz, ama polisin kestiği parmak acıyor´ dedi. Hakkındaki suçlamanın başlangıç ve bitiş noktasının hep polise dayandığını savunan Şener, ´Mesleğinin henüz başında olan iki komiser yardımcısının savcılığa yazdığı raporlarla kitaplar örgütsel dokümana dönüşüyor, ben hiçbir etkim olmayan kitapların yazımına katkı ve yazarlarını yönlendirmekle suçlanıyorum´ ifadelerini kullandı. Polis raporlarının iddianameye dönüşmesinin Türkiye´yi dünyada zor duruma düşürdüğünü öne süren Şener, ´100´e yakın gazeteci haber yaptığı için cezaevinde´ görüşünü savundu.

Şener, bu davadaki tüm suçlama ve tespitlerin yasal dayanaktan yoksun olduğunu ve atılı suçun yasal unsurlarının bulunmadığını öne sürerek, beraatını talep etti. ( Habertürk)

Şener Şık adına da tahliye talep etti

05.01.2012 22:41 “Adaletin kestiği parmak acımaz. Ama polisin kestiği parmak acıyor ifadelerini kullanan Şener, asılsız polis raporlarının iddianameye birebir geçtiğini ve mahkemenin vereceği kararın tarihi olduğunu söyledi. Bir gazeteci olarak kimsenin kendisini yönlendirmediğini ifade eden Şener, “Benim bir komplo sonucu tutuklanmam Dink cinayetini aydınlatma çabalarının kırılması amacıyladır. Bu oyunu bozmakta yine bağımsız yargıçlara düşmektedir dedi. Şener, Soner Yalçın´dan talimat aldığı veya birilerini yönlendirdiği konusunda herhangi bir delil bulunmadığını iddia etti. Şener savunmasını şu sözlerle tamamladı:

“Hukukun bu tür işlerle artık meşgul edilmesini istemiyorum. Üzerimizdeki bu deli gömleğinin artık çıkartılmasını istiyorum. Ahmet Şık, tahliye talebinde bulunmadı. Onu burada yalnız bırakmak istemiyorum. Ben onun adına da tahliye talebinde bulunuyorum.

SAVCIDAN TUTUKLULUĞUN DEVAMI TALEBİ

Tutuklu sanıkların savunmasının tamamlanmasının ardından, sanık avukatları müvekkillerinin tahliyesi yönünde talepte bulundu. Ardından Cumhuriyet Savcısı Ufuk Ermertcan görüşünü açıkladı. Tutuklu sanıkların dosya kapsamı ve delil durumu, sanıklar hakkında istenen cezaların alt ve üst sınırlarının dikkate alınarak tutukluluk halinin devamı yönünde karar verilmesini istedi. Savcı Ermertcan, görevsizlik kararı verilmesi yönündeki talebin de reddini istedi.

KOZİNOĞLU HAKKINDAKİ DAVA DÜŞSÜN TALEBİ

Tutuklu sanık Doğan Yurdakul´un sağlık durumunun tespiti için sağlık raporu alınmasını isteyen savcı Ermertcan, Silivri Cezaevi´nde geçirdiği rahatsızlığın ardından hayatını kaybeden Kaşif Kozinoğlu´nun dosyasının ayrılmasını ve düşme kararı verilmesini istedi. Savcı Ermertcan ayrıca dosya kapsamında bulunan ve sanıklardan el konulan hard diskler için bilirkişi raporu alınmasını talep etti. Duruşmaya taleplerin değerlendirilmesi için ara verildi.

TAHLİYE TALEPLERİ REDDEDİLDİ

Oda TV davasının sona eren 8. duruşmasında gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın´ın da aralarında bulunduğu 12 tutuklu sanığının tahliye talepleri reddedildi. İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada alınan ara kararlar, Mahkeme Heyeti Başkanı Mehmet Ekinci tarafından açıklandı. Buna göre, tutuklu sanıkların bu hallerinin devamına oy birliğiyle karar verildi. ( DHA)

VİRÜS İDDİASINA BİR İNCELEME DAHA

06.01.2012 14:21 Talepleri aldıktan sonra duruşmaya üç saat ara veren mahkeme, 12 sanığın tutukluluk halinin devamına oy birliğiyle karar verdi. Dijital verilerin şüphelilerin bilgisayarlarına virüs yoluyla gönderildiği iddiaları için bu kez de TÜBİTAK´ın önerdiği 3 bilirkişinin rapor hazırlamasını isteyen mahkeme, sanık Doğan Yurdakul´un Adli Tıp Kurumu´nda muayene edilerek cezaevi için sağlık durumu hakkında rapor düzenlenmesine de hükmetti. Adliye bahçesinde uzun süre tahliye kararı bekleyenlerden şüpheli yakınlarından bazılarının ağladığı görüldü. ( Hürriyet)

(05 Ocak 201), son güncel.: (06 Ocak 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ODATV İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

Kontrgerilla Medyası

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Flaş!!! Odatv´ye 2. baskın

Flaş!!! Odatv´ye baskın

Virüs adı: Oda.. Hedefi: Ergenekon´u bozmak

Ergenekon medyası ´karanlık oda´da yapılandırıldı

Sabah Akşam ´Karanlık Oda´yı aydınlattı

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4066    yazdır/print


 

Orhan Çoban, Kozinoğlu´nun komutanıydı

Ergenekon soruşturması kapsamında OYAK´a yönelik yapılan operasyonun en kilit ismi Orhan Çoban. OYAK Savunma ve Güvenlik Sistemleri´nin (SGS) eski genel müdürü olan Çoban, Danıştay saldırısı sırasında görevdeydi. Emekli albay olan Orhan Çoban, OdaTV soruşturması kapsamında tutuklanan ve Silivri Cezaevi´nde hayatını kaybeden MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu´nun da eski komutanı idi. İki isim, Özel Kuvvetler Komutanlığı´ndan MİT´e geçmişti.

05.01.2012 11:31 Kaşif Kozinoğlu, 1995 yılında MİT´e geçmeden önce Özel Kuvvetler Komutanlığı´nda kurslar tabur komutanı idi. Jandarma ve Emniyet Genel Müdürlüğü´nden gelen kursiyerlere Kozinoğlu ders veriyordu. Orhan Çoban ise Kozinoğlu´nun Özel Kuvvetler Komutanlığı´ndaki okul komutanı idi. Çoban ve Kozinoğlu, aynı yılın şubat ayında ekip olarak MİT´e geçiş yaptı. Çünkü MİT´te o dönemde Dış Operasyonlar Dairesi kurulmuştu. Dairede görev yapacak yetenekli personele ihtiyaç vardı. Bu görev için Özel Kuvvetler Komutanlığı personeli biçilmiş kaftandı. Bunun için Çoban, içinde Kozinoğlu´nun da olduğu ekibiyle MİT´e geçti. İkili böylece MİT´te de birlikte çalışmaya başladı. Başlangıçta MİT´in Kozinoğlu´nu almak istemediği ifade ediliyor. Çünkü Kozinoğlu´nun Özel Kuvvetler Komutanlığı´ndaki agresif hareketleri MİT´in kulağına gitmişti. Bu sebeple MİT´in çekincesi vardı, ancak ekip olarak gelindiği için Orhan Çoban´ın MİT´e ya hep ya hiç dediği ifade ediliyor.

Orhan Çoban ve Kaşif Kozinoğlu ile arasındaki ilişkiye ilk dikkat çeken isim, eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür idi. Danıştay saldırısında kameraların bozuk veya bakımda olduğunu gazetelerden okuduğunu belirten Eymür, Oradaki güvenlik şirketinin başında, benim yanımda 1990´lı yıllarda çalışmış olan Orhan Çoban isimli emekli albay var. Kaşif Binbaşı (Kozinoğlu) ile birlikte bize gelen grubun en kıdemlisiydi. demişti. Eymür, kendisine ait internet sitesinde de Orhan Çoban ile ilgili olarak şu bilgileri verdi: Yeşil´in bahsettiği Kemal Yılmaz Paşa, o tarihlerde MİT´teki Yavuz Ataç, Orhan Çoban, Kaşif Kozinoğlu gibi ´Özel Kuvvetler Komutanlığı (Özel Harp)´ kökenli emekli subaylarla yakın ilişki içindeydi. Bu kişiler MİT müsteşarı olacağına muhakkak gözüyle baktıkları Kemal Yılmaz´a devamlı bilgi taşıyorlardı. MİT´teki asker kökenliler Kemal Yılmaz´ın başlarına geleceğine o kadar kesin bakıyorlardı ki, nakledilenlere göre Yavuz Ataç ve Orhan Çoban, yeni yapılanma ile ilgili listeleri tanzim ederken makam kavgasına girmişler, aralarında sert tartışmalar çıkmıştı.

Eymür´ün Danıştay saldırısındaki karartmanın arkasında olduğunu ima ettiği Orhan Çoban, MİT´ten ayrılınca OYAK SGS müdürü oldu. Çoban daha sonra OYAK Güvenlik´ten ayrıldı.

Kayıtları silen 2 kişi de gözaltına alınanlar arasında

Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği´nce yürütülen, ´Danıştay saldırısında kamera kayıtlarının silinerek delillerin karartıldığı´ iddiasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar arasında, görüntüleri silerken kameraların tespit ettiği öne sürülen 2 kişinin de bulunduğu öğrenildi.

5 ay hiç arızalanmayan kameralar Danıştay saldırısına yakın sık sık arıza yaptı

TÜBİTAK´ta görevli bilirkişi Hayrettin Bahşi´nin güvenlik kameralarına ait görüntüleri inceleyerek hazırladığı ön rapor ve bilirkişi raporu İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderilmişti. TÜBİTAK tarafından hazırlanan bilirkişi raporlarında, OYAK Güvenlik´in yöneticilerinin yaklaşık 5 ay hiç arızalanmayan kameralara, Danıştay saldırısına iki hafta kala sıklıkla müdahale etmeye başladığı belirlendi. 2005 yılı Aralık ayında Danıştay´a kamera sistemi hizmeti vermeye başlayan OYAK´ta yapılan incelemelerde Aralık 2005-3 Mayıs 2006 arasındaki süreçte kameraların 4,5 ay boyunca hiç arızalanmadığı tespit edildi. Kameralarda ilk arızanın 3 Mayıs tarihinde meydana geldiği ve Danıştay saldırısından bir gün öncesi 16 Mayıs 2006´ya kadar 4 kez arızalandığı gerekçesiyle kameralara müdahale edildiği tespiti yapıldı. Ancak bilirkişi, kameraların gerçekte hiç arızalanmadığını tespit etti. Yine bilirkişi, kamera kayıtlarının yer aldığı hard disklerin, Danıştay saldırısından bir gün önce 16 Mayıs 2006´da tamamen silindiği tespitine yer verdi. Saldırının sanığı Alparslan Arslan´ın olaydan bir gün önce Danıştay´da saldırı için keşif çalışması yaptığı ortaya çıkmıştı. ( Zaman)

BABA ARSLAN´DAN ŞOK SUÇLAMA: ÇÖLAŞAN BİLİYORDU

05.01.2012 15:11 Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan´ın babası İdris Arslan, saldırıdan ve vahim iddialardan 6 yıl sonra kurumun güvenliğinden sorumlu OYAK´a yapılan operasyona ilişkin çok çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Oğlunu azmettiren ve yönlendirenlerin ortaya çıkmaması için görüntülerin bilinçli olarak karartıldığını belirten Arslan, dönemin Danıştay Başkanvekili Tansel Çölaşan´ın, saldırının yapılacağından önceden haberdar olduğunu öne sürdü. Danıştay saldırısına ait güvenlik kamera kayıtlarının silinmesine ilişkin soruşturma kapsamında, OYAK Güvenlik´e yapılan baskının yankıları sürüyor. Ankara ve İstanbul´da 19 ayrı noktaya düzenlenen operasyonda OYAK Güvenlik´in başında bulunan emekli Albay Orhan Çoban´ın da aralarında bulunduğu 9 kişi gözaltına alındı. Dinlemeye takılan telefon görüşmesinde, hayatını kaybeden Odatv sanığı MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´na “Devleti korumak ayıp değil, günah değil” diyen OYAK Genel Müdürü Şerif Coşkun Ulusoy´un da ev ve iş yerinde arama yapıldı.

ARSLAN: BİLİNMEMESİNİ İSTEDİKLERİ BİRİLERİ VAR

Gelişmeleri değerlendiren Alparslan Arslan´ın babası İdris Arslan, saldırı öncesi ve esnasında oğluna yardım edenlerin, planlamayı yapanların deşifre olmaması için kamera görüntülerinin kaydedildiği hard disklerin geri döndürülemez şekilde silindiğini vurgulayarak, “O karartılan görüntülerde kim vardı? Bunun ortaya çıkarılması lazım. Oğlumu azmettirenler gizleniyor. Görüntülerde bilinmemesini, görülmemesini istedikleri birileri var” dedi.

“GÖRÜNTÜLERDEKİ TANINMIŞ BİRİ OLABİLİR”

Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin´in ölümüyle ve 4 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırının organize bir şekilde gerçekleştirildiğini kaydeden baba Arslan, “Delilleri oğlum için karartmadılar. Zaten oğlum hemen yakalanıp hapse konuldu. ´Arızalı´ dedikleri görüntülerde oğlum Alparslan dışında başka birileri de var. Ama bunların ortaya çıkmasını istemiyorlar. Bu Muzaffer Tekin olabilir, Veli Küçük olabilir, tanınmış biri olabilir veya kamuoyunun bugüne kadar ismini hiç bilmediği birisi olabilir. Oğlum tek başına cinayet işleyecek biri değil. Planlanmış bir şey bu. Operasyonu olumlu buluyorum. Polisler önemli delillere ulaşmış olabilir” şeklinde konuştu.

TANSEL ÇÖLAŞAN´A AĞIR SUÇLAMA

İdris Arslan, saldırı olur olmaz kameraların karşısına geçerek, “Saldırgan tekbir getirdi. ´Allah´ın elçisiyiz, askeriyiz´ diyerek odadan içeri giriyor. Bunlar türban kararından ötürü. Toplumsal mutabakatı bozanlar suçludur. Onlar kendilerini biliyor” diyen dönemin Danıştay Başkanvekili Tansel Çölaşan´a da ağır suçlamalarda bulundu. Saldırının olacağından Çölaşan´ın haberi olduğunu iddia eden Arslan, “Alparslan öyle bir şey söylemediyse Tansel Çölaşan nereden haber aldı? Demek ki bunlar önceden Çölaşan´a ezberletildi. O da koşarak medyaya ´Alparslan tekbir getirdi´ dedi” ifadelerini kullandı.

“SONUCU SABIRSIZLIKLA BEKLİYORUM”

Darbe zemini hazırlamak için tertiplenen karanlık olayın bir an önce aydınlığa kavuşturulmasını isteyen Arslan, “6 yıldır sabırsızlıkla sonucu bekliyorum. Bir an önce sonuç netleşsin. Alparslan suçlu da çıksa olayın bütün yönleri gün yüzüne çıksın” değerlendirmesini yaptı.

BİRDEN, ÇÖLAŞAN´I YALANLAMIŞTI

Tansel Çölaşan´ın mütedeyyin insanları ve hükümeti hedef tahtasına oturtan sözleri, yıllar sonra bizzat olayın tanıkları tarafından yalanlanmıştı. Saldırının mağdurlarından Danıştay eski Başkanı Mustafa Birden, tanık sıfatıyla çıktığı mahkemede, “Saldırgan Alparslan Arslan tekbir getirmedi, slogan da atmadı” diyerek Çölaşan´ı açığa düşürmüştü. Birden´in mahkemedeki ifadesi üzerine köşeye sıkışan Çölaşan, kendisini tekzip ederek, “Saldırının tanığı değilim” demişti. Kaynak: (Erol Metin / Yeni Akit)

(05 Ocak 2012, 11:31)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Danıştay saldırısında 9 gözaltı

Danıştay soruşturması yargıya uzanır mı?

OYAK: Devleti korumak ayıp değil

Danıştay´ın silinen kayıtlarına soruşturma başlatılmış

Flaş!!! Danıştay kayıtlarına suç duyurusu

Flaş!!! TÜBİTAK: Kayıtlar silinmiş, bir kısmını kurtardık

Danıştay´ın kameralarına bakan OYAK Güvenlik´le ilgili tüm manşetlerimiz

Mahkeme tüm ayrıntılara iniyor: Orduevi kameraları da incelenecek

Flaş!!! Sıhhiye kameraları da karartılmış

Biri emretmiş biri planlamış biri vurmuş biri karartmış biri de örtmüş

Ergenekon´un kökleri ve Menemen

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

İşte adım adım Danıştay saldırısı

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

Ankara´daki Danıştay davasında skandal

Danıştay, 11. Ağır Ceza´ya uzanabilir

Danıştay hakiminden skandal sözler

´Danıştay kararında vicdanım hala rahat´

Danıştay hakimi: Görüntüleri istememişlerse ben ne yapayım?

Birden niçin susuyor?

O gün çok konuşan hatta tekbir getirtenler(!) şimdi suskun

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4063    yazdır/print


 

Danıştay soruşturması yargıya uzanır mı?

Ankara´da dün gerçekleşen Danıştay saldırısı operasyonları dikkatleri bir kez daha saldırıdaki ayrıntılara çevirdi. Ergenekon soruşturmasında ele geçen bilgilerle birlikte baştan sonra çok planlı yapıldığı anlaşılan saldırıda, kameraların karartılması saldırının önemli sacayaklarından biriydi. Diğer bir ayak ise saldırının Ankara´daki mahkeme tarafından adeta örtülmesi olmuştu. Dün başlayan operasyonların davaya Ankara´da bakan mahkeme üyeleriyle soruşturma savcılarına da uzanabileceği ileri sürülüyor.

04.01.2012 11:54 Danıştay saldırısına bakan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi hakimi Orhan Karadeniz, kameraların o gün çalışmaması ve diğer bir çok ayrıntıyla ilgilenmedi. Bu dava sürerken İstanbul´da Ergenekon soruşturması başladı. Savcı Zekeriya Öz, saldırının Ergenekon´la bağlantısına dair elde ettiği delil ve bulguları bir mektupla mahkemeye bildirdi. Ancak mahkeme bu mektubu hiç dikkate almadı ve davayı dinci kalkışma hükmüyle adeta apar topar kapattı. Dolayısıyla Hakim Orhan Karadeniz´in yaptığı eksik bir yargılama. Hakim Karadeniz, kamera arızasının üzerine niçin gitmedikleriyle ilgili skandal bir açıklama yapmış ve ´Oyak Güvenlik, kameraların arızalı olduğunu bildirdi, hem katil de yakalanmıştı. Niçin üzerine gidecektik ki; lüzumsuz bir iş olurdu´ demişti. Ergenekon mahkemesinin ortaya çıkardığı birçok şeyin Ankara´da eksik ve adil olmayan bir yargılama yapıldığını ortaya koyduğu zaten biliniyordu. Yargılama sürecinde kamera arızasına ve Ergenekon savcısınca mahkemeye iletilen çok sayıda somut delil ve bulgulara bu mahkemenin ilgisiz kalması olayda kasıt olabileceği şüphesini de doğurdu. Hukukçulara göre soruşturmanın Ankara 11. Ağır Ceza´nın başkan ve üyeleri ile soruşturma savcılarına sıçraması kaçınılmaz bir gereklilik.

Danıştay soruşturması 11. Ağır Ceza üyelerine uzanabilir

Danıştay saldırısının planlamasından örtülmesine kadar birbiriyle uyumlu gerçekleşen gelişmeler, ´Biri emretmiş, biri planlamış, biri vurmuş, biri karartmış, biri de örtmüş..´ iddiasını güçlendiriyor. Soruşturmada şu an OYAK hedefte. Ancak Ankara´daki ilgili yargıç ve savcıların da soruşturma kapsamında olduğu ileri sürülüyor. Bu ayrıntı aslında yeni de değil. Ankara Emniyeti´nin saldırı günü gönderdiği yazıya, 5 gün sonra cevap vererek bozuk harddiskin OYAK güvenlikte olduğunu yazan Danıştay Savcısı Mehmet Engin Çakmak´ın, Ergenekon örgütünün yargıya sızma faaliyetleri kapsamında ve sanıklarla ilişkisi olduğu şüphesiyle 4 hafta boyunca izlendiği ortaya çıkmıştı.

Savcıdan şüphe çeken ayrıntı: Polise 5 gün sonra bilgi verdi

Ankara Emniyeti Müdürlüğü saldırı günü, 17 Mayıs 2006´da Danıştay´a yazı yazarak, görüntü kayıtlarını istedi. Danıştay Savcısı Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Engin Çakmak, emniyetin yazısına tam 5 gün sonra, 22 Mayıs 2006´da cevap verdi. Çakmak yazısında kamera sisteminin daha önce Mayıs ayı içerisinde 3 kez arıza yaptığını belirterek ´Görüntülerin kaydedildiği harddiskin arızalı olması nedeniyle kayıtlara ulaşılamadığı şirket yetkililerince ifade edilmiş olup, kayıt cihazı halen OYAK Savunma ve Güvenlik A.Ş´de bulunmaktadır´ dedi. 274 sayılı yazıda Çakmak, polis ve savcıdan önce şirketin ´görüntülere ulaşılamadı´ bilgisinin alındığını belirtirken, olaydan 5 gün sonra polise harddiskin OYAK Güvenlik´te olduğunu bildirmesi şüphelere neden oldu. Çakmak yazısına, daha önce OYAK Güvenlik´e kamera sisteminde meydana gelen 3 arızayla ilgili gönderdiği 8 Mayıs 2006 tarihli belgeyi de ekledi.

71 yargı mensubu arasında

Polise 5 gün gecikmeyle bilgi vererek ´delil karartmaya zaman kazandırma´ kuşkusuna neden olan Danıştay Savcısı Genel Sekreter Yardımcısı Çakmak, Ergenekon sanıklarıyla ilişki şüphesiyle nedeniyle takibe alınan savcı ve hakimler arasında yer alıyor. Ergenekon savcılarının tespitleri ile Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu müfettişleri 71 hakim ve savcının takip edilmesi için iki kez mahkeme kararı çıkardı. Müfettişler 14 Ekim 2008´de İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ne, 3 Kasım 2008´de de İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ne başvurdu. ´Ergenekon örgütünün yargıya sızma faaliyetleri kapsamında, sanıklarla ilişkisi olduğu´ iddiasıyla aynı gün takip edilmeleri yönünde karar verilen hakim ve savcılar arasında Danıştay Tetkik Hakimi Mehmet Engin Çakmak da yer aldı.

Ergenekon sanıklarıyla bağlantılar

Mahkemelere sunulan belgede söz konusu yargı mensuplarının, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli Albay Fikri Karadağ ve avukat Kemal Kerinçsiz´in de aralarında bulunduğu sanıklarla irtibatlarının tespit edildiği belirtildi. Bazı hakim ve savcıların Ergenekon sanıklarına yönelik ´Bir emrin var mı?´ şeklindeki soruları, Küçük´ün birçok hakim ve savcı ile irtibatlı olduğu ve bazı yargı mensupları hakkında ´bizim çocuklardan, arkadaşlardan´ dediği bilgisine yer verildi.

4 hafta teknik takip

Çakmak ile İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Ankara Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz ve Yargıtay Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu´nun da bulunduğu yargı mensupları, Ergenekon bağlantısı şüphesiyle 4 hafta süreyle telefonları dinlendi ve gittikleri yerlerde izlendi. Tetkik Hakimi Çakmak, izlendiği dönemde Danıştay 4. Dairesi´nde görev yapıyordu.

Hurşit Tolon ve diğer sanıkların M.E.Ç ile telefon görüşmeleri

Öte yandan ikinci Ergenekon iddianamesinde emekli Orgeneral Hurşit Tolon´un da aralarında bulunduğu bazı sanıkların ´M.E.Ç´ şeklinde kodlanmış bir kişiyle telefon konuşmaları yeralıyor. Konuşmaların bazılarında Danıştay´da karara bağlanacak bir dosyayla ilgili olması da dikkat çekti.

Saldırıda örgüt bağlantısına karşı çıkan Savcı da izlendi

Kanlı Danıştay saldırısıyla ilgili soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci´nin de Ergenekon şüphesiyle takip edildiği ortaya çıktı. Ergenekon sanıklarıyla bağlantılı oldukları şüphesiyle 4 hafta boyunca teknik takibe alınan 71 hakim ve savcılar arasında yer alan Salim Demirci, Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine saldırı davasına bakan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada örgüt bağlantısının araştırılmasına karşı çıkmıştı.

Cumhuriyet gazetesi örgüt var mı araştırılsın dedi Savcı karşı çıktı

Davaya müdahil olan Cumhuriyet gazetesi avukatları saldırının çok daha büyük bir oluşum tarafından organize edilmesi ihtimali bulunduğunu belirterek soruşturmanın genişletilmesini istemişti. Savcı Demirci ise, ´soruşturmanın genişletilmesine gerek yok´ diyerek karşı çıkmıştı. Mahkeme de bu talebi geri çevirmişti. Son duruşmada ise Ümraniye´de bulunan el bombalarının Cumhuriyet´e atılanlarla aynı seriden olduğunun ortaya çıkması üzerine Mahkeme Başkanı Orhan Karadeniz, dosyanın genişletilmesine karar verdi. Demirci yine önceki mütalaasını tekrarladı.

Hakim Orhan Karadeniz için yargı yolu açılabilir

Mahkeme sürecinde Danıştay baskınını aydınlatacak birçok noktayı araştırmadığı ortaya çıkan davanın hakimi Orhan Karadeniz için de yargı yolu açılabilir. Danıştay´daki kanlı baskının ardından soruşturmayı yürüten savcılık ve Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nin yargılama sürecinde olayı aydınlatacak birçok noktayı araştırmadığı belirlendi. TÜBİTAK´ın raporundan sonra Taraf ´a konuşan dönemin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Orhan Karadeniz, Güvenlik şirketi kameraların kayıtta olmadığı yönünde bir yazı gönderdi. Arslan da yakalandığı için kayıtların akıbeti üzerinde çok durmadık diyerek kendisini savunmuştu. Ancak soruşturma sırasında karanlıkta bırakılan noktalar, Hakim Karadeniz´in görevini ihmal ettiği yönündeki iddiaları da beraberinde getirdi. Bu durum, Hakim Karadeniz için de yargı yolunun açılacağı şeklinde yorumlanıyor.

İşte kuşkulara yol açan noktalar:

1) Alparslan Arslan´ın saldırıdan bir gün önce keşif yaptığını gösteren OYAK Güvenlik´e ait Danıştay binasındaki kamera kayıtları incelenmedi. Mahkeme, OYAK Güvenlik Şirketi´nin kameraların kayıt yaptığı harddisk bozuk yazısıyla yetindi.

2) Danıştay binasının yanındaki Sıhhiye Orduevi ile bir bankanın kameralarına ait görüntüler dava sürecinde inceletilmedi. Genelkurmay Başkanlığı´nın Ankara Emniyet Müdürlüğü´ne gönderdiği kamera kayıtlarının açılamadığı belirtildi. Fakat Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Danıştay´da olduğu gibi, Orduevi´ne ait kamera görüntülerini de incelenmesi için TÜBİTAK´a gönderme gereği duymadı.

3) Danıştay Davası´na bakan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi tetikçi Arslan´ın saldırıdan önceki 48 saatte gönderdiği 14 mesajın kime gönderildiğini de araştırmadı. Arslan, saldırıdan bir gün önce Bir eksiğin var mı, İçeride mi dışarıda mı, Uygun yer mi, Bilmiyorum yolcuyu görmeli miydim? şeklinde gönderdiği mesajları Elif adlı kızkardeşine attığını söyledi. Ancak, kızkardeşi Elif´in ifadesi alınmadı ve telefonu inceletilmedi.

4) Olaydan önce Arslan´ı Danıştay önünde iki kişiyle birlikte gördüğünü söyleyen tanık Aysel Sağlam, olaya karışan şüphelilerle yüzleştirilmedi.

5) Danıştay Davası sürerken, Ergenekon soruşturmasında, saldırının bireysel eylem olmadığını ortaya koyan bilgiler ortaya çıktı. Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin´in, Alparslan Arslan´la bağlantısı tespit edildi. Danıştay sanığı Osman Yıldırım, Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün Cumhuriyet´e saldırıyı organize ettiğini itiraf etti. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, çok sayıdaki ayrıntıları bir mektupla mahkemeye bildirdi. Bunlara rağmen mahkeme ve savcılık saldırıdaki örgütsel bağlantıyı araştırma gereği duymadı.

BEYİN TAKIMI MI GİZLENİYOR?

Danıştay güvenlik kamera sisteminin kayıtlarının tutulduğu hard diskler saldırıdan önceki bir haftada üç kez arızalanması ve iki kez değiştirilmesi, “Saldırıyı asıl planlayanların bina ve çevresinde yaptıkları keşfin görüntüleri mi yok edildi” sorusunu da gündeme getirmişti.

Bunlar tesadüf olabilir mi?

Saldırgan silahla Danıştay´a giriyor, güvenlikçiler müdahale etmiyor. Güvenlik kamera sistemi saldırıdan önce arızalanıyor. Sıhhiye Orduevi´nde olduğu gibi çevredeki kameraların kayıtları da yok oluyor. TÜBİTAK´ın bomba raporu, akıllara Danıştay saldırısı ve sonrasında yaşananlarla ilgili “Bu kadarı da tesadüf olabilir mi” sorusunu getirmişti. Olayları tesadüf olarak görmeyen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ise dün yeni operasyonlara başvurdu. Operasyonların operasyonları doğuracağı ileri sürülüyor. İşte mahkemeyi de harekete geçiren ve ´korumalı ve planlı cinayet´ tezini güçlendiren tesadüfler!

1) Alparslan Arslan saldırıdan bir gün önce Danıştay binasına girip keşif yapıyor. Kimse fark etmiyor.

2) Katil avukat 17 Mayıs sabahı Danıştay binasına giriyor. Kapıdaki x-ray cihazı alarm veriyor ancak güvenlikçiler avukat kimliğini gösterince üst araması yapmaya gerek duymuyor.

3) Arslan toplantı sırasında koridorda dolanıyor ama kimseler fark etmiyor.

4) Saldırının ardından Arslan kaçarken Danıştay´da görevli OYAK Özel Güvenlik Şirketi çalışanları saldırganı farketmiyor ve yakalayamıyor.

5) Saldırgan girdiği kapıya değil de devamlı polis bulunmayan arka kapıya yöneliyor. Arslan nasıl biliyorsa orada güvenlik zaafiyeti olduğunu bilebiliyor. Allah´tan o sırada orada kahraman bir polis var da yakayı ele veriyor.

6) Saldırı günü kameralar kayıt dışı bırakılıyor ve mahkemeye ´Harddisk bozuktu´ yazısı gönderiliyor.

7) Danıştay çevresindeki özel işyerlerinin kamera kayıtları ´polisiz´ diyen kişilerce gerçek polislerden önce tek tek toplanıp yok ediliyor.

8) Danıştay´ın karşısındaki Sıhhiye Orduevi´nin kamera sistemi değiştiği için görüntüler izlenemiyor.

9) Yargılamayı yapan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi “bozuk da olsa o hard diski bir inceleteyim” deme gereği duymadan ´türban için´ kararı veriyor.

10) Saldırı sonrası Alparslan Arslan´la bağlantısı tespit edilen Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin, intihar girişiminde bulunuyor. Gözaltına alınıp sorgulanıyor ancak hakkında dava açılmasına gerek duyulmuyor.

11) OYAK´ın ´Harddisk bozuk´ iddiasının yalan olduğu, hard diskin temizlendiği ortaya çıkıyor.

12) Ve Türk halkından tüm bunların bir tesadüf olduğuna inanması bekleniyor.

OYAK: Devleti korumak ayıp değil

Kanlı Danıştay saldırısına ait güvenlik kamera kayıtlarının silindiğine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, dün İstanbul, Ankara ve Zonguldak´ta 21 adreste arama yapıldı. Danıştay saldırısı olduğunda OYAK Güvenlik Müdürü olan Orhan Çoban ile birlikte 9 kişi gözaltına alındı. Halen Oyak Genel Müdürü olan Coşkun Ulusoy ise gözaltına alınmadı. Sadece evi ve ofisi arandı. Coşkun Ulusoy´un, Danıştay saldırısında kameraların karartıldığı iddialarında adının geçmesinden şikayetçi olan MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´na, ´Devleti korumak ayıp değil günah değil´ dediği dinlemeye takılmıştı. Bu cümle aslında Danıştay saldırı sürecini ve olayın örtbas edilmesini bir anlamda açıklıyor. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz günlerde eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay ve bağlantılı kişiler hakkında ´Ergenekon davasını engelleme girişimleri´ konulu iddianame tamamlanarak mahkemeye sunuldu. Ergenekon davasını engelleme amacıyla Seyfi Oktay ve ekibinin görüştüğü iddia edilen kişilerden biri de Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün idi. Şengün´ün bu baskılara direndiği ve çeteye hizmet etmediği biliniyor. Ancak kesin olan birşey varsa o da kendisine Ergenekon davasında Oktay ve ekibi tarafından baskı yapıldığı. Telefon görüşmeleri bunu ispatlıyor. Oktay ve ekibi arasında geçen bir telefon görüşmesinde Şengün´e baskı yapılması isteniyor ve onun gibi Atatürkçü insanlara bu ülkenin ihtiyacı olduğu belirtiliyordu. Yani Oktay ve ekibinin, diğer bir deyişle Ergenekon örgütünün Ergenekon davasını engelleme girişimlerindeki amaçları, rejimi korumak. Bunun için provokatif saldırılar yapmak hakimleri öldürmek kameraları karartmak davayı dincilere yıkarak örtbas etmek ayıp değil günah değil!..

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(04 Ocak 2012, 10:54)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Danıştay saldırısında 9 gözaltı

Danıştay´ın silinen kayıtlarına soruşturma başlatılmış

Flaş!!! Danıştay kayıtlarına suç duyurusu

Flaş!!! TÜBİTAK: Kayıtlar silinmiş, bir kısmını kurtardık

Danıştay´ın kameralarına bakan OYAK Güvenlik´le ilgili tüm manşetlerimiz

Mahkeme tüm ayrıntılara iniyor: Orduevi kameraları da incelenecek

Flaş!!! Sıhhiye kameraları da karartılmış

Biri emretmiş biri planlamış biri vurmuş biri karartmış biri de örtmüş

Ergenekon´un kökleri ve Menemen

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

İşte adım adım Danıştay saldırısı

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

Ankara´daki Danıştay davasında skandal

Danıştay, 11. Ağır Ceza´ya uzanabilir

Danıştay hakiminden skandal sözler

´Danıştay kararında vicdanım hala rahat´

Danıştay hakimi: Görüntüleri istememişlerse ben ne yapayım?

Birden niçin susuyor?

O gün çok konuşan hatta tekbir getirtenler(!) şimdi suskun

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4060    yazdır/print


 

Odatv davasında 7. duruşma

Odatv davasında 7. duruşma İstanbul´da Çağlayan Adliyesi´nde görülüyor. Duruşmada tutuklu sanık Barış Terkoğlu, dün başladığı savunmasını bugün tamamladı. Duruşma, diğer tutuklu sanık Barış Pehlivan´ın savunmasıyla devam ediyor.

04.01.2012 12:58 Ergenekon kapsamında aralarında gazeteciler Nedim Şener ile Ahmet Şık´ın da bulunduğu 12´si tutuklu 14 sanık hakkında açılan Odatv davasının 7. duruşması görülmeye devam ediyor. Duruşmaya tutuklu sanıklar Prof. Dr. Yalçın Küçük, eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan´nın da aralarında bulunduğu 11 tutuklu sanık ve tutuksuz sanıklardan İklim Ayfer Kaleli de duruşmada hazır bulundu. Diğer tutuksuz sanık Ahmet Mümtaz İdil ise duruşmaya sağlık sorunları nedeniyle katılamadı. CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner de duruşmayı bir saat izledikten sonra adliyeden ayrıldı.

EK KLASÖRLERDE ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ İHLAL EDİLMİŞTİR

Çağlayan´daki İstanbul Adalet Sarayı´nda faaliyet gösteren Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen duruşmada tutuklu sanık OdaTV İnternet sitesi Haber Müdürü Barış Terkoğlu´nun avukatları savunma yaptı. Sanık Terkoğlu´nun avukatı Serkan Günel, iddianamede sanıklar hakkındaki suçlamaların örgüt değil gazetecilik faaliyeti olduğunu belirterek, Örgüt üyeliğiyle suçlanıyorlar. Henüz örgütün varlığı bile belli değil. Belli olmayan bir örgüte üyelikten tutuklu yargılama yapılamaz. Ayrıca iddianamede sanıkların cebir ve şiddet içeren bir eylemleri veya teşebbüs yok. O zaman sormak istiyorum. Yargılama neden özel yetkili mahkemede yapılıyor? dedi. Avukat Serkan Günel OdaTV davasının ek klasörlerinde sanıkların adres ve telefon numaralarının açık bir şekilde yazıldığını ve dağıtıldığını ifade etti. Avukat Günel iddianamede özel hayatın gizliliğine dikkat edildiğini ancak ek klasörlerde özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini savundu. Dijital verilerin korsanlık ürünü olduğunun üniversiteden alınan bilirkişi raporlarıyla tespit edildiğini de savunan Günel, son söz olarak müvekkilinin beraatini ve tahliyesini talep etti.

ODATV GAZETECİLİK EVRENİMİZDE HEP BİR ÖRNEKTİR

Sanık Barış Terkoğlu´nun diğer avukatı Celal Ülgen de OdaTV´nin kara propaganda yaptığının iddia edildiğini belirterek, OdaTV´nin kara propaganda yapmadığının altını çizdi. Ülgen,Kara propaganda sinsice ve kurnazca yapılır. OdaTV neyi sinsice ve kurnazca yapmıştır? OdaTV´de iftira, fitne ve sinsilik yoktur. OdaTV yayın hayatına girdikten sonra büyük bir hız ve ivme yapmıştır. OdaTV gazetecilik evrenimizde hep bir örnektir. Sadece tıklanma ile okunan yayın organıdır. Odatv kara propaganda iddiası iftira ve yalandır dedi.

Duruşma Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan´ın savunması ile devam ediyor.

BARIŞ PEHLİVAN´IN SAVUNMASI

04.01.2012 16:52 OdaTV internet sitesi Genel Yayın Yönetmeni tutuklu sanık Barış Pehlivan, tutuklandıktan 11 ay sonra hakkındaki iddialara cevap verdi.Pehlivan Bir gazeteci olarak bu davada sanık sandalyesinde olmaktan ülkem adına utanç duyuyorum, kendi adıma onur dedi. Suçlamaları reddeden Pehlivan, Bir gazeteci olarak bu davada sanık sandalyesinde olmaktan ülkem adına utanç duyuyorum, kendi adıma onur diyerek sözlerine başladı. Pehlivan, Ülkem adına utanç duyuyorum çünkü, hala ve hala gerçek gazetecilik yapmanın bu topraklardaki bedellerinden biri hapse girmek oluyor. Hala düşünceden, fikir hürriyetinden, yazıdan, kalemden, kağıttan korkan; ona öcü muamelesi yapan; yetmeyip terör faaliyeti yaftasını yapıştıran bir ülkenin vatandaşlarıyız. Siz, ben, hepimiz tarih 2011 yılını böyle yazacak biliyorum. Kendi adıma onur duyuyorum çünkü neden burada olduğumun bilincindeyim. Hayatımda önceliği birinci sırada olan tutkuyla bağlandığım gazeteciliği yaptım ve hapse atıldım. Sadece kendim için değil, bu topraklarda yaşayan herkes için hapiste olduğumu biliyorum. Çünkü bir gazetecinin kaleminin elinden alınması, onu hapse atmak sadece kendisini değil, gerçekleri öğrenme hakkı olan her vatandaşı ilgilendirir. Ben halkın gerçekleri bilmesinin engellenmesi amacıyla susturulmak istendim, bu yüzden dört duvar arasına atıldım diye konuştu.

Ben darbe karşıtı bir gazeteciyim

2005 yılında Soner Yalçın´la birlikte çalışmaya başladığını söyleyen Barış Pehlivan, Türkiye´nin yakın tarihine yansıyan olayları tanıklarıyla ekrana getiren belgesel programı yaptığını söyledi. Pehlivan, O belgesellerde; 27 Mayıs´ı, 12 Mart´ı, 12 Eylül´ü, 28 Şubat´ı yani askeri darbeleri tanıklarıyla televizyona taşıdım. Bunu şunun için anlatıyorum: İddianame de benimle ilgili darbeye teşvik eden faaliyetlerde bulunduğum gibi saçma bir iddia var. Bunu hakaret kabul ediyorum. Ben darbe karşıtı bir gazeteciyim diye konuştu. Pehlivan, polislerin OdaTV ´ye operasyon yaptığında belgesellerinin kasetlerine de el koyduğunu belirterek, Belgeseller darbe karşıtı belgesellerdi. Şimdi ise Darbe yanlısı faaliyet yaptığım suçlamasıyla karşınızdayım. Bu ne yaman çelişki, bu nasıl iş sayın Heyet? şeklinde konuştu.

Örgütsel talimatla haber yaptığımız iddiası gazeteciliğin kendisine hakarettir

Gazeteci olarak sicilinin temiz olduğunu ve her zaman gerçekleri yazdığını vurgulayan Pehlivan, 3 yılı aşkın zamandır Odatv´nin genel yayın yönetmeni olduğunu ifade etti. Pehlivan, OdaTV´de yaptığı yolsuzluk, meclisteki milletvekillerinin demeçleri, şehit haberleri iddianamede suç olarak gösterildiğini ifade ederek, Bir haberin tartışılacak yanı doğru olup olmadığıdır. Savcılık makamı kendisini sanki gazetecilik ödülü veren bir jüri yerine koymuş, haberlerimizle ilgili asılsız yorumlarda bulunmuştur. Bizlerin ´örgütsel talimatla´ haber yaptığımız iddiası gazeteciliğin kendisine hakarettir dedi.

Yalçın küçük sadece haber kaynağımdır

İddianamede sanık Yalçın Küçük´ten örgütsel talimat alıp Oda TV´de haberler yaptığı iddiasının asılsız olduğunu belirten Pehlivan, Küçük´ün kendisinin haber kaynağı olduğunu belirtti. Sanık Pehlivan gazeteci olduğunu herkes ile görüşebileceğinin altını çizerek Örneğin, Adalet Bakanlığı izin verse İmralı ´daki Öcalan´la da röportaj yaparım, Pensilvanya´daki Fethullah Gülen´le de onlarla röportaj yapmam beni ne terör örgütü üyesi yapar, ne de cemaat müridi. Röportaj yaptığım, görüşlerini aldığım kişilerle aynı görüşte olmak zorunda değilim. Ben aynayım, neyse onu yansıtırım. OdaTV iddianamesinde suç isnat edilen dijital dökümanlar bize kesinlikle ait değildir, virüs yoluyla bilgisayarımıza yüklenmiştir dedi. Pehlivan, bu konuda 3 farklı kurumdan bilirkişi raporu aldıklarını da sözlerine ekledi.

Talebim herkes için basın özgürlüğünün gereğini yerine getirmenizdir

Pehlivan, Sadece ve sadece gazeteci olan Barış Pehlivan, 2011 Türkiye´sinde tıpkı diğer arkadaşlarım gibi sadece ve sadece gazetecilik yaptığım için, karşınızda terörist suçlamasıyla bulunuyorum. 11 aydır tutukluyum. Sizden talebim, bu ayıba ortak olmamanız ve herkes için basın özgürlüğünün gereğini yerine getirmenizdir diye konuştu.

Ceza istemleri

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince hazırlanan iddianamede, Yalçın Küçük´ün ´silahlı örgüt kurmak ve yönetmek´, ´kaos ortamı oluşturmak amacıyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin ekmek´, ´yasaklanan bilgileri temin etmek´, ´adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek´ suçlarından ve ´örgüt yöneticisi sıfatıyla diğer şüphelilerin işlemiş olduğu özel hayatın gizliliğini ihlal etmek´ suçundan 21 yıldan 43 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Soner Yalçın´ın ´silahlı örgüte üye olmak´, ´kaos ortamı oluşturmak amacıyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmek´, ´yasaklanan bilgileri temin etmek´, ´adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek´, ´özel hayatın gizliğini ihlal etmek´ ve ´kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek´ suçlarından 14 ile 36,5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, gazeteci Ahmet Şık ile eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın ´silahlı örgüte yardım etmek´ suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

Kaşif Kozinoğlu´nun ´silahlı örgüte üye olmak´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmek´ ve ´yasaklanan bilgileri temin etmek´ suçlarından 11,5 yıldan 26 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, Nedim Şener´in de ´silahlı örgüte yardım etmek´ suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması öngörülüyor.

İddianamede, diğer sanıkların da benzer suçlara ilişkin olarak 7,5 ila 23 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılması isteniyor.

(04 Ocak 2012, 12:58)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ODATV İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

Kontrgerilla Medyası

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Flaş!!! Odatv´ye 2. baskın

Flaş!!! Odatv´ye baskın

Virüs adı: Oda.. Hedefi: Ergenekon´u bozmak

Ergenekon medyası ´karanlık oda´da yapılandırıldı

Sabah Akşam ´Karanlık Oda´yı aydınlattı

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4058    yazdır/print


 

OYAK: Devleti korumak ayıp değil

Kanlı Danıştay saldırısına ait güvenlik kamera kayıtlarının silindiğine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, dün İstanbul, Ankara ve Zonguldak´ta 21 adreste arama yapıldı. Danıştay saldırısı olduğunda OYAK Güvenlik Müdürü olan Orhan Çoban ile birlikte 9 kişi gözaltına alındı. Halen Oyak Genel Müdürü olan Coşkun Ulusoy ise gözaltına alınmadı. Sadece evi ve ofisi arandı. Coşkun Ulusoy´un, Danıştay saldırısında kameraların karartıldığı iddialarında adının geçmesinden şikayetçi olan MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´na, ´Devleti korumak ayıp değil günah değil´ dediği dinlemeye takılmıştı.

04.01.2012 10:23 ´Danıştay saldırısı öncesine ait kamera kayıtlarının silindiği´ yönündeki TÜBİTAK raporunun ardından dün Ankara, Zonguldak ve İstanbul´da 21 ayrı adrese operasyon düzenlendi. Aralarında OYAK Savunma Güvenlik Sistemi (SGS) Genel Müdürü Orhan Çoban´ın da bulunduğu 9 kişi gözaltına alındı. OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy´un da evinde arama yapıldı.Ergenekon kapsamına alınan Danıştay saldırısı soruşturmasında dün önemli bir gelişme yaşandı. 17 Mayıs 2006´daki Danıştay saldırısı öncesine ait güvenlik kamera kayıtlarının silinmesiyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında dün OYAK personeli 9 kişi gözaltına alındı. OYAK Savunma Güvenlik Sistemi (SGS) Genel Müdürü Orhan Çoban ve şirket yöneticilerinden Mustafa Tarık Özyılmaz da bu isimler arasında bulunuyor.

Gözaltına alınan OYAK çalışanları sağlık kontrolünden geçirildi

04.01.2012 10:50 Danıştay saldırısı kapsamında görüntülerin silinmesi ile ilgili başlatılan operasyon kapsamında gözaltına alınan 9 OYAK çalışanı sağlık kontrolünden geçirildi.Ankara Emniyet Müdürlüğü yakınlarındaki Devlet Demiryolları Hastanesi´ne getirilen zanlıların emniyetten ayrılması sırasında, aramalarda ele geçirilen belge ve dokümanlar da kolilerle polis araçlarına konuldu. ( Cihan)

Gözaltına alınan OYAK çalışanları İstanbul´a gönderildi

04.01.2012 11:37 Danıştay saldırısı kapsamında görüntülerin silinmesi ile ilgili başlatılan operasyon kapsamında gözaltına alınan 9 OYAK çalışanı, Ankara Emniyet Müdürlüğü´ndeki işlemlerinin tamamlanmasının ardından İstanbul´a gönderildi.Önceki gün yapılan operasyon neticesinde gözaltına alınan 9 kişinin Ankara Emniyet Müdürlüğü´ndeki işlemleri tamamlandı. Operasyonda el konulan çok sayıda belge ve doküman polis ekipleri tarafından araçlara taşındı. Ele geçirilen koliler dolusu belge ve dokümanların çokluğu gözlerden kaçmadı. İşlemleri tamamlanan zanlılar da aynı araçlar sağlık kontrolünden geçirilmek üzere Devlet Demiryolları Hastanesi´ne götürüldü. Sağlık kontrolünün ardından zanlılar karayoluyla İstanbul´a hareket etti. ( Cihan)

´Danıştay Saldırısı´ ile ilgili olarak gözaltına alınan 8 kişi İstanbul Emniyeti´ne getirildi

04.01.2012 16:33 Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince yürütülen ´Danıştay saldırısında kamera kayıtlarının silinerek delillerin karartıldığı´ iddiasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alın 8 kişi İstanbul Emniyeti´ne getirildi.Soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar arasında, görüntüleri silerken kameraların tespit ettiği öne sürülen 2 kişinin de var. Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince yürütülen ´Danıştay saldırısında kamera kayıtlarının silinerek delillerin karartıldığı´ iddiasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar arasında, görüntüleri silerken kameraların tespit ettiği öne sürülen 2 kişinin de bulunduğu öğrenildi. Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılarından Muammer Akkaş´ın yürüttüğü soruşturma kapsamında Ankara ve İstanbul´da gözaltına alınan 9 kişinin emniyetteki işlemleri sürüyor. Bu arada, gözaltına alınanlar arasında Danıştay´ın güvenlik kameralarının kaydettiği görüntüleri silerken yine kameralar tarafından tespit edildikleri öne sürülen 2 kişinin de bulunduğu kaydedildi.

KAMERA GÖRÜNTÜLERİNDEKİ İKİ OYAK ÇALIŞANI DA GÖZALTINDA

Birinci ´Ergenekon´ davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ´3 Mayıs 2006 ile 17 Mayıs 2006 tarihleri arasında Danıştay binasının güvenliği ile ilgili kameraların arıza nedenlerinin, hangi tarihlerde OYAK savunma ve güvenlik şirketine bildirildiği, ayrıca bu tarihler dışında kameraların arıza yapıp yapmadığına´ ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırmıştı. TÜBİTAK´ta görevli bilirkişi Hayrettin Bahşi´nin güvenlik kameralarına ait görüntüleri inceleyerek hazırladığı ön rapor ve bilirkişi raporu mahkemeye gönderilmişti. ´Danıştay silinemeyenler´ klasöründeki 244 kamera kaydını inceleyen bilirkişi Hayrettin Bahşi´nin hazırladığı raporda, hard diskin 16 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay´dan OYAK firması tarafından geri alındığının tutanaklarda ifade edildiği belirtildi. Verilen DVD içerisinde, bu tarihten sonraki 22 Mayıs 2006 ve 6 Haziran 2006 tarihlerine ait kayıtların da bulunduğu ifade edilen raporda, 22 Mayıs 2006 tarihli kayıtların nasıl oluşturulduğu konusunda kanaate ulaşılamadığı kaydedildi. Bu tarihli kayıtlarda bir büro içerisinde kişilerin çalışmasıyla ilgili görüntülerin bulunduğu anlatılan raporda, firma tarafından iletilen DVD´deki dosyaların 6 Haziran 2006 tarihinde oluşturulduğu ya da kopyalandığının gözlemlendiği vurgulandı. Bu tarihle ilgili de DVD´de kamera kayıtlarının mevcut olduğu, ancak bu kayıtlarda görüntü bulunmadığı kaydedilerek, dolayısıyla firma tarafından o tarihte hard diskle bir işlem yapıldığı sonucuna varıldığı belirtildi. Bilirkişinin raporunda belirtildiği gibi 22 Mayıs 2006 tarihli 5 dakika 7 saniyelik görüntüde, bir büro içerisinde 2 kişinin çalıştığı görünüyor. Bu kişilerin çalıştığı yerin de OYAK savunma ve güvenlik şirketi olduğu öne sürülüyor.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ´3-17 Mayıs 2006 tarihleri arasında Danıştay binasının güvenliği ile ilgili kameraların arıza nedenlerinin, hangi tarihlerde OYAK Güvenlik şirketine bildirildiği, ayrıca bu tarihler dışında kameraların arıza yapıp yapmadığına´ ilişkin bilirkişi incelemesi istemişti. Rapor, mahkemenin 21 Nisan 2010 tarihindeki duruşmasında açıklandı. Naip hakimi Hüsnü Çalmuk tarafından atanan TÜBİTAK´ta görevli bilirkişi Hayrettin Bahşi´nin hazırladığı raporda, hard disklerin incelendiği, bunların Danıştay binasında kullanılan hard diskler ve hard diskte teknik bir bozukluk olup olmadığı, kayıtların orijinal ve içerisinde silinmiş veri bulunup bulunmadığı, varsa bu verilerin geri getirilmesinin mümkün olup olmadığının tespitinin yapıldığı kaydedilmişti. Raporda, yapılan incelemeler sonucunda, sonu 93 ile biten seri numaralı hard diskte silinmiş dosyalar olduğunun tespit edildiği vurgulanıyordu. Raporda, Silinmiş dosyaların önemli bir kısmı geri döndürülemez şekilde silinmiş olup, söz konusu dosyaların sadece isimlerine erişilmiştir. Silinmiş dosyaların çok büyük bir bölümünün 16 Mayıs 2006 tarihinde saat 19.47-19.50 tarihleri arasında silindiği ve bu silinmenin geri döndürülemez şekilde yapıldığı tespit edilmiştir.´ denilmişti. Mahkemenin naip hakimi Hüsnü Çalmuk, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu. Yapılan suç duyurusu üzerine soruşturma başlatılmıştı.

ŞÜPHELİLERE AĞIR SUÇLAMALAR

Soruşturma kapsamında dün 9 kişi gözaltına alındı. Saldırının gerçekleştirildiği dönemde OYAK Güvenlik´te genel müdür olan emekli Albay Orhan Çoban´ın, Danıştay binasındaki güvenlik kamera sistemine ait hard disklerin silinmesi ve saldırı günü kamera kaydı yapılamamasını sağladığı ileri sürülüyor. OYAK Güvenlik Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Tarık Özyılmaz ise saldırı ile ilgili bilgi notlarının imha edilmesiyle suçlanıyor. OYAK Elektronik Güvenlik Sistemleri Müdürü Yavuz Selim Kavaklıoğlu da Çoban ve Özyılmaz ile birlikte Danıştay binasındaki güvenlik kamera sistemine ait hard disklerin silinmesi ve saldırı günü kamera kaydı yapılamamasını sağlamakla suçlanıyor. Gözaltına alınan bir diğer isim OYAK Savunma ve Güvenlik Sistemleri Şirketi Bilgi İşlem Müdürü Barış Demirtaş. Danıştay binasına ait olay gününe ait görüntülerin silinmesinde sorumluluğu ileri sürülüyor. Mahkemeye gönderilen kamera kayıtları ve hard diskler üzerinde değişiklikler yaptığı, bu şekilde delilleri kararttığı iddialar arasında. OYAK Montaj ve Bakım Teknisyeni Murat Ünal´ın ise Danıştay binasında hard diskleri sökenlerden biri olduğu aktarılıyor. Serkan Akyıldız, Danıştay saldırısından bir gün önce binasında hard diskleri herhangi bir gerekçe belirtmeden sökmekle suçlanıyor. OYAK Savunma ve Güvenlik Sistemleri Şirketi´nde montaj bakım şefi Metin Almalı´ya yöneltilen suçlama ise saldırı günü yeni bir hard diskin takılması ve saldırının karartılması için kamera kayıtlarının silinmesi. Murat Kablan da saldırı sonrası yeni hard disklerin takılmasında görev almakla suçlanıyor.

ÖRGÜTLÜ DELİL KARARTMA

Sabah saatlerinde başlayan arama ve gözaltılara yönelik operasyonların, Danıştay Saldırısı´nda örgütlü şekilde suç delillerinin karartılması, özel hayatın gizliliğinin ihlali ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlamalarıyla yapıldığı belirtildi. Danıştay saldırısının ardından OYAK´a ait güvenlik kamera görüntüleri silindiği için ulaşılamamıştı. Operasyonda Danıştay´da görev yapan OYAK mühendisinin odasında da arama yapıldığı öğrenildi. TÜBİTAK´ın 2010 yılında hazırladığı raporda Danıştay saldırısına ait güvenlik kamera kayıtlarının silindiği belirtilmişti. Bu rapor üzerine soruşturma başlatan özel yetkili savcılık dün sabah düğmeye bastı. TÜBİTAK´ın raporunun ardından İstanbul Özel Yetkili Savcılığı da 19 Ocak 2010´da soruşturma başlatmıştı.

TÜBİTAK: GÖRÜNTÜLER SİLİNMİŞ

Danıştay saldırganı Alparslan Arslan´ın 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay 2. Dairesi´ne yaptığı silahlı saldırıda ikinci Daire Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin ölmüş, aralarında Daire Başkanı Mustafa Birden´in de yer aldığı 4 üye de yaralanmıştı. Saldırı sonrası kaçmaya çalışan Alparslan Arslan görevliler tarafından yakalanmıştı. Olayla ilgili güvenlik kameralarının o saatte çalışmadığı iddia edilmiş daha sonra TÜBİTAK´ta yapılan incelemelerde kayıtların silindiği ortaya çıkmıştı.

Danıştay binasında 8 kamera bulunduğu anlatılan TÜBİTAK raporunda, 8 kameranın görüntü alanlarına yer verilirken, geri döndürülemez şekilde silinmiş olarak bulunan söz konusu dosyaların silinme tarihleri ve silinme zamanlarının da 00.00.00 ve 00.00.00 olarak tespit edildiği anlatılmıştı. Raporda, Bu işlem, bilinçli bir silme olabileceği ve silme tarihlerini de saklamaya yönelik olabileceği değerlendirilmektedir.´ ifadeleri kullanılmıştı. Firma tarafından iletilen DVD´deki dosyaların, 6 Haziran 2006´da oluşturulduğu ya da kopyalandığı vurgulanan raporda, Bu tarihle ilgili de DVD´de kamera kayıtları mevcuttur ama bu kayıtlar içerisinde görüntü bulunmamaktadır. Dolayısıyla firma tarafından o tarihte hard diskle bir işlem yapıldığı sonucuna varılmıştır.´ denilmişti. 17 Mayıs 2006 gerçekleştirilen saldırıda Danıştay 2. Dairesi´nin üyelerinden Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetmiş, 4 üye ise yaralanmıştı. Tetikçi, saldırıyı, ilgili dairenin ´başörtüsü´ kararı üzerine gerçekleştirdiğini ileri sürmüştü.

OYAK: DEVLETİ KORUMAK AYIP DEĞİL GÜNAH DEĞİL!

OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy´un, Danıştay saldırısında kameraların karartıldığı iddialarında adının geçmesinden şikayetçi olan MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´na, Devleti korumak ayıp değil dediği dinlemeye takılmıştı. Odatv Soruşturmasının ek delil klasörlerinde geçen ilginç ayrıntıda, Danıştay saldırısı sırasında kayıt yapmayan kameralarla gündeme gelen OYAK Güvenlik´in Genel Müdür Yardımcısı Emekli Albay Orhan Çoban ile ilgili bulguların yanı sıra Mit Dış Operasyonlar Daire Başkanı Kaşif Kozinoğlu ve OYAK Genel Müdürü Şerif Coşkun Ulusoy arasındaki konuşmalar da dikkat çekiyor. Kozinoğlu ile Ulusoy arasında geçen bir konuşmada, Ergenekon örgütünün eylemlerinden biri olduğu iddia edilen Danıştay saldırısıyla ilgili, özellikle OYAK Güvenlik´in Genel Müdür Yardımcısı emekli Albay Orhan Çoban hakkında yapılan olumsuz haberler tartışılıyor. Çoban ile birlikte MİT´te ve Özel Kuvvetler Komutanlığı´nda birlikte çalışan Kozinoğlu´nun da bu haberlerde anıldığını söyleyen Ulusoy konuşmasında, Bazı yazı çiziler çıkıyor onlara da moralinizi bozmayın diyor. Kozinoğlu´nun, Bugün çıktı mı efendim? diye sorması üzerine Ulusoy, Hayır yani. Orhan´la ilgili falan çıkarken hani araya sokuyorlar yanıtını veriyor. Kozinoğlu da Her zaman yapıyorlar efendim diyor. Ulusoy ise Ya s.. et. Boşver. İt ürür kervan yürür. Devleti korumak ayıp değil günah değil karşılığını veriyor.

BİLİRKİŞİ RAPORU

Danıştay davasının görüldüğü İstanbul 13.Ağır Ceza mahkemesi tarafından tayin edilen bilirkişi Hayretdin Bahşi tarafından düzenlenen raporda ise, harddisklere ilişkin şu tespitlerde bulunuldu:

Harddisklerden kayıtlar saldırıdan önceki gün silindi

-Silinmiş dosyaların çok büyük bir bölümünün 16.05.2006 tarihinde saat 19.47-19.50 tarihleri arasında silindiği ve bu silinmenin geri döndürülemez şekilde yapıldığı tespit edilmiştir.

16 Mayıs´ta Danıştay´dan alınan kameralarda sonraki günlerin kayıtları da bulundu

-Hardiskin 16.05.2006 tarihinde Danıştay´dan firma tarafından geri alındığı tutanaklarda ifade edilmiştir. Verilen DVD içerisinde bu tarihten sonraki tarihler olan 22.05.2006 ve 06.06.2006 günlerine ait de kayıtlar bulunmuştur.

-15.05.2006 ve 16.05.2006 tarihli günler dışında her güne ait her kamera için en az bir kayıt olduğu ( Ama o günler için kayıt yok)

-15.05.2006 tarihli gün için 1,2,3,4,5,7 nolu kameralara ve 16.05.2006 tarihli gün için ise 1,4,5,8 nolu kameralara ait herhangi bir dosya yer almamaktadır. Ayrıca bu tarihlere ait olan kameralara ait herhangi bir dosya yer almamaktadır. Ayrıca bu tarihlere ait olan kayıtlar içerisinde de bir görüntü mevcut değildir. Danıştay binasında 8 kamera bulunmaktadır.

-DVD içerisinde olan 16.05.2006 tarihine ait Camera 2-D, Camera 3-D, Camera 6-D, Camera 7-D isimli dosyalarla aynı isimli dosyalar harddiskte geri getirilmeyecek şekilde silinmiş olarak bulunmuştur.

Arslan´ın tatbikat görüntüleri

Alparslan Arslan, 16 Nisan 2006 saat 16.00´da Danıştay saldırısı için tatbikat yapıyor. Oyak Güvenlik, tatbikat sonrası hemen kamera sistemlerini arızalı diye söküyor, 17 Nisan 2006´da saat 17.00´de saldırı gerçekleşiyor. Saldırıdan 3 saat sonra güvenlik sistemleri yeniden yerleştiriliyor. TÜBİTAK görüntülerini inceliyor ve Alparslan Arslan´ın tatbikat yaparken kayda alınan ve silinen görüntülerin bir kısmını kurtarmayı başarıyor.

KAMERALAR GİBİ DAVA DA KARARTILDI: Biri emretmiş biri planlamış biri vurmuş biri karartmış biri de örtmüş

Danıştay saldırısının davası Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görüldü. Ankara´daki mahkemenin kararını eksik bulan Yargıtay, dosyanın fiilî ve hukukî irtibatı olduğu gerekçesiyle Ergenekon´la birleştirilmesine hükmetti. İstanbul 13. Ağır Ceza´nın derinleştirdiği soruşturmada, Ankara´daki yerel mahkemenin, 3 yıllık dönemde, kamera görüntülerinin silindiği iddialarına yönelik işlem yapmadığı ortaya çıktı.

OYAK, saldırıdan 1 gün önce kameralara el koymuştu

Danıştay saldırısı 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleştirildi. Avukat Alparslan Arslan, Danıştay 2. Dairesi üyelerine kurşun yağdırdı. Saldırıyı ise ilgili dairenin ´başörtüsü´ kararına kızarak gerçekleştirdiğini savundu. Danıştay 2. Dairesi, söz konusu kararında ´başörtülü anaokulu öğretmeninin müdür olarak atanamayacağına´ hükmetmişti. Dava Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görüldü. Mahkeme 14 Şubat 2008 tarihinde, Alparslan Arslan hakkında 2, diğer tutuklu sanıklar hakkında birer kez müebbet hapis kararı verdi. Saldırının Ergenekon terör örgütüyle bağlantısı olmadığına hükmedildi.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 16 Aralık 2008´de 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nin kararını bozdu. Ve davanın hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesiyle Ergenekon davası ile birleştirilmesine karar verdi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Danıştay soruşturmasını adeta yeniden başlattı. Saldırıya uğrayan üyeleri ifadeye çağırdı. Ankara´daki mahkeme, söz konusu saldırıda yaralanan üyeleri dinlemeye bile gerek görmemişti. Olayın ardından görüntüleri incelemek isteyen polis, hiç çekim yapılmadığını tespit etti. Bunun üzerine Ankara 11. Ağır Ceza, OYAK´tan görüntüleri istedi. Firma, ´kameraların bozuk´ olduğu gerekçesiyle görüntüleri vermedi. OYAK Güvenlik, saldırıdan bir gün önce kameraları ´bozuk´ olduğu gerekçesiyle sökmüştü.

Başkanlığını Orhan Karadeniz´in yaptığı Ankara´daki mahkeme bu cevapla yetindi ancak İstanbul 13. Ağır Ceza soruşturmayı derinleştirdi. Mahkemenin talebiyle hazırlanan TÜBİTAK raporu, kameraların bozuk olduğu iddiasını yerle bir etti. Rapora göre görüntülerin önemli bir kısmı silinmişti. Çoğu silme işlemi geri döndürülemez şekilde yapılmıştı. Ayrıca hard diskte teknik bir bozukluk da olmadığı tespit edildi. Söz konusu raporun açıklanmasının ardından gözler Ankara´daki mahkemeye çevrildi. Danıştay davasını karara bağladıktan kısa bir süre sonra emekli olan Orhan Karadeniz, kendisini şöyle savundu: Güvenlik şirketi mahkemeye ´kameralar bozuktu, kayıtta değildi´ diye bir yazı gönderdi. Arslan yakalandığı için kayıtların üzerinde durmadık. ( Yenişafak, Zaman)

(04 Ocak 2012, 10:23)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Danıştay saldırısında 9 gözaltı

Danıştay´ın silinen kayıtlarına soruşturma başlatılmış

Flaş!!! Danıştay kayıtlarına suç duyurusu

Flaş!!! TÜBİTAK: Kayıtlar silinmiş, bir kısmını kurtardık

Danıştay´ın kameralarına bakan OYAK Güvenlik´le ilgili tüm manşetlerimiz

Mahkeme tüm ayrıntılara iniyor: Orduevi kameraları da incelenecek

Flaş!!! Sıhhiye kameraları da karartılmış

Biri emretmiş biri planlamış biri vurmuş biri karartmış biri de örtmüş

Ergenekon´un kökleri ve Menemen

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

İşte adım adım Danıştay saldırısı

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

Ankara´daki Danıştay davasında skandal

Danıştay, 11. Ağır Ceza´ya uzanabilir

Danıştay hakiminden skandal sözler

´Danıştay kararında vicdanım hala rahat´

Danıştay hakimi: Görüntüleri istememişlerse ben ne yapayım?

Birden niçin susuyor?

O gün çok konuşan hatta tekbir getirtenler(!) şimdi suskun

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4057    yazdır/print


 

Odatv davasında 6. duruşma

Odatv davasında 6. duruşma İstanbul´da Çağlayan Adliyesi´nde görülüyor. Duruşma tutuklu sanık Barış Terkoğlu´nun savunma yapmasıyla devam ediyor.

03.01.2012 11:57 Ergenekon soruşturması kapsamında aralarında Nedim Şener, Ahmet Şık ve Soner Yalçın´ın da bulunduğu 12´si tutuklu 14 sanık hakkında açılan Odatv davasının 6. duruşması görülmeye başladı. Duruşma, tutuklu sanık Soner Yalçın´ın avukatının savunmasıyla devam etti.İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Prof. Dr Yalçın Küçük, eski emniyet müdürü Hanefi Avcı, gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Soner Yalçın, Şükrü Doğan Yurdakul, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Muhammet Sait Çakır, Coşkun Musluk, Müyesser Uğur ile tutuksuz sanıklar Ahmet Mümtaz İdil ve İklim Ayfer Kaleli katıldı. Davanın sanıkları arasında yer alan Kâşif Kozinoğlu ise tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevinde 12 Kasım´da rahatsızlanmış ve daha sonra hayatını kaybetmişti. Duruşmayı izleyenler arasında CHP milletvekili İlhan Cihaner´de yer aldı.

Bir önceki celsede savunması yarım kalan Soner Yalçın´ın avukatı Hüseyin Ersöz savunmasını tamamlamak için söz aldı. Avukat Ersöz, soruşturma kapsamında yapılan aramalarda bazı bilgisayarlardan ele geçirilen dijital belgeler hakkında değişik üniversiteler tarafından hazırlanan bilirkişi raporlarını mahkemeye sundu. Raporların içeriğine değinen avukat Ersöz, ´raporlar ile tespit edildiği üzere bilgisayar korsanlığı ürünü olan hukuka aykırı bu dokümanlara dayanarak, müvekkillerimizin hürriyetlerinin kısıtlanması mümkün değildir. Eğer, mahkemeler bu evrakları gerçek gibi kabul ederse, manzara salondaki gibi olur´ dedi.

Ersöz, sanıklardan elde edilen söz konusu dijital dokümanların hiçbir çıktısının bile alınmadığını ve kullanıcılar tarafından hiçbir erişimin olmadığını ifade ederek, bu dokümanların bilgisayarda silinmiş olarak bulunduğunu belirtti. Siber Suçların Türkiye´de çok iyi bilinmediğini ifade eden Ersöz, bu konuda doğru kararın verilebilmesi için Türk hukukunun da adli bilişim uzmanlarına ihtiyacı olduğunu söyledi.

Savunmasını tamamlayan avukat Hüseyin Ersöz´ün ardından duruşma, tutuklu sanık Barış Terkoğlu´nun savunmasıyla devam ediyor. (AA)

Odatv Hâkimi: Sansür uygulamıyoruz

03.01.2012 13:55 Odatv davasının görüldüğü İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mehmet Ekinci, duruşmada sansür uygulandığı iddialarına cevap verdi. Başkan Ekinci, sağlıklı bir duruşma yapılabilmesi amacıyla bazı yasaklar getirdiklerini ancak sansür uygulanmadığını söyledi.Mahkeme Başkanı Ekinci, sosyal medyada yapılan yorumlara atıfta bulunarak, Duruşmada telefonla konuşulmasın dedik. Adımız ´Sansürcü Başkan´a çıktı. Twitter yasaklanmış diye haberler çıktı. Biz buradaki yasakları sağlıklı bir duruşma görülmesi için uyguluyoruz. Cep telefonlarından kayıt yapılabiliyor. O yüzden buna izin vermedik. Teknolojinin geldiği yer bellidir. O yüzden twit atmak gibi uygulamaları yasaklamak söz konusu değildir. Bizim amacımız savunmaları sağlıklı olarak almaktır. diye konuştu.

Tutuklu sanık Barış Terkoğlu´nun savunmasını yaptığı sırada Başkan Ekinci´nin cep telefonu çaldı. Sanık Terkoğlu savunmasını keserek Lütfen telefonları kapatalım. dedi. Bunun üzerine Başkan Ekinci, Kusura bakmayın unutmuşum. dedi.

Bir önceki oturumda yaşanan yemek tartışması tekrar gündeme geldi. Tutuklu sanık Ahmet Şık, tüm tutuklular adına konuştuğunu söyleyerek yemeklerin iyi olmadığını belirtti. Başkan Ekinci ise bu konuda gerekli uyarıların yapıldığını ve Silivri Cezaevi Savcılığı konuştuklarını hatırlattı. Sanık yakınlarının yemek vermesinin güvenlik açısından uygun olmadığını yineleyen Başkan Ekinci, Yapabileceğimiz daha başka bir şey yok. Yakınlarınızın yemek vermesi güvenli açısından uygun değil. Biliyorsunuz cezaevinde 1 kişi öldü. Herhalde biz bu yemek sorununa çözüm bulamayacağız. Ama burada yemekler iyi. Yemekhaneden yemekleri temin edebiliriz. Bunun için girişim yapabiliriz. Siz bu yemek konusunu buradan çıktıktan sonra gazeteci olarak yazarsınız. ifadelerini kullandı. ( Cihan)

BARIŞ TERKOĞLU´NUN SAVUNMASI

´Oda TV´de yayınlanan tüm haberleri sahipleniyorum´

03.01.2012 - 14:24 Ergenekon soruşturması kapsamında görülen Oda TV davasında tutuklu sanık Barış Terkoğlu savunma yaptı. Terkoğlu savunmasında, Oda TV´de yayınlanan tüm haberleri sahipleniyorum. dedi.İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen duruşmada Oda TV Haber Müdürü tutuklu sanık Barış Terkoğlu savunma yaptı. Oda TV haber müdürü olduğunu belirten Terkoğlu, diğer sanıklarla örgütsel ya da hiyerarşik bir ilişkisinin olmadığını aksine aralarında eşit bir ilişki olduğunu anlattı. Birbirlerine talimat vermediklerini ifade eden Terkoğlu, Eleştiride ya da tavsiyelerde bulunuruz. Bunları da telefon konuşmalarından açıkça görebilirsiniz. dedi.

Oda TV´de yayınlanan tüm haberleri sahiplendiğini kaydeden sanık Terkoğlu, Haberlerin bir kısmını bizzat ben kaleme aldığım gibi bir kısmını da haber müdürü olarak yayına hazırlayan kişiyim. Burada kullandığım kıstas öncelikle içerik açısından doğruluğu, ardından hakaret, şiddete çağırma, ırkçılık ve ayrımcılık taşıyan ifadeler içermemesidir. Ben bu haberlere emek veren gazeteci olarak kendi yazmadıklarım da dahil hepsine sahip çıkıyorum. Hiçbir suç unsuru taşımadıklarını düşünüyorum. şeklinde konuştu.

Oda TV7de yayınlanan ve savcılığın suç olarak gördüğü haberlerinin neredeyse tamamını yazan kişinin kendisi olduğunu belirten Terkoğlu, Bana ait ek klasörleri inceleyerek, telefon konuşmalarını okuyarak görebilirsiniz. Haberlerimin kaynağı iddianame ve eklerinden, sanık savunmalarından, davaları takip ederek aldığım notlardan, dava dosyasına giren rapor ve belgelerden ve sanık avukatlarının yaptığı talep ve başvurulardan oluşuyor. diye konuştu. ( Cihan)

Oda TV sanığı Barış Terkoğlu savunmasını tamamladı

03.01.2012 19:27 Ergenekon soruşturması kapsamında açılan Oda TV davasında tutuklu sanık Barış Terkoğlu savunmasını tamamladı.İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen duruşmada sanık Barış Terkoğlu, Oda TV haber müdürü olarak hem kendi yazılarını hem de diğer Oda TV yazarlarının yazdıklarına sahip çıktı. Bu tür davalarda eleştirel gazeteciliğin yasaklandığını savunan Terkoğlu, Ben ve eminim ki biz doğru olduğuna inandığımız şeyleri yazdık. Eğer bugün buradan çıksam oturup aynısını yazacağım. 100 yıl hapiste kalsam, çıktığım gün aynı fikirlerde ısrar edeceğim. dedi.

Sanık Terkoğlu, iddianamede Devrimci Karargah örgütü (DKÖ) davası sanıklarından Ulaş Bayraktar´ın cep telefonu numarasının kendi rehberinde bulunduğunu hatırlatarak, ´Savcılar artık karar versin, ben hangi örgütün üyesiyim. Ergenekon mu? PKK mı? Devrimci Karargah mı? Ulaş Bayraktar benim sınıf arkadaşımdır. Savcılık sorgusunda bu sorulsaydı söylerdim, ama sorulmadı. Ben Ulaş Bayraktar´ın böyle bir örgüte üye olmadığına eminim. Nitekim mahkemede serbest bıraktı´ diye konuştu.

Kendisi ve diğer tutuklu sanıkların tahliyesini talep eden sanık Terkoğlu, savunması tamamlanmadı. Duruşma yarına ertelendi. ( Cihan)

Ceza istemleri

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince hazırlanan iddianamede, Yalçın Küçük´ün ´silahlı örgüt kurmak ve yönetmek´, ´kaos ortamı oluşturmak amacıyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin ekmek´, ´yasaklanan bilgileri temin etmek´, ´adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek´ suçlarından ve ´örgüt yöneticisi sıfatıyla diğer şüphelilerin işlemiş olduğu özel hayatın gizliliğini ihlal etmek´ suçundan 21 yıldan 43 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Soner Yalçın´ın ´silahlı örgüte üye olmak´, ´kaos ortamı oluşturmak amacıyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmek´, ´yasaklanan bilgileri temin etmek´, ´adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek´, ´özel hayatın gizliğini ihlal etmek´ ve ´kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek´ suçlarından 14 ile 36,5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, gazeteci Ahmet Şık ile eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın ´silahlı örgüte yardım etmek´ suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

Kaşif Kozinoğlu´nun ´silahlı örgüte üye olmak´, ´devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmek´ ve ´yasaklanan bilgileri temin etmek´ suçlarından 11,5 yıldan 26 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, Nedim Şener´in de ´silahlı örgüte yardım etmek´ suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması öngörülüyor.

İddianamede, diğer sanıkların da benzer suçlara ilişkin olarak 7,5 ila 23 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılması isteniyor.

(03 Ocak 2012, 11:57)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ODATV İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

Kontrgerilla Medyası

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Flaş!!! Odatv´ye 2. baskın

Flaş!!! Odatv´ye baskın

Virüs adı: Oda.. Hedefi: Ergenekon´u bozmak

Ergenekon medyası ´karanlık oda´da yapılandırıldı

Sabah Akşam ´Karanlık Oda´yı aydınlattı

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4053    yazdır/print


 

Görüntülenen: 21 - 40 (Toplam 93)  |  Önceki 20 | Sonraki 20 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden aynı şekilde kopyalama yapılmış. Bizi beylik tabancasıyla vursaydınız, bu sitedeki kopyalamayla vurmasaydınız..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Şok plan: HSYK bunu yapacak

26.07.2014 11:54 HSYK'dan önceki gün gelen şok tehdit hayata geçirildi. HSYK 3. Dairesi, Bolu Savcısı Zekeriya Öz hakkında, Twitter'da kullandığı hesap üzerinden 'Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sonunun Kaddafi ve Saddam gibi olacağını' ima..
Tamamı 26.07.2014

İsrail Gazze'den, paralel buradan

25.07.2014 10:31 Paralel yapı mensuplarından Hakkari eski Emniyet Müdürü Tufan Ergüder şok açıklamalar yaptı. Selam-Tevhid örgütü iddiasıyla masum insanları dinledikleri suçlamasıyla gözaltına alınan polis arkadaşlarını savundu. Bugün ..
Tamamı 25.07.2014

İşte F-tipi kumpasın delilleri

23.07.2014 17:25 Türkiye önceki gün; Ergenekon, Balyoz, KCK, ÇHD ve Devrimci Karargah gibi çok yakın geçmişin ünlü soruşturmalarını yürüten polis şeflerinin kelepçelenerek gözaltına alındığı bir sabaha uyandı. 25 ilde toplam 99 polis ş..
Tamamı 23.07.2014

Flaş!!! Paralel polislere operasyon

22.07.2014 10:12 İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nin yönetiminde İstanbul merkezli olmak üzere 22 ilde paralel yapıya karşı büyük bir operasyon başlatıldı. Biri "Selam Tevhid örgütü soruşturmasında kumpas", diğeri ise "'yasadışı dinle..
Tamamı 22.07.2014

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

23.06.2014 20:31 Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde 2007'de biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazları kesilerek öldürülmesine ilişkin davaya 93. duruşmayla devam edildi. Duruşmaya, bir süre önce cezaevinden tahliye edilen Ergenekon hükümlüsü..
Tamamı 23.06.2014

Flaş!!! 12 Eylül müebbetle bitti

18.06.2014 12:57 12 Eylül davasında önemli gelişme.. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan Özdabakaoğlu, "sanıkların, darbeyi yapmaya yaklaşık 1 yıl kadar önce karar verdiklerinin ve darbenin ..
Tamamı 18.06.2014

Gülen soruşturması büyüyor

29.05.2014 14:12 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fethullah Gülen hakkında yürütülen soruşturmanın derinleştirildiği öğrenildi. Soruşturmayı yürüten Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu Savcılığı, Gülen'in geçmişe yönel..
Tamamı 29.05.2014

Flaş!!! Paralel örgütün adı: PDY

28.05.2014 11:02 Dicle Üniversitesi'nde paralel yapılanma iddialarını araştıran Diyarbakır Başsavcılığı, örgütün adını "Paralel Devlet Yapılanması" (PDY) olarak koydu. Aralarında rektör Ayşegül Jale Saraç'ın da bulunduğu 9 öğretim üyes..
Tamamı 28.05.2014

Taraf-Baransu'ya 52 yıl şoku!

22.05.2014 17:31 Taraf gazetesi ile muhabir Baransu'ya şok dava.. "Gülen'i Bitirme Kararı 2004'te MGK'da Alındı" haberi için açılan savcılık soruşturması tamamlandı. Mehmet Baransu ve gazetenin Sorumlu Yazı işleri Müdürü hakkında 52'şe..
Tamamı 22.05.2014

Gülen'e 3 soruşturma daha

02.05.2014 11:29 Fetullah Gülen hakkında, 'dini kullanarak dolandırıcılık' ve 'örgüt kurma' suçlarından dolayı İstanbul'da üç soruşturma yürütüldüğü ileri sürüldü. Gülen hakkında Ankara'da 'darbe girişimi' suçlamasını da içeren bir sor..
Tamamı 02.05.2014

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.03.2014

Paralel yargı: Direneceğiz!

15.02.2014 15:41 Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı. Ankara'daki hakim ve savcılara d..
Tamamı 15.02.2014

Flaş!!! Taraf´a paralel soruşturma

05.02.2014 12:59 Taraf gazetesine şok!.. Adalet Platformu ile Abdullah Harun'un suç duyuruları üzerine harekete geçen savcılık, Taraf gazetesi sorumlularına, muhabir Mehmet Baransu ve gazeteci Emre Uslu'ya paralel yapılanma ile bağlant..
Tamamı 05.02.2014

Paralel soruşturma endişeli başladı

31.01.2014 17:03 İstanbul'da flaş gelişme.. Hükümet'in 17 Aralık operasyonu sonrasında sıkça dile getirdiği 'paralel devlet' ve örgüt' iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 ve 25 Aralık operasyonunu ..
Tamamı 31.01.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fethullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması sur..
Tamamı 27.01.2014

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
9.706.654